|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 5 – 8.ayetler |
Bedir Gazvesi
(Medine'den Çıkış):
5. Nitekim,
Mü'minlerden bir grup kesinlikle istemediği halde,
Rabbin seni evinden hak uğruna çıkarmıştı.
6. Hak ortaya çıktıktan
sonra sanki gözleri göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.
7. Hatırlayın ki Allah
size, iki gruptan birinin sizin olacağını vaad
ediyordu; siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah,
sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin kökünü
kesmek istiyordu.
8. Bunlar, günahkarlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve batılı
ortadan kaldırmak içindi.
Tefsiri:
İmam Taberi
"Nitekim, Mü'minlerden
bir grup kesinlikle istemediği halde" buyruğundaki benzetme edatı kaf'ın niçin getirildiği hususunda müfessirler farklı
görüşlere sahiptirler. Bazıları: Mü'minlerin
Rablerinden korkmaları aralarını düzeltmeleri, Allah'a (c.c) ve elçisine
itaatleri haline benzetilmiştir, demişlerdir. Taberi
sonra İkrime'den buna benzer bir söz rivayet
etmiştir. Buna göre Allah (c. c) ayette şöyle buyurur:
"Nasıl ki ganimetler konusunda ihtilafa düşüp birbirinizle çekiştiniz ve
akabinde Allah (c.c) o yetkiyi sizden alıp kendisinin ve Peygamberi'nin
yetkisine aldı, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu adalet ve eşitlik esasları üzerine taksim etti
ve o da sizin için maslahat ve karın ta kendisi oldu. Aynı şekilde,
dinlerini zafere ulaştırmak ve düşmanların kervanlarını ele geçirmek için
onlarla savaşa çıkmakta olan güçlü kuvvetli toplulukla birlikte savaşa çıkmayı
da istemediniz. Savaşı istememeniz ise Allah (c.c)'ın
onu size takdir edip sizinle düşmanlarınızı öncesinde aranızda bir andlaşma olmaksızın karşılaştırmasıyla sonuçlandı ve o da
hidayet, zafer ve fethin ta kendisi oldu. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette
de: "Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha
hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu
halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. "
Bakara, 216) buyurur.
Taberi der ki: Bazıları şöyle dediler: "Onların
bu hali, Mü'minlerden bir grup kesinlikle istemediği
halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı zamanki halleri
gibidir." buyruğunda kastedilen mana şudur: Allah (c.c) Rabb'in Mü'minlerden bir grup
savaşmayı istemediği bir halde seni evinden hak uğruna çıkardığı gibi, onlar
hakikat kendilerine belli olduktan sonra bile o konuda seninle mücadele
ediyorlar. İmam Taberi
daha sonra benzer bir görüş olarak Mücahid'den bu
manada şöyle rivayet etmiştir: "Rabb'in seni hak
uğruna evinden çıkardığı gibi onlar hak uğrunda seninle tartışıyorlar.
Süddi der ki: Allah (c. c) Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in Bedir’e çıkışı ve Mü'minlerin onunla (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tartışması hususunda şöyle
buyurmuştur: "Nitekim, Mü'minlerden
bir grup" kafirlerin peşinden gitmeyi "kesinlikle istemediği halde,
Rabbin seni evinden hak uğruna çıkarmıştı." Bazıları şöyle demişlerdir:
Bedir günü "Bizi şehirden kervan için diyerek çıkardın. Savaş için demedin
ki onun için hazırlık yapaydık" diyerek seninle tartıştıkları gibi, enfali de sana sadece tartışma ve çekişme maksadıyla
soruyorlar.
Ben derim ki: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine’den sadece, Ebu Süfyan'ın Şam'dan çıktığına dair haber aldığı Kureyş'e ait bol mal yüklü
kervanı için çıkmıştı. Müslümanlardan da durumu rahat olanları
harekete geçirerek üç yüz on kişilik bir orduyla yola çıkmıştı. Bedir yolu
üzerinde sahil yolu boyunca onları takip etti. Ebu Süfyan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
kendisini takip etmek üzere çıktığını öğrenince uyarması için Damdam b. Nezir'i Mekke'lilere
gönderdi. Onlar da kısa bir süre içinde 1000'e yakın, 900 ile 1000 arasında
silahlıyla yola çıktılar. Ebu Süfyan
sağ taraftan deniz kıyısından ilerleyerek kurtuldu. Mekkeli Müşrikler sonunda
gelip Bedir kuyusuna vardılar. Allah (c.c) Müslümanlar ile kafirleri
aralarında bir sözleşme olmadan birbirleriyle buluşturdu. Zira,
açıklaması birazdan geleceği üzere Allah (c.c) Müslümanların sözünü yüceltmeyi,
onları düşmanlarına muzaffer kılmayı, hak ile batılı birbirinden ayırmayı
istiyordu. Özetle; Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e Müşriklerin yola çıktığı haberi
ulaşınca Allah (c. c) O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki gruptan birini, ya kervanı ele geçirmeyi veya
Mekke ordusuna karşı galibiyeti vaad etti.
