|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 50 – 59.ayetler |
Münafıkların
Müslümanlara Karşı Tavırları:
50. Eğer sen bir
iyilik elde edersen, bu durum onları üzer. Ve eğer sana bir musibet erişirse,
"Biz önceden işimizi sağlama almıştık" derler ve böbürlenerek dönüp
giderler.
51. De ki: ''Allah'ın
bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır.
Mü'minler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler. "
Tefsiri:
Yüce Allah Peygamber'ine
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
düşmanlığını haber veriyor. Çünkü O'na kendisini ve ashabını sevindiren her ne
iyilik dokunsa, yani bir fetih, düşmanlarına karşı bir zafer ve galibiyet nasip
olsa bu onları üzer. "Eğer sen bir iyilik elde edersen, bu durum onları
üzer."
"Ve eğer sana bir
musibet erişirse, "Biz önceden işimizi sağlama almıştık" Biz daha
önce onun peşinden gitmekten uzak durmuştuk. "derler ve böbürlenerek dönüp
giderler. "
Yüce Allah bu aşırı
düşmanlıkları hususunda onlara şu cevabı vermesi için Peygamber'ine şu
nasihatte bulunuyor: "De ki: "Allah'ın bizim için yazdığından başkası
bize asla erişmez." Yani, biz Allah'ın dilemesi ve takdirinin boyunduruğu
altındayız. "O bizim mevlamızdır." Yani, efendimiz ve sığınağımızdır.
"Mü'minler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler." Yani, Biz de O'na
(c.c) tevekkül ediyoruz. O bize yeter; O ne iyi vekildir.
52. De ki: İki
güzellikten başka bir şeyin başımıza gelmesini mi bekliyorsunuz? Biz de,
Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini
bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber bekleyenleriz.
53. De ki: İster
gönüllü verin ister gönülsüz infak edin, sizden asla kabulolunmayacaktır. Çünkü
siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz.
54. Onların
sadakalarının kabul edilmesini engelleyen, onların Allah ve Rasulü'nü inkar
etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek sadaka vermelerinden
başka bir şey değildir.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey Muhammed! Onlara "De ki: "İki güzellikten başka bir şeyin başımıza
gelmesini mi bekliyorsunuz?" İki güzellikten kasıt şehadet veya onlara
karşı zaferdir. Ayetteki "Terabbus: gözettemek" manasına gelmektedir.
"Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap
vermesini bekliyoruz." Biz de şu iki şeyden birini bekliyoruz; ya Allah'ın
(c. c) size katından bir felaket göndermesini veya sizi öldürmek veya esir
etmek suretiyte bizim elimizle azap etmesini bekliyoruz. "Haydi bekleyin;
şüphesiz biz de sizinle beraber bekleyenleriz. "
"De ki: "İster
gönüllü verin ister gönülsüz infak edin, sizden asla kabul olunmayacaktır.
" Yani, ister itaat ederek kendi rızanızla veya kerhen istemeyerek infak
edin. "Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz. "
Yüce Allah daha sonra
bunun sebebini açıklayarak şöyle buyuruyor: "Onların sadakalarının kabul
edilmesini engelleyen, onların Allah ve Rasulü'nü inkar etmeleri" Yani,
onlar kesin olarak kafir olmuşlardır. Ameller ise ancak imanla kabulolunur. "namaza
ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek sadaka vermelerinden başka bir şey
değildir. " Yani, hiçbir iyi niyetleri ve amelde gayretleri olmamasından
dolayıdır.
[3544] Nitekim doğru
sözlü ve tasdik olunan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurur: "Şüphesiz Allah (c.c) siz bıkmadıkça (sevap vermekten) bıkmaz.
Muhakkak ki o temizdir ve ancak temizi kabul eder. " Bu yüzden Allah (c.
c) onlardan ne bir infak, ne de bir amel kabul etmiştir. Çünkü Allah (c.c)
ancak takva sahiplerinden kabul eder.
55. Onların malları ya
da çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onlara
azap etmeyi ve onların canlarının kafir olarak güçlükle çıkmasını istiyor.
Tefsiri:
Allah (c. c)
Peygamber'ine (Allah'ın salevatları ve selamı üzerine olsun) şöyle sesleniyor:
"Onların malları ya da çocukları seni imrendirmesin." Nitekim Yüce
Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Sakın, kendilerini denemek için
onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini
dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir. " (Taha,
131) Yüce Allah yine: "Sanıyorlar mı ki onlara verdiğimiz servet ve
oğullar ile. Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin
farkına varamıyorlar. " (Mü'minun, 55-56) buyurur.
"Allah bunlarla,
ancak dünya hayatında onlara azap etmeyi ... istiyor'' Hasan-i Basri der ki:
Yani, onların (zahirde vermek zorunda kaldıkları) zekat ve Allah (c.c) yolunda
infakla azap etmek istiyor. Katade ise şöyle demiştir:
Cümlede takdim ve te'hir
olup takdiri şöyledir: Onların dünya hayatındaki malları da çocukları da seni
imrendirmesin. Allah (c.c) ancak bunlarla onlara ahirette azap etmek istiyor.
İmam Taberi, Hasan-ı Basri'nin görüşünü tercih etmiş olup kuvvetli ve güzel
görüş de odur. "ve onların canlarının kafir olarak güçlükle çıkmasını
istiyor." Yani, onlar için daha büyük bir felaket ve daha şiddetli bir
azap olsun diye onları küfür üzere öldürmek -Allah bizi korusun- istiyor. Bu,
kendi hallerinde iken hissettirmeden felakete doğru çekmek (istidrac)
kabilindendir.
56. Onlar, mutlaka
sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Halbuki onlar sizden
değillerdir, fakat onlar korkan bir toplumdur.
57. Eğer sığınacak bir
yer, yahut mağaralar veya bir delik bulsalardı, koşarak oraya yönelip
giderlerdi.
Tefsiri:
Yüce Allah,
Peygamber'ine (Allah'ın salevatları ve selamı üzerine olsun onların endişe,
telaş, korku ve dehşetlerinden yemin edeceklerini bildiriyor:
"Onlar mutlaka
sizden olduklarına dair Allah'a" vurgulu bir yeminle "yem ir.
ederler. Halbuki onlar" gerçekte "sizden değillerdir, fakat onlar
korkan bir toplumdur. " Onları yemine iten de odur.
"Eğer sığınacak bir
yer" kendilerini koruyacakları bir kale veya korunacakları güvenli bir
mekan "yahut mağaralar" ki onlar dağdaki sığınaklardır. "veya
bir delik" yani, yer altında bir in veya tünel. Bu üç kelimenin tefsiri
İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve Katade'den rivayet edilmiştir. "bulsalardı
koşarak oraya yönelip giderlerdi. " Yani, sizi derhal terk edip hızlıca
oralara koşarlardı. Çünkü onlar sizi sevdiklerinden değil mecburen sizinle
beraberler. Sizinle birlikte yaşamamayı arzuluyorlar. Fakat mecburiyetin
gerektirdiğini yapıyorlar. O yüzden sürekli bir hüzün, keder ve üzüntü
içindeler. Çünkü İslam ve mensupları gittikçe güç kazanıyor, zafer elde ediyor
ve yükseliyorlar. Müslümanlar her sevindiklerinde de bu onları üzüyor. Bu
yüzden de mü'minlerle karışık yaşamak istemiyorlar. Yüce Allah da bunu anlatmak
için "Eğer sığınacak bir yer, yahut mağaralar veya bir delik bulsalardı,
koşarak oraya yönelip giderlerdi." buyuruyor.
58. Onlardan sadakalar
hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara verilirse razı olur,
verilmezse hemen kızarlar.
59. Eğer onlar Allah
ve Resulü'nün kendilerine verdiğine razı olup, ''Allah bize yeter, yakında bize
Allah da lütfundan verecek, Rasulü de. Biz yalnız Allah'a rağbet
edenleriz" deselerdi.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Onlardan" Yani, münafıklardan, sen "sadakalar"ı dağıtırken
paylaştırman "hususunda seni ayıplayanlar" onda sana ithamda
bulunanlar "da vardır." Oysa asıl suçlu ve şüpheliler kendileridir.
Onlar bu eleştiriyi de dini hassasiyetlerinden değil kendi nefisleri için
yaparlar. Onun için "Sadakalardan" zekattan "onlara verilirse
razı olur, verilmezse hemen kızarlar. " Yani nefisleri için öfkelenirler.
[3545] İbn Cüreyc'in
söylediğine göre Davud b. Ebi Asım ona şöyle anlattı: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e zekat getirildiğinde hepsi bitene kadar şuraya buraya
dağıttı. Arkasında ensardan biri vardı ve "Bu adalet değil" dedi.
Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
[3546] Katade
"Onlardan sadakalar hususunda seni ayıplayanlar da vardır. " buyruğu
hakkında şöyle der: Yani, onlardan kimi seni zekat hususunda yerer. Bize
anlatıldığına göre; bedevilikten yeni çıkmış bir adam altın ve gümüş dağıtırken
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi ve ona "Ya
Muhammed! Vallahi Allah (c.c) sana adaleti emrediyorsa sen adil olmadın"
dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "yazıklar
olsun sana, ben adaletli olmayacaksam benden sonra sana kim adaletli
olacak?" buyurdu. Daha sonra: "Ümmetimde bu ve benzerlerine karşı
dikkatli olun. Onlar Kur'an'ı okurlar da boğazlarından aşağı geçmez.
Türediklerinde onları öldürün. Sonra çıkarlarsa yine öldürün. Sonra çıkarlarsa
yine öldürün." buyurdu. Bize söylendiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun
ki size neyi veriyor ve neyi vermiyorsam bunu ancak bir emanetçi olarak yapıyorum.
"
[3547] Katade'nin bu
söylediği Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan nakledilen Zülhuvaysıra kıssasına
benziyor. Adı Hurkus olan bu adam Huneyn ganimetlerini taksim ederken Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e itiraz ederek "Adaletli 01. Sen
ad aletli olmadın." demiş, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de
"Ben adaletli olmayacak olursam gerçekten mahvolur ve hüsrana
uğrarım." buyurmuştu. Sonra onun dönüp gittiğini görünce şöyle buyurmuştu:
"Onun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki bunlar Allah’ın kitabını
güzel bir şekilde okuyacaklar. Fakat Kur'an'ın lezzeti onların hançerelerinden
ileri geçmeyecektir. Onlar okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar.
Nerede karşılaşırsanız onları öldürün. Zira onlar gökkubbe altında
öldürülenlerin en kötüleridirler .... " Hadisin devamı vardır.
Yüce Allah daha sonra
onların dikkatini kendileri için daha hayırlı olacak şeye çekerek şöyle
buyuruyor: "Eğer onlar Allah ve Resulü'nün kendilerine verdiğine razı
olup, "Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Resulü
de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi." Böylece bu ayet
büyük bir edep ve değerli bir sırrı içermektedir; zira hoşnutluğu Allah'ın
(c.c) ve Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verdiğine, tevekkülü ise
sadece Allah'a yapmayı öğretmiştir ki o "Allah bize yeter" sözüdür.
Hz. Peygamber’e itaat, emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma, haberlerini
tasdik ve izini takip etmede muvaffak kılması için de aynı şekilde sadece
Allah'a yönelinir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |