İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

150 - 154.ayetler

 

Musa (a.s)'ın Tur'dan Dönüşü:

 

150. Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce; "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Kardeşi: ''Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi.

151. Musa da, "Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!" dedi.

 

Tefsiri:

 

Musa'nın (a.s) Rabbine münacattan öfkeli ve üzgün olarak döndüğünü bildiriyor. Ebu Derda: Esef (mealde: üzgün) şiddetli gazap demektir, der. "benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız!" Ben sizi bırakıp gittikten sonra buzağıya tapınmakla ne kötü bir iş yaptınız! "Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" Size gelmem Allah (c.c) tarafından takdir edilmişken o hususta acele davrandınız. "Tevrat levhalarını yere attı." Kimine göre levhalar zümrütten, kimine göre yakuttan, kimine göre ise dolu tanelerindendi.

 

 

[3164] Bu ayette, şu hadiste ifade edilen manaya delalet vardır: "Haber bizzat karşılaşıp görmek gibi değildir. "

 

Sonra, cümlenin akışına bakılacak olursa Musa (a.s) levhaları kavmine öfkesinden dolayı atmıştır. Bu selefi ve halefiyle alimlerin büyük çoğunluğunun görüşüdür. Taberi ise bu konuda Katade'den, senedi sahih olmayan, Katade'nin kendi naklinden başka bir şeyolmayan garip bir söz nakletmiştir. Nitekim bunu İbn Atiyye ve bir çok alim reddetmiştir. Gerçekten de reddedilmeye layıktır. Sanki Katade onu bazı kitap ehlinden almıştır. Senedinde yalancılar, hadis uydurucuları, iftiracılar ve zındıklar vardır.

 

"Ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı." Bunu, onun, İsrailoğulları'nı bundan men etmede gevşek davrandığından endişe ederek yapmıştır. Nitekim başka bir yerde şöyle buyurulmuştur: "(Musa, döndüğünde) dedi ki: Ey Harun! bunların dalalete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleğen ne oldu. (Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime asi mi oldun? (Harun:) Eyannemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: 'İsrailoğulları'nın arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!' demenden korktum." (Ta-ha., 9!-94) Yüce Allah burada şöyle buyuruyor: "Kardeşi: 'Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!' dedi." Yani, beni onlarla bir tutma, onlara katma. Harun (a.s) ''Anam oğlu!" ifadesini onun şefkatini daha çok celbetmek ve daha etkili olmasını sağlamak için kullanmıştır. Yoksa zaten Musa (a.s) onun ana baba bir öz kardeşidir. Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyurur: "Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah'tır. Şu halde bana uyun uz ve emrime itaat ediniz." (TaM, 90) İşte Musa (a.s) Harun'un bunda suçsuz olduğundan emin olunca şöyle demiştir: "Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! "

 

 

[3165] İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: ''Allah Musa (a.s)'a rahmet etsin. Gözle görülen şey haber verilen gibi değildir. Rabbi ona kavminin kendisinden sonra saptığını haber verdi de levhaları atmadı. Onları görüp yüz yüze gelince levhaları attı. "

 

 

 

152. Buzağıyı ilah edinenler var ya, işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

153. Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe ve ıman edenlere gelince, şüphesiz ki Rabb'in ondan sonra elbette bağışlayan ve merhamet edendir.

 

Tefsiri:

 

İsrailoğulları'na Rabb'lerinden erişen gazap, "onların tevbelerini birbirlerini öldürmedikçe kabul etmeye ce ği hükmü" dür. Nitekim Bakara suresinde geçtiği gibi Allah (c.c) onlara şöyle emretmiştir: "Musa kavmine demişti ki:

Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur." (Bakara, 54) Bunun ardından verdiği zillet ise Allah'ın (c.c) onlara musallat ettiği dünya hayatındaki zillet ve horluktur.

 

"Biz iftiracıları böyle cezalandırırız. " Bu, hurafe uyduran herkese ulaşır.

Çünkü bidatın ve risalet karşıtlığının zilleti onun böğründeki kalbiyle bitişiktir. Nitekim Hasan-ı Basri şöyle der: "Bidatin zilleti onların omuzlarındadır. Katırlar onları hızlı ve güzelce taşısa, arık atlar onları tık tık yaparak gezdirse de zillet onların omuzlarındadır." Eyyub Sahtiyani'nin naklettiğine göre Ebu Kılabe el-Cermi "Biz iftiracıları böyle cezalandırırız. " buyruğunu okuyup şöyle demiştir: "Vallahi bu kıyamet gününe kadar her iftiracı için geçerlidir." Süfyan b. Uyeyne der ki: Her bidatçi zelildir.

 

Yüce Allah daha sonra kullarına, küfür, şirk, nifak ve ümmette ayrılıkçılık yapma bile olsa, kulunun tevbesini kabul edeceğine dikkat çekmiş ve onları buna teşvik etmiştir. O yüzden bu kıssanın sonunda şöyle buyurmuştur: "Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe ve ıman edenlere gelince, şüphesiz ki Rabb'in ondan sonra elbette bağışlayan ve merhamet edendir." Yani: Ey Muhammed! Ey rahmet Peygamberi ve eyaydınlığın Nebisi " ... şüphesiz ki Rabb'in ondan sonra" yani o fiillerinden sonra (o fiili yapmış oldukları halde) "elbette bağışlayan ve merhamet edendir." İbn Ebi Hatim, Alkame'den şöyle nakleder: İbn Mes'ud (r.a.)'a bir kadınla zina eden, sonra onunla evlenen adam soruldu. İbn Mes'ud (r.a.) "Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe ve ıman edenlere gelince, şüphesiz ki Rabb'in ondan sonra elbette bağışlayan ve merhamet edendir." ayetini okudu. İbn Mes'ud bunu on defa tekrarladı ve onu ne emretti ne de nehyetti.

 

 

 

154. Musa'nın öfkesi dinince, levhaları aldı. Levhalardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Musa'nın öfkesi" yani kavmine olan öfkesi "dinince" yani Musa (a.s) sakinleşince "levhaları aldı." Yani, Allah için hamaset ve öfkesinin etkisiyle, kavminin buzağıya tapmalarına Allah için ciddi şekilde öfkelenip attığı levhaları aldı. "Levhalardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı. " Bir çok müfessir: Bu levhalar Musa (a.s) attığında kırıldılar. Musa (a.s) sonra onları topladı, demişlerdir. O yüzden seleften bir zat: "Onlardan hidayet ve rahmet olanlarını buldu. Detaylı açıklamalar ise kayboldu. İddia ettiklerine göre bu parçalar İslam Devleti'ne kadar İsrailoğulları'nın hükümdarlarının hazinelerinde hep vardı. Bunun doğruluğunu Allah daha iyi bilir. Allah (c.c) Musa (a.s)'ın levhaları attıktan sonra aldığında onda hidayet ve rahmet bulduğunu bildirmişken, Cennet cevherlerinden olan levhaların Musa (a.s) attığında kırıldığının kesin delili nedir?

 

"....." (Rablerinden korkanlar) ifadesinde Rehbe fiiline "boyun eğme" manası verilmiş, o yüzden de lam harfi ile müteaddi yapılmıştır.

Katade "levhaları aldı." buyruğu hakkında şöyle der: Musa (a.s) "Rabbim! Ben levhalarda iyiliği emredip kötülükten sakındıran, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet görüyorum. Onları benim ümmetim kıl." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim, levhalarda en son yaratılan ve Cennete ilk girecek olan bir ümmet görüyorum. Rabbim, onları benim ümmetim !." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim, levhalarda ilahi kitapları kalplerinde olup ezberden okuyan bir ümmet görüyorum. Oysa onlardan öncekiler kitaplarını bakarak okurlar ve kitapları önlerinden kaldırıldığında ezberlerinde ondan hiçbir kalmaz ve ondakileri bilemezlerdi. -Katade burada: Ey ümmet, şüphesiz Allah size ezberde, başka hiçbir ümmete vermediğini verdi, dedi- Rabbim, onları benim ümmetim !." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda hem ilk kitaba hem son kitaba iman eden sapık gruplarla savaşan, nihayet yalancı ve tek gözlü (Deccal) ile savaşacak olan bir ümmet görüyorum. Rabbim, onları benim ümmetim ...... dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda sadakaları mideleriyle yiyen, üstelik ondan dolayı sevap alan bir ümmet görüyorum. Onlardan önceki ümmetlerde ise kişi (Allah'a sunduğu) sadakayı verir (bir yere koyar), kendisinden kabul edilirse Allah (c.c) bir ateş gönderir ve ateş onu yakıp bitirirdi. Reddedilirse bırakılır ve onu vahşi hayvanlar ve kuşlar yerdi. Allah ise sizin sadakalarınızı zenginlerinizden alıp fakirlerinize vermiştir. Musa Rabbim, onları benim ümmetim kıl" dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda öyle bir ümmet görüyorum ki onlardan biri bir iyiliğe niyetlenir sonra yapmazsa ona bir sevap yazılıyor, yaparsa 10'dan 700 katına kadar sevap yazılıyormuş. Rabbim, onları benim ümmetim kıl." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda öyle bir ümmet görüyorum ki onlardan biri bir kötülüğe niyetlense, onu işlemedikçe kendisine günah yazılmıyor, işlediğinde ise bir günah yazılıyormuş. Onları benim ümmetim kıl." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu.

 

Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda davete icabet eden ve duası kabul olunan bir ümmet görüyorum. Rabbim! onları benim ümmetim kıL." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Musa (a.s): Rabbim ben levhalarda şefaatçı kılınan ve kendilerine şefaat edilen bir ümmet görüyorum. Rabbim, onları benim ümmetim kıL." dedi. Allah (c.c): O Ahmed'in ümmetidir, buyurdu. Katade der ki: Bize söylendiğine göre Allah'ın Peygamberi Musa (a.s) levhaları attı ve "Allah'ım! Beni Muhammed ümmetinden eyle" dedi.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

A’raf 155 - 162