Müslümanlardan birçoğu kervana doğru gidilmesini arzuluyarlardı.
Çünkü onda savaşsız bir kazanç vardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
"Siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah,
sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin kökünü
kesmek istiyordu. "
[3272] Hafız İbn Merduyeh, Ebu
Eyyub el-Ensari’den şöyle
nakleder:
Biz Medine' deyken Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bize "Bana Ebu
Süfyan'ın kervanının gelmekte olduğu bildirildi. Bu
kervandan önce çıkmanız mümkün müdür? Belki Allah (c.c) bize o ganimeti nasip
eder." buyurdu. Biz "Evet" dedik ve çıktık. Yolda bir-iki gün
yürüdükten sonra bize "Onlarla savaşmaya ne dersiniz?" diye sordu.
Biz aynısını (Kervanı tercih ettiğimizi) söyledik. Bunun üzerine Mikdad b. Amr: "Ey Allah'ın Rasulü! O durumda biz kavminin Musa (a.s)'a söylediği gibi
"Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız." (Maide, 24) demeyiz. Ebu Eyyub der ki: Biz Ensar
topluluğu, Mikdad gibi söylemiş olmayı çok malımızın
olmasından daha çok temenni ettik. Bu olay üzerine Allah (c. c) Peygamberi'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Nitekim, Mü'minlerden
bir grup kesinlikle istemediği halde, Rabbin seni evinden hak uğruna
çıkarmıştı. " ayetini nazil etti. .. Hadisin
devamı vardır. Bunu İbn Ebi
Hatim de İbn lehia'nın
bulunduğu bir senetle, benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[3273] Yine İbn Merduyeh, Alkame
b. Vakkas el-leysi'den
şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Bedir’e çıkmıştı. Revha'ya geldiklerinde insanlara seslenerek "Görüşün
üz nedir?" diye sordu. Ebu Bekir (r.a.):
"Ya Rasulallah! Bize onların filan yerde
oldukları haberi geldi." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tekrar insanlara seslenerek
"Siz ne dersiniz?" buyurdu. Bu kez Ömer (r.a.) Ebu
Bekir (r.a.)'ın söylediği gibi şeyler söyledi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
tekrar insanlara seslenerek "Siz ne dersiniz?" buyurdu. Bunun üzerine
Sa'd b. Muaz (r.a.) "Ya
Rasulallah! Bizi mi kastediyorsun? Sana ikramda
bulunan ve kitabı indiren Allah’a and olsun ki ben o
yolda gitmiş de, orayı biliyor da değilim. And olsun
ki sen yürüyüp Yemen'deki "Birkü'l-gamad"a kadar dahi gitsen kesinlikle seninle birlikte
yürüyeceğiz ve Musa (a.s)'a "Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada
oturacağız'" diyenler gibi olmayacağız. Bilakis sen ve Rabb'in
gidip savaşınız, biz de sizinle birlikteyiz, ardınızdan geliyoruz" deriz.
Sen başka bir şey için çıkmış ve Allah (c.c) sana yeni bir şey vahyetmiş olabilir. Dolayısıyla sen Allah'ın (c.c) sana vahyettiğine bak. Dilediğinin İpini bağla, dilediğininkini
kes. Dilediğinle düşman ol, dilediğinle barış içinde ol''' dedi. Bunun üzerine Kur'an Sa'd'ın diliyle "Nitekim, Mü'minlerden bir grup kesinlikle
istemediği halde, Rabbin seni evinden hak uğruna çıkarmıştı. " ayeti ile
diğer ayetler nazil oldu.
[3274] Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaşmak hususunda danıştığında Sa’d b. Ubade o söylediği sözü
söyledi. O bedir günüydü. İnsanlara emretti ve savaş için hazırlık yaptılar.
