İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

199 ve 200.ayetler

 

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kur'ani Ahlakından Demetler:

 

199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.

200. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.

 

Tefsiri:

 

Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Sen affı tut" Yani, Allah'ın sana helal kıldığı mallarını (ganimet) aL. Sana (hediye vs. olarak) her ne getirirlerse onu aL. Bu Tevbe suresindeki ganimetlerin taksimleri ve onunla ilgili detaylı hükümler inmeden ve son halini almadan önceydi. Süddi de böyle demiştir. Dahhak İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Sen affı tut." Yani artan malı infak etti. Said b. Cübeyr de: ayetteki "af"tan kasıt fazlalık maldır, demiştir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, "Sen affı tut" buyruğu hakkında şöyle der: Allah (c.c) Peygamberine on yıl boyunca Müşrikleri affetmesini ve hoşgörmesini emretti. Sonra onlara karşı sert tutum almasını emretti. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.

 

Bir çok kişi Mücahid'den "Sen affı tut" ayetiyle ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: İnsanların ahlakından ve davranışlarından iyi olanı aL. Hişam b. Urve, babasından şöyle nakleder: Allah (c. c) Peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanların ahlakından af ahlakını almasını emrediyor. Başka bir rivayette şöyle demiştir: Yani, onların ahlakından senin hoşuna gideni aL. Başkasının Hişam'dan, onun babasından, onun İbn Ömer (r.a.) 'tan; başka bir rivayette Hişam'dan, onun babasından, onun da Aişe (r.anha)'dan rivayetlerine göre İbn Ömer (r.a.) ile Aişe (r.anha) da benzer şeyler söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Said b. Mansur, Ebu Muaviye'den, o Hişam'dan, o Vehb b. Keysan'dan, o da Abdullah b. Zübeyr’den şöyle nakleder: "Affa tutun" yani insanların ahlakından af ahlakını aL. Vallahi onlarla arkadaşlık yaptığım sürece onlardan bu ahlakı alacağım. En meşhur görüş budur.

 

 

[3242] Taberi ile İbn Ebi Hatim'in ikisinin birden Süfyan b. Uyeyne kanalıyla Ümey’den yaptıkları şu rivayet bu görüşün doğruluğuna şahitlik etmektedir: "Aziz ve Celil olan Allah Peygamberine "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir." ayetini indirince Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Cebrail, bu nedir?" dedi. Cebrail (a.s): Allah (c.c) sana, zulmedeni affetmeni, seni mahrum edene vermeni ve seninle ilişkisini kesenle ilişkini sürdürmeni emrediyor" dedi. Bunu İbn Ebi Hatim aynı zamanda Süfyan b. Uyeyne'nin Ümeyy'den, onun Şa'bi’den benzer bir söz olarak rivayet etmiştir. Bu her halükarda mürseldir. Başka vecihlerden şahitleri olan hadisler rivayet edilmiştir. Bu Cabir (r.a.) ve Kays b. Sa'd b. Ubade'nin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakliyle de gelmiştir ki onu da İbn Merduyeh rivayet etmiştir. 

 

 

[3243] İmam Ahmed b. Hanbel Ukbe b. Amir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile karşılaştığımda erken davranarak elini tuttum ve "Ya Rasulallah! Bana faziletli amelleri söyle" dedim. "Ey Ukbe! Seninle ilişkisini koparonla ilişkini sürdür. Seni mahrum edene ver. Sana zulmedenden (intikam almayıp) yüz çevir. " buyurdu. Tirmizi bunun benzerini Ubeydullah b. Zahr'ın Ali b. Yezid'den nakliyle böyle rivayet etmiş ve "Hasendir" demiştir. Ben derim ki: Fakat Ali b. Yezid ile rivayet ettiği hocası Kasım Ebu Abdurrahman'ın ikisinde de zayıflık vardır.

 

İmam Buhari "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir." buyruğu hakkında "...." Urf, maruf demektir, demiştir. Bize Ebu Yeman'ın anlattığına göre; ona Şuayb, ona Zühri, ona Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe şöyle anlatmış: Uyeyne b. Hısn İbn Huzeyfe (Medine'ye) geldi ve yeğeni Hurr b. Kays'ın evinde kaldı. Hurr, Hz. Ömer'in kendisine yakın tuttuğu kişilerdendi. Zaten kurralar (Kur'an ve ilim sahibi kimseler) ister orta yaşlarda olsunlar, ister genç olsunlar, Hz. Ömer'in meclisinde ve istişare heyetindeydiler. Uyeyne yeğenine; "Yeğenim! Bu emirin yanında itibar sahibisin. Benim onunla görüşmemi sağla" dedi. Hurr: "Halifeden senin onun huzuruna çıkman için müsaade isteyeceğim." dedi. İbn Abbas olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlattı: Hurr, amcası Uyeyne ile görüşmesi için Hz. Ömer’den randevu istedi. Hz. Ömer de ona randevu verdi. Uyeyne Hz. Ömer'in huzuruna çıkınca; Bu bir felakettir ey Hattab'ın oğlu! Ne bize bol ihsanda bulunursun, ne de aramızda adaletle hükmedersin! dedi. Hz. Ömer bu sözlere sinirlendi, hatta üzerine yürüdü. Tam bu sırada Hurr: "Ey Mü'minlerin emiri! Allah Teala Peygamberi'ne "(Resulüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir," buyurmuştur. Kuşkusuz bu adam da cahillerden biridir" dedi. İbn Abbas olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Allah'a yemin ederim ki Hurr bu ayeti okur okumaz Hz. Ömer bir adım dahi atmayıp durdu. Çünkü o, Allah'ın kitabının olduğu yerde (ona muhalif bir şey söylememek ve yapmamak için) son derece dikkatli ve titiz davranırdı. Bunu sadece İmam Buhari rivayet etmiştir.

 

İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Nari"den şöyle nakleder: Salim b. Abdullah b. Ömer (r.a.) Şamlılara ait bir kervanın yanından geçerken orada zil sesi duydu. "Şüphesiz bu yasaklanmış bir şeydir" dedi. Onlar "Biz onu senden daha iyi biliyoruz. Yasaklanan büyük çıngırak çanıdır. Böylesinde ise hiçbir beis yoktur, dediler. Bunun üzerine Salim sustu ve "cahillerden yüz çevir. " dedi.

 

İmam Buhari'nin "Urf, maruf demektir" şeklindeki tefsirini bizzat Urve b. Zübeyr, Süddi, Katade, Taberi ve daha bir çok kişi yapmıştır. Taberi der ki:

 

Arapçada ''....." ve "...." aynı manaya yani, iyilik manasına gelir. Mesela "....." (Ona iyilik yaptım) denilir. Bunların hepsi de iyilik manasına gelir. Yüce Allah Peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kullarına maruf yapmayı ve cahillerden yüz çevirmeyi emretmesini emrediyor. Maruf kapsamına her türlü ibadet ve taat girer. Burada emir Peygambere olsa da, (dolaylı olarak) kendilerine zulüm ve haksızlık yapanlara karşı tahammül etme hususunda kullarına yönelik bir terbiye vardır. Yoksa ayette Allah'a karşı görevlerinden bihaber olan kimselerden uzak durma (gereken uyarıyı yapmama) manasında da, Allah'ı inkar eden, birliğini tanımayan ve Müslümanlara karşı savaş içinde olan kimselere hoşgörülü olma manasında da bir direktif yoktur. Said b. Arube, Katade'den, "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir." buyruğu hakkında şöyle nakleder: "Bu Allah'ın (c.c) Peygamberine emir ve tavsiye ettiği bir ahlaktır."

 

Hikmet ehli bir zat bu manayı almış ve mücanese sanatını da kullanarak iki beyte döküp şöyle demiştir:

 

Emrolunduğun gibi af yolunu tut,

Iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.

Her kul ile yumuşak konuş.

Şereflilere yumuşaklık iyi yakışır.

