İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Enfal Suresi

31 – 33.ayetler

 

Kafirlerin Vahye Karşı Tavırları: 

 

31. Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir. "

32. Hani (o kafirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.

33. Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Kureyşlilerin küfürlerini, azgınlıklarım, isyanlarını, inatlarını ve kendilerine Allah (c.c)'nın ayetleri okunurken işittiklerinde, "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir. " diyerek asılsız iddiada bulunmalarını haber veriyor. Bu onların pratiği olmayan bir lafıdır. Yoksa, Kur’an’ın bir mislini getirmeleri hususunda kendilerine defalarca meydan okunmuş, fakat buna yol bulamamışlardır. Bu, onların kendilerini ve batıl yolda izlerinden gidenleri aldatırken dayandıkları bir iddiadır. Bazıları bunu söyleyenin mel'un Nadr b. Haris olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Said b. Cübeyr, Süddi, İbn Cüreyc ve başkaları bunu bizzat ifade etmişlerdir. Zira Nadr (Allah'ın laneti üzerine olsun) İran'a gitmiş, kralları Rüstem ve İsfendiyar'ın hikayelerini öğrenmişti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bulunduğu Mekke'ye geldiğinde Allah'ın (c.c.) onu peygamber olarak gönderdiğini, onun insanlara Kur'an okuduğunu görmüştü. Nadr bir meclise vardığında oturup onlara bu kralların hikayelerinden anlatır, sonra "Allah aşkına hangimiz daha güzel hikaye anlatıyor; ben mi Muhammed mi?" derdi. Sonunda Allah (c.c) onu Müslümanların eline düşürüp esirler arasında yer alınca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gözünün önünde boynunun vurulmasını emretti ve -Allah'a (c.c.) hamd olsun- öyle yapıldı. Onu esir alan kişi Mikdad b. Esved (r.a.) idi.

 

 

[3338] Nitekim imam Taberi, Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder: Hz.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bedir günü Bkbe b. Ebi Muayt, Tuayme b. Adiyy ve Nadr b. Haris'i bağlatarak gözünün önünde öldürttü. Nadr'ı Mikdad esir almıştı. Öldürülmesi emredilince Mikdad "Ya Rasulullah! O benim esirimdir" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Fakat o Allah'ın kitabı hakkında kötü şeyler söylüyordu" buyurdu ve öldürülmesini emretti. Mikdad yine "Ya Rasulullah, o benim esirimdir." dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Allah'ım! Lütfunla Mikdad'ı zengin eyle" diye dua etti. Mikdad: "Benim istediğim de buydu" dedi. Allah'ın "Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: (Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir." buyruğu işte bu konuda nazil oldu.

 

Bunu Hüşeym de Ebu Bişr'den, o Said b. Cübeyr'den rivayet etmiş ve onda Tuayme yerine Mut'im b. Adiyy'i zikretmiştir. Bu yanlıştır. Zira Mut'im b. Adiyy Bedir günü hayatta değildi.

 

 

[3339] O yüzden de Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gün şöyle buyurmuştur: "Mut'im sağ olsaydı, sonra benden bu pislikleri bağışlamamı isteseydi onları kendisine bağışlardım " Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kastettiği esirlerdi. Çünkü Taif'ten dönerken himayesi altına o almıştı. '...../ Öncekilerin masallarından" ifadesinde geçen "Esatır" kelimesi "Ustuwra"nın çoğuludur. Şöyle demek istiyorlardı: Muhammed bu masalları öncekilerin kitaplarından almıştır. Kitaplardan öğreniyor ve onları insanlara okuyor. Allah'ın başka bir ayette buyurduğu gibi, bu katıksız bir yalandır: "Yine onlar dediler ki: (Bu ayetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır. (Rasulüm!)

 

De ki: Onu göklerde vdyerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." (FuMm, 5-6) Yani Allah (c.c) kendisine dönen ve tevbe edenleri çok bağışlayıcı, onlara karşı engin merhamet sahibidir; zira bu kimselerin tevbelerini kabul buyurur ve kusurlarına karşı hoş görülü olur.

 

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Hani (o kafirler) bir zaman da: Ey Allah'ım!

Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir." demişlerdi. Onlar bunu büyük cehaletlerinden, inatlarından, isyanlarından, dikkafalıklarından ve aşırı yalanlama eğilimlerinden söylemişlerdir. Bu onların ayıplandıkları hususlardan biridir. Oysa daha uygunu, "Allah'ım! Eğer o senin katından gelmiş bir gerçekse bizi ona ilet ve ona uymaya muvaffak et." demeleriydi. Fakat onlar kendileri için azap istiyor, azabın erken verilmesi ve cezanın öne alınması gibi şeyler söylüyorlardı. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir." (Ankebut, 53) Yine, "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler. İçlerinden biri yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkarcılar için inecek azabı sordu. Onu savacak yoktur. " (Mearic, 1-3) buyurur. Önceki ümmetlerdeki cahiller de aynısını söylemişlerdi. Nitekim Şuayb (a.s.)'ın kavmi ona şöyle demişti: "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır." (Şuara, 187)

 

İşte Mekke müşrikleri de "Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!" demişlerdir. Şu'be, Ziyadi'nin arkadaşı Abdulhamid'den, o da Enes b. Malik'ten (r.a.) şöyle nakleder: Ebu Cehil "Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir." dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerkende Allah onlara azap edici değildir." ayetini nazil etti. Bunu imam Buhari, Nadr'ın oğulları Ahmed ve Muhammed, ikisi Ubeydullah b. Muaz'dan, o babasından, o Şu'be'den gerisi aynı senetle rivayet etmiştir. Buradaki Ahmed, Ahmed b. Nadr b. Abdulvahhab'tır. Bunu Ebu Ahmed elHakim ile Ebu Abdillah el-Hakim en-Nisaburi söylemiştir.

 

A'meş, bir adamdan, o Said b. Cdbeyr'den, o da İbn Abbas (r.a.)'tan, Allah'ın "Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir." buyruğu hakkında şöyle rivc!yet etmiştir: O Nadr b. Haris b. Kelde'dir. Allah (c.c) bunda şu ayetleri nazil etmiştir: "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler. İçlerinden biri yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkarcılar için inecek azabı sordu. Onu savacak yoktur. " (Mearic, 1-3) Önceki ümmetlerdeki cahiller de aynısını söylemişlerdir. Mücahid, Ata, Said b. Cübeyr ve Süddi de buradaki kişinin Nadr b. Haris olduğunu söylemişlerdir. Ata ayrıca şunu da ekler: Bunun üzerine Allah (c.c.) "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler." (Sad, 16) ayetini nazil etti. Başka bir ayette, "Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız." (En'am, 94) buyurdu. Bir yerde de: "Bir soran inkarcılar için inecek azabı sordu ... " (Meark, 1-2) buyurdu. Ata der ki: Onun hakkında Allah'ın Kitabı'ndan on küsur ayet nazil oldu.

 

 

[3340] İbn Merduyeh ... İbn Büreyde'den, o da babasından şöyle nakleder: Amr b. el-As'ı Uhud günü atının üzerinde durmuş, "Allah'ım! Eğer Muhammed'in söylediği doğru idiyse beni ve atımı yerin dibine geçir" derken gördüm. Katade "Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!" buyruğu hakkında şöyle der: Bu sözün sahipleri bu ümmetin beyinsizleri ve cahilleridirler. Allah (c.c.) ise onlara lütfu ve merhametiyle karşılık vermiştir.

 

Allah'ın (c.c.) "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir." buyruğuna gelince;

 

 

[3341] İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Müşrikler Kabe'yi tavaf ederken, "Emrindeyiz Allah'ım! Emrindeyiz. Senin hiçbir ortağın yoktur" der, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet, kesinlikle öyle" der, onlar da "Senin hiçbir ortağın yoktur. Sadece senin onu ve sahip olduklarının sahibi olduğunu bir ortağı vardır." derlerdi. Yine "Bağışlamam dileriz, bağışlamam dileriz" derlerdi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Halbuki sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir." ayetini indirdi. İbn Abbas (r.a.) der ki: Onlarda iki güvence vardı: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve istiğfar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gitti, geride istiğfar kaldı. Taberi, Yezid b. Ruman ile Muhammed b. Kays'tan şöyle nakleder: Kureyşliler, "Allah bizim aramızdan Muhammed'e mi ikramda bulundu? "Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!" derler. Gece olunca söylediklerine pişman olup "Allah'ım! Senden bağışlama diliyorum" derlerdi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. " buyruğunu indirdi. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir." Allah (c.c) hiçbir kavme aralarında peygamberleri var iken azap etmez. Ancak onu çıkarıp öyle azap eder. "Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir." Allah (c.c.) diyor ki: Onlardan kimisi hakkında Allah'ın ezelde iman yani istiğfar dairesine gireceği bilgisi vardır. "Ve onlar mağfiret dilerlerken" yani ibadet ederlerken. Burada kastedilenler Mekke'lilerdir. Mücahid, İkrime, Atiyye el-Avfi, Said b. Cübeyr ve Süddi'den de böyle rivayet edilmiştir. Dahhilk ve Ebu Malik'ten yapılan rivilyete göre onlar bunların Mekke'deki mü'minler olduklarını söylemişlerdir.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Şüphesiz Allah (c.c.) bu ümmette iki güvence kılmıştır. Onlar aralarında bulunduğu sürece azabın kapılarını çalmasından güvende ve koruma altında olurlar. O güvencelerden biri Allah (c.c.) katına aldı. Diğeri ise aranızda bulunmaktadır. Onlar Allah'ın (c.c.) "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. " buyruğunda bahsettikleridir. Ebu Salih Abdulgaffar der ki: Bana arkadaşlarımızdan biri Nadr b. Arabi'den, kendisinin bu hadisi Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğini söyledi. İbn Merduyeh de Ebu Musa el-Eş'ari'den buna benzer bir şey rivayet etmiştir. Katade ve Ebu Ala en-Nahvi el-Mukri’den de böyle rivayet edilmiştir.

 

 

[3342] Tirmizi, Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: 'tıllah (c.c) bana ümmetim için iki güvence indirdi: "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mDğfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. " Ben gidince size istiğfarı (mağfiret ve bağışlanma dilemeyi) bırakacağım. "

 

 

[3343] Bunu imam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Hakim'in Müstedrek'inde Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şu hadis desteklemektedir. "Şüphesiz şeytan: "İzzetine yemin olsun ki ey Rabb'im, kullarının ruhları bedenlerinde olduğu sürece onları saptırmaktan geri kalmayacağım." dedi. Bunun üzerine Rabb şöyle buyurdu: "İzzetime ve Celalime yemin olsun ki onlar benden bağışlanma diledikleri sürece ben de onları bağışlamaya devam edeceğim. " Sonra Hakim: "Buhari ve Müslim etmemiş olsalar da bunun senedi sahihtir." demiştir.

 

 

[3344] İmam Ahmed b. Hanbel, Fadaşe b. Ubeyd'den, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet eder: "Kul Aziz ve Celil olan Allah'tan bağışlanma dilediği sürece Allah'ın azabından güvende olacak. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

34. Onlar Mescid-i Haram'a ehil olmadıkları halde mü'minleri oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın dostları takva sahiplerinden başkaları değildir. Fakat çokları bunu bilmez.

35. Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkar etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın.