İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

175 – 178.ayetler

 

Bel’am B. Baura Kıssası:

 

175. Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.

176. Dileseydik elbette onu ayetlerle yükseltirdik. Fakat o yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da, dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat, belki düşünürler.

177. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!

 

Tefsiri:

 

Abdurrezzak, İbn Mes'ud (r.a.)'tan "Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ... kimsenin haberini oku." ayeti hakkında şöyle nakleder: ayette bahsedilen kişi İsrailoğullarından Bel'am b. Ebür adında biridir. Şu'be ve başkaları da Mansur kanalıyla ondan böyle rivayet etmişlerdir. Said b. Ebu Arube'nin Katade'den naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.): o Rahib oğlu Sayfi'dir, demiştir. Katade der ki: Ka'b şöyle anlattı: O Belka halkıdan biriydi ve Allah'ın en büyük ismini (İsm-i A'zam) biliyordu. Zorbalarla birlikte Kudüs'te yaşıyordu. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: O Bel'am adında Yemen'li biridir. Allah (c.c) kendisine ayetlerini vermişti. O ise onları terk etti. Malik b. Dinar der ki: İsrailOğullarından duası makbul bir alimdi. Sıkıntı zamanlarında dua için onu önlerine geçirirlerdi. Allah'ın Peygamberi Musa (a.s) onu Allah'a davet etmesi için Medyen hükümdarına gönderdi. Hükümdar ona mal mülk verince Musa (a.s)'ın dinini terk edip onun dinine girdi. Süfyan b. Uyeyne'nin naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.): O Bel'am b. Baur'dur, demiştir. Mücahid ve İkrime de böyle demişlerdir. Taberi, Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan: ''O Bel'am'dır." dediğini rivayet etmiştir. Sakif: O Ümeyye b. Ebi Salt'tır, der. Şu'be'nin nakliyle gelen bir rivayette Abdullah b. Amr (r.a.) bu ayet hakkında: O sizin adamınız Ümeyye b. Ebu Salt'tır, demiştir. Bu bir çok vecihten rivayet edilmiş olup senedi sahihtir. Muhtemelen Ümeyye b. Salt'ın ona benzediğini söylemek istemiştir. Çünkü ona da geçmiş şeriatların ilminden çok şey ulaşmış, fakat o bu bilgilerden faydalanmamıştı. Zira Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanına erişmiş, onun işaretlerinden, ayetlerinden ve mucizelerinden haberdar olmuştu. Basiret sahibi herkesin idrak edeceği şeyler meydana gelmişti. Tüm bunların yanında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile karşılaştı, fakat O'na tabi olmadı. Müşriklerle karşılıklı dostluk, yardımlaşma ve onları övme tavrına devam etti. Müşriklerin Bedir ölüleri için belagatlı bir mersiye düzdü.

 

 

[3205] Bazı hadislerde "O dili Mü'min kalbi Mü'min olmayan kimselerdendir" buyurulmuştur. Zira onun rabbani şiirleri, hikmetli ve fasih sözleri bulunmaktadır. Fakat Allah (c.c) göğsünü İslam'a açmamıştır. İbn Ebi Hatim, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan "Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ... kimsenin haberini oku." ayeti hakkında şöyle nakleder: Ona dua ettiğinde kabul olanan üç dua verilmişti. Ondan çocuğu olan bir karısı vardı. Karısı "O dualardan birini bana yap" dedi. Adam: Öyle olsun. Ne istiyorsun? dedi. Kadın: "Allah'a beni İsrailoğullarının en güzel kadını yapması için dua et." dedi. O da dua etti ve Allah (c.c) onu İsrailoğullarının en güzel kadını yaptı. Kadın kavminde kendisi gibi güzel bir erkek bulunmadığını bilince o duadan vazgeçti ve başka bir şey istedi. Adam da onun köpek olması için dua etti ve kadın hemen köpek oldu. Böylece iki duası gitti. Oğulları gelerek "Biz böyle yaşayamayız. Annemiz köpek oldu ve insanlar bizi onunla ayıplıyorlar. Allah'a dua et de onu önceki haline döndürsün." dediler. O da dua etti ve kadın önceki haline döndü. Böylece üç duası da boşa gitti ve ona "Besus" adı verildi. Bu rivayet gariptir.

 

Ayetin nüzulü hakkındaki meşhur görüş ise İbn Mes'ud (r.a.) ve seleften başkalarının söylediği gibi eskiden İsrailOğulları zamanında yaşayan bir adam hakkında nazil olduğu görüşüdür. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: O, zorbaların şehrinde yaşayan Bel'am adında bir adamdı. Allah'ın (c.c) İsm-i A'zamı'nı biliyordu. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem ve diğer selef alimleri şöyle demişlerdir: Duası makbul biriydi. Allah'tan ne istese Allah onu verirdi. Kendisine Peygamberlik verildiğini ve ondan sıyrıldığını söyleyenler garip, uzak, hatta yanlış bir şey söylemişlerdir. Onu Taberi bazılarından rivayet etmiştir, fakat rivayet sahih değildir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Musa (a.s) beraberindekilerle zorbaların şehrine inince Bel'am amcaoğulları ve kavmiyle birlikte gelerek şöyle dediler: "Musa güçlü bir adamdır ve çok sayıda askeri vardır. O bizi yenerse mahveder. Musa ve yanındakileri bizden uzak etmesi için Allah'a dua et" dediler. Bel'am: Ben Musa (a.s) ile beraberindekileri geri çevirmesi için Allah'a dua ettim, fakat dünya ve ahiretim gitti." dedi. Sürekli ısrarları üzerine onlara beddua etti. Bunun üzerine Allah (c.c) onu bulunduğu makamdan aldı. İşte Allah'ın (c.c) " ...fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan" ayetinde bahsedilen odur.

 

Süddi der ki: Allah'ın (c.c) "(Allah) Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar ... " (Maide, 26) buyruğunda bahsettiği kırk yıl geçince Yuşa' b. Nun Peygamber olarak gönderildi. Yuşa (a.s) İsrailOğullarını davet etti. Kendisinin Peygamber olduğunu ve zorbalarla savaşmasını emrettiğini söyledi. Onlar da ona iman edip biat ettiler. İsrailOğullarından gizli İsm-i A'zam'ı bilen Bel'am adında bir alim vardı. Kafir olup zorbacıların yanına geldi ve ''İsrailoğulları'ndan korkmayın. Çünkü siz savaşmaya çıktığınızda ben onlara beddua edeceğim ve onunla helak olacaklar." dedi. Bir süre onlarla birlikte yaşadı. Fakat iri yarı olduklarından dolayı kadınlarına yaklaşamıyordu.

 

Dişi bir eşe ği vardı ve onunla ilişkiye giriyordu. İşte Allah'ın (c.c) "Onlara, kendisine a'yetlerimizi verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan ... kimsenin haberini oku. " buyruğunda bahsedilen kişi odur.

 

"O yüzden de şeytanın takibine uğrayan" Yani, şeytanın üzerinde hakimiyet kurduğu ve emri altına aldığı, dolayısıyla her ne emretse ona itaat eden ve uyan. O yüzden "ve sonunda azgınlardan olan kimsenin" denilmiştir, yani ''şaşkın ve yolunu kaybedip helak olanlardan olan kimsenin."

 

 

[3206] Bu ayetin manasında bir de hadis vardır; Ebu Ya'la el-Mevsıll, Hasan-ı Basri’den şöyle nakleder: Cündüb el-Beceli bize bu mescidde Huzeyfe'nin -yani Huzeyfe b. Yeman'ın- ona şöyle anlattığını aktardı; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Hakkınızda en çok korktuğum o kimsedir ki Kur'a'n'ı okumuştur ve üzerinde onun güzelliği görüldüğü ve Allah'ın dilediği bir vakte kadar İslam'ın destekçiSi ve yardımcısı olduğu halde ondan sıyrılır. Onu (İslam'ı) üzerinden atar. Komşusuna kılıç çekme ye kalkışır ve ona şirk damgası vurur." Huzeyfe (r.a.) der ki: Ben ''Ey Allah'ın Nebisi! Şirke hangisi daha layıktır; şirk damgası vurulan mı, şirk damgası vuran mı?" dedim. "Şirk damgası vuran daha layıktır" buyurdu. Hadisin senedi sahihtir. Ravilerden Salt b. Behram Kufeli sikadır. Mürcielik dışında bir şeyle itham edilmemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Main ve başkaları onu sika kabul etmişlerdir.

 

"Dileseydik elbette onu a'yetlerle yükseltirdik. Fakat o, dünyaya meyletti ve hevesinin peşine düştü." Yüce Allah "Dileseydik elbette onu ayetlerle yükseltirdik. " Yani, kendisine verdiğimiz ayetlerle onu dünyanın pisliklerine bulaşmaktan koruyup yükseltirdik. "Fakat o yere saplandı" Yani, dünya zinetine ve süsüne meyletti, onun haz ve nimetlerine yöneldi. Diğer akıl ve idrak sahibi bir çok kimse gibi dünya onu da aldattı. Ebu Zahiriyye, "Fakat o yere saplandı. " buyruğu hakkında şöyle der: Şeytan ona Banyas köprüsüne bir ok atımı mesafesi uzaklıktan gözüktü. Dişi merkep Allah'a, Bel'am ise şeytana secde etti. Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr ve bazıları böyle demişlerdir.

 

İmam Taberi der ki: Bu adamın hikayelerinden biri Muhammed b. Abdu'l-A'la'nın Mu'temir'den naklettiği şu hadisedir: Babama "Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan ... kimsenin haberini oku." ayeti sorulması üzerine Seyyar'dan naklen şunları anlattı: O Bel'am adında duası makbul bir adamdı. Musa (a.s) Bel'am'ı aramak üzere İsrailoğulları'nın bulunduğu topraklara -bir rivayette: Şam'a- gelmişti. İnsanlar ondan büyük bir korkuya kapıldılar ve Bel'am'a gelerek "Bu adama ve ordusuna beddua et." dediler. "Rabbimle istişare edeyim de öyle" dedi. Onlara beddua hususunda Allah'a danışınca kendisine "Onlara beddua etme. Çünkü onlar benim kullarımdır ve aralarında Peygamberleri vardır" denildi. Bunun üzerine kavmine "Ben onlara beddua konusunda Rabbime danıştım ve onu yapmaktan men edildim." dedi. Sonra ona bir hediye verdiler, o da kabul etti. Sonra ona tekrar başvurarak "Onlara beddua et." dediler. Bel'am tekrar "Rabbime danışayım da, öyle" dedi. Danıştı, fakat kendisine herhangi bir işaret gelmedi. O da "Ben danıştım, fakat bana hiçbir işaret gelmedi" dedi. Ona "Rabbin onlara beddua etmenden razı olmasaydı ilkinde olduğu gibi bunda da seni nehyederdi." dediler. Bunun üzerine onlara bedduaya başladı. Onlara beddua ederken dili kendi kavmini gidiyor, kendi kavmine bir iyilik için dua ettiğinde ise Musa (a.s) ile ordusunu telaffuz ediyordu. Ona "Neden seni hep bize beddua eder halde görüyoruz?" dediler. O da "Dilime ancak bu geliyor. Ona beddua etsem de kabul olunmuyor. Ancak size bir şey söyleyeyim, belki onunla helak olurlar" dedi. Sonra devam etti: "Şüphesiz Allah zinayı sevmez. Onlar zinaya düşerlerse helak olurlar. Umarım ki Allah (c.c) onları helak eder. Kadınları (mızı) çıkarın da onları karşılasınlar. Zira onlar yokudurlar. Umulur ki zina ederler de helak olurlar" dedi. Onlar da söylediğini yaptılar; kadınlarını onları karşılamak için çıkardılar. Devamla şöyle anlattı: Hükümdarın bir kızı vardı. O kadar iriydi ki iriliğinin derecesini ancak Allah bilir. Hükümdar veya Bel'am ona "Sen sana ancak Musa'ın yaklaşmasına izin ver." dedi. İsrailoğulları nihayet zinaya düştüler. Oymaklardan birinin reisi o kızın yanına gitti ve "Benim konumum böyle, durumum da şöyledir" dedi. Bunun üzerine kız izin almak için babasına haber gönderdi. O da kıza: Sana yanaşmasına izin ver, dedi. O arada Harun (a.s)'ın oğullarından biri mızrakla üzerlerine gitti ve onlara sapladı. Allah (c.c) ona bir güç verdi ve onları mızrağına takıp yukarı kaldırdı. İnsanlar onları oldukları gibi gördüler. Bunun üzerine Allah (c.c) üzerlerine bir veba gönderdi ve onlardan yetmiş bin kişi öldü. Mutemir'in babası der ki: Seyyar bana şöyle anlattı:

Bel'am dişi merkebine bindi ve Alui denen yere veya Alui'deki bir yola kadar geldi. Ona vuruyor, fakat hayvan ilerlemiyordu. Sonunda hayvan kalktı ve "Bana neden vuruyorsun? Önündekini görmüyor musun?" dedi. Bel'am bir de baktı ki karşısında şeytan duruyor. Merkepten indi ve ona secde etti. Allah (c.c) "Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan ... kimsenin haberini oku." buyuruyor. Bana bunu Seyyar aktardı. Bilmiyorum; belki de ona başka birinin sözünü kattı.

 

Ben derim ki: ayette bahsedilen Baura oğlu Bil'am'dır ki ona Bel'am da Abür'ün oğlu da denir. Söylendiğine göre Harran oğlu Lut oğlu Mab oğlu Kuştüm oğlu Şe hum oğlu Baura oğlu Bel'am'dır. Onun Azer'in oğlu Harran'ın oğlu olduğu da söylenir. Belka köylerinin birinde oturuyordu. İbn Asakir:

 

Allah'ın İsm-i Azamı'nı bilen ve dinini terk eden budur ve Kur'an'da bahsedilmektedir, demiş, sonra onunla ilgili Vehb'ten ve başkalarından burada zikrettiğimize benzer nakillerde bulunmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Muhammed b. İshak'ın Salim b. Ebu Nadr'dan naklettiğine göre o şöyle anlatmıştır: Musa (a.s) Şam'daki Kenanoğulları topraklarına indiğinde Bel'am'ın kavmi ona gelerek "Bu İsrailoğullarındaki İmran oğlu Musa'dır. Bizi topraklarımızdan çıkarıyor, öldürüyor ve yerimize İsrailoğullarını yerleştiriyor. Biz senin kavminiz ve hiç evimiz ve yurdumuz yoktur. Sen duası makbul bir adamsın. Çık da onlara beddua et." dediler. Bel'am "Yazıklar olsun size!" Allah'ın nebisinin yanında melekler ve Mü'minler vardır. Ben Allah (c.c) hakkında nice şeyler bilirken onlara nasıl beddua ederim?" dedi. Bu defa, "Bizim evimiz yuvamız yoktur." dediler ve onun kalbini yumuşatmaya ve yalvarmaya başladılar. Sonunda onu kandırdılar. O da kandı. Bel'am dişi merkebiyle İsrailoğullarının askerlerinin sayısını tespit edeceği dağa, yani Hüsban dağına doğru yola çıktı. Fazla gitmeden merkep kalakaldı. Bu defa ona vurmaya başladı. Hayvanı iyice yorunca ona karşı hüccet olarak dile geldi. "Yazıklar olsun sana ey Bel'am, nereye gidiyorsun? Beni geri çeviren önümdeki şu melekleri görmüyor musun? Allah'ın Peygamberine ve Mü'minlere beddua etmek için mi gidiyorsun?" dedi. Bel'am ise sürekli ona vuruyordu. Bel'am öyle yapınca Allah (c.c) da merkebin yolunu açtı. Merkep onu alıp Hüsban dağının tepesine, Musa (a.s) ile İsrailoğullarının karargahına götürdü. Bel'am onlara beddua etmeye başladı. Onlara bir kötülükle beddua edecek olsa dili kavmine gidiyor, kavmine bir iyilikle dua edecek olsa dili İsrailoğullarına gidiyordu. Kavmi ona "Ey Bel'am, ne yaptığının farkında mısın? Sen onlara dua bize ise beddua ediyorsun" dedi. Bel'am: Bu benim elimde değiL. Bu Allah'ın müdahale ettiği bir şeydir, dedi. Derken dili çıkıp göğsüne sarktı. Onlara "Dünyam ve ahiretim elimden gitti ve bana sadece hile ve tuzak kaldı. Şimdi size bir hile ve tuzağı söyleyeceğim. Kadınlarınızı süsleyin ve onlara ticaret eşyaları verin. Sonra onları malları satmaları için İsrailoğullarının karargahına gönderin. Onlara kendilerini isteyen hiçbir erkekten sakınmamalarını emredin. Çünkü erkeklerinden bir kişi bile zina etse onların zararından korunursunuz." dedi. Onlar da dediğini yaptılar. Kadınlar karargaha girdiklerinde Kenanlılardan kabilesinin reisi olan Sur'un kızı Kesba İsrailoğullarının önde gelenlerinden İbrahim oğlu İshak oğlu Yakup oğlu Şem'un'un soyundan gelme Şem'unoğulları kabilesinin reisi Şelum oğlu Zemri adında birinin yanından geçerken adam ayağa kalktı. Güzelliğine hayran kalıp elini tuttu. Sonra onu alıp Hz. Musa (a.s)'ın yanına götürdü. Ona "Öyle sanıyorum ki sen 'O sana haramdır' diyeceksin" dedi. Musa (a.s) da: 

 

"Evet, sana haramdır. Ona yaklaşma" dedi. O ise: "Vallahi bunda sana itaat etmeyeceğiz" dedi. Sonra çadırına götürüp onunla zina etti. Bunun üzerine Allah (c.c) İsrailoğullarına veba hastalığını musallat etti. Şelum oğlu Zemri bu işi yaparken orada olmayan Musa (a.s)'ın işlerinin yöneticisi Fenhas b. Ayzar b. Harun çıkageldi. İsrailoğullarında veba kol geziyordu. Haberi öğrenince tamamen demirden yapılma harbesini alıp çadıra gitti. Onları yatar halde buldu ve harbesini ikisine birden geçirip dışarı çıkardı ve havaya kaldırdı. Harbesini koluyla tutuyor, dirseğini böğrüne dayıyor, harbeyi çenesinde -ki sakalı yeni çıkıyordu- tutuyor ve "Allah'ım! Sana asi olana böyle yaparız" diyordu. Sonra veba hastalığı ortadan kalktı. Zemri'nin kadınla zina etmesiyle Finhas'ın onu öldürmesi arasındaki sürede İsrailoğullarından vebada ölenleri saydılar, gündüzün bir vaktinde yetmiş bin olduğunu buldular ki sayıyı az söyleyenler bile bunu yirmi bin olarak söylerler. Ondan itibaren İsrailoğulları harbeyle böğrüne dayandığından, onu dirseğiyle tuttuğundan ve onu çenesine dayadığından dolayı Finhas'ın oğullarına kestikleri her hayvanın boynunu, dirseğini ve çenesini verirlerdi. Mallarının ve evlatlarının ilkini de ona verirlerdi; çünkü o da babası Ayzar'ın ilk oğluydu. İşte Allah (c. c) "Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan ... kimsenin haberini oku." buyruğunu Bel'am b. Baura hakkında nazil etmiştir. 

 

"Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da, dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. " Müfessirler bunun manasında ihtilaf etmişlerdir. İbn İshak'ın Salim b. Ebu Nadr'dan rivayetine göre Bel'am'ın dili göğsüne sarkmıştı. Bu cümlede o, üstüne varıldığında veya kendi haline bırakıldığında dilini sarkıtıp soluyuşu bakımından köpeğe benzetilmektedir. A-yete şu mana da verilmiştir: Böylece doğru yoldan sapmasında ve onda devam edişinde, imana çağrılmasının ve çağrılmamasının ona bir fayda vermemesinde, üzerine gidilsin veya dokunulmasın her iki halde dilini sarkıtıp solumasında köpeğe benzemiştir. Zira nasihat edilsin ve imana çağrılsın veya bunların hiçbiri yapılmasın, o kişi bunlardan bir fayda görmez. Şu ve benzeri ayetlerde de ifade edildiği gibi: "Gerçek şu ki kafir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler." (Bakara, 6) "(Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek." (Tevbe, 80) Kimine göre mana şöyledir: Kafir, münafık ve sapığın kalbi zayıftır, hidayetten tamamen yoksundur, sürekli çalkantılıdır. Benzer bir tefsir Hasan-ı Basri ve başkalarından rivayet edilmiştir.

 

"Kıssayı anlat, belki düşünürler." Yüce Allah Peygamberi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Kıssayı anlat, belki düşünürler." buyuruyor. Yani, umulur ki Bel'am'ın durumunu bilen, onunla istendiğinde verilen ve onunla dua edildiğinde kabul edilen İsm-i A'zam'ı öğretmesi nimetini Rabbine itaat dışında, hatta Rahman taraftarlarına, iman ehline ve o zamandaki kulu ve elçisi kelimullah Musa (a.s)'ın takipçilerine bedduada kullanması gibi hallerinden haberdar olan İsrailoğulları onlar gibi olmaktan sakınırlar. O yüzden Allah (c.c) "Belki düşünürler" buyuruyor. Yani, düşünürler de onlar gibi olmamak için çalışırlar. Çünkü Allah (c.c) onlara ilim vermiş, kendileri dışındaki insanlardan ve bedevilerden ayrı kılmıştır. Onlara Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sıfatlarına dair bilgileri ulaştırmıştır. O bilgiler sayesinde Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i'kendi oğulları gibi tanırlar. Dolayısıyla Peygamberlerinin bildirdiği ve emrettiği gibi İsrailoğulları Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e tabi olmaya, yardım ve destek vermeye diğer insanlardan daha layıktır. O yüzden onlardan kim kitabı hususunda Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e muhalefet eder, onu gizler ve kullarına bildirmezse Allah (c.c) ona dünya ahiretteki zilletle bitişik bir zillet verir.

 

"Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür." Yüce Allah buyuruyor ki: Ayetlerimizi yalanlayanların misali ne kötüdür. Yani, onların yiyip içme ve şehveti tatmin dışında hiçbir çabası bulunmayan köpeklere benzetilmelerini hak ettiren halleri ne kötüdür! Çünkü kim ilim ve hidayet dairesinden çıkar ve nefsinin arzularına ve hevasının isteklerine uyarsa köpeğe benzemiş olur ki onun hali ne kötüdür!

 

 

[3207] O yüzden sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kötü misaller bize yakışmaz; verdiği hibedenlhediyeden vazgeçen kişi kusup sonra kusmuğunu yalayan köpek gibidir. " buyurmuştur.

 

"Ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!" Yani, Allah (c.c) onlara zulmetmedi, bilakis onlar doğru yola uymaktan ve Mevla'ya itaatten yüz çevirip imtihan dünyasına yaslanmaları, lezzetleri elde etmeye ve nefsinin arzularını yerine getirmeye yönelmeleriyle kendilerine zulmettiler.

 

 

 

178. Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaş!rtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah buyuruyor ki: Allah (c.c) kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa o kaçınılmaz olarak zarar ve hüsrana uğramıştır. Çünkü Allah (c.c) neyin olmasını dilerse o olur, neyin olmasını dilemezse o da olmaz.

 

 

[3208] O yüzden İbn Mes'ud (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Tüm övgüler Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister, O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah (c.c.) kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur. Kimi doğru yoldan saptırırsa ona da hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur, O tektir ve hiçbir ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir .... " Hadisi İmam Ahmed b. Hanbel ve Sünen sahipleri ile diğer muhaddisler rivayet etmişlerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

179. Andolsun, biz cin ve insandan birçoğunu Cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.