|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 2 – 4.ayetler |
Gerçek Mü'minlerin
Bazı Nitelikleri:
2. Mü'minler ancak,
Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda
imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
3. Onlar, namazlarını
dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden harcayan kimselerdir.
4. İşte onlar gerçek
Mü'minlerdir. Onlar için Rableri katından nice dereceler, bağışlanma ve
tükenmez bir rızık vardır.
Tefsiri:
Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan "Mü'minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen
.. " buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir:
Münafıklar Allah'ın
farzlarını yerine getirirlerken kalplerine hiçbir şey girmez. Allah'ın (c.c)
ayetlerinden hiçbirine inanmazlar. Allah'a (c. c) tevekkül etmez, insanların
gözlerinden uzakta olduklarında namaz kılmaz, mallarının zekatlarını vermezler.
İşte Allah (c.c) onların Mü'min olmadıklarını bildirdi, sonra Mü'minlerin
niteliklerini anlatarak şöyle buyurdu:
"Mü'minler ancak,
Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen" o yüzden farzlarını eda eden,
"kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını inançlarını
"artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen" başka hiç kimseden umut
beklemeyen "kimselerdir." Mücahid der ki: "Allah anıldığı zaman
yürekleri titreyen" yani, kalpleri ürperen ve korkan. Süddi ve bir çok
kişi de böyle demiştir. Bu gerçek Mü'minin sıfatıdır. Allah (c.c) anıldığında
kalbi titrer. Yani, O'ndan korkar. O yüzden de emirlerini yerine getiren ve
yasaklarını terk eden kimsedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Yine
onlar ki bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı
hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları
Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde,
bile bile ısrar etmezler." (Al-i imran, 135) Yine: "Rabbinin
makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, şüphesiz
Cennete onun) yegane barınağıdır." (NaziM, 40-41) buyurur. O yüzden
Süfyan-ı Sevri şöyle der: Süddl'yi "Mü'minler ancak, Allah anıldığı zaman
yürekleri titreyen ... kimselerdir" buyruğu hakkında şöyle derken işittim:
Bu öyle bir kimsedir ki zulmetmek istediğinde, yani bir günah işlemeye
niyetlendiğinde ona "Allah'tan kork" denildiğinde kalbi titrer. Yine
Süfyan-ı Sevri, Abdullah b. Osman b. Huseym'den Şehr b. Havşeb'in şöyle
dediğini rivayet etmiştir: Ümmü Derda (r.anha) "Mü'minler ancak, Allah
anıldığı zaman yürekleri titreyen .. kimselerdir" buyruğu hakkında:
"Kalpteki korku hali kuru hurma dalının yanması gibidir. Sen onun
ürperişini hissetmez misin?" dedi. "Evet" diye cevap verince
bana "Kendinde bunu hissettiğinde o anda Allah'a dua et. Çünkü dua onu giderir."
dedi.
"KendilerineAllah'ın
ayetleri okunduğunda imanlarını artıran .. " Bu ayet Allah'ın (c.c) şu
buyruğu gibidir: "Herhangi bir SURE indirildiği zaman onlardan bir kısmı
der ki: 'Bu sizin hanginizin imanını artırdı?' İman edenlere gelince (bu SURE)
onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler." (Tevbe, 124) Imam Buhari
ve başkaları bu ve benzeri ayetleri imanın artmasına ve her bir kalpte farklı
derecelerde bulunmasına delil göstermişlerdir. Nitekim ümmetin büyük
çoğunluğunun görüşü de böyledir. Hatta, Allah'a hamd olsun Buhari Şerhi'nin
başında detaylıca anlattığımız gibi, İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebu
Ubeyd gibi bir çok imam bunda icma olduğunu söylemiştir.
"ve yalnız
Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir." Yani, ancak Allah'a ümit bağlar,
ancak O'na yönelir, ancak O'nun yüce katına sığınır, ihtiyaçlarını ancak O'na
arz eder, sadece O'na rağbet ederler. O'nun neyi dilerse olacağını neyi
dilemezse olmayacağını, kainatta yegane tasarruf sahibinin O olduğunu, hükmünü
geciktirebilecek hiçbir şeyin bulunmadığını, hesabının hızlı olduğunu bilirler.
O yüzden Said b. Cübeyr: Allah'a tevekkül imanın tamamını içinde bulundurur,
der.
"Onlar, namazlarını
dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden harcayan
kimselerdir." Allah Teala onların inançlarını zikrettikten sonra şimdi de
amellerine değiniyor. Bu ameller bütün hayır ve iyilikleri içeren amellerdir.
Onlardan namaz Allah'ın hakkıdır. Katade der ki: "....." "Namazı
ikame etmeklkılmak"tan kasıt vakitlerine, abdestine, rüku ve secdelerine
riayet etmektir, demiştir. Mukatil b. Hayyan: Namazı ikame etmek vakitlerinde
kılmak, onlarda abdesti tam almak, rüku ve secdelerini, Kur'an okumalarını,
tahiyyat ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e salevatları tam
yapmaktır. Namazı ikame etmeklkılmak işte budur. Allah'ın (c.c) kendilerine
verdiği rızktan infak etmek zekat vermekle, kulların vacip ve müstehap
hükmündeki diğer haklarını kapsamaktadır. Yaratılanların hepsi Allah'ın kuludur
ve Allah'ın yaratılanlardan en çok sevdikleri ise onlara en faydalı
olanlarıdır. Katade "kendilerine rızık olarak verdiğimizden harcayan
kimseler" buyruğu ile ilgili olarak; Öyleyse siz de Allah'ın size
verdiklerinden infak edin. Zira bu mallar senin elinde emanet ve ödünç verilmiş
şeylerdir ve onlardan ayrılman pek yakındır.
"İşte onlar gerçek
Mü'minlerdir." Yani, bu sıfatları taşıyan kimseler gerçekten iman etmiş
kimselerdir.
[3269] Hafız
Taberani'nin Haris b. Malik el-Ensari'den nakletliğine göre kendisi bir gün
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına uğramıştı. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Nasıl sabahladın ey Haris?" dedi.
"Gerçek bir Mü'min olarak" diye cevap verdi. Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Ne söylediğine bir bak! Öyleyse her şeyin bir hakikati
vardır, senin imanının hakikati nedir?" diye sordu. Haris şöyle dedi:
"Kendimi dünyadan sıyırıp gecemi ibadet ederek uykusuz ve gündüzümü susuz
geçirdim. Sanki Rabb'imin Arş'ı apaçık görünüyor ve ona bakmaktayım. Sanki
birbirlerini ziyaret etmekte olan Cennet ehline, feryatlar ederek bağrışan
Cehennem ehline bakıyorum." Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) üç defa: " "Ey Haris, öğrenmişsin, onu bırakma. "
buyurdu.
Amr b. Mürre, Allah'ın
(c. c) "İşte onlar gerçek Mü'minlerdir." buyruğu hakkında şöyle der:
Kur’an ancak Arapça indirilmiştir. Bu insanlar arasında bir çok efendi olduğu
halde birine "Filan gerçek bir efendidir", bir çok ticaret erbabı
olduğu halde biri için "Filan gerçek bir ticaretçidir", Bir çok şair
bulunduğu halde biri için "Filan gerçek bir şairdir" dersin.
"Onlar için Rableri
katından nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızk vardır. "
"Nice
dereceler" yani Cennetlerde nice köşkler, makamlar ve dereceler ardır.
Nitekim Yüce Allah başka bir ayette "Onlar Allah katında derece
derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir." (Al-i İmran, 163)
buyurur.
"Büyük bir
bağışlanma ... vardır" Yani, Allah (c.c) onların günahlarını bağışlar,
iyiliklerinin mükafatını verir. Dahhak "nice dereceler ... vardır"
buyruğu hakkında şöyle der: "Cennet'tekiler birbirlerinin
üstlerindedirler. Yukarıdakiler kendilerinin alttakilerden daha büyük nimetler
içinde olduklarını görürler. Fakat alttakiler diğerlerinin kendilerinden daha
büyük üstün konumda bulunduklarını göremezler.
[3270] Bu yüzden Buhari
ve Müslim'in Sahıh'lerinde geçen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) "İlliyyin'dekiler (Cennet'in en üst makamında bulunanlar)
kendilerinden aşağıda olanları sizin gökteki ufuklarının birinde batmakta olan
yıldızları gördüğünüz gibi görürler." buyurdu. Sahabiler: "Ya
Rasulallah! Onlar Peygamberlerin makamıdır ve kimse o makama ulaşamaz, öyle
değil mi?" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Ulaşır. Canımı elinde tutan Allah'a andolstın ki onlar Allah'a inanan ve
elçilerini tasdik eden kimselerdir. " buyurdu.
[3271] İmam Ahmed b.
Hanbel ile Sünen sahiplerinin, Atiyye'nin Ebu Said el-Hudri (r.a.) 'tan naklen
rivayet ettiği başka bir hadiste ise Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Cennetin yüksek makamındaki kimseler sizin batmakta
olan yıldızları gördüğünüz gibi birbirlerini görürler. Ebu Bekir ile Ömer de
onlardandır, hatta daha büyük bir nimettedirler. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
8. Bunlar, günahkarlar istemese de hakkı
gerçekleştirmek ve batılı ortadan kaldırmak içindi.