Onlara kuvvetli olmalarını emretti. Ancak iman ehli bundan hoşlanmadılar. Bunun
üzerine Allah Teala "Nitekim,
Mü'minlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde,
Rabbin seni evinden hak uğruna çıkarmıştı. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki
gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi
seninle tartışıyorlardı." ayetlerini nazil etti.
Mücahid der ki: "seninle tartışıyorlardı." buyruğunda
kastedilen savaş hususunda tartışmalarıdır. Muhammed b. İshak, "seninle
tartışıyorlardı." buyruğu hakkında şöyle der: Müşriklerle karşı karşıya
gelmeyi istemeyerek, kendilerine Kureyşlilerin
gelmekte oldukları söylendiğinde onu kabullenemeyerek seninle tartışıyorlardı. Süddi der ki: "Hak ortaya çıktıktan sonra
... seninle tartışıyorlardı." Yani, senin
ancak Allah'ın sana emrettiğini yaptığın onlar açısından belli olduktan sonra
hala seninle tartışıyorlardı.
İmam Taberi
der ki: Bazılarına göre burada kastedilenler Müşriklerdir.
Bize Yunus, İbn Vehb'den, İbn
Zeyd'in Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre
göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle
tartışıyorlardı." buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: ayette
hakikat hususunda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile tartışan Müşrikler kastedilmiştir. Yani,
onlar İslam'a davet edildiklerinde adeta göz göre göre
ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. İbn
Zeyd daha sonra: Bu yukarıda bahsedilen Mü'minlerin nitelikleri değildir. Bilakis buradan itibaren kafirlerden bahsedilmeye başlanmıştır, demiştir. İmam Taberi daha sonra şöyle der: Onun söylediğinin hiçbir
manası yoktur. Çünkü "Hak ortaya çıktıktan sonra ...
seninle tartışıyorlardı" cümlesinden öncesi de bu
da iman ehli hakkında verilen haberlerdir. Doğrusu, İbn
Abbas (r.a.) ile İbn İshak'ın söyledikleri gibi
bunların Mü'minlerden haberler olduğudur. Taberi'nin desteklediği bu görüş asıl doğru görüş olup
cümlenin akışı da buna delalet etmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3275] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bedir' de işini
bitirince Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’e "Kervanın peşine düş. Onunla
aranda hiçbir engel yoktur" denildi. Bunun üzerine bir esir olarak bağlı
bulunan Abdulmuttalip oğlu Abbas O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bunu yapman uygun olmaz." dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Neden?" diye sorunca, "Allah (c.c) sana iki topluluktan birini vaad etmişti ve sana vaad etiğini
de verdi." dedi. Başka muhaddisler rivayet etmemiş olsalar da senedi ceyyittir.
"Siz de kuvvetsiz
olanın sizin olmasını istiyordunuz." Yani, onlar hiçbir güç ve kuvveti
bulunmayan, savaş yapacak durumu olmayan grubu istiyorlardı ki o kervandı.
"Oysa Allah,
sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin kökünü
kesmek istiyordu." Yani, Allah (c. c) ise sizi, onlara karşı muzaffer ve
galip kılmak, dinini güçlendirmek, İslam davasını yüceltmek ve diğer dinler
üzerinde galip ve hakim kılmak için sizi, güç sahibi
savaşçılarla karşılaştırmak istiyordu. Zira o işlerin sonunu bilir. Nitekim
güzel yönetmesiyle işlerinizi yöneten de odur. Kullar kendilerine gözüktüğüne
göre başkasını isteseler de Allah (c. c) bunu istemekteydi. Nitekim Allah (c.c)
başka bir ayette şöyle buyurur: "Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz
kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.
Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir,
siz bilmezsiniz." (Bakara, 216)
[3276] Muhammed b. İshak
(rh.a),
Urve b. Zübeyr ve bir çok
alimlerimiz kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakledilmiştir: Herkes bana bundan bir şeyler anlattı. Onların sözleri Bedir
hakkında anlattığım hususlarda birleşti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Süfyan'ın Şam'dan yola
çıktığını duyunca Müslümanları ona davet etti ve "Bu Kureyş'in
kervanı olup onda malları vardır. Çıkıp ona gidin. Umulur ki Allah (c.c)
onların mallarını size ganimet olarak verir." buyurdu. Ve insanları buna
davet etti. Bazıları bu hususta çabuk davranırken bazıları yavaş davrandılar.
Zira onlar Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in bir savaşla karşı karşıya
kalacağını sanmıyorlardı. Ebu Süfyan
Hicaz'a yaklaştığında haber toplamak için adamlar gönderdi. Kendisi de
Müslümanların bir şey yapmalarından korktuğu için geçen kervanlara soruyordu.
Sonunda bir kervandan "Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) senin ve kervanın için adamlarını
seferber etti." diye haber aldı. Bunun üzerine hızını azalttı. Damdam b. Amr el-Gıffari'yi kiralayarak Mekke'lilere
gönderdi. Kureyşlilere giderek mallarını korumak için
seferber olmaya çağırmasını, Muhammed'in arkadaşlarıyla birlikte kervana
müdahale ettiklerini söylemesini emretti. Damdam b. Amr hızla Mekke'ye doğru yola çıktı. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
de arkadaşlarıyla birlikte yola çıktı. Nihayet Zefran
adında bir vadiye vardığında oradan çıktı. Vadiden çıkarken bir yere vardığında
orada konakladı. İnsanlarla istişare etti ve Kureyşliler
hakkındaki haberi söyledi. Ebu Bekir (r.a.) kalkıp
güzel bir konuşma yaptı. Hz. Ömer (r.a.) da kalkıp güzel şeyler söyledi. Sonra Mikdad b. Ömer kalkarak şöyle dedi: "Ya Resulullah! Allah'ın sana emrettiği yere yürü. Her nereye
gidersen biz seninleyiz. Seni hak ile gönderene andolsun
ki sen Birkü'l-ğimad'a -bir
Habeşistan şehrini kastediyor- kadar gitsen ona ulaşma yolunda sen oraya
ulaşana kadar seninle birlikte yürürüz. Bunun üzerine Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ona güzel şeyler söyledi ve hayır duada bulundu. Sonra "Bana görüş
bildirin ey insanlar" buyurdu. Onun kastettiği Ensardı.
Çünkü asıl kalabalık onlardı. Hem de Akabe' de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
biat ederek "Ya Resulullah! Biz sen yurdumuza
ulaşana kadar seni korumaya dair hiçbir şey yapamaylZ.
Fakat bize ulaşınca bizim zimmetimizdesin. Evlatlarımızı ve kadınlarımızı
neyden koruyorsak seni de onlardan koruyacağız." demişlerdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensarın onu sadece
Medine'yi vuran düşmanlarına karşı korumakla sorumlu oldukları, onların
yurtlarından düşmanın üzerine yürütülme sorumluluklarının bulunmadığı
düşüncesinde olabileceklerinden korkuyordu. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bunu söyleyince Sa’d b. Muaz
(r.a.) ona "Ya Resulullah! Vallahi sanki sen
bizi kastediyorsun?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Evet" buyurunca Sa’d şöyle dedi: "Biz
sana inandık ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğuna şahitlik ettik.
Bu yolda seni işitip itaat edeceğimize dair sana söz ve ahitlerimizi verdik.
Onun için sen Allah'ın sana emrettiği şeye yürü. Seni hak din ile gönderene
yemin olsun ki sen bize bu denizi gösterip ona dalsan biz de seninle birlikte
dalarız ve bizden tek bir kimse bundan geri kalmaz. Biz yarın bizi
düşmanlarımızla karşı karşıya getirmenden hoşlanmayacak değiliz. Şüphesiz biz
savaşta sabırlı, düşmanla karşılaştığında samimi kimseleriz. Umulur ki Allah
(c.c) sana bizden seni sevindirecek şeyler gösterir. Artık bizi Allah'ı
bereketi üzere yürüt." Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd'ın sözüne sevindi ve bu onu gayrete getirdi. Sonra
''Allah'ın bereketi üzere yürüyün. Müjdeler olsun size. ZiraAllah
(c.c) bana iki gruptan birini vaad etti. Vallahi
sanki ben onların yere serilişlerini görüyor gibiyim." buyurdu.
Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan bunun
benzerini rivayet etmiştir. Süddi, Katade ve Abdurrahman b. Zeyd b. Elsem ile selef ve haleften bir çok alim de böyle demiştir. Muhammed b. İshak'ın anlattıklarına
dayanarak diğerlerinin sözlerini kısaca verdik.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |