|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 34 ve 35.ayetler |
Müşrikler ve Kabe:
34. Onlar Mescid-i
Haram'a ehil olmadıkları halde mü'minleri oradan geri çevirirlerken Allah
onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın dostları takva sahiplerinden başkaları değildir.
Fakat çokları bunu bilmez.
35. Onların Beytullah
yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir.
İnkar etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın.
Tefsiri:
Yüce Allah onların
helakı hak ettiklerini, fakat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
aralarında olmasının bereketiyle Allah'ın (c.c) onlara azap etmediğini ifade
ediyor. O yüzden Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aralarından ayrılınca
Allah (c.c) Bedir günü onlara azap etti; o gün önde gelenleri öldürüldü,
soyluları esir alındı. Yüce Allah onları, içli dışlı oldukları şirk ve fesat
günahlarından bağışlanma dilemeye teşvik ediyor. Katade, Süddi ve başkaları:
Onlar Allah'tan bağışlanma dilemiyorlardı. Dileselerdi azap edilmezlerdi,
demişler, Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. İçlerinde Allah'tan bağışlanma
dileyen güçsüz ve zavallı mü'minler olmasaydı Allah (c.c) (c.c) onlara
engellenmesi imkansız azabım gönderirdi. Fakat onlardan azap bu mü'minler
sayesinde engellendi. Nitekim Yüce Allah Hudeybiye günü hakkında şöyle buyurur:
"Onlar, inkar eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen
kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke' de) kendilerini
henüz tanımadığınız mü'min erkeklerle mü'min kadınları bilmeyerek çiğnemeniz
sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi).
Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden
ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkar edenleri elemli bir azaba
çarptırırdık. " (Fetih, 25)
İmam Taberi, İbn
Ebza'dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'de
iken Allah (c.c) "Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap
edecek değildir." buyruğunu nazil etti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) çıkıp Medine'ye gittikten sonra ise "Ve onlar mağfiret
dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir." buyruğunu indirdi.
Geride Mekke'de kalan mü'minler Allah'tan mağfiret diliyarlardı. Mekke'den
onlar da çıkınca Allah (c.c) "Onlar Mescid-i Haram'a ehil olmadıkları
halde mü'minleri oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap
etmeyecek?" ayetini nazil etti. Allah (c.c) bununla Mekke'nin
fefhedileceğinin duyurusunu yapıyordu. Onları tehdit ettiği azap da o idi. İbn
Abbas (r.a.), Ebu Malik, Dahhak ve bir çok kişiden de bunun benzeri rivayet
edilmiştir.
,
Kimileri ise bu ayetin
"Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap
edici değildir. "
ayetini neshettiğini söylemişlerdir ki o durumda ayette bizzat onların
kendileri için mağfiret dilemelerinin kastedilmiş olur. Taberi İkrime ve
Hasan-ı Basrl'den şöyle nakleder: Yüce Allah Enfal suresinde "Ve onlar
mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. " buyurdu.
Peşinden gelen "Onlar Mescid-i Haram'a ehil olmadıkları halde mü'minleri
oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? .. İnkar etmekte
olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın." ayetleri ise onu neshetti.
Nitekim onlar Mekke' de öldürüldüler, orada açlık çektiler ve zor anlar
yaşadılar. Bunu İbn Ebi Hatim de Ebu Nümeyle Yahya b. Vadıh'tan nakletmiştir.
İbn Ebi Hatim, Ata kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah (c.c)
"Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir."
buyurdu. Sonra müşrikleri bundan istisna ederek "Onlar Mescid-i Haram'a ehil
olmadıkları halde mü'minleri oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye
azap etmeyecek?" buyurdu.
Allah'ın (c.c)
"Onlar Mescid-i Haram'a (orayı elinde tutmaya ve yönetmeye) ehil
olmadıkları halde mü'minleri oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye
azap etmeyecek? Oranın dostları takva sahiplerinden başkaları değildir. Fakat
çokları bunu bilmez." buyruğunun manası şudur: Onlar Mescid-i Haram'dan
engelledikleri halde. Zira onlar Mekke'li olan mü'minlerin orada namaz
kılmalarına ve Kabe'nin etrafında tavaf etmelerine engeloluyorlardı. O yüzden
ayette "Mescid-i Haram'a ehil olmadıkları halde" buyurulmuştur. Yani,
onlar Mescid-i Haram'ın ehli ve layığı değillerdir. Onun asıl ehli ve layığı
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile mü'minlerdir. Nitekim Yüce
Allah şöyle buyurur: ''Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kafirliğine bizzat
kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selahiyetleri
yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi
kalacaklardır. Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden,
namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler
imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır."
(Tevbe, 1718) Yine, "(İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkar
etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise
Allah katında daha büyük günahtır ... " (Bakara, 217) buyurur.
[3345] Büyük hadis alimi
İbn Merduyeh, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e "Senin Al'in kimlerdir?" diye soruldu. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Takva sahibi herkes" buyurdu ve
"Onun dostları takva sahiplerinden başkaları değildir." ayetini
okudu.
[3346] Hakim,
Müstedrek'inde ... Ubeyde b. Rifaa'dan, o da babasından şöyle nakleder:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kureyşlileri topladı ve onlara
"İçinizde sizden başka kimse var mı?" diye sordu. Onlar
"İçimizde kızkardeşimizin oğlu var, müttefikimiz var, dostumuz var."
dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Müttefikimiz
bizdendir, kızkardeşimizin oğlu bizdendir, dostumuz bizdendir. Şüphesiz benim
sizden dostlarım müttakilerdir" buyurdu. Hakim bu hadisi zikrettikten
sonra "Buhari ve Müslim tahriç etmemiş olsalar da bu hadis sahihtir."
demiştir. Urve, Süddi ve Muhammed b. İshak, Allah'ın (c.c) "Onun dostları
takva sahiplerinden başkası değildir." buyruğu hakkında: Onlar Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabıdır, demiştir. Mücahid de: Onlar kim ve
nerede olursa olsunlar mücahidlerdir, demiştir.
Yüce Allah daha sonra
onların Mescid-i Haram'da sürekli biçimde yaptıklarına ve ona karşı tutumlarına
değinerek şöyle buyuruyor: "Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık
çalmak ve el çırpmaktan başka birşey değildir." İbn Ömer (r.a.), İbn Abbas
(r.a.), Mücahid, İkrime, ''Said b. Cübeyr, Ebu Reca el-Utaridi, Muhammed b.
Ka'b, Hucr b. Anbes, Nubayd b. Şurayt, Katade ve Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem:
Bu (ayetteki "Müka" kelimesi) ıslık manasına gelir, demişlerdir.
Mücahid ayrıca: Parmaklarını ağızlarına sokuyorlardı, demiştir. Süddi: Müka,
Hicaz' da bulunan Müka adındaki beyaz kuş gibi ötmek demektir, demiştir.
Tasdiye'ye (el çırpmakl
gelince; İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan
"Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan
başka bir şey değildir." buyruğu hakkında şöyle nakleder: Kureyşliler
Kabe'yi çıplak halde, ıslık çalarak ve el çırparak tavaf ederlerdi. Müka ıslık
demektir. Islıkları kuşun ötmesine benzetilmiştir. Tasdiye de el çırpmak
manasına gelir. Ali b. Ebi Talha ve Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet
etmişlerdir. İbn Ömer (r.a.), Mücahid, Muhammed b. Ka'b, Ebu Seleme b.
Abdurrahman, Dahhak, Katade, Atiyye el-Avfi, Hucr b. Anbes ve İbn Ebza'dan
bunun benzeri rivayet edilmiştir. Taberi, Atiyye'den, İbn Ömer (r.a.)'ın
"Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan
başka bir şey değildir." buyruğu hakkında: Müka ıslık çalmak, Tasdiye ise
el çırpmaktır, dediğini nakletmiştir. Bunu Atiyye’den nakleden Kara şöyle der:
Atiyye, İbn Ömer (r.a.)'ın bunu yapış şekillerini göstererek yanağını eğip
ıslık çaldı ve. iki elini çırptı. İbn Ömer (r.a.)'tan yine şöyle rivayet
edilmiştir: Müşrikler yanaklarını yere koyar ve el çırpıp ıslık çalarlardı.
Bunu İbn Ebi Hatim de ondan senediyle rivayet etmiştir. İkrime: Müşrikler
Kabe'yi soldan tavaf ederlerdi, demiştir. Mücahid: Onlar bunu Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in namazını karıştırmak için yapıyorlardı,
demiştir. Zühri: Bunu mü'minlerle alay maksatlı yapıyorlardı, demiştir. Said b.
Cübeyr ve Abdurrahman b. Zeyd'den rivayete göre onlar: Tasdiye Aziz ve Celil
olan Allah'ın yolundan alıkoymaktır, demişlerdir.
"İnkar etmekte olduğunuz
şeylerden ötürü şimdi azabı tadı n. " Dahhak, İbn Cüreyc ve Muhammed b.
İshak: Bu Bedir günü başlarına gelen ölüm ve esirliktir, demişlerdir. Taberi de
bunu tercih etmiş, başka bir görüş nakletmemiştir. İbn Ebi Hatim ise
Mücahid'den şöyle nakletmiştir: Hakkı itiraf edenlerin azabı kılıçla,
yalanlayanların azabı ise şiddetli çığlık ve yer sarsıntısıyladır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |