|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 9 – 14.ayetler |
Allah'ın, Meleklerle
Yardımı:
9. Hatırlayın ki siz
Rabbinizden yardım istiyordunuz. O, da "Ben size meleklerden peş peşe
gelen bin tanesi ile yardım edeceğim" diyerek duanızı kabul buyurdu.
10. Allah bunu sadece
müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın dıye yapmıştı. Yoksa yardım, yalnız
Allah tarafındandır. Çünkü Allah, mutlak galiptir, büyük hikmet sahibidir.
Tefsiri:
[3277] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Buna Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle
anlattı: Bedir günü Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına
baktığında sayılarının 300 küsur, müşriklere baktığında sayılarının binden
fazla olduğunu gördü! Bunun üzerine kıbleye döndü, sonra ellerini havaya kaldırdı.
Ridası ve izarı üzerindeydi. Sonra şöyle dua etti: "Allah'ım! Bana
verdiğin vaadini yerine getir. Allah'ım! Eğer İslam ehlinden şu küçük topluluğu
yok edecek olursan sana bir daha hiç ibadet edilmez." Rabb'inden yardım
istemeye ve dua etmeye devam etti ve sonunda ri dası omuzlarından yere düştü.
Ebu Bekir (r.a.) gelip ridasını aldı ve ona verdi. Arkasından ayrılmadı ve bir
süre sonra ''Ya Resulallah! Rabbine bu kadar yakarışın yeter. Şüphesiz O sana
verdiği vaadi yerine getirecektir." dedi. Bunun üzerine "Hatırlayın
ki siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O, da "Ben size meleklerden peş
peşe gelen bin tanesi ile yardım edeceğim." diyerek duanızı kabul
buyurdu." buyruğu nazil oldu. O gün gelip Mü'minler Müşriklerle
karşılaşınca Allah (c.c) Müşrikleri yenilgiye uğrattı. Onlardan yetmiş kişi
öldürüldü, yetmiş kişi esir alındı. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
Ebu Bekir, Ali ve Ömer'le istişare etti. Ebu Bekir: "Ya Resulallah! Bunlar
amcalarımızın oğulları, akrabalarımız ve kardeşlerimizdir. Ben onlardan fidye
almanı uygun buluyorum. Onlardan alacağımız mallar bizim için kafirlere karşı
güç olur. Hem de umulur ki Allah (c.c) onları hidayete erdirir de bize destekçi
olurlar." dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): Sen ne
düşünüyorsun ey Hattab'ın oğlu? diye sordu. Ben: Vallahi ben Ebu Bekir ile aynı
görüşte değilim. Bilakis boynuha vurmam hususunda filan kişi için -bir
akrabasını söyleyerek- bana izin vermen, Ali'ye Ukayl'ın boynunu uçurması için
izin vermen, Hamza'ya kardeşi olan filanı öldürmesi için izin vermen
görüşündeyim. Ta ki Allah (c.c) kalbimizde Müşriklere karşı hiçbir muhabbet
bulunmadığını bilsin. Bunlar Müşriklerin önderleri, liderleri ve
komutanlarıdırlar." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu
Bekir'in görüşünü seçerek onlardan fidye aldı, benim görüşüme ise meyletmedi.
Ömer (r.a.) ertesi sabahtan sonrasını şöyle anlatır: Ertesi sabah Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekir (r.a.)'ın yanlarına gittiğimde
ağlıyorlardı. "Ya Rasulallah! seni ve arkadaşını ağlatan şey nedir? Eğer
ağlanacak bir şey varsa ben de ağlayayım. İçimden gelmezse de sizin
ağlamanızdan dolayı ağlar gibi yaparım." dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Fidye almaları sebebiyle arkadaşlarının başına gelenden
dolayı ağlıyoruz. Zira sizin azap görmenize şu ağaçtan -bunu söylerken
yakındaki bir ağacı gösterdi- daha az bir mesafe kalmıştı." buyurdu. Bunun
üzerine Allah (c.c) "Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya)
kadar, hiçbir Peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını
istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür,
hikmet sahibidir. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı,
aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu." (Enfal, 67-68)
ayetlerini nazil etti. Ve onlara ganimeti helal kıldı. Sonraki yıl Uhud günü
geldiğinde de Bedir' de fidye almalarının cezasını çektiler; onlardan yetmiş
kişi öldürüldü, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı ondan
kaçtılar, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ön dişleri kırıldı,
başındaki miğferi kırıldı ve yüzüne kan aktı. Bunun üzerine Allah (c.c)
"(Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet,
(Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıloluyor!" dediniz?
De ki: O, kendi kusurunuzdandır. -yani fidye almanızdandır- Şüphesiz Allah'ın
her şeye gücü yeter." (Al-i İmran, 165) ayetini nazil etti. Bunu, Müslim,
Ebu Davud, Tirmizi, Taberi ve İbn Merduyeh bir çok tarikle İkrime b. Ammar'dan bu
senetle rivayet etmişlerdir. Bunu Ali b. el-Medini ile Tirmizi sahih olarak
kabul etmişler ve "Sadece İkrime b. Ammar el-Yemani'nin rivayetiyle
bilinmektedir." demişlerdir. Aynı şekilde Ali b. Ebi Talha ile Avfi de İbn
Abbas (r.a.)'tan, "Hatırlayın ki siz Rabbinizden yardım
istiyordunuz." buyruğunun Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
duası hakkında indiğini rivayet etmişlerdir. Zeyd b. Yüsay', Süddi ve İbn
Cüreyc de böyle demişlerdir.
[3278] Ebu Bekir b.
Ayyaş, Ebu Husayn'dan, o da Ebu Salih'ten şöyle rivayet etmiştir: Bedir günü
geldiğinde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Rabbine büyük bir
ısrarla dua edip yakarmaya başladı. Sonunda Ömer b. Hattab (r.a.) yanına
gelerek "Ya Rasulallah! Yakarışını kısalt. Allah'a yemin olsun ki Allah (c.
c) sana verdiği vaadi mutlaka yerine getirecektir." dedi:
[3279] İmam Buhari,
el-Meğazi Kitabı'nın, Allah'ın (c.c) "Hatırlayın ki siz Rabbinizden yardım
istiyordunuz." buyruğu Babı'nda, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir:
Mikdad b. Esved'in öyle bir hareketine şahit oldum ki onun arkadaşı olmak benim
için ona denk gibi olan her şeyden daha hoş geldi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) müşriklere beddua eden yanına gelerek şöyle dedi: "Biz
Musa'nın (a.s) kavminin Musa (a.s)'a "Ey Musa! Onlar orada bulundukları
müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz
burada oturacağız" (Maide, 24) dedikleri gibi demeyeceğiz. Bilakis senin
sağında ve solunda, önünde ve arkanda savaşacağız." Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e baktım; yüzü parladı ve bu söz O'nu sevindirdi.
[3280] İmam Buhari, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Bedir günü ''Allah'ım! Senden ahdini ve vaadini yerine getirmeni istiyorum.
Allah'ım! İstiyorsan sana ibadet edilmesin." dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir
(r.a.) elini tutarak "Bu kadar yeter." dedi. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O topluluk yakında bozulacak ve
onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır." (Kamer, 45) diyerek oradan çıktı.
Bunu Nesai de Bündar'ın Abdulvahhab b. Abdulmecid es-Sekafi’den nakliyle
rivayet etmiştir.
"Hatırlayın ki siz
Rabbinizden yardım istiyordenuz. o, da "Ben size meleklerden "peş
peşe gelen bin tanesi ile" "Mürdifin" birbirlerinin ardından
gelenler demektir. Nitekim Harun b. Antere'nin İbn Abbas (r.a.)'tan; yani
birbiri ardına dediğini rivayet etmiştir. Mürdifin’den kastın "yardımınıza
yetişmek üzere" olması da mümkündür. Zira Avfi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayetine göre o şöyle demiştir: Mürdifin yardım ediciler manasına gelir.
Mücahid, kurralardan İbn Kesir ve İbn Zeyd de aynı şekilde
"Mürdifin"i "yardım ediciler" diye tefsir etmişlerdir. Ebu
Küdeyne, Kabus'tan, o babasından, o da İbn Abbas (r.a.)'tan "peş peşe gelen
bin tanesi ile" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Her meleğin arkasında bir
melek olduğu halde. Aynı senetle gelen başka bir rivayette: Yani, birbirlerinin
izinden gelerek, demiştir. Ebu Zıbyan, Dahhak ve Katade de böyle demişlerdir.
[3281] İmam Taberi Hz.
Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Cebrail (a.s) bin melekle Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sağ tarafına indi ve o tarafta Ebu Bekir
(r.a.) vardı. Mikail bin melekle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sol tarafına indi ve ben de sol taraftaydım. Senedi sahih ise bu rivayete göre
binin peşinden ikinci bin daha gönderilmiş olması gerekmektedir. O yüzden
bazıları "Mürdifin" (peş peşe gelen) kelimesinin dal harfinin
fethasıyla, yani "Mürdefln" (peşinden gönderilen) şeklinde okumuşlardır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. Meşhur olan ise Ali b. Ebi Talha'nın İbn Abbas
(r.a.)'tan naklettiği şu rivayette ifade edilendir: Allah (c.c) Peygamberini
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Mü'minleri bin melekle destekledi. Cebrail
(a.s) beş yüz melekle bir kanatta, Mikail (a.s) da beş yüz melekle diğer
kanattaydı.
[3282] İmam Taberi ve
Müslim, biraz önce geçen İbn Abbas (r.a.)'ın Hz. Ömer (r.a.)'tan naklettiği
rivayeti zikretmiş, ravilerden Ebu Zümeyl daha sonra şöyle demiştir: İbn Abbas
(r.a.) bana şöyle anlattı: (Bedir gazvesinde) Müslümanlardan bir adam, önündeki
bir Müşriği adım adım takip ederken birden başının üstünde kamçı sesiyle
birlikte "İlerle ey Hayzum" diye bir ses işitti. Önündeki Müşriğe
baktığında onun yere yıkılıp upuzun serildiğini gördü. Ona baktı ki burnu
ezilmiş, yüzü kamçı darbesi yemişçesine yarılmış ve morarmış. Ensar'dan bu zat
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek bunu anlattı. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de ''Anlattığın doğrudur. Bu üçüncü semanın
yardımındandır. " buyurdu. Müslümanlar o gün yetmiş kişiyi öldürdüler ve
yetmiş kişiyi esir aldılar.
[3283] İmam Buhari,
"Meleklerin Bedir'e Katılmaları Babı"nda Bedir ehlinden olan Rifaa b.
Rafi' b. Züraki'den şöyle nakleder: Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Siz aranızdaki Bedir ehlini nasıl
sayıyorsunuz?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Müslümanların en üstünlerinden sayıyoruz" veya benzer bir şey
söyledi. Cebrail (a.s): Bedir'e katılan melekler de öyledir, dedi. Bunu sadece
İmam Buhari rivayet etmiştir. Taberani ise el-Mu'cemu'l-Kebir'de Rafi' b.
Hudeyc'ten diyerek rivayet etmiştir, fakat o yanlıştır. Doğrusu Buhari'nin
rivayetidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3284] Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde yer alan bir hadise göre Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Hatıb b. Ebu Beltea'yı öldürme hususunda kendisine danışan Hz. Ömer
(r.a.)'a "O Bedir'e katılmıştır. Nereden biliyorsun; belki de Allah (c.c)
Bedir'e katılanların tüm hallerinden haberdar olmuş ve "Dilediğinizi
yapın. Zira ben sizi bağışladım." demiştir.
"Allah bunu sadece
müjde olsun "ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı ... " Yani,
Allah'ın (c.c.) melekleri gönderip bunu da size bildirirken bunu sadece size
müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştır. Yoksa Allah (c. c) size
onlar olmadan da yardım etmeye kadirdir. "Yoksa yardım, yalnız Allah
tarafındandır." Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur:
"(Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet
onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona
erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki
Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek
ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa
çıkarmaz. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şadedecek ve onları,
kendilerine tanıttığı Cennete sokacaktır." (Muhammed, 4-6) Allah (c.c.)
yine şöyle buyurur:
"Eğer siz (Uhud'da)
bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir
acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi
bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri
ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez. Bir de
(böylece) Allah, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kafirleri de helak
etmek ister." (Al-i İmran, 140-141) Bunlar, Allah'ın kafirlerle cihadı
Mü'minlerin eliyle yaptırmasındaki hikmetlerdir. Yüce Allah Peygamberleri
yalanlayan önceki ümmetleri, hepsini kapsayan ve onları tarihten silen
azaplarla cezalandırırdı. Nitekim Nuh kavmini tufanla, birinci Ad kavmini batı
rüzgarıyla, Semud kavmini çığlıkla, Lut kavmini yere batırma, yerin altını
üstüne getirme ve Siccil taşıyla, Şuayb (a.s)'ın kavmini gölgelik gününün
azabıyla helak etmiştir. Allah (c.c.) Musa (a.s)'ı gönderip düşmanı Firavun ile
kavmini denizde boğarak helak edince ve sonra Musa (a.s)'a Tevrafı indirince o
kitaba kafirlerle cihad hükmünü koydu. Bu hüküm daha sonraki şeriatlarda aynı
şekilde devam etti. Nitekim Yüce Allah "Andolsun biz, ilk nesilleri yok
ettikten sonra Musa'ya, -düşünüp öğüt alsınlar diye- insanlar için apaçık
deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir."
(Kasas, 43) buyurur. Mü'minlerin kafirleri öldürmeleri kafirler için daha
alçaltıcı, Mü'minlerin kalplerini daha ferahlatıcıdır.
Nitekim Yüce Allah bu
ümmet hakkında şöyle buyurur: "Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle
onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve Mü'min
toplumun kalplerini ferahlatsın." (Tevbe, 14) Bu sebeple Kureyş
önderlerinin kendilerine küçümser gözlerle bakan düşmanları tarafından
öldürülmeleri onlar için daha acı verici, iman ordusunun kalbi için daha ferahlatıcı
olmuştur. Mesela Ebu Cehil'in savaş meydanında ve çatışmanın ortasında
öldürülmesi onun için bir yıldırımla, kasırgayla veya benzer bir azapla
ölmekten daha onur kırıcıdır. Yine Ebu Leheb de kızılçıbanı ile ölmüş, hiçbir
akrabası yaklaşamamış, ancak uzaktan su atarak yıkamışlar, sonra atıp
gömmüşlerdi. O yüzden Yüce Allah "Çünkü Allah, mutlak galiptir"
buyurmuştur. Yani, dünya ve ahirette izzet (güç ve galibiyet) Allah'ın,
Peygamberinin ve Mü'minlerindir. Nitekim Yüce Allah bir ayette "Şüphesiz
Peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin
şahitlik edecekleri günde yardım ederiz." (Mü'min, 51) buyurur.
"Büyük hikmet
sahibidir. " Büyük güç ve kuvvetiyle kafirleri helak ve yok etmeye kadir
olduğu halde Mü'minlere kafirlerle cihad hükmünü koymasında büyük hikmet
sahibidir.
11. O zaman katından
bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu, sizi temizlemek,
şeytanın pisliğini sizden gidermek; kalplerinizi kuvvetlendirmek ve
ayaklarınızın kumda batmaması için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
12. Hani Rabbin
meleklere, "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek
olun. Ben kafirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların
bütün parmaklarına!" diye vahyediyordu.
13. Bu onların Allah'a
ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Her kim ki Allah'a ve Peygamberine
karşı koyarsa muhakkak ki Allah cezası çetin olandır.
14. İşte bunu tadın.
Muhakkak ki kafirlere bir de ateş azabı vardır.
Tefsiri:
Allah (c.c) Mü'minlere,
düşmanlarının çokluğu ve kendilerinin sayısının azlığından dolayı onlarda
oluşan korkuyu gidermek için üzerlerine çöktürdüğü uykuluk hali nimetini
hatırlatıyor. Allah (c.c) onlara Uhud'da da böyle yapmıştı. Nitekim Allah (c.c)
bir ayette: "Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki
(bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi
canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye
devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, 'Bu işten bize ne!' diyorlardı.
" (Al-i İmran, 154) buyurur. Ebu Talha der ki: Ben de Uhud günü uykusu
basan kimselerdendim. Kılıç elimden defalarca düştü. O düşüyor ben alıyordum, o
düşüyor ben alıyordum. Bu arada Mü'minlere baktığımda onların da kalkanları
altında kıpırdandıklarını gördüm.
[3285] Hafız Ebu Ya'la,
Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bedir günü bizde Mikdad'dan başka hiçbir
atlı yoktu. Bize baktığımda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışında
hepimiz uyuyorduk. O ise bir ağaç altında namaz kılıyor ve ağlıyordu ve buna
sabaha kadar devam etti.
Süfyan-ı Sevri'nin,
senediyle İbn Mes'ud (r.a.)'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir:
"Savaşta uyuklamak Allah'tan gelen bir emniyet halidir. Namazda ise
şeytandandır." Katade der ki: "Uyuklama başta, uyku ise kalpte
gerçekleşir." demiştir. Ben derim ki: Müslümanlar uykunun basması halini
Uhud günü de yaşamışlardı. Bu çok meşhurdur. Bedir günü hakkında ise bu ayet
vardır. Bu ayet Bedir kıssasında geçmektedir. Bu da onun Bedir günü de gerçekleştiğini
göstermektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu hal kalpleri güven duygusu içinde ve
Allah'ın yardımından emin halde olması için Mü'minlerin şiddet anındaki
sedyeleri olmuş. Bu Allah'ın (c.c) onlara lütuf, rahmet ve ihsanındandır.
Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Elbette zorluğun yanında bir kolaylık
vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır." (İnşirah,
5-6)
[3286] Bu yüzden sahih
bir hadiste ifade edildiğine göre; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Bedir günü Ebu Bekir Sıddik ile birlikte büyük çadırda / gölgelikte dua
ediyorlardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i uyku bastı. Sonra
gülümseyerek uyandı ve "Sana müjdeler olsun. İşte şu Cebrail'dir ve ön
dişlerinde toz var. " buyurdu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
daha sonra "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp
kaçacaklardır. " (Kamer, 45) buyurarak çadırdan dışarı çıktı.
[3287] "Allah'ın
(c.c.) "üzerinize gökten bir su indiriyordu." buyruğu hakkında Ali b.
Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yola çıktığı vakit Bedir' de konakladığında Müslümanlarla su
arasında dairesel bir kum yığını vardı. Müslümanları büyük bir halsizlik
kapladı. Şeytan kalplerine öfke atmış, onlara "Siz Allah'ın velileri
olduğunuzu ve aranızda Allah'ın elçisinin bulunduğunu mu iddia ediyorsunuz?
Oysa Müşrikler sizden daha erken davranarak suyu ele geçirdiler. Siz ise cünüp
halde namaz kılıyorsunuz." diye vesvese veriyordu. Bunun üzerine Allah
(c.c) onlara şiddetli bir yağmur indirdi. Müslümanlar ondan içtiler ve
temizlendiler. Allah (c.c) onlardan şeytanın pisliğini giderdi. Yağmur yağınca
da kum sert bir zemin haline geldi. İnsanlar ve hayvanlar kafirlere onun
üzerinde yürüdüler. Allah (c.c) Peygamberine ve Mü'minlere bin melekle destek
verdi. Cebrail (a.s) beş yüz melekle bir kanatta, Mikail (a.s) da beş yüz
melekle diğer kanattaydı. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Kureyş Müşrikleri kervanın imdadına yetişmek ve onun uğrunda savaşmak için çıktıklarında
Bedir günü suyun başında konakladılar ve Mü'minlere karşı onu ele geçirdiler.
Dolayısıyla Mü'minler susadılar, namazı da cünüplü ve abdestsiz kıldılar. Bu da
onların bunu içlerinde alıp vermelerine (vesveselere kapılmalarına) sebep oldu.
Tam o anda Allah (c.c) gökten su indirdi ve vadi suyla doldu. Mü'minler ondan
içtiler, kaplarını doldurdular, bineklerine su içirdiler ve cenabetten
guslettiler. Böylece Allah (c. c) bunu onlara temizleyid vesilesi kıldı ve
ÜZerinde ayaklarının sabit kalmasını sağladı. Bunun benzeri Katade, Dahhak ve
Süddi’den de rivayet edilmiştir. Said b. Müseyyeb, Şa'bı, Zühri ve Abdurrahman
b. Zeyd b. Eslem'den de:
Bu onlara Bedir günü
yağan yağmurdur, dedikleri rivayet edilmiştir.
[3288] Bilindiği üzere
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bedir’e doğru yürürken oradaki en
yakın suda, yani bulduğu en yakın suyun bulunduğu yerde konakladı. Habbab b.
Münzir O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) doğru yaklaşarak "Ya Rasulallah!
Burası Allah'ın seni indirdiği, dolayısıyla çiğneme yetkimiz bulunmayan bir
konaklama yeri midir yoksa senin bir savaş ve hile gereği yaptığın bir
konaklama mıdır?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bilakis, savaş ve hile maksadıyla indiğim yerdir." buyurdu. Bunun
üzerine, "Ya Rasulallah! Bu uygun bir konak yeri değildir. Bilakis bizi
kafirlerin bulunduğu yere en yakın bir suyun olduğu yere kadar götür. Onun
dışındaki kuyuları kapatır, havuzları suyla doldururuz. Böylece bizim suyumuz
olur, onların ise olmaz." dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yola devam etti ve onun dediği gibi yaptı.
[3289]
"Meğazi'l-Emevi" kitabında şöyle geçmektedir: Habbab Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e böyle deyince gökten bir melek indi. Cebrail
(a.s) da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında oturuyordu. O
melek: Ey Muhammed! Rabb'in sana selam söylüyor ve "İsabetli olan Habbab
b. Münzir'in işaret ettiği görüştür" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Cebrail'e (a.s) döndü ve "Bunu tanıyor musun?" dedi.
Cebrail (a.s) ona baktı ve "Ben bütün melekleri tanımam. Fakat o melektir,
şeytan değildir." dedi.
[3290] Bu konudaki en
güzel rivayet Megazi kitabının yazarı Muhammed b. İshak'ın Urve'den yaptığı şu
rivayettir: Allah (c. c) göğü onlara gönderdiğinde vadi kumsal ve kaygandı.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ve ashabına yeri onlara sert hale
getirecek, yürümelerini de engellemeyecek kadar, Kureyşlilere ise yerlerinden
ayrılmalarına fırsat bırakmayacak kadar yağmur yağdı. Mücahid der ki: Allah
(c.c) onlara yağmuru uyuklamadan önce gönderdi. Yağmurla tozu uçuşmasını
durdurdu, zemin sertleşti. İçlerini huzur kapladı, ayaklarının kayması önlendi.
[3291] İmam Taberi, Hz.
Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Geceleyin -ertesi sabah Bedir savaşının
yapıldığı gece- üzerimize yağmur yağdı. Hemen, yağmurdan korunmak için
ağaçların ve deriden yapılma kazıksız çadırların altına gittik. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece boyu Rabbine sürekli "Allah'ım! Şayet
bu küçücük topluluğu helak edecek olursan sana yeryüzünde ibadet edilmez."
diye dua etti. Şafak doğunca ''Allah'ın kulla'1, namaza gelin" diye
seslendi. İnsanlar ağaç ve gölgeliğin altına geldiler. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bize namaz kıldırdı ve savaşa teşvik eden bir konuşma
yaptı.
"Onunla sizi
temizlemek ... için" Yani, küçük veya büyük hadesten temizlemek için. Bu
maddi temizliktir. "Şeytanın pisliğini sizden gidermek ... için"
ani şeytanın vesvesesini
ve akla düşürdüğü kötü düşünceleri temizlemek için. Bu ise batıni temizliğidir.
Nitekim Yüce Allah Cennet ehli hakkında şöyle buyurur: "Üzerlerinde yeşil
ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır.
Rableri onlara tertemiz bir içki içirir. " (İnsan, 21) Ayetteki gümüş
bilezikler bedenin süsüdür. Tertemiz içki ise onlardaki kin, haset ve buğzu
temizleyici içkidir ki o da batının süsü ve temizliğidir. "kalplerinizi
kuvvetlendirmek" Yani, sabır ve düşmanla mücadelede cesareti vererek. Bu
kalbin cesaretidir. "ve ayaklarınızın kumda batmaması" ise zahirin
(bedenin) cesaretidir.
"Hani Rabbin
meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman
edenlere destek olun." Bu Allah'ın (c.c) insanlar tarafından bilinmeyen
gizli bir nimetiydi. Ancak ondan dolayı kendisine şükretsinler diye açığa
çıkardı. Olay şu idi: yüce, alı ve mukaddes olan Allah (c. c) Peygamberine,
dinine ve Mü'min taraftarlarına yardım için indirdiği meleklere, kendisiyle
onlar arasındaki mevcut bir iletişimle "Mü'minleri sebat ettirin"
diye vahyetmiştir. İbn İshak: Bunun manası "onlara destek verin"dir,
demiştir. Onun dışındakiler ise: Onlarla birlikte savaşın, manası vermişlerdir.
Kimine göre ise mana: "Kalabalık görünmelerini sağlayın" dır.
Söylendiğine göre; Melekler Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
ashabından bazılarının yanına giderek "Ben onları -yani Müşrikleri-
"Vallahi Müslümanlar bize saldıracak olurlarsa dağılıp perişan
oluruz" derlerken işittim" derdi. Müslümanlar da bunu birbirlerine
anlatırlar, böylece manevi olarak güçlenirlerdi. Bunu Taberi rivayet etmiştir.
Bu rivayetin harfi harfine naklidir.
"Ben kafirlerin
yüreğine korku salacağım" yani, emrime uyarak Müslümanları sebat ettirin
ve düşmanlarına karşı onlara moral verin. Ben de emirlerime karşı gelen,
Peygamberimi yalanlayanlara korku, zillet ve alçaklık salacağım. '
"Vurun
boyunlarına!" onların kafalarına vurup yarın, boyunlarına vurup kafalarını
bedenlerinden koparın. Müfessirler "....." (boyunlarının üzerine)
ifadesinin manası hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bir görüşe göre manası
"Başlarına vurun" dur ki İkrime böyle demiştir. Diğer görüşe göre,
"Boyunlarının üzerine vurun" manasındadır. Bunu da Dahhak ve Atiyye
el-Avfi söylemiştir. Allah'ın şu ayetteki ona irşadı bu tefsirin doğruluğuna
desteklemektedir: "(Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman
boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın
(esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı
salıverin." (Muhammed,4)
[3292] Veki',
Mesudi'den, o da Kasım'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Ben Allah'ın azap ettiği şeylerle azap etmek için
gönderilmedim. Sadece boyunları vurmak (öldürmek) ve bağları bağlamak (esir
almak) için gönderildim. " Taberi bunun hem boyunları vurmaya, hem
kafaları yarmaya delalet ettiği manasında olabileceği görüşünü tercih etmiştir.
[3293] Ben derim ki:
Ümevi'nin Meğazi kitabında şöyle geçer: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Bedir günü ölüler arasında dolaşıyor ve şöyle diyordu: Kafaları yararız
.....
Bunun üzerine Ebu Bekir
(r.a.) şöyle dedi:
Bize karşı isyana geçen
insanlardan. Onlara daha asi, daha zalimdiler.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) beytin başını söylemiş, Hz. Ebu Bekir (r.a.) da gerisini
tamamlamıştır. Çünkü Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) güzel şiir
okuyamazdı. Nitekim Allah'da (c.c)
"Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da."
(Yasin, 69) buyurmuştur. Rebi' b. Enes der ki: İnsanlar Bedir günü meleklerin
öldürdüğü kimseleri tanıyorlardı. Boyunlarının üzerinden vuranlar sadece
onlardı. Parmakların üzerinde de ateşle yakılmış dağlama gibi bir iz vardı.
"Vurun onların
bütün parmaklarına!" diye vahyediyordu." Taberi der ki:
Yani: Ey Mü'minler!
Düşmanlarınızın ellerine ve ayaklarına, onlardaki eklem yerlerine vurun.
'......" kelimesi "....." nin çoğuludur. Şairin şiirinde geçtiği
gibi:
Ah keşke bendeki bir
parmağı dilim dilim keseydim de, Onunla Beyt'te uyanık ve dikkatli halde
buluşsaydım.
Ali b. Ebi Talha'nın İbn
Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre o "Benan kol ve bacaklar manasına
gelir. Dahhak ve İbn Cüreyc de böyle demişlerdir. Süddi de: Benan kollar ve
bacaklardır, demiştir. Bir görüşe göre ise benandan kasıt bütün eklemlerdir.
İkrime, Atiyye el-Avfi ve bir rivayette Dahhak kastın bütün eklemler olduğunu
söylemişlerdir. Evzai "Vurun onların bütün parmaklarına!" buyruğu
hakkında şöyle demişlerdir: Onun yüzüne ve gözlerine vur. Ona ateşten bir yalım
at. Yalım onu yakalarsa hepsi sana haram olur. Avfi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) Bedir'i anlatırken şöyle demiştir: Ebu Cehil
"Onları normal bir şekilde öldürmeyin. Öyle bir yakalayın ki dininize
sataşma, Lat ile Uzza'dan uzaklaşma hareketlerini kendilerine bildiresiniz.
Bunun üzerine Allah (c. c) meleklere "Meleklere, "Muhakkak ben
sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun. Ben kafirlerin yüreğine
korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına!"
diye vahyetti. Sonunda mel'un Ebu Cehil öldürülen altmış dokuz kişiyle birlikte
öldürüldü. Ukbe b. Ebi Muayt esir alındı ve bağlanıp öldürüldü. Böylece
sayıları yetmişe ulaştı.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Bu onların Allah'a ve Peygamberine karşı
koymalarındandır. " Yani, onlara muhalefet etmelerinden, şeriatı, ona
imanı ve tabi olmayı bir tarafa bırakıp başka bir yoldan gitmelerindendir.
Buradaki "Müşakake" kelimesi aynı zamanda sopayı iki parçaya ayırmak
manasındaki "....." (yani tefrika ve ayrılıkçılık yapmak) ifadesinden
alınmadır.
"Her kim ki Allah'a
ve Peygamberine karşı koyarsa muhakkak ki Allah cezası çetin olandır."
Yani, kendisine karşı koyan ve muhalefet edenleri arayıp bulur, onlar üzerinde
hakimdir. Elinden hiçbir şey kaçamaz. Gazabı karşısında hiçbir şey duramaz. O
yüce ve alidir. Ondan başka hiçbir ilah, O'ndan gayri hiçbir Rabb yoktur.
"İşte bunu tadın.
Muhakkak ki kafirlere bir de ateş azabı vardır." Bu kafirlere hitaptır.
Yani, bu azap ve cezayı dünyada çekin. Kafirlere ahirette Cehennem azabının
bulunduğunu da bilin.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
15. Ey mü'minler!
Toplu halde kafirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp kaçmayın.