İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

189 – 198.ayetler

 

Şirk Saçmalığı:

 

189. Sizi bir tek candan yaratan, O'ndan da gönlü ısınsın diye eşini yaratan O'dur. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah'a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler.

190. Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Adem (a.s)'dan itibaren bütün insanları kendisinin yarattığını, ondan eşi Havva'yı var ettiğini, sonra insanların ikisinden çoğalıp yayıldıklarını haber veriyor. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. " (Hucurat, 13) Yüce Allah yine: "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının."(Nisa, 1) buyurur. Yüce Allah bu ayette şöyle buyuruyor: "O'ndan da gönlü ısınsın diye" yani onunla arasında ülfet ve sevgi olsun, onunla sükunet ve rahatlık bulsun diye "eşini yaratan O'dur." Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir." (Rum, 21) Dolayısıyla hiçbir iki ruh arasında eşler arasındaki büyük bir ülfet ve yakınlık yoktur. O yüzden Yüce Allah sihirbazın hileyle kişiyle eşini birbirinden ayırabileceğini bildirmiştir.

 

"Eşini sarıp örtünce" yani onunla ilişkiye girince "eşi hafif bir yük yüklendi. " Bu hamileliğin başlangıcıdır. Kadın bunda hiçbir acı duymaz. Karnındaki sadece nutfedir. Sonra kan pıhtısı, sonra bir çiğnem et parçası olur.

 

"....." (mealde: onu birmüddettaşıdı) ifadesi hakkında Mücahid: Onu taşımaya devam etti, demiştir. Hasan-i Basri, İbrahim en-Nehai ve Süddi'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Meymun b. Mihran, babasından: Onu hafif buldu, diye tefsir ettiğini nakletmiştir. Eyyub der ki: Hasan-ı Basrl'ye bu ayeti sordum, şöyle dedi: Arap olsaydın manasını bilirdin. Bu "onunla (onu taşımaya) devam etti" manasına gelir. Katade bunu: "Onu taşımaya devam etti ve hamileliği dışardan belli olur hale geldi" diye tefsir etmiştir. Taberi der ki: Rahmindeki bir süre nutfe olarak devam etti; kadın onunla oturup kalktı. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir süre baştaki gibi devam etti ve o yüzden kadın hamile kalıp kalmadığında şüpheye düştü.

 

"Hamileliği ağırlaşınca" Yani, hamileliği sebebiyle ağır hale gelince. Süddi der ki: Karnındaki bebek büyüyünce. "Rableri Allah'a şöyle dua ettiler: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen" ayetteki "salih"ten kasıt sağlam ve kusursuz bir beşerdir. Nitekim Dahhak İbn Abbas (r.a.)'tan: Doğanın hayvan olmasından korktular, diye rivayet etmiştir. Aynı şekilde Ebu Bahteri ve Ebu Malik de: İnsan olmamasından korktular, demişlerdir. Hasan-ı Basri ise: Bize erkek çocuğu verirsen, diye tefsir etmiştir. "muhakkak şükredenlerden olacağız. "

 

"Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir." Müfessirler burada bir takım hadislerle, sahabe ve tabiinden rivayetler (eserler) zikretmişlerdir. Ben onları getirip var olan problemleri söyleyecek, ardından -İnşaallah- bu konudaki doğru olanı açıklayacağım. Yegane güvencemiz Allah'tır.

 

 

[3238] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde, Hasan-ı Basri kanalıyla Semure'den, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Havva (a.s)'ın hiçbir bebeği hayatta kalmıyor, ölüyordu. Bir doğumundan sonra İblis yanına geldi ve ''Adını Abdulharis koy. O durumda yaşar." dedi. Doğan çocuğun adını Abdulharis koyunca yaşadı. Bu şey tanın vahyinden ve emrindendi. " Bunu Taberi de rivayet etmiştir. Tirmizi bu ayetin tefsirinde Muhammed b. Müsenna'nın Abdussamed'den nakliyle rivayet etmiş ve "Bu hasen ve garip bir hadistir. Ömer b. İbrahim'in dışında birinin rivayetini bilmiyoruz. Bazıları bunu Abdussamed'den nakletmişler fakat Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e nispet etmemişlerdir." demiştir. Hadisi Hakim Müstedrek'inde Abdussamed'in rivayetiyle tahric etmiş ve "Bu, Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahih bir hadistir." demiştir. İbn Ebi Hatim tefsir kitabında Ebu Zür'a er-Razi'nin Hilal b. Feyyaz'dan, onun Ömer b. İbrahim’den ... merru olarak nakliyle tahriç etmiştir. Hafız İbn Merduyeh tefsir kitabında Şaz b. Feyyaz'ın Ömer b. İbrahim'den bu şekilde merru olarak nakliyle rivayet etmiştir. Ben derim ki: Şaz dediği Hilal' dir ve Şaz onun lakabıdır.

 

Özetle hadis üç cihetten illetlidir.

 

Bir: Ömer b. İbrahim Basra'lı Ömer'dir. İbn Main onu sika kabul etse de Ebu Hatim er-Razi: Hüccet değildir, demiştir. Fakat İbn Merduyeh bunu Mutemir'in, babasından, onun Hasan-ı Basrl'den, onun da Semure'den mertu olarak nakli o olur tahric etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İki: Bu söz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in değil Semure'nin sözü olarak da rivayet edilmiştir. Nitekim Taberi şöyle der: Bize İbn Ebi Ala ... Ebu Ala b. eş-Şihhir'den, o da Semure'den şöyle nakletti: Adem (a.s) oğluna Abdülharis adını verdi.

 

Üç: Hasan-ı Basrl'nin kendisi ayeti bundan farklı şekilde tefsir etmiştir. Semure'den naklettiği söz merfu (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi) olsaydı ayeti ondan farklı bir şekilde tefsir etmezdi.

 

Taberi, Amr kanalıyla Hasan-ı Basrl'den "Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak kaştular." buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: "Bunlar başka milletlerden kimselerdi. Adem (ile eşi Havva) değildi." Taberi, Said kanalıyla Katade'den şöyle nakleder: Hasan-ı Basri şöyle derdi: Onlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Allah (c.c) kendilerine çocuklar verdi de onları Yahudi ve Hristiyan yaptılar. Hasan-ı Basrl'nin ayeti bu şekildeki tefsirine dair gelen bu rivayetlerin senetleri sahihtir. Bu, ayetin en güzel tefsirlerinden ve ona verilecek en güzel manalardandır. Bu, Hasan-ı Basrl'ye göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den gelen sahih bir hadis olsaydı ne o ne de başkası, özellikle takvası ve verasıyla başka bir şekilde tefsir etmezdi. Bu da gösteriyor ki o sahabi sözüdür. Açıklamasının ileride geleceği gibi rivayet eden kişi onu kitap ehli bazı kimselerden, özellikle Ka'b, Vehb b. Münebbih ve başkaları gibi onlardan iman edip Müslüman olmuş kimselerden almış olabilir. Fakat biz onun mertu olması iddiasının sorumluluğundan kurtulmuş olduk. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Konuyla ilgili sahabi ve tabiin sözlerine gelince; Muhammed b. İshak, İkrİme kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Havva Adem (a.s)'a çocuklar doğurur, o da onlara Allah'ın kulu manası etrafında dönen Abdullah ve Ubeydullah gibi isimler koyar, fakat bunlar ölürlerdi. Nihayet İblis Havva (a.s) ile Adem (a.s)'ın yanına gelerek "Siz verdiğiniz bu isimlerden farklı bir isim verirsenit çocuklar yaşar" dedi. Bundan sonra oğlu olduğunda Adem (a.s) ona Abdulharis adını koydu. İşte Allah'ın (c.c) "Sizi bir tek candan yaratan, O'ndan da gönlü ısınsın diye eşini yaratan O'dur." buyruğu bunun hakkında nazil oldu. Avfi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre o ayetteki "Onu bir müddet taşıdı" mealindeki cümleye "Hamile kalıp kalmadığından şüpheye düştü" manası vermiştir. İbn Abbas (r.a.) "Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah'a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler." buyruğu hakkında şöyle demiştir: Bunun üzerine şeytan yanlarına gelerek "Sizin nasıl bir çocuğunuzun olacağını biliyor musunuz? Doğacak çocuğun nasıl bir şey, hayvan mı başka şey mi olacağını biliyor musunuz?" dedi. Onlara batılı süslü gösterdi. Gerçekten de o apaçık bir saptırıcıdır. Daha önce Adem (a.s)'ın iki oğlu olmuş, ancak ölmüşlerdi. Şeytan onlara "Siz ona benim adımı vermezseniz sağlam bir çocuk olarak doğmaz. İlk ikisi öldüğü gibi ölürler." dedi. Bunun üzerine çocuklarına "Abdulharis" adını verdiler. İşte Allah'ın "Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak koştular." buyruğu bunu anlatmaktadır. Abdullah b. Mübarek, Said b. Cübeyr'den, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah (c.c) "Sizi bir tek candan yaratan, O'ndan da gönlü ısınsın diye eşini yaratan O'dur. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Onu bir müddet taşıdı. .. " buyurdu. Adem (a.s) eşiyle ilişkiye girdikten sonra İblis (Allah'ın laneti üzerine olsun) onlara gelerek "Ben sizi Cennetten çıkaran arkadaşınızım. Ya bana itaat edersiniz veya boynuzumu çıkarırım ve karnına böyle böyle geçiririm. Karnından onu yararak çıkar." dedi. "Ben bunu kesinlikle yapacağım, mutlaka yapacağım" diyerek de onları korkuttu. Ona itaati kabul etmediler ve bebek annesinin karnından ölü çıktı. Sonra ikinci kez hamile kaldı. Şeytan yine geldi ve "Ben şöyle şöyle yapan arkadaşınızım. Ya siz söylediğimi yaparsınız veya ben yapacağımı yaparım." diyerek onları korkuttu. Yine sözünü dinlemediler ve çocuk ölü olarak doğdu. Sonra üçüncü defa hamile kaldı. Şeytan yine geldi ve onlara aynı şeyleri söyledi. Onlara çocuk sevgisi yetişti ve çocuklarına Abdülharis adını verdiler. İşte Allah'ın, "Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah'a ortak koştular." buyruğunda bahsettiği budur. Bunu Taberi ve İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Bu rivayeti İbn Abbas (r.a.)'tan Mücahid, Said b. Cübeyr ve İkrime gibi bir grup öğrencisi almıştır.

 

İkinci tabakadan ise Katade ve Süddi ile selef ve haleften birçok kişi, sonraki

dönemlerden sayılamayacak kadar çok müfessir almıştır. Allahu A'lem bu aslen kitap ehlinden alınmadır. Zira İbn Ebi Hatim'in rivayet ettiği gibi bunu İbn Abbas (r.a.) da Übeyy b. Ka'b'dan rivayet etmiştir. Nitekim İbn Ebi Hatim, Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, o da Übeyy b. Ka'b'dan şöyle nakletmiştir: Havva hamile kalınca şeytan yanına gelerek ''Bana itaat edip çocuğunun hayatta kalmasını arzular mısın? Ona Abdül-Haris adını ver." dedi. Ancak o yapmadı. Çocuk doğdu ve ardından öldü. Sonra tekrar hamile kaldı. Şeytan gelip aynısını söyledi. Havva (a.s) yine yapmadı. Sonra üçüncü defa hamile kaldı. Şeytan bu kez de geldi ve "Bana itaat edersen hayatta kalır. Yoksa hayvan doğar." dedi. Bu onları korkuttu ve söylediğini yaptılar. Allahu A'lem, bu rivayetlerde onların Ehl-i kitab'ın rivayetlerinden olduğu görülmektedir.

 

 

[3239] Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu sahih rivayetlerle sabittir: "Kitap ehli size bir şeyanlattığında onu ne tasdik edin, ne de yalanlayın. "

 

Sonra kitap ehlinin haberleri üç kısımdır. Onların bir kısmı; Allah'ın Kitabı veya Rasulü'nün sünnetinin delaletiyle doğru olduğunu bildiğimiz haberlerdir. Bir kısmı yine Kitap ve sünnetin delaletiyle yalan olduğunu kesin bildiğimiz haberlerdir. Bir kısmı ise hakkında herhangi bir şey söylenmemiş rivayetlerdir ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisinde izin verilen de odur:

 

 

[3240] "İsrailoğullarından hiçbir sakınca bulunmaksızın nakillerde bulunabilirsiniz."  Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Onları ne tasdik edin, ne de yalanlayın." buyruğundan dolayı bu ne tasdik edilecek ne de yalanlanacak olan bu tür rivayetlerdir.

 

Peki (Adem (a.s) ile Havva (a.s) hakkındaki) bu rivayet ikinci mi üçüncü mü kısımdandır? Bu üzerinde düşünülecek bir husustur. Bunu rivayet eden sahabe ve tabiinden her biri bunun üçüncü kısımdan olduğu görüşündedir. Fakat biz bu konuda Hasan-ı Basrl'nin (rh.a) görüşündeyiz. Cümlenin akışına bakıldığında kastedilenlerin Adem (a.s) ile Havva değil, onların soyundan gelen Müşrikler olduğunu düşünüyoruz. O yüzden Allah (c.c) daha sonra ''Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir." buyurmuştur. Yüce Allah Adem (a.s) ile Havva'ya ise daha sonra zikredeceği ana baba konusuna hazırlık olarak değinmiştir. Bu, şahıstan sonra (onun içinde bulunduğu) türe geçiş kabilindendir. Şu ayette de böyle bir durum söz konusudur: ''Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık." (Mülk, 5) Bilindiği gibi lambalar, yani göğün süslendiği ve donatıldığı yıldızlar şeytanlara atılan yıldızlar değildir. Bilakis burada zat olarak bahsedilen belli lambaların ardından ara bir cümle olarak onun türüne geçilmiştir. Bunun Kur'an'da bir çok benzeri vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor:

 

 

 

191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar?

192. Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

193. Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar, onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir.

194. Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizler gibi kullardır. Doğru iseniz, onları çağırın da size cevap versinler.

195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var, veya görecekleri gözleri mi var, yahut işitecekleri kulakları mı var? De ki: Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!

196. Şüphesiz ki benim velim Kitab'ı indiren Allah'tır, Ve o, bütün salihlere de velilik eder.

197. Allah'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.

198. Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.

 

Tefsiri:

 

Burada Allah (c.c), Allah'la (c.c) birlikte başka bir takım ilahlara, putlara ve heykellere ibadet eden Müşriklerin tutumunu eleştiriyor. Oysa onları Allah yaratmıştır. Rableri O' dur. Ellerinde hiçbir şey yoktur; hiçbir zarar ve fayda veremez, kendilerine tapanlara yardımda bulunamazlar. Bilakis onlar hareket etmeyen, duymayan ve görmeyen cansız cisimlerdir. Duymaları, görmeleri ve tutmaları sebebiyle tapanları onlardan daha mükemmeldirler.

 

İşte Allah şöyle buyuruyor: "Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları Allah'a ortak mı koşuyorlar?" Yani, ibadet edilen şeylerden hiçbir şey yaratmayan ve ona gücü de olmayan şeyleri mi Allah'a ortak ediniyorlar? Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendinden istenen de! Onlar, (bu aciz putları Allaha ortak koşmak suretiyle) Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok üstündür." (Hac, 73-74) Yüce Allah onların bütün ilahları toplansalar bir sineği dahi yaratamayacaklarını, hatta bir sinek onların en basit bir yiyeceği onlardan alıp kaçsalar onu elinden almaya güçlerinin yetemeyeceğini, dolayısıyla bu niteliklere sahip olan bu haldeki şeylere rızık vermesi ve yardım istenmek üzere nasıl ibadet edileceğini bildiriyor. O yüzden Yüce Allah ''Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır." (Nahl, 20) buyuruyor. Yani, İbrahim (a.s)'ın söylediği gibi onların kendileri yaratılmış, insanlar tarafından yapılmışlardır: "İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi." (Saffat, 95-96)

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Halbuki putlar ne onlara" yani kendilerine tapanlara "bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur." Yani, kendilerine bir zarar verecek kimselere karşı ne de kendilerini koruyabilirler. Nitekim İbrahim (a.s) kavminin putlarını kırar, onları (putları) son derece alçaltırdı. Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurur: "Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)" (Saffat, 93) Bir ayette de:

"Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı belki ona müracaat ederler diye. " (Enbiya, 58) buyurur.

 

 

[3241] Aynı şekilde Muaz b. Amr b. Cemuh (r.a.) ile Muaz b. Cebel (r.a.) da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldiğinde Müslüman olmuş gençlerdi. Kavimleri görüp ibret alsınlar diye geceleri Müşriklerin putlarına uğrayıp onları kırıp döker ve dullara yakacak yaparlardı. Kavminde saygın bir konuma sahip Amr b. Cemuh'un ibadet ettiği ve taptığı bir putu vardı. Onlar geceleri gelip onu ters çevirir, üzerine pislikler bulaştırırlardı. Amr b. Cemuh da gelip ona yapılanları görür, onu yıkayıp kokular sürer, yanına bir de kılıç koyar ve "kendini müdafaa et" derdi. Sonra ikisi gelip ona aynısını yaparlar, o da aynı şekilde yapardı. Sonunda bir gün onu alıp ölmüş bir köpeğin yanına koydular. Sonra bir ipe bağlayıp oradaki bir kuyuya sarkıttılar. Amr b. Cemuh gelip durumu görünce yaşamakta olduğu dinin batıl olduğunu anladı ve şöyle dedi:

Vallahi sen ibadet edilecek bir ilah olsaydın Seninle köpek, birlikte bir yerde olmazlardı.

 

Sonra İslam'a girdi ve güzel bir Müslüman oldu. Uhud gazvesinde şehit düştü. Allah (c.c) ondan razı olsun ve razı etsin. Firdevs Cennetlerini onun yurdu eylesin.

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar, onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir." Yani, bu putlar kendisine dua edenin hiçbir duasını işitemezler. Onlara ibadet edenlerle yere atanlar onlar için birdir. İbrahim (a.s)'ın söylediği gibi: "Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?" (Meryem, 42)

 

Yüce Allah daha sonra onların bir kul, yani onlar gibi bir mahluk olduğunu, hatta insanların daha mükemmelolduklarını, çünkü insanlar işitip görürlerken ve tutabilirlerken onların bunlardan hiçbirini yapamadıklarını bildiriyor.

 

"De ki: 'Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!'" Yani, onları bana karşı yardıma çağınn. Bana göz kırpma kadar dahi mühlet vermeyin. Elinizden gelen hiçbir şeyi ardınıza koymayın.

 

"Şüphesiz ki benim velim Kitab'ı indiren Allah'tır" Yani, Allah bana kafidir, yeter. O benim yardımcımdır. Sadece ona tevekkül eder, ona sığınınm. O benim dünya ve ahirette dostumdur. Benden sonraki her salih kişinin de dostudur. Bu, aynı zamanda Hud (a.s)'ın kavmi ona "Biz 'İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış!' demekten başka bir söz söylemeyiz" dediklerinde onlara verdiği cevaptır: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin! Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki o, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır." (Hud, 54-56) İbrahim (a.s) da benzer şeyler söylemiştir: "İster siz, ister eski atalarınız. İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur). Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur. Beni yediren, içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O' dur. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O' dur ... " (Şuara, 76-81) İbrahim (a.s) babasına ve kavmine yine şöyle demişti: "Ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü o, beni doğru yola iletecektir. Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki insanlar (onun dinine) dönsünler." (Zuhruf, 26-28)

 

"Allah'ın dışında tdptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler ... " ayetleri biraz önce geçen hususu pekiştirici olarak gelmiştir. Fakat bu kez Müşriklere direk hitap vardır. Önceki ise "o Müşrikler" şeklinde üçüncü çoğul şahsa hitaptı. O yüzden buradaki ayette "Ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler ... " buyurulmuştur.

 

"Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler." Nitekim Allah (c.c) başka bir yerde, "Eğer onları (putları) çağırırsanız, sizin çağırmanız! işitmezler. Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez. " (Fatır, 14) buyurmuştur.

 

Allah (c.c) daha sonra şöyle buyuruyor: "Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler." Putlar için "onları sana bakar görürsün" denilmiştir. Çünkü onlara baktığında karşında cansız olduğu halde sanki bakan bir canlının durduğunu hissedersin. O yüzden Allah (c.c), aynen insan şeklinde oldukları için onları canlı yerine koyarak "Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler. " buyurmuş, haklarında akıl sahibi kimseler için kullanılan ..... onlar" zamirini kullanmıştır. Süddi "sana bakar görürsün" diye bahsedilenlerin Müşrikler olduğunu söylemiş, Mücahid’den de onun benzeri rivayet edilmiştir. Birincisi daha uygundur. Taberi'nin tercihi ve Katade'nin görüşü de böyledir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.

200. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.