|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Enfal Suresi 67 ve 69.ayetler |
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ve Esirler:
67. Yeryüzünde ağır
basıncaya kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya
malını istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti istiyor. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
68. Allah tarafından
önceden verilmiş bir hüküm olmasıydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka
büyük bir azap dokunurdu.
69. Artık elde
ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yiyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
ki Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Tefsiri:
[3406] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Bedir günü esirler hakkında insanlarla istişare ederek "Allah bana
onlar hakkında dilediğimi yapma yetkisi verdi." dedi. Hz. Ömer (r.a.)
kalkarak, "Ya Rasulallah! Boyunlarını vur." deyince Hz. Peygamber
yüzünü başka tarafa çevirdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tekrar, "Allah
onlar hakkında bana yetki verdi. Onlar henüz dün sizin kardeşlerinizdi"
buyurdu. Hz. Ömer (r.a.) tekrar kalktı ve "Ya Rasulallah! Boyunlarını
vur." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine bakmadı.
Sonra insanlara daha önce dediği gibi dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.)
kalkarak, "Ya Rasulullah! Biz, senin onları affetmenin ve onlardan fidye
kabul etmenin uygun olacağı görüşündeyiz." dedi.
O böyle deyince Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yüzündeki keder gitti. Onları
affetti ve kendilerinden fidye almayı kabul etti. Enes (r.a.) devamla şöyle
der: Allah (c.c) bu konuda "Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, hiçbir
peygambe"e esirleri bulunması yaraşmaz ... " ayetini nazil etti.
Sahih-i Müslim' de yer alan buna benzer İbn Abbas (r.a.) hadisi daha önce bu
surenin başlarında geçmişti.
[3407] A'meş ...
Abdullah b. Mes'ud'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Bedir günü, "Bu esirler hakkında ne dersiniz?" dedi. Ebu
Bekir (r.a.): "Ya Rasulallah! Onlar senin kavmin ve ailendir. Onları
hayatta bırak ve tevbeye çağır. Umulur ki Allah (c.c.) onlara hidayet nasip
eder." dedi. Ömer (r.a.): "Ya Rasulullah! Onlar seni yurdundan
çıkardılar ve yalanladılar.
Boyunlarını vur!"
dedi. Abdullah b. Revaha ise: "Ya Rasulallah! Sen odunu bol bir vadidesin.
Vadiyi ateşle doldur, sonra onları oraya at" dedi. Bunun üzerine Abbas:
"Akrabalarınla ilişkini kesmiş olursun" dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu ve onlara hiçbir cevap vermedi. Sonra
kalkıp yanlarına girdi. Bazıları "Ebu Bekir'in görüşünü alacak",
bazıları "Ömer'in görüşünü alacak.", bazıları ise "Abdullah b.
Revaha'nın görüşünü alacak" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir süre sonra yanlarına çıktı ve şöyle buyurdu: "Allah
bazılarının kalplerini öyle yumuşatır ki kalpleri sütten yumuşak olur.
Bazılarının kalplerini de öyle katılaştırır ki taştan da katı olur. Ey Ebu
Bekir! Senin durumun İbrahim (a.s.) gibidir. O şöyle demişti: 'Rabbim! Şimdi
kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok
bağışlayan, pek esirgeyensin. ' (İbrahim, 36) Senin halin ey Ebu Bekir! İsa
(a.s)'ınki gibidir. Zira o şöyle demişti: 'Eğer kendilerine azap edersen
şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan
şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi.' (Maide, 118) Senin halin de ey
Ömer! Musa (a.s)'ınki gibidir. Nitekim o 'Rabbimiz! Onların mallarını yok et,
kalplerine sıkıntı ver (ki iman etsinler).' (Yunus, 88) demişti. Senin misalin
ey Ömer! Nuh (a.s)'ınki gibidir; O şöyle demişti: 'Rabbim! dedi, yeryüzünde
kafirlerden hiç kimseyi bırakma!' (Nuh, 26) Sizler fakirlersiniz. Dolayısıyla
onlardan hiç kimse elinizden kaçmasın; ya fidye ödesin veya boynu
vurulsun." İbn Mes'ud (r.a.) der ki:
Ben "Ya Resulallah!
Ancak Süheyl b. Beyza bundan istisna tutulsun. Zira o İslam'ı telaffuz
ediyor." dedim. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu. Kendimi
hiçbir gün, başıma gökten taş düşmesinden o günkü kadar korkar halde görmedim.
Nihayet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Ancak Süheyl b. Beyza
müstesna. " buyurdu. Bu olay üzerine "Yeryüzünde ağır basıncaya
kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını
istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti istiyor. Allah Aziz'dir, Hakim'dir."
ayeti nazil oldu. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi, Ebu Muaviye'nin
A'meş'ten nakliyle rivayet etmişlerdir. Hakim de Müstedrek'inde rivayet etmiş,
"Buhari ve Müslim tahriç etmemiş olsalar da senedi sahihtir."
demiştir. İbn Merduyeh de İbn Ömer (r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den benzer bir ifadeyle bir hadis
rivayet etmiştir. Bu konuda Ebu Eyylib el-Ensari’den de bir rivayet vardır.
[3408] Yine İbn Merduyeh
-ki lafız ona aittir- ile Hakim, Müstedrek'inde Mücahid kanalıyla İbn Ömer
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Bedir günü esirler ele geçirildiklerinde
Abbas (r.a.) da esirler arasındaydı. Onu ensardan bir adam esir almıştı. Ensar
ona, kendisini öldürecekleri tehdidinde bulunmuşlardı. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bunu duyunca "Ben amcam Abbds'tan dolayı sabaha kadar
uyuyamadım. Ensar onu öldüreceklerini söylüyormuş." buyurdu. Ömer (r.a.):
Yanlarına gideyim mi? dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Evet" buyurdu. Ömer (r.a.) esnara gitti ve onlara "Abbas',
gönderin" dedi. Onlar "Hayır, Vallahi onu göndermeyiz" dediler.
Ömer (r.a.) onlara:
Peki Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buna rızası varsa? deyince "Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in rızası varsa al" dediler. Ömer (r.a.) da
onu aldı. Eline düşünce Ömer (r.a.) ona "Ey Abbas, müslüman ol. Vallahi
senin müslüman olman benim için (babam) Hattab'ın müslüman olmasından daha
sevinç verici bir şeydir. Bunun sebebi ise, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in senin müslüman olmandan çok hoşlanacağını görmüş olmamdır."
dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlar hakkında Ebu Bekir (r.a.)
ile istişare etti. Ebu' Bekir (r.a.): Onlar senin aşiretindir, serbest bırak,
dedi. Ömer (r.a.)'a da danıştı. Ömer (r.a.): Onları öldür, dedi. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonunda onları fidye karşılığı salıverdi. Bunun
üzerine Allah (c.c) "Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, hiçbir peygambere
esirleri bulunması yaraşmaz .... " ayetini nazil etti. Hakim:
Buhari ile Müslim tahric
etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir.
[3409] Süfyan-ı Sevri
'" Abide'den, Hz. Ali (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bedir
günü Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek
"Ashabını esirler konusunda serbest bırak; gelecek yıl kendilerinden aynı
sayıda kişi öldürülmek üzere ister fidyeyi seçsinler isterse öldürmeyi
seçsinler" dedi. Ashab: "Fidye almayı ve bizden bir o kadar kişi
öldürülmesini tercih ediyoruz" dediler. Bunu Tirmizi, Nesai ve İbn Hibban
Sahih'inde Süfyan-ı Sevri'nin gerisi aynı olan senediyle rivayet etmişlerdir.
Bu çok garip bir hadistir.
[3410] İbn Avn,
Abide'den, o da Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Bedir esirleri hakkında "İsterseniz onları öldürürsünüz.
İsterseniz fidye karşılığı serbest bırakır ve fidyeden faydalanırsınız ve
sizden onların sayısınca kişi şehit edilir." buyurdu. Yetmişin sonuncusu
Yemame'de şehit edilen Sabit b. Kays'tı (r.a.). Bazıları ise bu hadisi
Abide'den mürselolarak rivayet etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Muhammed b. İshak, İbn
Ebi Necih'ten, o Ata'dan şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.) "Yeryüzünde ağır
basıncaya kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz ... "
ayetini okudu ve "size mutlaka büyük bir azap dokunurdu." buyruğuna
gelince "(Allah'ın geçmiş hükmünden) Kasıt Bedir ganimetleridir. Allah
(c.c) ganimetleri onlara helal kılmasından öncesini kastediyor ve şöyle demek
istiyor: Öncesinde bir emrim olmadıkça bana karşı günah işleyene azap
etmeyeceğime dair hükmüm olmasaydı, aldıklarınızdan dolayı size büyük bir azap
dokunacaktı. İbn Ebi Necih de Mücahid’den böyle rivayet etmiştir. A'meş:
Allah'ın (c.c) geçmişteki hükmü Bedir'e katılan hiç kimseye azap etmeyeceğidir,
demiştir. Said b. Ebi Vakkas, Said b. Cübeyr ve Ata'dan da bunun benzeri
rivayet edilmiştir. Şu'be, Ebu Hişam kanalıyla Mücahid'den şöyle nakleder:
"Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasıydı" dan kasıt
Allah'ın (c.c) onları bağışlayacağına dair hükmüdür. Süfyan-ı Sevri'den de
bunun benzeri rivayet edilmiştir. Ali b. Ebi Talha bu ayet hakkında İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Allah tarafından" İlk Ana Kitap'ta
(Levh-i Mahfuz'da) "önceden verilmiş bir hüküm" yani ganimetlerin ve
esirlerin size helal olduğuna dair hüküm ''olmasıydı,'' esirlerden
"aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu."
Nitekim Yüce Allah daha sonra ''Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz
olarak yiyin." buyurmuştur. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet
etmiştir. Ebu Hureyre (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.), Said b. Cübeyr, Ata, Hasan-ı
Basri, Katade ve A'meş'ten de aynı şekilde: ''Allah tarafından önceden verilmiş
bir hüküm olmasıydı" buyruğunda kastedilen bu ümmete ganimetin helal
kılındığı hükmüdür, dedikleri rivayet edilmiştir. Bu, Taberi'nin de tercihidir.
[3411] Bu görüşe Buhari
ve Müslim'in Sahih'lerinde Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan nakletlikleri
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadis delil getirilir:
"Bana benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şey verildi: Bir yıllık
mesafeden korkuyla yardım olundum. Yeryüzü bana mescid ve (suyun yerini tutan)
temizleyici kılındı. Ganimetler benden önce hiç kimseye helal kılınmazken bana
helal kılındı. Bana şefdat hakkı verildi. Peygamber sadece kendi kavmine
gönderilirdi, ben ise bütün insanlara gönderildim. "
[3412] A'meş, Ebu
Salih'ten, o da Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ganimetler siyah başlılardan
(insanlardan) bizden başka hiç kimseye helal kılınmadı. "
O yüzden Yüce Allah
(ardından) "Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yiyin.
Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir. " buyurdu.
Bu ayet inince de esirlerden kurtuluş fidyesi aldılar.
[3413] Nitekim Ebu
Davud, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Bedir günü cahiliyye ehlinin (Mekke Müşriklerinin) fidyesini dört yüz
olarak belirledi.
Cumhur-u ulemaya göre
esirler hakkında şu hükümde karar kılınmıştır:
Müslümanların imamı
muhayyerdir; dilerse Beni Kureyza'ya yapıldığı gibi onları öldürür, dilerse
Bedir esirlerine yapıldığı gibi bir mal karşılığında veya Seleme b. Ekva
esirleri arasında bulunan bir cariye ve bir kızı hakkında yapıldığı gibi
Müslüman esirler karşılığında serbest bırakır:
[3414] Nitekim
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir cariye ile kızını verip onlara
mukabil müşriklerin elinde bulunan müslümanlardan almıştır.
İmam dilerse esir aldığı
kimseleri köle / cariye de yapabilir. Bu İmam Şafii ile bir grup alimin
görüşüdür. İmamlar arasında bununla ilgili başka bir konuda daha ihtilaf vardır
ve bu Fıkıh kitaplarındaki yerlerinde geçmektedir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |