|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 25 – 27.ayetler |
Huneyn Günü:
25. Şüphesiz ki Allah
size birçok yerde ve Huneyn savaşı yapıldığı günde yardım etmişti. O gün,
sayınızın çokluğu sizi gururlandırmıştı. Fakat çokluğunuz size bir fayda sağlamamıştı
da, o geniş yeryüzü size dar gelmeye başlamıştı. Sonra da yüz çevirip geri
kaçmıştınız.
26. Sonra Allah,
Peygamberin ve mü'minlerin üzerine sekinetini indirdi. Görmediğiniz askerler
gönderdi. Kafirleri de azaba uğrattı. İşte kafirlerin cezası budur.
27. Bundan sonra
Allah, dilediği kullarının tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayan ve çok
merhamet edendir.
Tefsiri:
İbn Cüreyc'in
Mücahid'den naklettiğine göre o: Bu Berae suresinin ilk inen ayetidir,
demiştir. Yüce Allah mü'minlere, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
birlikteki savaşlarında bir çok yerde onlara yardım etmesindeki lütuf ve
ihsanını hatırlatıyor. Bunun kendi katından olduğunu, onların ne sayısı ne
teçhizatı sayesinde değil Allah'ın teyit ve takdiriyle gerçekleştiğini
bildiriyor. Müslümanların sayısı az olsun çok olsun, zaferin kendi katından
olduğuna dikkat çekiyor. Nitekim Huneyn günü sayılarının çokluğu onları
böbürlendirmişti. Fakat çoklukları onlara hiçbir fayda vermedi ve Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte az sayıda kişi dışında hepsi
arkalarını dönüp gittiler. Sonra, -İnşaallah birazdan detaylıca açıklayacağımız
gibi- Allah (c.c), zaferin yalnız kendi katından ve kendisinin desteğiyle
olduğunu, müslümanların sayısı az da olsa Allah'ın yardımı sayesinde zaferin
gerçekleşeceğini öğretmek için Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve
yanındaki mü'minlere yardımını indirdi. Zira, nice küçük topluluklar büyük
topluluklara Allah’ın izniyle galip gelmişlerdir. Allah (c.c) sabredenlerle
beraberdir.
[3486] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Yolculukta en iyi arkadaş sayısı dörttür. En
hayırlı müfreze dört yüz kişilik müfezedir. En hayırlı ordu dört bin kişilik ordudur.
On iki bin kişi azlıktan dolayı mağlup olmaz. "
Ebu Davud ve Tirmizi de
böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Bu hasen ve garip bir hadistir. Bunu Cerir
b. Hazim muttasıl senetle, onun dışındaki çoğu kimseler ise Zühri'nin Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den mürsel şeklinde nakliyle rivayet
etmişlerdir. Bunu İbn Mace, Beyhaki ve başkaları da benzer bir lafızla Eksem b.
Cevn'in Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakliyle rivayet
etmişlerdir. Bunu İbn Mace, Beyhaki ve başkaları Eksem b. Cevn'in Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den benzer bir lafızla nakliyle rivayet
etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Huneyn hadisesi
Mekke'nin fethinden sonra hicretin 8. yılının Şevval ayında gerçekleşmiştir.
[3487] Zira Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethini bitirdikten, Mekke'nin işleri
düzene girdikten ve halkın büyük çoğunluğu müslüman olduktan ve Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları affedip serbest bıraktıktan sonra Hevazin
kabilesinin onunla savaşmak için adam topladığı haberini almıştı. Buna göre
reisleri Malik b. Avf en-Nadri; Sakif kabilesinin tamamı, Beni Cüşm kabilesi,
Beni Sa’d b. Bekr kabilesi, Beni Hilal kabilesinden birbirinden bağımsız bir
takım kişilerle yola ÇıkmıŞtı. Beni Amr b. Amir ve Avf b. Amir kabilelerinden
bazı insanlar da kadınları, çocukları, koyunları ve develeriyle, geride hiçbir
şey bırakmaksızın her şeylerini alıp yola çıkmışlardı. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) de Mekke'nin fethi için beraberinde gelen Muhacir, ensar ve
arap kabilelerinden on bin kişilik orduyla ve beraberinde yeni müslüman olan ve
özgür bırakılan Mekke'li iki bin kişiden bazılarıyla yola çıktı. Onlarla
birlikte düşmana doğru yürüdü. Mekke ile Taif arasında Huneyn denen yerde
buluştular. Savaş burada günün ilk saatlerinde sabahın alacakaranlığında
gerçekleşti. Müslümanlar Hevazin kabilesinin saklandığı vadiye inerken karşı
karşıya geldiklerinde müslümanlar onların farkına ancak saldırdıklarında
vardılar. Müslümanlara ok yağdırdılar, kılıçlar çektiler ve tek bir kişinin
vuruşu gibi bir anda saldırdılar. O zaman müslümanlar Allah'ın (c.c) buyurduğu
gibi arkalarını dönüp kaçtılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gün
beyaz katırının üstünde sebat etti ve katırını düşman ordusunun göbeğine sürdü.
Amcası onun sağ üzengisini, Abdulmuttalip oğlu Haris oğlu Ebu Süfyan ise sol
üzengisini tutmuş, yavaşlatmak için ağırlık yapıyorlardı. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendi ismini zikrediyor, Müslümanları geri dönemeye
çağırıyor, "Nereye ey Allah'ın kulları? Bana gelin. Ben Allah'ın
elçisiyim." diyordu. O esnada şu şiirini söylüyordu:
"Yalan yok; ben
peygamberim.
Ben Abdulmuttalib'in
oğluyum."
Bu anda Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yüze yakın sahabesi sebat etti. Sayılarının
seksen olduğunu söyleyen de olmuştur. Onlardan bazıları Ebu Bekir, Ömer, Abbas,
Ali, Fadl b. Abbas, Ebu Süfyan b. Haris, Eymen b. Ümmi Eymen, Üsame b. Zeyd'dir
(Allah onlardan razı olsun). Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra
sesi gür olan amcası Abbas'a "Ey Ağaç halkı" diye seslenmesini
emretti. Kastı muhacir ve ensardan olan Müslümanların Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e savaştan kaçmayacaklarına dair altında biat ettikleri
ağaçtı. Abbas (r.a.) bazen "Ey Semure halkı (Hudeybiye'deki ağacın
adı)" diye, bazen "Ey Bakara halkı" diye bağırıyor. onlar da
"Emrindeyiz, emrindeyiz." diyorlardı. Bu kez insanlar (müslümanlar)
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e dönüşe geçtiler. Hatta onlardan
kimisi devesi aksilik yapıp dönmediğinde zırhını giyip devesinden iniyor, onu
salıverip Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına kendi başına
geliyordu. Onlardan bir grup toplanınca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ciddi bir saldırı yapmalarını emretti. Rabb'ine dua ettikten ve O'ndan
yardım istedikten sonra bir avuç toprak aldı ve "Allah'ım! Bana verdiğin
vaadi yerine getir" diye dua edip üzerlerine attı. Toprak onlardan her
birinin gözüne ve ağzına isabet etti ve savaşmaktan alıkoydu. Sonunda bozguna uğradılar.
Müslümanlar da peşlerinden gidip onları öldürmeye ve esir almaya başladılar.
Diğer Müslümanlar geri döndüklerinde esirler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in önünde yere serilmiş haldeydiler.
[3488] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Abdurrahman el-Fehri'den şöyle rivayet etmiştir -ki onun adı Yezid
b. Üseyd olup ona Yezid b. Enes de Kürz de denir-; Huneyn gazvesinde Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydim. Şiddetli sıcak bir günde yola
çıktık. Ağacın gölgesinde konakladık. Güneş batınca silahlarımı kuşandım, atıma
bindim ve çadırında olan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına
gittim. Ona "Ey Allah'ın elçisi! Allah'ın selamı ve rahmeti üzerine olsun.
Gitme vakti geldi mi?" dedim.
