|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 61 – 63.ayetler |
Barışa Meylederlerse
Kabul Et:
61. Eğer onlar barışa
meylederlerse sen de meylet ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O işitendir,
bilendir.
62. Eğer sana hile yapmak
isterlerse, şunu bil ki Allah sana kafidir. Seni yardımıyla ve mü'minlerle
destekleyen O'dur.
63. Onların
kalplerinin arasını birleştiren de O'dur. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi
verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah, onların
aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: Kavminden bir ihanet olmasından korkarsan aynı şekilde sen de
onlarla ahdini boz. Seninle kavgaya devam eder ve savaş açarlarsa sen de savaş.
"Eğer barışa" yani karşılıklı ateşkese, uzlaşmaya ve sulha
"meylederlerse" eğilim gösterirlerse "sen de meylet" yani
sen de barışa meylet ve onların teklifini kabul et. Bu yüzden müşrikler
Hudeybiye yılında onlarla Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arasındaki
savaşı bırakmayı bitirmeyi ve dokuz yıl barış yapmayı teklif ettiklerinde,
ileri sürdükleri başka şartlara rağmen Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bunu kabul etmişti.
[3401] İmam Ahmed b.
Hanbel'in oğlu Abdullah Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Benden sonra bir ihtilaf
-başka bir rivayette bir şey- olacak. Eğer onda barışçı olmaya gücün yeterse
ol. "
Mücahid bu ayetin Beni
Kureyza hakkında nazil olduğunu söylemiştir.
Fakat bu pek isabetli
değildir. Çünkü bağlam tamamen Bedir gazvesidir ve ayetler sadece onu ele
almaktadır. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Zeyd b. Eslem, Ata' el-Horasani, İkrime,
Hasan-ı Basri ve Katade'nin "Bu ayet Tevbe suresindeki kılıç (savaş) ayetiyle,
yani 'Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah
ve Rasu(ü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen
kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. ' (Tevbe, 29)
ile neshedilmiştir." görüşleri de yine isabetsizdir. Çünkü Tevbe
suresindeki ayette mümkün olduğu taktirde onlarla savaş emredilmektedir. Düşman
çok olduğunda ise, bu ayetin delalet ettiği ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in Hudeybiye günü yaptığı / onlarla sulh yapmak caizdir. Dolayısıyla
ortada ne bir çelişki, ne nesh, ne de umumun tahsisi (daraltılması) vardır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Ve Allah’a
tevekkül et. Şüphesiz O işitendir, bilendir." Yani, onlarla sulh yap ve
Allah'a tevekkül et. Zira Allah (c.c) sana kafidir ve senin yardımcmdır.
Eğer barışı güçlenmek ve
savaşa hazırlanmak için hile olarak yapmışlarsa, o durumda da "şunu bil ki
Allah sana kafidir. " O tek başma sana yeter. Yüce Allah daha sonra onu muhacir
ve ensar mü'minlerle destekleyişi nimetini hatırlatarak şöyle buyuruyor:
"Seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen O'dur. Onların kalplerinin
arasını birleştiren de O'dur." Yani, kalplerini sana iman ve itaatte,
yardım ve destekte birleştiren O' dur.
"Sen yeryüzünde
bulunan her şeyi verseydin yine" aralarındaki düşmanlık ve kinden dolayı
"onların gönüllerini birleştiremezdin" Zira cahiliyye döneminde
ensarın Evs ile Hazrec kabileleri arasında çok harpler ve zincirleme
kötülüklere yol açan'olaylar olmuştu. Nihayet Allah (c. c) iman nuruyla o
zinciri kopardı. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
"Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman
kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde
kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken
oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru
yolu bulasınız." (Al-i İmran,403)
[3402] Buharive
Müslim'in Sahih'lerinde geçen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Huneyn ganimetleri hakkında ensara seslenirken, "Ey Ensar
topluluğu, ben sizi yolunu kaybetmiş şaşkınlar halde bulup da Allah (c.c) sizi
benimle hidayete erdirmedi mi, fakir bulup da benimle zengin etmedi mi? Siz darmadağınık
iken Allah (c.c) benimle kalplerinizi birleştirmedi mi?" diye sormuş,
bunların her birini söylediğinde ensar "Allah (c.c.) ve Rasulü herkesten
daha lütuf sahibidir." demişlerdİ. O yüzden Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü o,
mutlak galiptir, hikmet sahibidir." Yani tarafı güçlüdür. Dolayısıyla
kendisine tevekkül edenin ümidini boşa çıkarmaz, fiillerinde ve hükümlerinde
büyük hikmet sahibidir.
İmam Beyhaki, Tavus'tan,
İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Akrabalık bağı
koparılabilir, nimete nankörlük edilebilir. Kalplerin birbirine yakınlaşması
gibisi ise görülmemiştir. Allah (c.c.) "Sen yeryüzünde bulunan her şeyi
verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin" buyurur. Bu mana şu
şiirde de vardır:
Akraba, seninle
akrabalık bağıyla ilişkide olup,
Seni aldatır ve
muhtaçsız gibi davranırsa, akraba değildir.
Bilakis asıl akraba
çağırdığında gelen,
Senin attığın düşmana
atandır.
Şairin şu sözü de bu
kabildendir:
İnsanlarla arkadaşlık
yaptım ve denedim.
Onları ulaştıkları
bağlarla sınadım da gördüm ki,
Akrabalık bağı onu
keseni yakınlaştırmıyormuş.
Ve muhabbet en güzel
bağmış.
Beyhaki der ki: Bu İbn
Abbas'ın (r.a.) sözünün devamı mı, yoksa ondan önceki ravilerden birinin sözü
mü, bilmiyorum. Ebu İshak er-Rebii, Ebu Ahvas'tan şöyle nakleder: İbn Mes'ud
(r.a.)'ı şöyle derken işittim: "Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin,
yine onların gönüllerini birleştiremezdin" ayetinde bahsedilenler birbirlerini
Allah (c.c) için sevenlerdir." Başka bir rivayette: Bu ayet birbirlerini
Allah (c.c) için sevenler hakkında nazil oldu." demiştir. Bunu Nesai
rivayet etmiştir. Hakim de Müstedrek'inde rivayet etmiş ve "Sahihtir"
demiştir. Abdurrezzak'ın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.): Akrabalık bağı
koparılabilir, nimete nankörlük edilebilir. Fakat Allah (c.c) kalpleri
birbirine yaklaştırdığında onu hiçbir şey uzaklaştıramaz." dedi. Sonra:
"Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini
birleştiremezdin" ayetini okudu. Bunu da Hakim rivayet etmiştir.
Ebu Amr Evzai, İbn Ebi
Lübabe'den şöyle nakleder: Mücahid'le karşılaştım. Elimi tuttu ve
"Birbirlerini Allah için seven iki kişi görüşüp biri arkadaşının elini
tuttuğunda ve ona tebessüm ettiğinde ikisinin de günahları ağacın yaprakları
nasıl dökülürse öyle dökülür." dedi. Abde der ki: Bunun üzerine ona
"bu gerçekten kolay" dedim. "Öyle deme; zira Allah (c.c)
"Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini
birleştiremezdin" buyuruyor." dedi. Abde der ki: Böyle deyince onun
benden daha fakih olduğunu anladım.
Taberi, Velid b. Ebi
Muğis'ten şöyle nakleder; Mücahid: "İki müslüman buluşup tokalaştıklarında
günahları bağışlanır" dedi. Ona "Tek bir tokalaşmayla günahları
bağışlanır, öyle mi?" dedim. Mücahid şöyle dedi: Allah'ın "Sen
yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini
birleştiremezdin" buyurduğunu işitmedin mi?" dedi. Bunun üzerine
Velid ona:
Sen benden daha
fakihsin, dedi. Talha b. Musarrif de Mücahid'den böyle rivayet etmiştir. İbn
Avn, Umeyr b. İshak'tan şöyle nakleder: Biz insanlardan ilk kaldırılacak şeyin
muhabbet (ülfet) olduğunu konuşurduk.
[3403] İmam Taberani,
Selman-ı Farisi (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Müslüman, müslüman kardeşiyle karşılaşıp elini tuttuğunda
günahları, kasırgalı günde kuru ağaçtan yaprakların dökülüşü gibi dökülür.
Yoksa, günahları deniz köpüğü gibi olsa dahi bağışlanırlar. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
64. Ey Peygamber!
Sana ve sana uyan mü'minlere Allah yeter.