 

Bir alim şöyle der: İnsanlar iki türlüdür. Biri iyidir. Sen ondan sana gelen iyiliği kabul et. Ona gücünden fazlasını da ona rahatsızlık verecek şeyi de yükleme. Diğeri kötü kimsedir. Ona da iyiliği tavsiye et. Eğer sapıklığında ısrarcı olur, sana zorluk çıkarır ve cehaletinde devam ederse ondan uzak dur. Belki bu onun tuzağını bertaraf eder. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

 

"Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz. Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!" (Mü'minun, 96-97) Yüce Allah yine şöyle buyurur: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna -yani bu tavsiyeye- ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürlecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir." (Fussilet, 34-36) Yüce Allah bu surede de: "Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü o, işitendir, bilendir." (A'raf, 200) buyuruyor. A'raf, Mü'minun ve Fussilet surelerindeki bu üç ayetin dördüncüsü yoktur. Cenab-ı Hak bu ayetlerde isyankar ve kötü insana iyilikle ve en güzel şekilde davranılmasını tavsiye ediyor. Çünkü bu Allah'ın izniyle onu azgınlığından engelleyecektir. O yüzden ayette Allah (c.c) "O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur." (Fussilet, 41) buyurur.

 

Allah Teala daha sonra cinni şeytanlardan sığınmaya teşvik ediyor. Çünkü ona iyilik yapman şerrini senden bertaraf edemez. O senin helak ve mahvolmanı arzulamaktadır. Zira senin ve daha önce babanın açık düşmanıdır. İmam Taberi', bu ayetin tefsirinde şöyle der: "Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse" Yani, eğer şeytandan gelen bir dürtü seni öfkelendirip cahillerden uzak durmaktan alıkoyar, onlara karşılık vermeye iterse "hemen Allah'a sığın." Yani, onun dürtüsünü engellemesi için Allah'a iltica et. "Çünkü O, işitendir, bilendir. " Cenab-ı Hak buyuruyor ki: Senin şeytanın dürtmesinden kendisine sığındığın zat sana karşı cahillik yapanın cehaletini, senin onun dürrusünden kendisine sığınışını ve diğer kullarının sözlerini işitmektedir. Ona hiçbir şey gizli kalmaz. Şeytanın dürrusünü senden giderecek şeyin ne olduğunu ve kullarıyla ilgili başka şeyleri çok iyi bilir.

 

 

[3244] Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem der ki: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir." ayeti nazil olunca Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Rabbim, öfke nasılolacak?" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işItendir, bilendir." ayetini nazil etti.

 

 

[3245] Ben derim ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda birbirine söven iki adamın hadisi daha önce (Fatiha suresindeki) İstiaze konusunda geçti. Hadiste geçtiği gibi onlardan biri öyle öfkelendi ki bana burnu çatlayacak gibi geldi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben öyle bir söz biliyorum ki onu söyleseydi kendisindeki bu hal kesinlikle giderdi; Euzü billahi mine'ş-şeytanirracim" buyurdu. Bu kendisine söylenince adam, ''Bende bir delilik yoktur." dedi. Nezğ esasen öfke veya başka bir sebepten dolayı yapılan fesat manasına gelir. Yüce Allah "Kullanma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar (.....) Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır." (İsra, 53) buyurur. Iyaz (istiaze) şerden birine sığımak, iltica etmek ve dayanmak manasına gelir. Melaz ise bir fayda ve iyiliği elde etmek için yapılan başvuruya denir. Nitekim Mütenebbi şöyle der:

 

Ey umutlarımda kendisine başvurduğum.

Ey çekindiklerimden ona sığındığım.

Senin kırdığın hiçbir kemiği insanlar onaramazlar.

Senin onardığını ise hiç kıramazlar.

 

Istiaze hakkındaki hadisleri kitabın başında burada tekrarına gerek kalmayacak kadar şekilde bir detayla ele almıştık.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

201. Takvaya erenler var ya onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda hatırlayıp hemen gerçeği görürler.

202. Şeytanların dostlarına gelince, şeytanlar onları, azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.