"Evet"
buyurdu. Sonra "Ey Bilal" diye seslendi. Bilal gölgesi kuş gölgesi
gibi olan bir deve dikeninin altından çıkıp "Buyurun, emredin. Canım sana
feda olsun" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bana
atımı eğerle" buyurdu. O da, iki tarafı süssüz ve gösterişsiz liften
yapılma bir eğer çıkarıp atını eğerledi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) da biz de bineklerimize bindik. O akşam ve gece boyu onlarla karşılıklı
saflar halinde durduk. Sonra atlar birbirine girdi ve Müslümanlar aynen
Allah'ın (c. c) "Sonra da yüz çevirip geri kaçmıştmız. " buyruğunda
ifade edildiği gibi arkalarını dönüp kaçtılar. Bunun üzerine Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Allah’ın kullan, ben Allah’ın kulu ve
elçisiyim!" dedi. Sonra "Ey muhacirler, ben Allah’ın kulu ve
elçisiyim!" dedi. Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) atından
indi ve bir avuç toprak aldı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e benden
daha yakın olan birinin anlattığına göre toprağı "Yüzleri
çirkinleşsin" diyerek yüzlerine attı. Sonunda Allah (c.c) onları hezimete
uğrattı. Ya'la b. Ata der ki: Bana onların babaları, babalarından şöyle
aktardılar: Bizden istisnasız herkesin gözüne ve ağzına toprak girdi. Gökle yer
arasında, demirin yeni bir tasa sürtülmesi gibi bir ses duyduk. Bunu Hafız
Beyhaki de, Delailu'n-Nübüvve'de Ebu Davud Tayalisi'nin Hammad b. Seleme'den
nakliyle tahriç etmiştir.
[3489] Muhammed b.
İshak, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: Malik b. Avf
beraberindekilerle birlikte Huneyn'e doğru yola çıktı. Bunun üzerine Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de hemen harekete geçti. Müşrikler hazırlık
yapmış vadinin geçitlerinde ve etraflarında tetikte bekliyorlardı. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı gelirken sabahın alacakaranlığında
onlarla vadiye indiği bir vakitte atlarla üzerlerine saldırdılar. Bu insanlara
ağır geldi ve bozguna uğramış bir halde geri çekildiler. Kimse kimseye
bakmıyordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sağ tarafa doğru çekildi
ve "Ey insanlar! Bana doğru gelin. Ben Allah’ın peygamberiyim. Ben
Allah’ın peygamberiyim. Ben Abdullah oğlu Muhammed'im" diye seslendi.
Develer birbirine girmişti. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Müslümanları hezimet halini görünce, "Ey Abbas! 'Ey Ensar, ey deve ağacı
halkı' diye bağır" dedi. Bunun üzerine "Buyur, emret" diye cevap
verdiler. Adam devesini geri döndürmek için çalışıyor, buna gücü yetmeyince
zırhını boynuna atıyor, kılıcını ve yayını alıp sesin geldiği tarafa doğru
gidiyordu. Nihayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında bunlardan
yüz kişi toplandı. İnsanlar birbirlerine girip savaştılar. Başta çağrı "Ey
Ensar" şeklindeydi. En son ise "Ey Hazreçliler" diye seslenildi.
Zira onlar savaşta sebat eden kimselerdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bineğinin üzerinde çıkageldi ve insanların kılıç darbelerine bakıp
"İşte şimdi tandır tutuştu" buyurdu. Vallahi insanlar dönmeden
esirler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında yere serilmiş halde
duruyorlardı. Allah (c.c) onlardan öldürdüklerini öldürdü ve onlardan bozguna
uğrayan uğradı. Allah (c. c) onların mallarını ve çocuklarını peygamberine
ganimet olarak verdi.
[3490] Buhari ve
Müslim'in, Sahih'lerinde Bera (r.a.)'tan naklettiklerine göre; bir adam ona
"Ey Ebu İmara, siz Huneyn savaşında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i bırakıp kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi:
"Fakat Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) asla düşmandan kaçmadı.
Hevazin kabilesi okçulukta meşhur idi. Biz onlarla karşı karşıya gelince
üzerlerine hücum ettik ve dağılıp geri çekildiler. Bunun üzerine Müslümanlar
ganimet toplamaya başladı. Hevazin kabilesinin okçuları da bu fırsatı
değerlendirip üzerimize ok yağdırmaya başladılar. Fakat Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kesinlikle savaş meydanından kaçmadı. Bu panik anında
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in beyaz katırının üzerinde öylece
durduğunu gördüm. Ebu Süfyan katırın yularını tutuyor, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de şöyle sesleniyordu: "Valan yok, ben
peygamberim. Ben Abdülmuttalib'in oğlu Muhammed'im!"
Ben derim ki: Bu
olabilecek mükemmel bir cesaretin zirvesidir. Zira savaşın olanca şiddetiyle
devam ettiği ve ordusunun etrafından ayrılıp dağıldığı böyle bir günde, tüm bu
olumsuzluklara rağmen, hızlı koşamayan, ne geri çekilmek, ne saldırmak ve ne de
kaçmak için elverişli olmayan katırının üzerinde duruyor. Buna rağmen onu
kafirlerin üstüne sürüyor, tanımayanlar tanısın diye adını haykınyor. Allah'ın
salevatları ve selamı üzerine olsun. Bunun sebebi onun Allah'a (c.c) güven ve tevekkülünden,
yardım edeceğine, onunla gönderdiği mesajını tamamlayacağına ve dinini başka
dinlere üstün kılacağına dair kesin bilgisinden başka bir şey değildir.
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Sonra Allah, Peygamberin ve" beraberindeki
"mü'minlerin üzerine sekinetini" yani katından bir huzur, emniyet ve
sebat halini "indirdi. Görmediğiniz askerler gönderdi." Onlar
meleklerdir.
[3491] Nitekim İmam
Taberi, İbn Bürsün'ün kölesi Abdurrahman'dan şöyle rivayet etmiştir: Bana
Huneyn günü hala müşrik olan bir adam şöyle anlattı: Huneyn günü Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabıyla karşılaştığımıza önümüzde bir koyun
sağımı kadar dayanamadılar. Onları dağıttık ve önümüze alıp götürdük. Nihayet
beyaz katırlının yanına ulaştık. Bir de baktık ki Allah'ın elçisi. Onun yanında
karşımıza, bize "Yüzleri çirkin olasıcalar, geri dönün!" diyen beyaz
ve güzel yüzlü adamlar çıktı. Bunun üzerine yenilgiye uğradık ve omuzlarımıza
bindiler. Sonunda olan oldu.
[3492] Hafız Beyhaki,
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Huneyn günü Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in yanındaydım. İnsanlar onun yanından kaçıştılar. Ben
muhacir ve ensardan seksen kişiyle onun yanında kaldım. İlerledik ve arkamızı
dönüp kaçmadık. Allah'ın (c.c) üzerlerine sekinet indirdiği kimseler onlardı.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) katırının üstünde ileri doğru
giderken bir ara katın yalpaladı ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
eğerin üzerinden yana eğildi. Ben "Allah seni yüceltsin, yüksel" dedim.
"Bana bir avuç toprak ver" buyurdu ve kendisine verdim. Toprağı
kafirlerin yüzlerine çarptı ve gözleri toprakla doldu. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Muhacirler ve Ensar neredeler?" diye sordu.
"Onlar orada" dedim. "Onlara seslen" diye buyurdu. Ben de seslendim.
Bunun üzerine kılıçları ellerinde ateş parçaları gibi parlayarak geldiler.
Bunun üzerine müşrikler arkalarını dönüp kaçtılar. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de
Müsned'inde Affan'dan bu senetle ve benzer lafızla rivayet etmiştir.
[3493] Velid b. Müslim
... Şeybe b. Osman'dan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i Huneyn günü etrafında kimse kalmamış bir halde görünce babamı, amcamı
ve Ali ile Hamza'nın onları öldürdüğünü hatırladım ve "Bugün ondan intikamımı
alacağım" dedim. Sağ tarafından ulaşmak için gittim ki Abbas b.
Abdulmuttalip, üzerinde gümüş gibi bir zırh var ve üzerindeki tozu toprağı
temizliyor. "Amcasıdır, onu yardımsız bırakmaz" dedim ve sol
tarafından yanaştım. Orada da Abdulmuttalip oğlu Haris oğlu Ebu Süfyan'ı gördüm
ve "Amcasının oğludur. Onu yardımsız bırakmaz." dedim. Geriye sadece
üzerine kılıçla saldırmam kalmıştı ki benimle onun arasından bana doğru
yıldırım gibi bir ateş kıvılcımı yükseldi. Beni yakmasından korktum ve elimi
gözüme koyup geri geri yürüdüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni
gördü ve "Ey Şeybe, ey Şeybe! Bana yaklaş. Allah'ım! Ondan şeytanı
kov" dedi. Gözümü ona çevirdiğimde Vallahi o bana kulağımdan ve gözümden
daha sevgiliydi. Bana "Ey Şeybe! Kafirlerle savaş" buyurdu. Bunu
Beyhaki, Velid'in rivayetiyle tahriç etmiştir.
[3494] Beyhaki sonra ...
Mus'aab b. Şeybe'den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Huneyn savaşına
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte çıktım. Vallahi beni yola
ne müslümanlığım, ne de İslam'ı tammam çıkardı. Sadece Hevazin'in Kureyş'e
karşı galip gelmesini kabullenemediğimden çıktım. Onunla birlikte dururken
"Ya Resulallah! Ben alaca renkli atlar görüyorum." dedim. "Ey
Şeybe, onları ancak kafir olan görür" buyurdu. Sonra elini göğsüme vurup
"Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Sonra ikinci defa vurdu ve
"Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Sonra üçüncü defa vurdu ve
''Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Vallahi üçüncü defada elini
göğsümden kaldırmadan Allah'ın hiçbir kulu bana ondan daha sevgili değildi.
Rivayetin gerisinde Şeybe tarafların birbiriyle karşılaşmasını, Müslümanların
yenilmesini, Abbas'ın (r.a.) seslenmesini, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in Allah'tan yardım istemesini, nihayet Allah'ın (c.c) müşrikleri
bozguna uğratmasını anlatmıştır.
[3495] Muhammed b.
İshak, Cübeyr b. Mut'im'den şöyle nakleder: Biz Huneyn günü Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydik. İnsanlar savaşırlarken birden
gökten inen siyah çizgili abaya benzeyen şeyler gördüm. , Nihayet bizimle
diğerleri (kafirler) arasına düştü. Birden dağılan karıncalar vadiyi
doldurdular ve çok geçmeden kafirler yenilgiye uğradılar. Biz onların melekler
olduklarından şüphe etmiyorduk.
Said b. Saib b. Yesar,
babasından şöyle nakleder: Müşriklerle Huneyn'e katılan, sonra İslam'a giren
kimselerden Yezid b. Amir es-Süvani'yi dinledim. Biz ona Allah'ın (c.c.) Huneyn
günü müşriklerin kalplerine attığı korkuyu sorduğumuzda biraz çakıl alıp bir
kaba atar ve o çınlardı. Sonra "Biz o zaman içimizde bunun gibi bir şey
hissederdik" dedi. Bunun, Yezid b. Üseyd el-Fehri’den rivayet edilen
şahidi daha önce geçti. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3496] Sahih-i Müslim'de
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) "Ben (kafirlerin kalplerine atılan) korkuyla yardım edildim.
Bana cevamiu'l-kelim (az kelimelerle çok mono ifade eden sözler, yani Kur'an-ı
Kerım) verildi. " buyurmuştur.
İşte Allah (c. c) şöyle
buyuruyor: "Sonra Allah, Peygamberin ve mü'minlerin üzerine emniyetini
indirdi. Görmediğiniz askerler gönderdi. Kafirleri de azaba uğrattı. İşte
kafirlerin cezası budur. "
Yüce Allah sonra da,
"Bundan sonra Allah, dilediği kullarının tevbesini kabul eder. Allah çok
bağışlayan ve çok merhamet edendir. " buyuruyor. Nitekim Allah (c. c)
Hevazin kabilesine tevbeyi nasip etti ve müslüman olup Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in huzuruna vardılar. Ona Mekke'ye yaklaştığında, Ci'rane'de
yetiştiler. Bu Huneyn savaşından yirmi gün sonraydı. O vakit Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları esirleri ile malları arasında muhayyer
bıraktı. Onlar da esirlerini tercih ettiler. Kadınlardan ve çocuklardan oluşan
esirlerin sayısı altı bin idi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onları kendilerine iade etti ve mallarını ganimet hakkı bulunan kimseler
arasında paylaştırdı. Kalplerini İslam'a ısındırmak için fetih sonrası müslüman
olanlara (tuleka) dağıttı / her birine yüzer deve verdi. Yüz tane verdikleri
arasında Malik b. Dinar da vardı. Malik onu olduğu gibi kavmi arasında dağıttı
ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öven ve bir şiirinde şöyle dediği
kasidesini yazdı:
Bütün insanlar arasında
Muhammed gibisini, Hiç görmedim, işitmedim.
İstendiğinde tam ve bol
verir.
Ne zaman dilesen sana
yarın olacaklardan haber verir. Asker birliği uzun pençelerini attığı, Ve hint
çeliğinden yapılma kılıçlarla vurduğunda,
O sanki toz duman
ortasında, sessizce etrafı gözetleyen, Yavrularının başındaki aslan gibidir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |