|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
A’raf Suresi 155 – 162.ayetler |
Musa (a.s)'ın
Kavminden Yetmiş Kişiyi Seçmesi:
155. Musa tayin
ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem
yakalayınca, Musa dedi ki: "Ey Rabbim, dileseydin onları da beni de daha
önce helak ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği yüzünden hepimizi
helak edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla
dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim
dostumuzsun, bizi bağışla ve bize acı, sen bağışlayanların en iyisisin!"
156. Bize, bu dünyada
da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük. Allah buyurdu ki:
"Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu,
sakınanlara, zekatI verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım. "
Tefsiri:
Ali b. Ebi Talha bu
ayetin tefsirinde İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah (c.c) Musa (a.s)'a
kavminden yetmiş adam seçmesini emretti. O da yetmiş kişi seçip Rabb'lerine dua
etmeleri için çıkardı. Dua ederken, "Allah'ım! Bize, bizden önce hiç
kimseye vermediğin şey ver ve onu bizden sonra kimseye verme" deyince
Allah (c.c) dualarını kabul etmedi ve onları birden sarsıntı yakaladı. Musa
(a.s) "Ey Rabbim, dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin
.... " dedi. Süddi der ki: Allah (c.c) Musa (a.s)'a buzağıya
tapınmalarından dolayı af dilemek için İsrailOğullarından bir grup insanla
gelmesini emretti ve onlara belli bir gün belirledi. Musa (a.s) da gözüyle yetmiş
kişiyi seçti ve af dilemek için onlarla birlikte buluşma yerine gitti. O mekana
vardıklarında "Ey Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe O'na iman etmeyeceğiz.
Çünkü sen onunla konuştun. Bize de göster." dediler. Böyle deyince anında
onları sarsıntı tuttu ve öldüler. Musa (a.s) kalkıp Allah'a dua etti. "Ey
Rabbim, sen İsrailoğulları'nın en hayırlılarını helak ettin. İsrailOğullarıyla
karşılaştığımda onlara ne diyeceğim? "Ey Rabbim, dileseydin onları da beni
de daha önce helak ederdin" dedi.
Muhammed b. İshak der
ki: Musa (a.s) İsrailoğullarından en seçkin yetmiş kişiyi seçti ve
"Allah'a gidin ve yaptıklarınızdan dolayı ondan özür dileyin. Kavminizden
geride bıraktığınız kişiler için O'ndan af dileyin. Oruç tutun, temizlenin ve
elbiselerini temizleyin." dedi. Rabb'inin belirlediği bir vakitte onlarla
birlikte Tur-i Sina'ya çıktı. Oraya ancak O'nun izni ve bilgisiyle giderdi.
Bana söylendiğine göre bu yetmiş kişi Musa (a.s)'ın söylediklerini yapıp
Rabb'iyle buluşmak üzere Musa (a.s) ile birlikte çıktıklarında, "Bizim
için iste de Rabb'imizden iste de O'nun sesini duyalım" dediler. Allah (c.
c) "İsteğinizi yerine getireceğim." buyurdu. Musa (a.s) dağa
yaklaşınca üzerine buluttan direk şeklinde bir şey indi ve dağın tamamını
kapladı. Musa (a.s) yaklaşıp içine girdi. Kavmine de "Yaklaşın" dedi.
Allah (c.c) Musa (a.s) ile konuştuğu zaman alnına parlak bir nur iner ve
İsrailOğullarından hiç kimse ona bakamazdı. Bu kez önüne bir perde konuldu.
Kavminden insanlar yaklaştılar. Buluta girince secdeye kapandılar. Allah'ın Musa
(a.s) ile konuşmasını, ona 'şöyle yap", "şöyle yapma" şeklinde
emir ve yasaklarını duydular. Allah'ın (c.c) ona emirleri bitince bulut çekildi
ve Musa kavmine doğru gitti. Musa (a.s)'a "Allah'ı apaçık görmedikçe sana
asla inanmayacağız" dediler. Birden onları recfe (mealde: sarsıntı)
yakaladı -ki o kasırgadır-. Can verip orada öldüler. Bunun üzerine Musa (a.s)
kalkıp Rabbine dua etmeye, yalvarmaya ve razı etmeye çalışmaya başladı. Şöyle
diyordu: "Ey Rabbim, dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin."
"Bunlar beyinsizlik yaptılar. Şimdi geride kalan İsrailoğulları'nı da mı
helak edeceksin?"
Süfyan-ı Sevri der ki:
Bana Ebu İshak, Umara b. Ubeyd es-Seluli, o da Ali b. Ebi Talha (r.a.)'tan
şöyle nakletti: Musa (a.s), Harun (a.s), Şebber ve Şebir yola çıkıp dağın
eteğine kadar gittiler. Harun (a.s) bir yatak üzerinde uykuya daldığında Allah
(c. c) onu vefat ettirdi. Musa (a.s) İsrailoğullarına döndüğünde ona
"Harun nerede?" diye sordular. Musa (a.s) "Aziz ve Celil olan
Allah onun canını aldı" dedi. "Onu sen öldürdün. Güzel muamelesinden
ve yumuşaklığından dolayı bizi çekemedin." veya buna benzer şeyler
söylediler. Musa (a.s) "Aranızdan dilediğinizi seçin" dedi. Onlar da
yetmiş kişi seçtiler. İşte Allah'ın "Musa tayin ettiğimiz vakitte
kavminden yetmiş adam seçti." buyruğunda anlatılan olay budur. Yanına
varınca "Ey Harun, seni kim öldürdü?" dediler. "Beni kimse
öldürmedi. Sadece, Allah canımı aldı." dedi. Bunun üzerine onlar: "Ey
Musa, bundan sonra sana asla isyan edilmeyecek." dediler. O anda onları
sarsıntı tuttu. Musa (a.s) sağa sola gitmeye başladı. Şöyle diyordu: "Ey
Rabbim, dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden
birtakım beyinsizlerin işlediği yüzünden hepimizi helak edecek misin? Bu iş,
senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın,
dilediğini de doğru yola iletirsin." Bunun üzerine Allah (c.c) onları
diriltti ve hepsini Peygamber yaptı. Bu çok garip bir rivayettir. Ravilerden
Ammara b. Ubeyd'i tanımıyorum. Bunu Şu'be de Ebu İshak'tan, o Beni Selül
kabilesinden bir adamdan, o da Hz. Ali’den rivayet etmiştir. İbn Abbas (r.a.),
Mücahid, Katade ve İbn Cüreyc şöyle demişlerdir:
Onları sarsıntının
yakalaması buzağıya taparken kavimlerinden ayrılmamaları ve onları men
etmemeleri sebebiyledir. Musa (a.s)'ın "İçimizden birtakım beyinsizlerin
işlediği yüzünden hepimizi helak edecek misin?" duası da bu görüşün
isabetli olduğunu göstermektedir.
"Bu iş, senin
imtihanından (fitne) başka bir şey değildir." Yani, senin denemenden,
sınamandan ve imtihan etmenden başka bir şey değildir. İbn Abbas (r.a.), Said
b. Cübeyr, Ebu Aliye, Rebi' b. Enes ile selef ve haleften bir çok alim böyle
demişlerdir. Bunun başka bir manası yoktur. Musa (a.s) şöyle demek istemiştir:
Emir sadece senin emrin, hüküm sadece senin hükmündür. Sen ne dilersen o olur.
Dilediğini saptırır, dilediğine hidayet verirsin. Senin saptırdığını hidayete
erdirecek, hidayet ettiğini saptıracak yoktur. Engellediğini verecek, verdiğini
engelleyecek yoktur. Mülkün hepsi senindir, hüküm sadece sana aittir. Yaratma
ve emretme sadece senin yetkindedir.
"Sen bizim
dostumuzsun, bize mağfiret et (bağışla) ve bize acz" (Mağfiret ile aynı
kökten olan) "Gafr" örtmek ve günahtan dolayı cezalandırmamak
manasına gelir. Rahmet ile birlikte zikredildiğinde ise "gelecekte onun
gibisine düşürmeme" manasına gelir. "Sen mağfiret edenlerin en
iyisisin!" Yani, günahları ancak sen bağışlarsın.
"Bize, bu dünyada
da iyilik yaz ahirette de." Duanın ilk bölümünde Allah'tan kötülükleri def
etmesine dair, burada ise arzulanan şeyleri vermesine dair istekler vardır.
"Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de." Yani, bize iki dünyada
da iyilik yaz ve ver. İyiliğin (.....) manası Bakara suresinde geçti.
"Şüphesiz biz sana
döndük."...." (Sana doğru hidayet ettik) cümlesinin manası
"Tevbe ettik, sana döndük ve yöneldik"tir. Bunu İbn Abbas (r.a.),
Said b. Cübeyr, Mücahid, Ebu Aliye, Dahhak, İbrahim et-Teymi, Süddi, Katade ve
bir çok kişi söylemiştir. Kelime arapçada da bu manaya gelir. İmam Taberi,
(Cabir b. Yezid el-Cu'fi'nin bulunduğu bir senetle) Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Yahudilere bu ismin verilmesi ''Biz sana doğru hidayet ettik (tevbe
ettik, döndük)" demelerinden dolayıdır. Cabir el-Cu'fi zayıftır.
Allah (c.c), Musa
(a.s)'ın "Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir ... "
sözüne cevaben şöyle buyuruyor: "Kimi dilersem onu azabıma uğratırım;
rahmetim ise her şeyi kaplamıştır." Yani, ben dilediğimi yapar, istediğim
hükmü veririm. Her şeyde hikmet ve adalet benimdir. Kendinden başka hiçbir ilah
olmayan Allah her noksanlıktan münezzehtir. "Rahmetim ise her şeyi
kaplamıştır." Bu, çok geniş ve kapsamlı olan büyük bir ayettir. Nitekim
Yüce Allah Arş'ı yüklenen meleklerle onun çevresinde bulunan meleklerin şöyle
dua ettiklerini bildirir: "Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi
kuşatmıştır." (Mü'min, 7)
[3166] İmam Ahmed b.
Hanbel, Cündüb b. Abdullah el-Beceli (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir bedevi
gelip devesini çökertti, sonra bağladı. Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in arkasında namaz kıldı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
namazı bitirince bedevi bineğine gelip bağını çözdü, sonra bindi. Sonra
"Allah'ım! Bana ve Muhammed'e merhamet et ve başka hiç kimseyi rahmetimize
ortak etme." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ne dersiniz; bu mu sapıtmış, yoksa devesi mi? Ne söylediğini
duymadınız mı?" buyurdu. "Evet, duyduk" dediler. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sen geniş rahmeti daralttın. Allah (c.c)
yüz rahmet yaratmış, bir rahmeti (mahlukatına) indirmiştir. Cinni, insanı ve
hayvanıyla bütün mahlukat birbirlerine o rahmetle merhamet ederler. Doksan
dokuz rahmeti ise yanında tutmuştur. Ne dersiniz; bu mu sapıtmış, yoksa devesi
mi?" Bunu Ebu Davud, Ali b. Nasr'dan, o Abdussamed b. Abdulvaris'ten ....
rivayet etmiştir.
[3167] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, Selman-ı Farisi (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Aziz ve Celil olan Allah'ın
yüz rahmeti vardır. Bunlardan biri mahlukatın onunla birbirlerine merhamet
ettiği ve vahşi hayvanların yavrularına şefkat gösterdiği rahmettir. Doksan
dokuzunu ise kıyamet gününe ertelemiştir. " Bunu İmam Müslim de rivayet
etmiştir.
[3168] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bunların doksan dokuzu
ondadır. Birini de size bırakmıştır. Siz cinler kendi aranızda, insanlar kendi
aranızda ve mahlukat kendi aranızda birbirinize onunla merhamet edersiniz. Kıyamet
günü geldiğinde Allah (c.c) onu da kendisindekilere katacak. " Hadisi bu
tarikle sadece İmam Ahmed rivayet etmiştir.
[3169] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'ın yüz rahmeti vardır. Onların birini
yaratıkları arasında paylaştırmıştır. İnsanlar, vahşi hayvanlar ve kuşlar
birbirlerine onunla merhamet ederler. " Bunu İbn Mace de Ebu Muaviye'nin
A'meş'ten nakliyle rivayet etmiştir.
[3170] Hafız Taberani,
Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki dini
yaşantısında günahkar olan da geçiminde ahmak olan da mutlaka Cennete girecek.
Canımı elinde tutan Allah’a andolsun ki günahları sebebiyle Cehennemin derisini
yaktığı kişi de mutlaka Cennete girecek. Canımı elinde tutan Allah'a andolsun
ki kıyamet günü Allah (c.c) öyle bir mağfiret edecek ki İblis dahi kendisine de
erişir ümidiyle ona uzanacaktır. " Bu çok garip bir hadistir. Ravilerden
Sa'd'ı tanımıyorum.
"Onu, $akınanlara,
zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım." Yani, benden
iyilik ve ihsan olarak onlara rahmetimin erişmesini vacip kılacağım. Nitekim
Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyurur: "O, merhamet etmeyi kendi
zatma farz kıldı. " (En' am, 12)
"Onu, sakınanlara
.. yazacağım." Yani, bu sıfatlara sahip kimselere yazacağım ki onlar
Muhammed ümmetidir. "Sakınanlara" yani, şirkten ve büyük günahlardan
sakınanlara. "zekatı verenlere" ifadesinden kasıt kimine göre nefis
tezkiyesi (tezkiye de zekat kökünden gelmektedir), kimine göre ise malın
zekatını vermektir. Kastın, her ikisini kapsayan genel mana olması da
mümkündür. Çünkü ayet Mekki ayetlerdendir. "Ayetlerimize inananlara"
ise onları tasdik edenlere manasına gelmektedir.
157. Yanlarındaki
Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygamber'e uyanlar (var
ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara
temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki
zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve
onunla birlikte gönderilen nur'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa
erenler onlardır.
Tefsiri:
"Yanlarındaki
Tevrat ve İncil' de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygamber'e uyanlar (var
ya) ... " Bunlar, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, ümmetlerine
onun Peygamber olarak gönderileceğini müjdeleyen ve tabi olmalarını emreden Peygamberlerin
kitaplarında geçen sıfatlarıdır. O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sıfatları
kitaplarında daima yer almış, alimleri ve din adamları o bilgiye hep sahip
olmuşlardır.
[3171] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Sahr el-Ukayli'den şöyle rivayet etmiştir: Bedevilerden biri bana
şöyle anlattı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hayatında Medine'ye
mal götürmüştüm. Satışımı bitirince "Mutlaka şu adama gideceğim ve
dinleyeceğim." dedim. O'na Ebu Bekir ile Ömer'in arasında, hep birlikte
yürürlerken rastladım ve peşlerine düştüm. Sonunda Tevrat'ı açmış okuyan Yahudi
bir adama gittiler. Ölmek üzere olan son derece güzeloğlu için onunla teselli
buluyordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sana Tevrat'ı
indiren Allah aşkına soruyorum; bu kitabında benim vasfımı ve çıkacağımı /
zuhur edeceği yeri buluyor musun?" dedi. Yahudi başıyla, "Hayır"
diye işaret etti. Oğlu ise, "Evet. Tevrat'ı indirene yemin olsun ki biz
kitabımızda senin vasfım ve çıkışını buluyoruz. Ben Allah'tan başka hiçbir ilah
bulunmadığına ve senin Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ediyorum." dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yahudi'yi
kardeşinizden uzaklaştırın" buyurdu. Sonra kefenlemeyi ve cenaze namazını
kılmayı kendi üzerine aldı. Bu ceyyit ve kuvvetli bir hadis olup Enes
(r.a.)'tan rivayet edilen sahih bir şahidi vardır.
[3172] Müstedrek yazarı
Hakim, Hişam b. el-As el-Emevi'den şöyle nakleder: Ben ve bir adam İslam'a
davet etmek üzere Rum imparatoru Heraklius'a gönderildik. Yola çıktıktan sonra
Gavta'ya -yani Dimeşk'teki Gavta'yı kastediyor- vardığımızda Cebele b. el-Eyhem
el-Gassani'ye misafir olduk. Eve girdiğimizde onu bir yatak üzerinde bulduk.
Bize kendisiyle konuşacağımız bir elçi gönderdi. Biz "Vallahi hiçbir
elçiyle konuşmayacağız. Biz krala gönderildik. İzin verirse konuşuruz. Yoksa
elçiyle konuşmaylZ." dedik. Elçi yanına gidip bunu haber verdi. Bunun
üzerine Cebele bize izin verdi ve "Konuşun" dedi. Onunla Hişam b.
el-Aws konuştu ve onu İslam'a davet etti. Üzerinde siyah bir elbise vardı. Hişam
ona "Bu üzerindeki nedir?" diye sordu. Bunu, sizi Şam ülkesinden
atmadıkça çıkarmayacağıma yemin ederek giydim." dedi. "Şu oturduğun
şey. Vallahi onu senden alacağız. Allah'ın izniyle en büyük imparatorun
ülkesini de ele geçireceğiz. Bunu bize Peygamberimiz Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) söyledi." dedik. "Siz o kimseler değilsiniz. Onlar
gündüzleri oruç tutan, gecelerini namazla geçiren kimselerdir. Sizin orucunuz
nasıldır?" dedi. Biz nasılolduğunu söyleyince yüzü kapkara kesildi ve
"kalkın" dedi. Bizimle birlikte bir elçi gönderdi. Çıktık ve şehre
yaklaştığımızda yanımızdaki "Bu hayvanınız kralın şehrine giremez.
İsterseniz sizi arık atlar ve katırlarla götürelim." dedi. Biz
"Vallahi, biz hayvanlarımızdan başka bir şeyle girmeyiz. Krala "bunu
kabul etmiyorlar diye haber gönderin." dedik. Böylece kılıçlarımızı
kuşanmış halde bineklerimizin üstünde girdik. Bir odaya vardık ve
hayvanlarımızı dibinde yatırdık. Adam bize bakıyordu. Biz "La ilahe
illallah, Allahu Ekber" dedik. Allah biliyor ki oda rüzgarın salladığı
hurma dalı gibi çatırdadı. Bunun üzerine bize ''Sizin, dininizi bize izhar etme
yetkiniz yoktur." diye haber gönderildi. Sonra bize "İçeri
girin" diye haber geldi. Biz de girdik. Yanında Bizanslı patrikler vardı.
Meclisindeki her şey kırmızı, etrafındakiler kırmızıydı. Üzerinde de kırmizi
bir elbise vardı. Biz yanına yaklaşınca güldü ve "Bana aranızda
selamlaştığınız gibi selam verseydiniz ne olurdu ki?" dedi. "Sana
bizim selamımızı vermemiz bize helal değildir. Seni sana verilen selamla selamlamamız
da helal değildir." dedik. "Aranızdaki selamınız nasıldır?"
dedi. "es-Selamu aleyküm" dedik. "Kralınızı nasıl
selamlarsınız?" dedi. "Yine bununla" dedik. ''O size nasıl cevap
verir?" dedi. "Aynısıyla" dedik. "Sizin en büyük sözünüz
nedir?" dedi. "La ilahe illallah, Allahu Ekber" dedik. Allah
biliyor ki biz onu söyleyince oda sarsıldı. Başını kaldırdı ve "Siz
söylerken odanın sallandığı bu sözü siz evlerinizde her söylediğinizde odanız
sallanır mı?" dedi. "Hayır. Onun bizde böyle bir etki yaptığını hiç
görmedik." dedik. "Sizin bunu her söylediğinizde, saltanatımın
yarısını kaybetmem pahasına her şeyinizin sarsılmasını arzulardım." dedi.
"Neden?" dedik. "Çünkü bu çok basittir. Peygamberlikle alakasız
ve insanların bir hilesi olmaya daha yakındır?" dedi. Sonra bize ne
istediğimizi sordu. Biz de söyledik. Sonra "Namazınız ve orucunuz
nasıldır?" dedi. Onları söyledik. "Kalkın" dedi ve kalktık. Bize
güzel bir ev tahsis edilmesini ve bol ikramda bulunulmasını emretti. Üç gün
kaldık. Bir gece bizi yanına çağırdı ve gittik. Sözlerimizi tekrar etmemizi
söyledi, biz de tekrar söyledik. Sonra altın işlemeli, büyük dört köşeli bir
kutu getirtti. İçinde, üzerlerinde kapılar bulunan evler vardı. Kilitle
onlardan birini açtı. İçinden siyah bir ipek çıkarıp serdi. Bir de baktık ki
içinde kırmızı bir resim, onda da gözleri iri ve kalçaları büyük bir adam var.
Onun gibi uzun boyunlu insan görmedim. Sakalı da yoktu. Allah'ın (c.c) bütün
kullarınınkinden daha güzel iki saç örgüsü vardı. "Bunu tanıyor
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu Adem
(a.s)'dır" dedi. Baktık ki saçları da bütün insanlarınkinden daha sık.
Sonra başka bir kapı açtı ve ondan siyah bir ipek kumaş çıkardı. Onun içinde de
beyaz bir resim vardı. Resimde saçları kedi tüyü gibi, gözleri kırmızı, başı
büyük ve tsakalı hoş biri vardı. "Bunu tanıyor musunuz?" diye sordu,
"Hayır" dedik. "Bu Nuh (a.s)'dır" dedi. Sonra başka bir
kapı açtı ve siyah bir ipek çıkardı. Onda da bembeyaz, gözleri güzel, alnı
geniş, yanağı uzun, sakalı güzel, gülümser gibi duran bir resim var. "Bunu
tanıyor musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu İbrahim
(a.s)'dır" dedi. Sonra başka bir kapı açtı. Onda da beyaz bir resim var.
Vallahi bir de baktık ki o Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem). "Bunu
tanıyor musunuz?" diye sordu. Biz, "Evet. Allah'ın elçisi
Muhammed'dir" dedik ve ağladık. Vallahi adam hemen kalkıp doğruldu, sonra
oturdu. "Allah aşkına gerçekten bu o mudur?" dedi. "Evet. Bu O'
dur. Sen sanki bizzat ona bakıyorsun." dedik. Resmi alıp bir saat boyunca
baktı. Sonra şöyle dedi: "Vallahi bu son resimdi, fakat sizdeki adamı
öğrenebilmek için öne aldım." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve ondan
siyah bir ipek çıkardı. Onda da buğday benizli ve esmer bir resim vardı.
Resimde kıvırcık saçlı, gözleri çökük, bakışları sert, asık suratlı, dişleri
üst üste binmiş, dudakları buruşuk öfkeli bir halde duran birinin resmi var.
"Bunun kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu, "Hayır"
dedik. "Bu Musa (a.s)'dır "dedi. Yanında ona benzeyen bir resim
vardı. Fakat onun saçı yağlı, alnı genişti ve gözlerinde de siyahlık vardı.
"Bunu tanıyor musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu
İmran oğlu Harun (a.s)'dır"dedi. Sonra başka bir kapıyı açtı ve ondan
beyaz bir ipek çıkardı. Onda da buğday benizli, orta boylu ve uzuvlar düzgün
bir adamın resmi vardı. O da kızgın gibiydi. "Bunu tanıyor musunuz?"
diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu Lut (a.s)'dır" dedi. Sonra
başka bir kapı açtı ve ondan beyaz bir ipek çıkardı. Bir de baktık ki onda
kırmızıya çalan beyaz renkli, ince ve uzun burunlu, yüzü güzel bir adam. "Bunu
tanıyor musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu İshak
(a.s)'dır." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve ondan beyaz bir ipek
çıkardı. Bir de baktık ki onda İshak (a.s)'a benzeyen bir resim. Fakat bunun
dudağında bir ben vardı. "Bunu tanıyor musunuz?" diye sordu,
"Hayır" dedik. "Bu Yakup (a.s)'dır." dedi. Sonra başka bir
kapı açtı ve ondan içinde beyaz, güzel yüzlü, burnu ince ve uzun, güzel boylu,
yüzü nurlu, huşusu yüzünden okunan kırmızıya çalar bir adam. "Bunu tanıyor
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu Peygamberinizin
dedesi İsmail (a.s)'dır." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve ondan içinde
Adem (a.s)'ın resmine benzeyen, yüzü Güneş gibi parlak bir adamın resmi bulunan
beyaz bir ipek çıkardı. "Bunu tanıyor musunuz?" diye sordu,
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu Yusuf
(a.s)'dır." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve ondan beyaz bir ipek
çıkardı. Bir de baktık ki içinde kırmızı, bacakları ince, gözleri dar ve küçük,
karnı büyük, orta boylu ve kılıç kuşanmış bir adam resmi. "Bunu tanıyor
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu Davud
(a.s)'dır." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve içinden iri kalçalı,
ayakları uzun ayaklı ve ata binmiş bir adam resmi bulunan ondan beyaz bir ipek
çıkardı. "Bunu tanıyor musunuz?" diye sordu, ''Hayır" dedik.
"Davud oğlu Süleyman' dır." dedi. Sonra başka bir kapı açtı ve ondan
içinde beyaz bir resim bulunan siyah bir ipek çıkardı. Bir de baktık ki
simsiyah saçlı, sık sakallı, gözleri ve yüzü güzel bir adam. "Bunu tanıyor
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Bu İsa (a.s)'dır."
dedi. Ona "Bu resimler sana nereden eline geçti. Çünkü Peygamberler
oldukları gibi resmedilmişler. Nitekim Peygamberimizin resmini kendisi gibi
bulduk" dedik. Dedi ki: "Adem (a.s) Rabb'inden, çocuklarından
Peygamber olanları kendisine göstermesini istedi. Allah da (c.c) ona
resimlerini indirdi. Bunlar güneşin balttığı yerdeki Adem (a.s)'ın
hazinelerinde bulunuyordu. Zülkarneyn güneşin battığı yerden getirip Danyal'a
verdi. Sonra "Vallahi canım hükümdarlığı bırakıp ölene kadar sizin en
güçsüzünüze köle olmayı daha çok arzuluyor." dedi. Sonra bize güzel
ikramlarda bulundu ve serbest bıraktı. Hz. Ebu Bekir es-Sıddik'in (r.a.) yanına
geldiğimizde bize gösterdiklerini ve söylediklerini ona anlattık. Ebu Bekir
(r.a.) ağladı ve "Zavallı. Allah (c.c) onun için hayır dileseydi onu
yapardı." dedi. Sonra şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bize onların ve Yahudilerin Allah Rasulü'nün vasıflarını kitaplarında
bulduklarını söyledi" buyurdu. Bunu büyük hafız Ebu Bekir el-Beyhaki
(rh.a) "Delailu'n-Nübüvve"de Hakim'den icazet yoluyla rivayet etmiş
ve zikretmiştir. Senedi fena değildir.
[3173] İmam Taberi, Ata
b. Yesar'dan şöyle nakleder: Abdullah b. Amr (r.a.) ile karşılaştım ve
"Bana Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tevrat'taki vasıflarını
söyle" dedim. Dedi ili: "Pekala. Vallahi O'nun (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Tevrat'taki vasıfları aynen Kur’an' daki gibidir (ve onda şu ifadeler
yer alır): Ey nebi! Ben seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve ümmiler için
sığınak ollırak gönderdim. Sen benim kulum ve rasulümsün. Adını
"Mütevekkil" (tevekkül eden) diye andım. O sert ve kaba değildir.
Eğri yoldaki millet "La ilahe illallah" diyerek doğru yola gelmedikçe
Allah onun canını almayacak. Allah (c.c) onun sayesinde kapalı kalpleri, sağır
kulakları ve kör gözleri açacak." Ata der ki: Sonra Ka'b ile karşılaştım
ve bunu ona da sordum. İkisi arasında tek bir harf farkı yoktu. Ancak Ka'b
kendi diliyle, "ğuHen" yerine "ğulufiyyen",
"Summen" yerine "Sumumiyyen", "Umyen" yerine
"Umumiyyen" dedi. Bunu İmam Buhari de Sahih'inde Muhammed b. Sinan'ın
Füleyh'ten, onun Hilal b. Ali'den .. nakliyle rivayet etmiştir. Ancak
Buhari'nin rivayetinde, "sert ve kaba değildir" ifadesinden sonra
"Çarşıda bağırıp çağırmaz. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis hoş
görür ve affeder" ziyadesi vardır. Selef-i salihinin bir çoğu
"Tevrat"ı, kitap ehlinin (İncil'i de içine alan bütün) kitapları için
kullanmıştır. Bazı hadislerde de buna benzer şeyler varit olmuştur. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[3174] Hafız Taberani,
Cübeyr b. Mut'im'den şöyle nakleder: Ticaret için Şam'a doğru yola çıkmıştım.
Şam'a en yakın bir mevkide kitap ehlinden bir adamla karşılaştım. "Sizde
Peygamberlik iddiasında bulunan bir adam çıktı mı?" diye sordu.
"Evet" dedim. "Resmini görürsen tanır mısın?" dedi.
"Evet" dedim. Bunun üzerine beni içinde resimler bulunan bir eve
götürdü. Onlar arasında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in resmini
görmedim. Ben o haldeyken yanımıza onlardan bir adam girdi ve "Siz ne ile
meşgulsünüz?" dedi. Biz de söyledik. Bunun üzerine bizi evine götürdü.
İçeri girer girmez Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in resmini
gördüm. Bir de baktım ki resimde bir de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in eteğine tutunmuş bir adam var. "Onun eteğinden tutan
kimdir?" dedim. "Bu Peygamber dışında her Peygamberden sonra mutlaka
bir Peygamber gelirdi. Bu Peygamberden sonra ise bir Peygamber yoktur. Bu da
onun halifesidir." dedi. Baktım ki adam Ebu Bekir (r.a.)'ın vasfını
anlatıyor.
[3175] Ebu Davud, Hz.
Ömer b. Hattab (r.a.)'ın müezzini Akra'dan şöyle nakleder: Ömer (r.a.) beni bir
papaza gönderdi. Gidip çağırdım. Ömer (r.a.) ona "Beni bu kitapta buluyor
musun?" dedi. O "Evet" deyince Ömer (r.a.): "Nasıl
buluyorsun?" dedi. Papaz: "Kale olarak buluyorum" dedi. Hz. Ömer
(gayri ihtiyari elindeki) kamçıyı kaldırarak "Ne kalesi?" dedi.
Papaz: "Sağlam ve güvenilir, demirden bir kale" dedi. Hz. Ömer (r.a.)
"Benden sonra gelecek halifeyi nasıl buluyorsun?" dedi. Papaz:
"Onu salih, fakat yakınlarını (diğer Müslümanlara) tercih eden bir halife
olarak görüyorum." dedi. Ömer (r.a.) üç defa "Allah Osman'a (r.a.)
merhametiyle muamele etsin" dedi. Ardından, "Ondan sonrakini nasıl
buluyorsun?" dedi. Papaz: "Onu demir kuşanmış olarak buluyorum"
dedi. Ömer (r.a.) elini başına koyarak -Vah şu rezalete, ''vah şu
iğrençliğe!" diye feryat etti. Papaz: Ey Mü'minlerin emiri, kendisi salih
bir halifedir. Fakat kılıçların çekildiği ve kanların döküldüğü bir zamanda
halife olacaktır." dedi.
"O Peygamber onlara
iyiliği emreder, onları kötülükten men eder ... " Bunlar Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in önceki ilahi kitaplardaki vasıflandır.
Gerçekten de Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öyleydi; ancak iyiyi
emreder, ancak kötüden men ederdi. Nitekim İbn Mes'ud (r.a.) şöyle der:
"Allah'ın (c. c) "Ey iman edenler" hitabını duyduğunda ona kulak
ver. Çünkü o ya emrolunan bir iyilik veya nehyedilen bir kötülüktür."
Allah'ın onunla gönderdiği en büyük ve en önemli emir ve nehiy ise "tek
olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a ibadet etmeyi emri ve onun
dışındakilere ibadetten nehyi"dir ki Allah (c.c) daha önce gönderdiği
bütün Peygamberleri de bununla göndermiştir. Nitekim Yüce Allah bir ayette
şöyle buyurur: ''Andolsun ki biz, 'Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının'
diye (emretmeleri için) her ümmete bir Peygamber gönderdik!" (Nahl, 36)
[3176] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Humeyd ile Ebu Üseyd'den şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Eğer bana nispet edilen ve
kalbinize tanıdık olan, saçlarınızın ve tüylerinizin ürperdiği ve size yakın
hissettiğiniz bir hadis işitirseniz bilin ki ben ona hepinizden daha
layıkımdır. Bana nispet edilen ve kalbinizin tanımadığı, saçlarınızın ve
kıllarınızın ürktüğü ve sizden uzak olduğunu düşündüğünüz bir hadis işitirseniz
bilin ki ben ona hepinizden daha uzağımdır. " Bunun senedi ceyyittir.
Ancak diğer meşhur hadis kitaplarında yoktur.
[3177] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Buhteri kanalıyla Hz. Ali (r.a.) 'tan şöyle nakleder: "Size
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den bir hadis naklettiğimde onun
hidayete (doğru yola) en muvafık, en faydalı ve takvaya en yakın olduğuna
inanın."
[3178] İmam Ahmed b.
Hanbel daha sonra Ebu Buhteri'nin Ebu Abdurrahman'dan, onun da Hz. Ali'den naklettiği
Hz. Ali'nin şu sözünü zikretmiştir: "Size Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den bir hadis nakledildiğinde onun hidayete en muvafık, en faydalı ve
takvaya en yakın olduğunu düşünün."
"Onlara temiz
şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar." Yani, kendilerini sıkıntıya
sokarak haram kıldıkları bahira, saibe, vasile, ham gibi hayvanları onlara
helal kılar. "pis şeyleri haram kılar." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Domuz etini, faizi ve Allah (c.c) haram kıldığı
halde helal gördükleri yiyecekleri onlara haram kılar.
Bazı alimler:
"Allah'ın her helal kıldığı temizdir, bedene ve dine faydalıdır. Her haram
kıldığı da pistir, bedene ve dine zararlıdır." demişlerdir.
İyiyle kötünün akılla
bilineceği (Tahsin ve Takbih) görüşünde olanlar bu ayeti delil göstermişlerdir.
Buna cevap verilmiştir, fakat burası onları zikre uygun değildir. Alimlerden,
helal veya haramlığına dair hiçbir nassın bulunmadığı durumlarda yiyeceklerin
helal oluşunun Arapların bolluk ve genişlik halinde onu temiz bulmalarına,
haram oluşunun onların pis bulmalarına binaen belirleneceğini söyleyenler de
yine bu ayeti delil göstermişlerdir. Bu konuda da aynı şekilde çok şeyler
söylenmiştir.
"Ağırlıklarını ve
üzerlerindeki zincirleri indirir." Yani, Hz. Peygamber (dinde) kolaylık ve
müsamaha getirmiştir.
[3179] Nitekim bir çok
tarikten gelen bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Ben müsamahalı / hoşgörülü hanif diniyle gönderildim. "
[3180] Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yemen'e gönderdiği iki emiri Muaz b. Cebel (r.a.)
ile Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'a gönderirken "Müjdeleyin, ürkütmeyin,
kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyum içinde olun, ayrılığa düşmeyin. "
buyurmuştur.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in sahabilerinden Ebu Berze el-Eslemi der ki: Ben Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulundum ve onun kolaylaştırmalarına
şahit oldum. Bizden önceki ümmetlere ise hükümler daraltılmış ve
zorlaştırılmıştı. Fakat Allah (c.c) bu ümmete işlerini kolaylaştırdı ve
rahatlaştırdı.
[3181] O yüzden Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah,
dile getirmedikleri ve yapmadıkları sürece ümmetimin gönlünden geçirdiklerini
bağışlamıştır. "
[3182] Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Ümmetimden hata, unutma ve zorla yaptırıldıkları
şeylerin hükmü / sorumluluğu kaldırılmıştır." buyurdu. O yüzden Yüce Allah
bu ümmete şöyle demelerini öğütlemiştir: "Allah her şahsı, ancak gücünün
yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı
(şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu
tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük
yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işlere de yükleme! Bizi affet!
Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize
yardım et!" (Bakara, 286)
[3183] Sahih-i
Müslim'deki bir hadise göre Allah (c. c) ayetteki duaların her birinden sonra
"Ben de öyle yaptım" der. "O Peygamber'e inanıp ona saygı
gösteren" afetteki "ta'zir" (.....) tazim ve saygıda bulunmak
demektir. "ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur'a" yani
tebliğci olarak insanlara getirdiği Kur'an'a ve vahye "uyanlar var ya,
işte" dünya ve ahirette "kurtuluşa erenler onlardır."
158. De ki: Ey
insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın
elçisiyim. Ondan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve ümmi
Peygamber olan Rasulü'ne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanır- iman edin ve
O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.
Tefsiri:
Allah (c.c), nebisi ve
Rasulü Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şöyle buyuruyor: Ey Muhammed!
"De ki: Ey insanlar!" Bu kırmızıya ve siyaha, Arab'a ve Acem'e (her
renk ve milletten insana) hitaptır. "Gerçekten ben sizin hepinize,
göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim." Bu Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şerefi ve büyüklüğüdür; zira o Peygamberlerin
sonuncusudur ve bütün insanlara gönderilmiştir. Nitekim Yüce Allah başka bir
ayette şöyle buyurur: "De ki: (Hak Peygamber olduğuma dair) benimle sizin
aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi
uyarmam için vahyolundu." (En'am, 19) Bir ayette, "Zümrelerden
hangisi onu inkar ederse işte Cehennem ateşi onun varacağı yerdir." (Had,
17) buyurur. Yüce Allah yine "Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki:
Ehl-i kitab'a ve ümmilere de 'Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?' de. Eğer
teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana
düşen, yalnızca duyurmaktır." (Al-i İmran, 20) buyurur. Bu konudaki
ayetler pek çoktur. Hadisler ise sayılamayacak kadar çoktur. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bütün insanlara gönderildiği hususu her
Müslümanın bilmek zorunda olduğu dini konulardandır.
[3184] İmam Buhari, Ebu
İdris el-Havlani'den şöyle nakleder: Ebu'd-Derda'nın şöyle dediği rivayet
edilmiştir: Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.) arasında bir konuşma geçti ve onda
Ebu Bekir Ömer'i kızdırdı. Bunun üzerine Ömer öfkelenerek meclisi terk etti.
Ebu Bekir hemen peşine düştü ve ondan kendisini bağışlamasını istedi. Ancak
Ömer onu affetmedi. Hatta kapısını yüzüne kapattı. Bundan sonra Ebu Bekir
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi. Ebu Derda olayın
bundan sonrasını şöyle anlatır: O esnada biz, Hz. Peygamber'in yanındaydık.
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu arkadaşınız hayırda öne
geçmiştir" buyurdu. Ebu Derda devamla şöyle der: Ömer de yaptıklarına
pişman olmuştu. Kalkıp Allah Resulü'ne gelerek selam verdi ve yanına oturdu.
Sonra yaşanan olayı anlattı. Hz. Peygamber ona kızdı. Ebu Bekir: "Ey
Allah'ın Elçisi! Hakikaten ben daha haksızdım!" demeye başladı. Bunun
üzerine Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Arkadaşımı
bana bırakın, arkadaşımı bana bırakın ... Ben size, "Ey insanlar! Ben
Allah'ın hepinize gönderilmiş elçisiyim" dedim. Siz bana 'Yalan söyledin,'
dediniz, Ebu Bekir ise 'Doğru söyledin,' dedi. " Bunu sadece İmam Buhari
rivayet etmiştir.
[3185] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana öyle beş şey verildi ki onlar benden
önce hiçbir Peygambere verilmemişti -ki bunu övünmek için söylemiyorum-: ben
bütün insanlara, kırmızıya ve siyaha gönderildim. Bir aylık mesafeden
(düşmanımın kalbine gönderilen) korkuyla yardım olundu m. Ganimetler benden
önce hiç kimseye helal kılınmamışken bana helal kılındı. Yeryüzü bana mescid ve
temizleyici yapıldı. Bana şefaat hakkı verildi ve onu ümmetim için (ahirete)
bıraktım. O ümmetimden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanlar içindir. "
Hadisin senedi sahihtir. Diğer muhaddisler tahric etmemişlerdir.
[3186] Yine İmam Ahmed,
Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Tebuk gazvesi yılında gece kalkıp namaz kılmaya başladı. Bunun
üzerine ashabından onu koruyan bazıları toplanıp arkasında namaza durdular.
Namazı bitirince onlara dönüp "Vallahi bu gece bana, benden önce hiç
kimseye verilmeyen beş şey verildi. Ben bütün insanlara gönderildim, benden
önceki her Peygamber ise kavmine gönderildi. Düşmana karşı (kalbine atılan)
korku ve heybetle yardım olundum. Benimle onlar arasında bir aylık mesafe olsa
kalpleri benim korkumla dolar. Bana ganimetler, onları yemek helal kılındı.
Benden öncekiler ise onu yemeyip yakarlardı. Yeryüzü bana mescid ve temizleyici
kılındı. Namaz vakti ben neredeyken girse orayı düzeltip namaz kılarım. Benden
öncekiler ise bunu büyük görür, sadece mabedlerinde ve kiliselerinde ibadet
yaparlardı. Hele beşincisi, o nedir (biliyor musunuz?); bana "Dilediğini
iste" denildi. Benden önce her Peygamber de bir istekte bulunmuştu ve ben
duamı kıyamet gününe bıraktım. O sizler ve Allah'tan (c.c) başka hiçbir ilah
bulunmadığına şehadet edenler içindir." buyurdu. Diğer hadisçiler
kitaplarında zikretmemişlerdir, fakat bunun senedi de aynı şekilde ceyyit ve
kuvvetlidir.
[3187] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, Ebu Musa Eş'ari (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Ümmetimden biri
veya bir Yahudi veyahut bir Hristiyan beni duyar da bana iman etmezse Cennete
giremez. "
[3188] Sahih-i Müslim'de
Ebu Musa Eş'ari (r.a.)'tan başka bir tarikle gelen bir hadiste Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde tutan
Allah'a yemin olsun ki bu ümmetten, Yahudi ve Hristiyan'dan bir adam beni duyar
da bana iman etmezse Cehenneme girer. "
[3189] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Canımı elinde
tutan Allah'a yemin olsun ki bu ümmetten, Yahudi ve Hristiyanlardan bir adam
beni duyar, sonra da gönderildiğim risalete iman etmeden ölürse kesinlikle
Cehennem ehlinden olur. "
[31901 İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Musa Eş'ari (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir; Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana beş şey verildi.
Kırmızıya ve siyaha (Arab'a ve Acem'e, yani tüm insanlara) gönderildim. Yeryüzü
bana mescid ve temizleyici kılındı. Ganimetler benden öncekilere helal
kılınmazken bana helal kılındı. Bir aylık mesafeden (düşmanlarıma ulaşan) bir
korku ve heybetle yardım olundum. Her Peygamber şefdat istemiştir, ben ise
şefdatimi sakladım, sonra ümmetimden şirk üzere ölmeyen kimselere ayırdım.
" Bunun senedi de sahihtir. Diğer muhaddislerin tahric ettiklerini
görmedim. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3191] Bu hadis Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde de vardır ki o da Cabir (r.a.)'tan rivayet edilmiştir;
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana benden
önce hiç kimseye verilmeyen beş şey bahşedildi; bir aylık zamanda kat edilecek
uzaklıkta bulunan düşmanlarımın kalbine (gönderilen) korkuyla desteklendim.
Yeryüzü benim için mescid ve temizleyici kılındı. Bu yüzden ümmetimden her kim,
bir namaz vaktine girerse, namazını (hemen orada) kılsın. Ganimetler benim için
helal kılındı. Benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı. Bana şefaat hakkı
tanındı. Peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderilirdi. Ben ise tüm
insanlara gönderildim. "
"Göklerin ve yerin
sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür.
" cümlesinde "O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür."
cümlesi ''Allah'ın elçisiyim." ifadesindeki "Allah"ın sıfatıdır.
Yani, beni Peygamber olarak gönderen zat her şeyin yaratıcısı, Rabbi ve maliki
olan, tüm varlık ile diriltme ve öldürme elinde bulunan, hüküm yetkisi sadece
kendisinde olan Allah'tır.
Yüce Allah ardından
"Öyle ise Allah'a ve ümmi Peygamber olan Rasulü'ne ... iman edin ...
" buyuruyor. (Ayete göre) Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kendisinin onlara gönderilen bir Peygamber olduğunu haber vermiş, sonra onlara
kendisine uymalarını ve iman etmelerini emretmiştir. "Ümmi Peygamber"
yani, evvelki ilahi kitaplarda vaad olunduğunuz ve müjdelendiğiniz Peygamber.
Zira Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların kitaplarında ümmilikle
nitelendirilir ve o yüzden "Ümmi Peygamber" denilmiştir.
,
"Ki o, Allah'a ve
onun sözlerine inanır." Yani, sözü hareketlerini doğrular. O; Rabb'inden
kendisine indirilene iman eder. "Ona iman edin ve O'na uyun" yani
yoluna girin ve izinden gidin "ki hidayete eresiniz." Yani doğru yolu
bulasınız.
159. Musa'nın
kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan bir topluluk
vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah
İsrailoğullarından bir topluluğun hakikate tabi olduklarını ve onun sayesinde
adaletli davrandıklarını haber veriyor. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde de
şöyle buyurur: "Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi
bir topluluk vardır ki gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini
okurlar." (Al-i İmran, 113) "Ehl-i kitaptan öyleleri var ki Allah'a,
hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve
Allah’a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın ayetlerini az bir paraya satmazlar.
İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk
olandır." (Al-i İmran, 199) Allah (c.c.) yine şöyle buyurur: "Ondan
(Kur'an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. Onlara
(Kur'an) okunduğu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmiş hakikattir.
Esasen biz daha önce de Müslüman idik, derler. İşte onlara, sabretmelerinden
ötürü, mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar,
kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar." (Kasas,
52-54) Allah başka bir ayette: "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den
bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler."
(Bakara, 121) buyurur. Yine: "De ki: Siz ona ister inanın, ister
inanmayın; şu bir gerçek ki bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o
(Kur'an) okununca, derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. Ve derlerdi ki: Rabbimizi
tesbih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir. Ağlayarak yüz üstü
yere kapanırlar. (Kur'an okumak) onların saygısını artırır. " (İsra,
I07-109) buyurur.
İmam Taberi bu açetin
tefsirinde ilginç bir haber zikrederek şöyle demiştir: Bize İbn Cüreyc'den,
"Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil
davranan bir topluluk vardır. " ayetiyle ilgili şöyle rivayet edildi: Bana
İsrailoğullarından ulaşan bilgilere göre onlar on iki oymak idiler. Bunlar
Peygamberleri öldürünce ve yalanlayınca onlardan bir oymak bundan geri
durdular. Özür dilediler ve Allah'tan onları diğerlerinden ayırmasını
istediler. Allah da (c.c.) onlara yer altından bir tünel açtı. Oraya girdiler
ve ta Çin'in ötesinden yer üstüne çıktılar. Şimdi onlar orada muvahhid
Müslümanlardırlar ve bizim kıblemize yönelerek namaz kılarlar. İbn Cüreyc'in
söylediğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Allah'ın "Arkasından da
İsrailoğullarına: 'o topraklarda oturun! Ahiret vaadi tahakkuk edince, hepinizi
toplayıp bir araya getireceğiz' dedik." (İsra, 104) buyruğunda anlatılan
olay işte budur. Ahiret vaadinden kas ıt Meryem oğlu İsa (a.s.)'dır. İbn
Cüreyc'in söylediğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Onlar bu yolda bir
buçuk yıl yürüdüler. Süfyan b. Uyeyne, Sadaka Ebu Hüzeyl'den, Süddi'nin
''Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan
bir topluluk vardır. " buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Onlar
öyle bir kavimdir ki sizinle onlar arasında baldan bir nehir vardır.
160. Biz
İsrailoğulları'nı oymaklar halinde on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden
su isteyince, Musa'ya, ''Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Derhalondan on
iki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzelilerine bulutla
gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik
ki) "Size verdiğimiz rızkların temizlerinden yiyin." Ama onlar (em
irlerim izi dinlememekle) bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
161. Onlara denildi
ki: Şu şehirde (Kudüs'te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediğiniz gibi
yiyin, "bağışlanmak istiyoruz" deyin ve kapıdan eğilerek girin ki
hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da
artıracağız.
162. Fakat onlardan
zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de
zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.
Tefsiri:
Bu ayetlerin hepsinin
tefsiri Bakara suresinde geçti. O ayetler Medeni'ydi. Bunların üslubu ise
Mekki'dir. Allah'a hamd-ü senalar olsun, ikisi arasındaki farkı daha önce
tekrara gerek kalmayacak kadar uzunca açıkladık.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |