İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Tevbe Suresi

25 – 27.ayetler

 

Huneyn Günü:

 

25. Şüphesiz ki Allah size birçok yerde ve Huneyn savaşı yapıldığı günde yardım etmişti. O gün, sayınızın çokluğu sizi gururlandırmıştı. Fakat çokluğunuz size bir fayda sağlamamıştı da, o geniş yeryüzü size dar gelmeye başlamıştı. Sonra da yüz çevirip geri kaçmıştınız.

26. Sonra Allah, Peygamberin ve mü'minlerin üzerine sekinetini indirdi. Görmediğiniz askerler gönderdi. Kafirleri de azaba uğrattı. İşte kafirlerin cezası budur.

27. Bundan sonra Allah, dilediği kullarının tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

 

Tefsiri:

 

İbn Cüreyc'in Mücahid'den naklettiğine göre o: Bu Berae suresinin ilk inen ayetidir, demiştir. Yüce Allah mü'minlere, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteki savaşlarında bir çok yerde onlara yardım etmesindeki lütuf ve ihsanını hatırlatıyor. Bunun kendi katından olduğunu, onların ne sayısı ne teçhizatı sayesinde değil Allah'ın teyit ve takdiriyle gerçekleştiğini bildiriyor. Müslümanların sayısı az olsun çok olsun, zaferin kendi katından olduğuna dikkat çekiyor. Nitekim Huneyn günü sayılarının çokluğu onları böbürlendirmişti. Fakat çoklukları onlara hiçbir fayda vermedi ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte az sayıda kişi dışında hepsi arkalarını dönüp gittiler. Sonra, -İnşaallah birazdan detaylıca açıklayacağımız gibi- Allah (c.c), zaferin yalnız kendi katından ve kendisinin desteğiyle olduğunu, müslümanların sayısı az da olsa Allah'ın yardımı sayesinde zaferin gerçekleşeceğini öğretmek için Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve yanındaki mü'minlere yardımını indirdi. Zira, nice küçük topluluklar büyük topluluklara Allah’ın izniyle galip gelmişlerdir. Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir.

 

 

[3486] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yolculukta en iyi arkadaş sayısı dörttür. En hayırlı müfreze dört yüz kişilik müfezedir. En hayırlı ordu dört bin kişilik ordudur. On iki bin kişi azlıktan dolayı mağlup olmaz. "

 

Ebu Davud ve Tirmizi de böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Bu hasen ve garip bir hadistir. Bunu Cerir b. Hazim muttasıl senetle, onun dışındaki çoğu kimseler ise Zühri'nin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den mürsel şeklinde nakliyle rivayet etmişlerdir. Bunu İbn Mace, Beyhaki ve başkaları da benzer bir lafızla Eksem b. Cevn'in Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakliyle rivayet etmişlerdir. Bunu İbn Mace, Beyhaki ve başkaları Eksem b. Cevn'in Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den benzer bir lafızla nakliyle rivayet etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Huneyn hadisesi Mekke'nin fethinden sonra hicretin 8. yılının Şevval ayında gerçekleşmiştir.

 

 

[3487] Zira Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethini bitirdikten, Mekke'nin işleri düzene girdikten ve halkın büyük çoğunluğu müslüman olduktan ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları affedip serbest bıraktıktan sonra Hevazin kabilesinin onunla savaşmak için adam topladığı haberini almıştı. Buna göre reisleri Malik b. Avf en-Nadri; Sakif kabilesinin tamamı, Beni Cüşm kabilesi, Beni Sa’d b. Bekr kabilesi, Beni Hilal kabilesinden birbirinden bağımsız bir takım kişilerle yola ÇıkmıŞtı. Beni Amr b. Amir ve Avf b. Amir kabilelerinden bazı insanlar da kadınları, çocukları, koyunları ve develeriyle, geride hiçbir şey bırakmaksızın her şeylerini alıp yola çıkmışlardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de Mekke'nin fethi için beraberinde gelen Muhacir, ensar ve arap kabilelerinden on bin kişilik orduyla ve beraberinde yeni müslüman olan ve özgür bırakılan Mekke'li iki bin kişiden bazılarıyla yola çıktı. Onlarla birlikte düşmana doğru yürüdü. Mekke ile Taif arasında Huneyn denen yerde buluştular. Savaş burada günün ilk saatlerinde sabahın alacakaranlığında gerçekleşti. Müslümanlar Hevazin kabilesinin saklandığı vadiye inerken karşı karşıya geldiklerinde müslümanlar onların farkına ancak saldırdıklarında vardılar. Müslümanlara ok yağdırdılar, kılıçlar çektiler ve tek bir kişinin vuruşu gibi bir anda saldırdılar. O zaman müslümanlar Allah'ın (c.c) buyurduğu gibi arkalarını dönüp kaçtılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gün beyaz katırının üstünde sebat etti ve katırını düşman ordusunun göbeğine sürdü. Amcası onun sağ üzengisini, Abdulmuttalip oğlu Haris oğlu Ebu Süfyan ise sol üzengisini tutmuş, yavaşlatmak için ağırlık yapıyorlardı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendi ismini zikrediyor, Müslümanları geri dönemeye çağırıyor, "Nereye ey Allah'ın kulları? Bana gelin. Ben Allah'ın elçisiyim." diyordu. O esnada şu şiirini söylüyordu:

 

"Yalan yok; ben peygamberim.

Ben Abdulmuttalib'in oğluyum."

 

Bu anda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yüze yakın sahabesi sebat etti. Sayılarının seksen olduğunu söyleyen de olmuştur. Onlardan bazıları Ebu Bekir, Ömer, Abbas, Ali, Fadl b. Abbas, Ebu Süfyan b. Haris, Eymen b. Ümmi Eymen, Üsame b. Zeyd'dir (Allah onlardan razı olsun). Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra sesi gür olan amcası Abbas'a "Ey Ağaç halkı" diye seslenmesini emretti. Kastı muhacir ve ensardan olan Müslümanların Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e savaştan kaçmayacaklarına dair altında biat ettikleri ağaçtı. Abbas (r.a.) bazen "Ey Semure halkı (Hudeybiye'deki ağacın adı)" diye, bazen "Ey Bakara halkı" diye bağırıyor. onlar da "Emrindeyiz, emrindeyiz." diyorlardı. Bu kez insanlar (müslümanlar) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e dönüşe geçtiler. Hatta onlardan kimisi devesi aksilik yapıp dönmediğinde zırhını giyip devesinden iniyor, onu salıverip Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına kendi başına geliyordu. Onlardan bir grup toplanınca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ciddi bir saldırı yapmalarını emretti. Rabb'ine dua ettikten ve O'ndan yardım istedikten sonra bir avuç toprak aldı ve "Allah'ım! Bana verdiğin vaadi yerine getir" diye dua edip üzerlerine attı. Toprak onlardan her birinin gözüne ve ağzına isabet etti ve savaşmaktan alıkoydu. Sonunda bozguna uğradılar. Müslümanlar da peşlerinden gidip onları öldürmeye ve esir almaya başladılar. Diğer Müslümanlar geri döndüklerinde esirler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in önünde yere serilmiş haldeydiler.

 

 

[3488] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Abdurrahman el-Fehri'den şöyle rivayet etmiştir -ki onun adı Yezid b. Üseyd olup ona Yezid b. Enes de Kürz de denir-; Huneyn gazvesinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydim. Şiddetli sıcak bir günde yola çıktık. Ağacın gölgesinde konakladık. Güneş batınca silahlarımı kuşandım, atıma bindim ve çadırında olan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim. Ona "Ey Allah'ın elçisi! Allah'ın selamı ve rahmeti üzerine olsun. Gitme vakti geldi mi?" dedim.

 

"Evet" buyurdu. Sonra "Ey Bilal" diye seslendi. Bilal gölgesi kuş gölgesi gibi olan bir deve dikeninin altından çıkıp "Buyurun, emredin. Canım sana feda olsun" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bana atımı eğerle" buyurdu. O da, iki tarafı süssüz ve gösterişsiz liften yapılma bir eğer çıkarıp atını eğerledi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da biz de bineklerimize bindik. O akşam ve gece boyu onlarla karşılıklı saflar halinde durduk. Sonra atlar birbirine girdi ve Müslümanlar aynen Allah'ın (c. c) "Sonra da yüz çevirip geri kaçmıştmız. " buyruğunda ifade edildiği gibi arkalarını dönüp kaçtılar. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Allah’ın kullan, ben Allah’ın kulu ve elçisiyim!" dedi. Sonra "Ey muhacirler, ben Allah’ın kulu ve elçisiyim!" dedi. Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) atından indi ve bir avuç toprak aldı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e benden daha yakın olan birinin anlattığına göre toprağı "Yüzleri çirkinleşsin" diyerek yüzlerine attı. Sonunda Allah (c.c) onları hezimete uğrattı. Ya'la b. Ata der ki: Bana onların babaları, babalarından şöyle aktardılar: Bizden istisnasız herkesin gözüne ve ağzına toprak girdi. Gökle yer arasında, demirin yeni bir tasa sürtülmesi gibi bir ses duyduk. Bunu Hafız Beyhaki de, Delailu'n-Nübüvve'de Ebu Davud Tayalisi'nin Hammad b. Seleme'den nakliyle tahriç etmiştir.

 

 

[3489] Muhammed b. İshak, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: Malik b. Avf beraberindekilerle birlikte Huneyn'e doğru yola çıktı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de hemen harekete geçti. Müşrikler hazırlık yapmış vadinin geçitlerinde ve etraflarında tetikte bekliyorlardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı gelirken sabahın alacakaranlığında onlarla vadiye indiği bir vakitte atlarla üzerlerine saldırdılar. Bu insanlara ağır geldi ve bozguna uğramış bir halde geri çekildiler. Kimse kimseye bakmıyordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sağ tarafa doğru çekildi ve "Ey insanlar! Bana doğru gelin. Ben Allah’ın peygamberiyim. Ben Allah’ın peygamberiyim. Ben Abdullah oğlu Muhammed'im" diye seslendi. Develer birbirine girmişti. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Müslümanları hezimet halini görünce, "Ey Abbas! 'Ey Ensar, ey deve ağacı halkı' diye bağır" dedi. Bunun üzerine "Buyur, emret" diye cevap verdiler. Adam devesini geri döndürmek için çalışıyor, buna gücü yetmeyince zırhını boynuna atıyor, kılıcını ve yayını alıp sesin geldiği tarafa doğru gidiyordu. Nihayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında bunlardan yüz kişi toplandı. İnsanlar birbirlerine girip savaştılar. Başta çağrı "Ey Ensar" şeklindeydi. En son ise "Ey Hazreçliler" diye seslenildi. Zira onlar savaşta sebat eden kimselerdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğinin üzerinde çıkageldi ve insanların kılıç darbelerine bakıp "İşte şimdi tandır tutuştu" buyurdu. Vallahi insanlar dönmeden esirler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında yere serilmiş halde duruyorlardı. Allah (c.c) onlardan öldürdüklerini öldürdü ve onlardan bozguna uğrayan uğradı. Allah (c. c) onların mallarını ve çocuklarını peygamberine ganimet olarak verdi. 

 

 

[3490] Buhari ve Müslim'in, Sahih'lerinde Bera (r.a.)'tan naklettiklerine göre; bir adam ona "Ey Ebu İmara, siz Huneyn savaşında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i bırakıp kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi: "Fakat Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) asla düşmandan kaçmadı. Hevazin kabilesi okçulukta meşhur idi. Biz onlarla karşı karşıya gelince üzerlerine hücum ettik ve dağılıp geri çekildiler. Bunun üzerine Müslümanlar ganimet toplamaya başladı. Hevazin kabilesinin okçuları da bu fırsatı değerlendirip üzerimize ok yağdırmaya başladılar. Fakat Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kesinlikle savaş meydanından kaçmadı. Bu panik anında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in beyaz katırının üzerinde öylece durduğunu gördüm. Ebu Süfyan katırın yularını tutuyor, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de şöyle sesleniyordu: "Valan yok, ben peygamberim. Ben Abdülmuttalib'in oğlu Muhammed'im!"

 

Ben derim ki: Bu olabilecek mükemmel bir cesaretin zirvesidir. Zira savaşın olanca şiddetiyle devam ettiği ve ordusunun etrafından ayrılıp dağıldığı böyle bir günde, tüm bu olumsuzluklara rağmen, hızlı koşamayan, ne geri çekilmek, ne saldırmak ve ne de kaçmak için elverişli olmayan katırının üzerinde duruyor. Buna rağmen onu kafirlerin üstüne sürüyor, tanımayanlar tanısın diye adını haykınyor. Allah'ın salevatları ve selamı üzerine olsun. Bunun sebebi onun Allah'a (c.c) güven ve tevekkülünden, yardım edeceğine, onunla gönderdiği mesajını tamamlayacağına ve dinini başka dinlere üstün kılacağına dair kesin bilgisinden başka bir şey değildir.

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Sonra Allah, Peygamberin ve" beraberindeki "mü'minlerin üzerine sekinetini" yani katından bir huzur, emniyet ve sebat halini "indirdi. Görmediğiniz askerler gönderdi." Onlar meleklerdir.

 

 

[3491] Nitekim İmam Taberi, İbn Bürsün'ün kölesi Abdurrahman'dan şöyle rivayet etmiştir: Bana Huneyn günü hala müşrik olan bir adam şöyle anlattı: Huneyn günü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabıyla karşılaştığımıza önümüzde bir koyun sağımı kadar dayanamadılar. Onları dağıttık ve önümüze alıp götürdük. Nihayet beyaz katırlının yanına ulaştık. Bir de baktık ki Allah'ın elçisi. Onun yanında karşımıza, bize "Yüzleri çirkin olasıcalar, geri dönün!" diyen beyaz ve güzel yüzlü adamlar çıktı. Bunun üzerine yenilgiye uğradık ve omuzlarımıza bindiler. Sonunda olan oldu.

 

 

[3492] Hafız Beyhaki, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Huneyn günü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanındaydım. İnsanlar onun yanından kaçıştılar. Ben muhacir ve ensardan seksen kişiyle onun yanında kaldım. İlerledik ve arkamızı dönüp kaçmadık. Allah'ın (c.c) üzerlerine sekinet indirdiği kimseler onlardı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) katırının üstünde ileri doğru giderken bir ara katın yalpaladı ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eğerin üzerinden yana eğildi. Ben "Allah seni yüceltsin, yüksel" dedim. "Bana bir avuç toprak ver" buyurdu ve kendisine verdim. Toprağı kafirlerin yüzlerine çarptı ve gözleri toprakla doldu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Muhacirler ve Ensar neredeler?" diye sordu. "Onlar orada" dedim. "Onlara seslen" diye buyurdu. Ben de seslendim. Bunun üzerine kılıçları ellerinde ateş parçaları gibi parlayarak geldiler. Bunun üzerine müşrikler arkalarını dönüp kaçtılar. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de Müsned'inde Affan'dan bu senetle ve benzer lafızla rivayet etmiştir.

 

 

[3493] Velid b. Müslim ... Şeybe b. Osman'dan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Huneyn günü etrafında kimse kalmamış bir halde görünce babamı, amcamı ve Ali ile Hamza'nın onları öldürdüğünü hatırladım ve "Bugün ondan intikamımı alacağım" dedim. Sağ tarafından ulaşmak için gittim ki Abbas b. Abdulmuttalip, üzerinde gümüş gibi bir zırh var ve üzerindeki tozu toprağı temizliyor. "Amcasıdır, onu yardımsız bırakmaz" dedim ve sol tarafından yanaştım. Orada da Abdulmuttalip oğlu Haris oğlu Ebu Süfyan'ı gördüm ve "Amcasının oğludur. Onu yardımsız bırakmaz." dedim. Geriye sadece üzerine kılıçla saldırmam kalmıştı ki benimle onun arasından bana doğru yıldırım gibi bir ateş kıvılcımı yükseldi. Beni yakmasından korktum ve elimi gözüme koyup geri geri yürüdüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni gördü ve "Ey Şeybe, ey Şeybe! Bana yaklaş. Allah'ım! Ondan şeytanı kov" dedi. Gözümü ona çevirdiğimde Vallahi o bana kulağımdan ve gözümden daha sevgiliydi. Bana "Ey Şeybe! Kafirlerle savaş" buyurdu. Bunu Beyhaki, Velid'in rivayetiyle tahriç etmiştir.

 

 

[3494] Beyhaki sonra ... Mus'aab b. Şeybe'den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Huneyn savaşına Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte çıktım. Vallahi beni yola ne müslümanlığım, ne de İslam'ı tammam çıkardı. Sadece Hevazin'in Kureyş'e karşı galip gelmesini kabullenemediğimden çıktım. Onunla birlikte dururken "Ya Resulallah! Ben alaca renkli atlar görüyorum." dedim. "Ey Şeybe, onları ancak kafir olan görür" buyurdu. Sonra elini göğsüme vurup "Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Sonra ikinci defa vurdu ve "Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Sonra üçüncü defa vurdu ve ''Allah'ım! Şeybe'ye hidayet ver" dedi. Vallahi üçüncü defada elini göğsümden kaldırmadan Allah'ın hiçbir kulu bana ondan daha sevgili değildi. Rivayetin gerisinde Şeybe tarafların birbiriyle karşılaşmasını, Müslümanların yenilmesini, Abbas'ın (r.a.) seslenmesini, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Allah'tan yardım istemesini, nihayet Allah'ın (c.c) müşrikleri bozguna uğratmasını anlatmıştır.

 

 

[3495] Muhammed b. İshak, Cübeyr b. Mut'im'den şöyle nakleder: Biz Huneyn günü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydik. İnsanlar savaşırlarken birden gökten inen siyah çizgili abaya benzeyen şeyler gördüm. , Nihayet bizimle diğerleri (kafirler) arasına düştü. Birden dağılan karıncalar vadiyi doldurdular ve çok geçmeden kafirler yenilgiye uğradılar. Biz onların melekler olduklarından şüphe etmiyorduk.

 

Said b. Saib b. Yesar, babasından şöyle nakleder: Müşriklerle Huneyn'e katılan, sonra İslam'a giren kimselerden Yezid b. Amir es-Süvani'yi dinledim. Biz ona Allah'ın (c.c.) Huneyn günü müşriklerin kalplerine attığı korkuyu sorduğumuzda biraz çakıl alıp bir kaba atar ve o çınlardı. Sonra "Biz o zaman içimizde bunun gibi bir şey hissederdik" dedi. Bunun, Yezid b. Üseyd el-Fehri’den rivayet edilen şahidi daha önce geçti. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[3496] Sahih-i Müslim'de Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben (kafirlerin kalplerine atılan) korkuyla yardım edildim. Bana cevamiu'l-kelim (az kelimelerle çok mono ifade eden sözler, yani Kur'an-ı Kerım) verildi. " buyurmuştur.

 

İşte Allah (c. c) şöyle buyuruyor: "Sonra Allah, Peygamberin ve mü'minlerin üzerine emniyetini indirdi. Görmediğiniz askerler gönderdi. Kafirleri de azaba uğrattı. İşte kafirlerin cezası budur. "

 

Yüce Allah sonra da, "Bundan sonra Allah, dilediği kullarının tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. " buyuruyor. Nitekim Allah (c. c) Hevazin kabilesine tevbeyi nasip etti ve müslüman olup Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna vardılar. Ona Mekke'ye yaklaştığında, Ci'rane'de yetiştiler. Bu Huneyn savaşından yirmi gün sonraydı. O vakit Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları esirleri ile malları arasında muhayyer bıraktı. Onlar da esirlerini tercih ettiler. Kadınlardan ve çocuklardan oluşan esirlerin sayısı altı bin idi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları kendilerine iade etti ve mallarını ganimet hakkı bulunan kimseler arasında paylaştırdı. Kalplerini İslam'a ısındırmak için fetih sonrası müslüman olanlara (tuleka) dağıttı / her birine yüzer deve verdi. Yüz tane verdikleri arasında Malik b. Dinar da vardı. Malik onu olduğu gibi kavmi arasında dağıttı ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öven ve bir şiirinde şöyle dediği kasidesini yazdı:

 

Bütün insanlar arasında Muhammed gibisini, Hiç görmedim, işitmedim.

İstendiğinde tam ve bol verir.

 

Ne zaman dilesen sana yarın olacaklardan haber verir. Asker birliği uzun pençelerini attığı, Ve hint çeliğinden yapılma kılıçlarla vurduğunda,

O sanki toz duman ortasında, sessizce etrafı gözetleyen, Yavrularının başındaki aslan gibidir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

28. Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, biliniz ki Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

29. Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, onlar cizyeyi mağlup olmuş ve boyun eğmiş bir halde verinceye kadar onlarla savaşın.