|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 28 ve 29.ayetler |
Müşrikler Mescid-i
Haram'a Yaklaşamazlar:
28. Ey iman edenler!
Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.
Eğer yoksulluktan korkarsanız, biliniz ki Allah dilerse sizi kendi lütfundan
zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.
29. Kendilerine Kitap
verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram
kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, onlar
cizyeyi mağlup olmuş ve boyun eğmiş bir halde verinceye kadar onlarla savaşın.
Tefsiri:
Yüce Allah dinen ve
bedenen temiz olan mü'minlere dinen necis olan müşriklerin Mescid-i Haram'dan
atılmalarım, bu ayetin nüzulundan itibaren oraya yaklaşmamalarını emrediyor. Bu
ayetin nüzul tarihi hicretin 9. yılıdır.
[3497] Bu yüzden
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O yıl Ali (r.a.)'ı Ebu Bekir (r.a.)
ile birlikte göndermiş ve onun müşriklere "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik
hac yapmayacak. Beytullah'ı hiçbir çıplak kişi tavaf etmeyecek" diye ilan
etmesini emretmiştir. Allah (c. c) bunu gerçekleştirmiş, şer'an ve takdiren
(vakıada) böyle hükmetmiştir. Abdurrezzak, Cabir b. Abdullah'tan Allah'ın (c.
c) "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu
yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar." buyruğu hakkında şöyle
nakleder: Ancak köle ile zimmet ehli bundan istisnadır.
[3498] Nitekim bu başka
bir vecihten merfu olarak rivayet edilmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel,
Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet eder; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Bu yıldan sonra mescidim ize Ehl-i zimme ve
onların hizmetçileri dışında hiçbir müşrik girmeyecek. " Bunu merfu olarak
sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Senet bakımından mevkuf daha
sahihtir.
İmam Evzai der ki: Ömer
b. Abdulaziz (r.a.) "Yahudileri ve Hristiyanları Müslümanların camilerine
girmekten men edin" diye ferman yazdı.
Bu sözünün ardından
Allah'ın (c.c) "Müşrikler ancak bir pisliktir." ayetini getirdi. Ata
der ki: Allah'ın (c.c) "Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a
yaklaşmasınlar." buyruğundan dolayı Harem'in tamamı mescid hükmündedir.
Bu ayet-i kerime müşriklerin
(manen) necis olduğuna delalet etmektedir.
[3499] Nitekim sahih bir
hadiste "Mü'min necis olmaz" buyurulmuştur. Bedenlerinin necis
olmasına gelince; cumhur onların bedenlerinin ve şahıslarının necis olmadığı
görüşündedirler. Çünkü Allah (c.c) Ehl-i kitab'ın yiyeceklerini helal
kılmıştır. Bazı Zahiriler ise onların bedenlerinin necis olduğunu
söylemişlerdir. Eş'as da Hasan-ı Basrı'den: Kim onlarla tokalaşırsa abdest
alsın, dediğini nakletmiştir. Bunu İmam Taberi tahriç etmiştir.
"Eğer yoksulluktan
korkarsanız, biliniz ki Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir.
" İbn İshak der ki: Çünkü insanlar: pazarlar kapanacak, ticaret duracak ve
bunlardan dolayı elde ettiğimiz kazanç ve faydalar bitecek, dediler. Onun
üzerine "Eğer yoksulluktan korkarsanız, biliniz ki Allah dilerse sizi
kendi lütfundan zengin edecektir. " buyruğu, " ... onlar cizyeyi
mağlup olmuş ve boyun eğmiş bir halde verinceye kadar onlarla savaşın. "
buyruğuna kadar (yani Tevbe suresinin 28. ve 29. ayetleri) nazil oldu. Yani, bu
size kapanmasından korktuğunuz pazarlara bedelolarak verilmiştir. Allah (c.c)
müşrikler sebebiyle kesilen rızklarını Ehl-i kitab'ın boyunlarına yüklediği
cizye ile telafi etmiştir. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr,
Katade, Dahhak ve başkalarından böyle rivayet edilmiştir.
"Şüphesiz
Allah" sizin yararınıza olan şeyleri "iyi bilendir", emir ve
yasaklarında "hikmet sahibidir." Çünkü mı ve sözlerinde kamil olan,
kulları hakkında ve emirlerinde adalet sahibidir. O yüzden Allah (c.c) onların
(kesilen) diğer kazançlarını Ehl-i zimmeden alacakları cizye mallarıyla telafi
etmiş ve şöyle demiştir: "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve
ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve
hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, onlar mağlup olmuş ve boyun eğmiş
bir halde cizye verinceye kadar onlarla savaşın. " Ayrıca Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i inkar ve red edince Ehl-i kitab'ın hiçbir
peygambere ve onların getirdiklerine sahih bir imanı kalmamaktadır. Çünkü
içinde bulundukları halde (inanç ve yaşamda) kendilerinin ve babalarının görüş
ve heveslerinin peşinden gidiyorlar, onları Allah'ın dini ve şeriatı olduğu
için yapmıyorlar. Çünkü ellerinde bulunanlara doğru şekilde iman etmiş
olsalardı bu onları Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e imana götürürdü.
Çünkü bütün peygamberler onu müjdelemişler, ona tabi olunmasını emretmişlerdi.
O gelince ise, en üstün peygamber olduğu halde inkar ettiler. Böylece onların
önceki peygamberlerin şeriatlarına, onların Allah (c.c) katından olduğu için
değil, arzu ve hevalarından dolayı tabi oldukları bilinmiş olur. O yüzden,
peygamberlerin efendisini, en üstününü, sonuncusunu ve en kamilini inkar etmiş
olan bu kimselerin diğer peygamberlere imanları kendilerine bir fayda vermez. O
yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kendilerine Kitap verilenlerden
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldığını haram
saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, onlar mağlup olmuş ve
boyun eğmiş bir halde cizye verinceye kadar onlarla savaşın. " Bu ayet-i
kerime başta, müşrikler meselesi yoluna girdikten, insanlar akın akın İslam'a
girdikten sonra, Ehl-i kitap'la savaş hakkında nazil oldu. Arap yarımadasında
durum düzelince Yüce Allah peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ehl-i
kitap olan Yahudi ve Hristiyanlarla savaşmayı emretti. Tarih hicretin 9.
yılıydı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu emre binaen Bizanslılarla
savaş için hazırlık yaptı. Bunu insanlara duyurdu ve onlara çağrı yaptı. Medine
çevresindeki arap kabilelerine haber gönderip onları buna davet etti. Onlar da
seferber olup O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) katıldılar. Sonunda otuz bin
civarında bir savaşçı toplandı. Geride ise Medine ve çevresinden bazı
münafıklarla başka bazı insanlar kaldılar. Bu yıl kuraktı ve vakit kavurucu
sıcaklar vaktiydi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bizanslılarla
savaşmak için Şam'a yöneldi. Tebuk'e vardığında oraya indi ve yirmi güne yakın
bir süre kaldı. Sonra geri dönmek için Allah'a (c.c) istihare etti. İşlerin
sıkışık ve insanların güçsüz bir halde olması sebebiyle o yıl geri döndü.
İnşaallah bunun açıklaması ileride gelecek.
Cizyenin sadece Ehl-i
kitap'tan veya onlara benzeyen Mecusı gibi kimselerden alınacağı görüşünde
olanlar bu ayeti delil göstermişlerdir.
[3500] Nitekim sahih bir
hadiste ifade edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hecer
Meclisilerinden cizye almıştır. Bu, İmam Şafii ile meşhur rivayette İmam Ahmed
b. Hanbel'in görüşleridir. Ebu Hanife (rh.a):
Cizye acemlerin Ehl-i
kitap olsun müşrik olsun hepsinden alınırken, Araplardan sadece Ehl-i kitap'tan
alınır, demiştir. İmam Malik ise: Bilakis cizyenin Ehl-i kitap olsun, Mecusi
olsun, putperest olsun veya başka biri olsun bütün kafirlere konulması caizdir,
demiştir. Her birinin dayanak ve delilleri başka yerlerde (Fıkıh kitaplarında)
zikredilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"onlar"
müslüman olmamaları durumunda "mağlup olmuş" zorla, zayı' ve yenik
bir halde "ve boyun eğmiş bir halde" zelil, hakir ve alçalmış bir
halde "cizye verinceye kadar onlarla savaşın." Bu yüzden zimmet
ehlinin yüceltilmesi ve Müslümanlardan üstün tutulması caiz değildir. Bilakis
onlar zelil, hakir ve bedbahttırlar.
[3501] Nitekim Sahih-i
Müslim'de Ebu Hureyre (r.a.)'tan yapılan bir rivayette Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yahudilere ve
Hristiyanlara ilk selam veren siz olmayın. Bir yolda karşılaştığınızda onları
yolun en dar yerinden gitmeye mecbur edin. " Bu yüzden mü'minlerin emiri
Hz. Ömer (r.a.) onların zelil ve hakir kılınmaları konusunda bilinen şartlar
koymuştur.
[3502] Bu, büyük hadis
imamlarının Abdurrahman b. Ganem elEş'ari'den rivayet ettikleri bir husustur.
Abdurrahman şöyle anlatır: Şamlılarla yaptığı sulhte (onlar adına) Ömer
(r.a.)'a şu metni yazdım: "Bismilahirrahmanirrahim. Bu, şu şu şehirlerin
Hristiyanlarından mü'minlerin emiri Ömer’e mektuptur. Bize geldiğinizde sizden
kendimiz, evlatlarımız, dindaşlarımız için eman diledik ve size şu sözleri
verdik: Ne şehrimizde ne etrafında yeniden hiçbir manastır, kilise, özel ibadet
yeri veya rahip hücresi yapmayacağız. Onlardan yıkılanları yenilemeyeceğiz.
Onlardan müslümanlara ait olanları ihya etmeyeceğiz. Kilisemize gündüz veya
gecenin herhangi bir vaktinde herhangi bir müslümanın gelmesini
engellemeyeceğiz. Onun kapılarını oradan geçenler ve yolcular için
genişleteceğiz. Bize uğrayan Müslümanları üç gün doyuracağız. Kiliselerimizde
veya evlerimizde hiçbir casus barındırmayacağız. Müslümanlara hiçbir hile
duygusu beslemeyeceğiz. Çocuklarımıza Kur'an öğretmeyeceğiz. Hiçbir şirk
görüntüsünü açığa vurmayacak, kimseyi ona çağırmayacağız. İstediklerinde hiçbir
akrabamızı İslam'a girmekten engellemeyeceğiz. Müslümanlara tazim göstereceğiz.
Oturmak istediklerinde kalkıp yer vereceğiz. Kılık kıyafetlerine dair hiçbir
şeyde, ne takke, ne sarık, ne ayakkabıları, ne de saç ayırmalarında onlara
benzemeyeceğiz. Onların diliyle konuşmayacak, künyelerini kullanmayacağız. Ata
binmeyecek, kılıç taşımayacağız. Hiçbir silah edinmeyecek, yanımızda taşımayacağız.
Yüzüklerimize Arapça yazıları nakşettirmeyeceğiz. İçki satmayacağız.
Saçlarımızın önünü keseceğiz. Nerede olursak olalım kıyafetimize bağlı
kalacağız. Belimize zünnar bağlayacağlZ. Kiliselerimizin üzerinde haçı açıktan
göstermeyeceğiz. Müslümanların yollarında ve çarşı pazarlarında haçımızı veya
kitaplarımızı açıkta bulundurmayacağlZ. Kiliselerimizde çanlarımıza ancak hafif
bir sesle vuracağlZ. Hiçbir müslümanın yanında kiliselerimizde sesli okuma
yapmayacağız. Bayramlarımız için de orduyu karşılamaya da çıkmayacağız.
Ölülerimizde seslerimizi yükseltmeyeceğiz. Müslümanların caddelerinde ve
çarşılarında onlara ateş göstermeyeceğiz. Ölülerimizi onlara komşu
yapmayacağız. Müslümanların ganimetten aldıkları köleyi satın alıp hizmetçi
edinmeyeceğiz. Müslümanlara dinimizi tebliğ etmeye yeltenmeyecek, evlerindeki
hallerinden haberdar olma girişiminde bulunmayacağız." Abdurrahman der ki:
Bunu Hz. Ömer (r.a.)'a getirince ona şunları ekledi: "Hiçbir müslümanı
dövmeyeceğiz. Bu şartlara uyacağımıza kendimiz ve dindaşlarımız adına söz
verdik ve emanı bu koşullara bağlı olarak kabul ettik. Eğer kabul ettiğimiz ve
kendimize vazife saydığımız bu şartlardan herhangi birine uymazsak, bizim
hiçbir zimmetimiz (emanımız) kalmamış, isyankarlara ve ayrılıkçılara yapılması
helalolan şeyi bize yapmak size helal olmuş demektir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |