|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 73 ve 74.ayetler |
Kafirler ve
Münafıklarla Savaş Emri:
73. Ey peygamber!
Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran. Onların
varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!
74. Söylemediklerine
dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve
müslüman olduktan sonra kafir oldular. Başaramadıkları bir şeye de yeltendiler.
Münafıkların Peygamber'e ve mü'minlere kin beslemelerinin tek sebebi, Allah ve
Rasulü'nün kendi lütfu ile mü'minlerin ihtiyaçlarını gidermesiydi. Eğer tevbe
ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları
dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne
dostu ne de yardımcısı vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberine
kafirlere ve münafıklara karşı cihad etmeyi ve onlara sert davranmayı emretmiş,
kendisine tabi olan mü'minlere ise kanatlarını germesini emretmiş, kafirlerin
ve münafıkların ahirette varacakları yerin Cehennem olacağını haber vermiştir.
Hz. Ali (radıyalhihu anh)'tan nakledilen şu söz daha önce geçmişti:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört kılıçla gönderildi. Bir
kılıç müşrikler içindir: "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde
öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde
oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse
artık yollarını serbest bırakın. Allah bağışlayan, esirgeyendir." (Tevbe,
5) Bir kılıç kitap ehli kafirler içindir: "Kendilerine Kitap verilenlerden
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulü'nün haram kıldığını haram
saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle
cizye verinceye kadar savaşın. " (Tevbe, 29) Bir kılıç münafıklar içindir:
"Ey peygamber!
Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et." Bir kılıç da Müslümanların
imamına karşı gelen isyankarlar içindir: "Eğer mü'minler den iki gurup
birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa,
Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın." (Hucurat, 9)
Bu ise, nifaklarını açığa vurduklarında münafıklarla savaşmayı gerektirmektedir
ki İmam Taberi'nin görüşü de böyledir.
İbn Mes'ud (r.a.)
"Ey peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et" ayeti hakkında
şöyle der: Eliyle cihad etsin, ona gücü yetmezse diliyle, ona gücü yetmezse
kalbiyle, ona da gücü yetmezse yüz asmak suretiyle cihad etsin. İbn Abbas
(r.a.) der ki: Allah (c.c) ona kafirlere karşı kılıçla cihad etmeyi emretti.
Münafıklara karşı ise dil ile cihad etmeyi emretti ve onlara yumuşak davranmayı
kaldırdı. Dahhak der ki: Yani, kafirlere karşı kılıçla cihad et, münafıklara
karşı da sert sözlü ol. Münafıklara karşı cihad budur. Mukatil ve Rebi"den
de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Hasan-i Basri ve Katade: Onlara karşı
cihad onlara had cezalarının uygulanmasıyla olur, demişlerdir. Bu görüşler
arasında bir fark olmadığı söylenebilir. Çünkü (imam) münafığı duruma göre
bazen onunla, bazen bununla cezalandırır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Söylemediklerine
dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve
müslüman olduktan sonra kafir oldular. "
[3585] Katade der ki: Bu
ayet Abdullah b. Übeyy hakkında nazil oldu. Çünkü Cüheyne kabilesinden ve
ensardan iki kişi birbiriyle kavga etmiş Cüheyne kabilesinden olan ensardan
olana üstün gelmişti. (O olay esnasında) Abdullah b. Übeyy: Kardeşinize yardım
etmez misiniz? Vallahi bizimle Muhammed'in durumu "Besle köpeği, yesin
seni" sözü misalidir. ''Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan
zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır" dedi.
Müslümanlardan biri bu
haberi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ulaştırdı. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de birini göndererek onu yanına çağırttı. Adam Allah'a
yemin ederek öyle bir şey demediğini söylemeye başladı. Bunun üzerine Allah
(c.c) bu ayeti nazil ettİ.
[3586] Enes b. Malik
(r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Harre'de: kavmimden başına felaket
gelenler için üzüldüm. Zeyd b. Erkam da benim şiddetli üzüntümü duymuş ve bana
mektup yazdı. Mektubunda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ''Allah'ım!
Ensar'a ve Ensar'ın evlatlarına rahmetinle muamele eyle!" diye dua ederken
işittiğini yazıyordu. Bunu Enes b. Malik (r.a.)'tan rivayet eden İbn Fadl onun
"Evlatlarının evlatlarına" da deyip demediğine dair tereddüt
etmiştir. Bu rivayete göre Enes b. Malik (r.a.)'ın yanında bulunanlar ona Zeyd
b. Erkam'ı sordular. Enes (r.a.) şöyle dedi. "O Allah'ın kulağını
onayladığı kimsedir'' diye buyurduğu kişidir. Zira o Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hutbe verirken münafıklardan birini "Vallahi bu doğruysa
biz merkepten daha kötüyüz'' derken işitti ve: ona "Vallahi o doğrudur,
sen de merkepten kötüsün." dedi. Sonra bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e iletildi, fakat söyleyen kişi inkar etti. Bunun üzerine Yüce Allah
Zeyd'i onaylayıcı olarak bu ayeti indirdi. Ayetten kastı Allah'ın (c.c)
"Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü
elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kafir oldular .... "
ayetidir. Bunu Buhari de Sahih'inde İsmail b. Ebi Üveys'ten, o İsmail b.
İbrahim b. Ukbe'den naklen "O Allah'ın kulağını onayladığı kimsedir"
diye buyurduğu kişidir." cümlesinin (sonuna kadar) rivayet etmiştir.
Muhtemelen "Zira o Resulullah hutbe verirken ... " den sonrası
ravilerden Musa b. Ukbe'nin sözüdür. Meşhur ve yaygın görüşe / rivayete göre bu
olay Beni Mustalık gazvesinde gerçekleşmiştir. Muhtemelen ravı bu ayeti
zikrederken yanılmıştır; başka bir ayeti söylemek istemiş, fakat bunu
zikretmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3587] Ümevi, Megazi
kitabında Ka'b b. Malik'ten (r.a.) şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) geldiğinde kavmim beni yakalayarak "Sen şair bir
adamsın. İstersen bazı bahaneler öne sürerek Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den izin iste. Sonra bu, Allah'a istiğfar edeceğin bir günah olur, o
kadar." dediler. Olayı uzun uzadıya anlatan Ka'b daha sonra şöyle
demiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte iken onunla
cihada çıkmaktan geri kalan ve hakkında Kur’an nazil olan münafıklardan biri
Cülas idi. Cülas Umeyr b. Sa'd'ın annesiyle evli olup Umeyr onun yanında
kalıyordu. Kur'an nazil olup Allah (c.c) onları münafıklar hakkında indirdiği
ayetteki kimseler arasında zikredince Cülas: Vallahi bu adam söylediğinde doğru
ise biz merkeplerden daha kötüyüz, dedi. Umeyr bunu duydu ve "Vallahi Ey
Cülas, sen insanlardan en sevdiğim, sınav bakımından en iyisi ve başına
hoşlanmayacağı bir şeyin gelmesi en ağırıma gelecek kişisin. Öyle bir şey
söyledin ki onu söyleyecek olursam rezil olacaksın, gizlersem o beni helak
edecek. Vallahi bunlardan biri benim için daha ehvendir" deyip Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gitti ve Cülas'ın ona söylediğini bildirdi. Cülas
bunu duyunca çıkıp Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldi ve Umeyr
b. Sa'd'ın haber verdiği sözleri söylemediğine dair yemin etti ve "Vallahi
o bana iftira attı" dedi. bunun üzerine Allah (c. c) onun hakkında:
"Söylemediklerine
dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve
müslüman olduktan sonra kafir oldular." ayetini indirdi ve Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bundan haberdar etti. insanlar Cülas'ın güzel
tevbe edip hatalarından tamamen sıyrıldığını iddia ederler." Bu rivayette
ravınin sözü'rivayetin aslına (Ka'b b. Malik'in sözüne) eklenerek bu şekilde
müdrec ve bitiştik gelmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir, sanki bu Ka'b b.
Malik'in değil de İbn İshak'ın kendi sözüdür.
[3588] Urve b. Zübeyr
der ki: Bu ayet Cülas b. Süveyd b. Samit hakkında nazil olmuştur. Onunla
hanımının oğlu Mus'ab Kuba'dan geliyorlardı. Cülas "Muhammed'in getirdiği
hak ise biz üzerinde bulunduğumuz şu merkeplerden daha şerliyiz demektir"
dedi. Musab: Vallahi ey Allah düşmanı, senin sözünü Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e söyleyeceğim" dedi. (Musab der ki:) Hakkımda Kur'an'ın
inmesinden veya bir musibet gelmesinden veyahut onun günahına ortak olmaktan
korkarak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim. "Ya
Rasulallah! Ben ve Cülas Kuba'dan gelirken şöyle şöyle dedi. Onun günahına
ortak olma veya başıma bir felaket gelme korkusu olmasaydı bunu sana haber
vermezdim." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cülas'ı
yanına çağırttı ve "Ey Cülas, Musab'ın söylediğini söyledin mi?"
deyince Cülas (söylemediğine dair) yemin etti. Bunun üzerine Allah (c. c)
"Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü
elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kafir oldular. ayetini nazil
etti. Muhammed b. İshak der ki: Bana ulaşan habere göre bunu söyleyen Cülas b.
Süveyd b. Samit'tir. Bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e onun
evinde yaşayan Umeyr b. Said adında birisi götürdü. Cülas ise inkar etti ve
öyle demediğine dair Allah’a yemin etti. Bana ulaşan habere göre hakkında
Kur'an ayeti nazil olunca tevbe etti, eski halinden sıyrıldı ve güzel bir
tevbekar hayatı yaşadı.
[3589] imam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
ağacın gölgesinde oturuyordu. "Yanınıza bir insan gelecek ve size şeytanın
iki gözüyle bakacak. Geldiğinde onunla konuşmayın." buyurdu. Çok geçmeden
yeşil gözlü bir adam gözüktü. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu
çağırdı ve "Sen ve arkadaşların bana niçin sövüyordunuz?" dedi. Adam
gidip arkadaşlarının getirdi. Öyle söylemediklerine dair yemin edince Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları affetti. Bunun üzerine Allah
(c.c) "Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür
sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kafir oldular."
ayetini nazil etti.
"Başaramadıkları
bir şeye de yeltendiler." Kimisi: Bu buyruk Cülas hakkında nazil oldu;
zira Cülas hanımının oğlu "Seni Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
söyleyeceğim" dediğinde onu öldürmeye yeltenmişti, demiştir. Kimisi: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öldürmeye yeltenen Abdullah b. Übeyy
hakkında nazil oldu, demiştir. On küsür kişilik bir münafık grubun Tebuk
seferinde seyir halindeyken gecenin bir vaktinde Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e suikasti planlamışlardı. Dahhak: Ayet onlar hakkında nazil
oldu, demiştir.
[3590] Bu Beyhaki'nin
Delailu'n-Nübüvve kitabında Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan naklettiği şu rivayette
açıktır: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in devesinin yularından
tutmuş götürüyordum. Ammar da arkadan sürüyordu. -Başka bir rivayette ise: Ben
sürüyordum, Ammar ise önden çekiyordu-o Bir dağın yamacına vardığımızda on iki
süvari önümüze çıktılar. Hemen Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
onlara karşı uyardım. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara
haykırınca arkalarını dönüp kaçtılar. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bize "Onları tanıdınız mı?" diye sordu. "Hayır ya Resulullah!
Yüzleri kapalıydı. Fakat binitlerini tanıdık" dediler. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onlar kıyamet gününe kadar gelecek
münafıklardır. Onların ne istediklerini biliyor musunuz?" diye buyurdu.
"Hayır" dedik. "Allah'ın Rasulü'nü dağın ucuna kadar sıkıştırıp
oradan aşağıya atmayı istediler." buyurdu. Biz "Ya Resulullah!
onların aşiretlerine haber göndersen de her biri sana kendi aşiretinden
olanların başını gönderse" dedik. "Hayır. Sonra Araplar 'Muhammed
bazı kimselerle bir olup savaştı ve Allah (c.c) onu galip kılınca dönüp onları
öldürdü' derler." buyurdu. Sonra "Allah'ım! Onları Dübyele'de
at!" dedi. "Ya Resulullah! Dübyele nedir?" dedik. "Onlardan
her birinin kalp damarına düşüp onu mahvedecek bir ateş parçasıdır"
buyurdu.
[3591] İmam Ahmed b.
Hanbel Ebu Tufeyl'den şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Tebuk seferinden dönerken bir münadiye, "Allah'ın Resulü yamaç yolunu
tutmuştur, orayı başkası tutmasın" diye duyurmasını emretti. Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) (devesini) Huzeyfe (r.a.) önden çekip Ammar
arkadan sürerken yüzleri kapalı bir grup kişi kafiledekilere saldırdılar ve
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in devesini süren Ammar'ın etrafını
çevirdiler. Ammar binittekilerin yüzlerine vurmaya başladı. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huzeyfe'ye "Tamam, yeter" diye buyurdu.
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonunda deveden indi. O inince
Huzeyfe de indi. Ammar döndüğünde Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Ey Ammar, onları tanıdın mı?" diye sordu. Ammar: "Binitlerin
çoğunu tanıdım. İnsanların ise yüzleri örtülüydü." dedi. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onların ne yapmak istediklerini biliyor
musun?" diye sordu. Ammar:
"Allah ve Resulü
daha iyi bilir" dedi. "Biniti ürküterek Allah'ın Rasulü'nü ondan
düşürmekti" buyurdu. Ammar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
ashabından birine, "Sana Allah aşkına soruyorum; dağın yamacındakilerin
sayısı kaç idi?" diye sordu. O "On dört" dedi. Ammar: Sen de
onlardan isen sayıları on beş demektir, dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) onlardan, "Vallahi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
duyurusunu işitmedik. Kalabalık ne yapmak istiyorduysa anlamadık." diyen
üç kişiyi affetti. Ammar der ki: Şehadet ederim ki geri kalan on iki kişi dünya
hayatında ve şahitlerin şahitlik edeceği günde Allah'a (c.c) ve Resulü'ne
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşi savaşçıdırlar.
[3592] İbn Ebi Lehia da
Ebu Esved'in Urve b. Zübeyr'den nakliyle bunun benzerini ve şunu rivayet
etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara vadinin içinden
yürümelerini emretti ve kendisi, Huzeyfe ve Ammar ise dağın yamacına çıktılar.
Bu rezil grup ise yüzleri kapalı halde peşlerinden gittiler. Onlar da dağın
yamacından gitmek istiyorlardı. Allah (c.c) peygamberini onların kasıtlarından
haberdar etti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huzeyfe'ye (r.a.)
emretti ve o yanlarına dönüp bineklerinin yüzlerine vurdu. Bunun üzerine telaşa
kapıldılar ve geri dönüp rezil bir halde gittiler. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Huzeyfe (r.a.) ile Ammar'a (r.a.) onları adlarıyla söyledi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e suikast niyetlerini haber verdi ve
onlara bunu gizlemelerini emretti. Yunus
b. Bükeyr de İbn İshak'tan böyle rivayet etmiştir. Fakat o rivayette onlardan
bazılarının adını zikretmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu Mu'cemu
et-Taberani'de de böyle rivayet edilmiştir. Beyhaki böyle demiştir.
[3593] İmam Müslim'in Ebu
Tufeyl'den şu rivayeti de bu olayın doğruluğuna şahitlik etmektedir: Dağ
yamacına giden bir adamla Huzeyfe (r.a.) arasında insanlar arasında olan türden
bir şey (tartışma vs.) oldu. Huzeyfe (r.a.) ona "Allah aşkına söyle
bakalım; dağın yamacından gidenler kaç kişiydi?" diye sordu. Oradakiler:
Sorduğuna göre söyle, dediler. Huzeyfe (r.a.): Bize onların on dört olduğu
söylenmişti. Eğer sen de onlardan idiysen onlar on beş kişidir. Allah'ı şahit
ederim ki onların on ikisi dünya hayatında ve şahitlerin hazır bulunacağı günde
Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) düşmandırlar. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üçünün özrünü ise kabul etti. Onlar
"Biz ne Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in münadisini işittik, ne
de onların ne yapmak istediklerini biliyorduk" dediler. O da taşlık
bölgede yürüyordu ve "Su azdır. Kimse oraya benden önce gitmesin."
diyordu. O gün bazılarının suya daha önce gittiğini görünce o gün onlara lanet
etti.
[3594] Yine İmam
Müslim'in Ammar b. Yasir (r.a.)'tan yaptığı bir rivayette o şöyle der: Huzeyfe
(r.a.) bana Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu
haber verdi: ''Arkadaşlarım arasında on iki münafık vardır. Onlar Cennet’e
girmeyecek, deve iğne deliğinden geçmedikçe onun kokusunu alamayacaklardır.
Onların sekizine dübeyle (denen) bir ateş parçası yetecek. Bu kürek
kemiklerinden girip göğüslerinden çıkacak. " Bu sebepten Huzeyfe (r.a.)
için "Ondan başka kimsenin bilmediği sırların sahibi" denirdi. Yani,
münafıkları teker teker biliyordu ki onlar bu münafıklardır. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bundan sadece onu haberdar etmiş, başka kimseye
söylememişti. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Taberani, Huzeyfe
(r.a.)'ın biyografisihde "Dağ yamacı yoluna girenlerin adları" diye
bir başlık atıp Abdulaziz'in Zübeyr b. Bekkar'dan yaptığı şu rivayeti
zikretmiştir: Muattib b. Kuşeyr, Vedia b. Sabit, Amr b. Avfoğullarından
Abdullah b. Nebtel b. Haris'in dedesi, Haris b. Yezid et-Tai, Evs b. Kayzi,
Haris b. Süveyd, Sa'd b. Zürare, Kays b. Fehd, Hublaoğullarından Süveyd ile
Dais, Kays b. Amr b. Sehl ve Kaynukaoğullarından Zeyd b. Lasit ile Selale b.
Hamam. Bunlar kendilerini müslüman göstermişlerdir.
"Münafıkların
Peygamber’e ve mü'minlere kin beslemelerinin tek sebebi, Allah ve Rasulü'nün
Kendi lütfu ile mü'minlerin ihtiyaçlarını gidermesiydi." Yani, onlara göre
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, Allah'ın (c.c) kendisi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve elçiliğinin bereket ve bolluğuyla zengin
yapmaktan başka bir suçu yoktu. İyilerden olmayı hak etselerdi Allah (c.c)
onları gönderdiği doğru yola iletirdi.
[3595] Nitekim Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'a "Ben sizi yolunu şaşırmış
sapıklar bulup da Allah (c.c) benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Ben sizi fırkalar
halinde bulup da Allah (c.c) benimle aranızda muhabbet ve ülfet peyda etmedi
mi? Ben sizi fakir bulmuşken Allah (c.c) benimle sizi zengin yapmadı mı?"
buyurdu. Allah Rasulü bunların her birini söylediğinde ensar "Allah (c.c)
ve Rasulü herkesten lütufkardır" diyorlardı. Bu ifade (.....) hiçbir suçun
olmaması durumu için söylenir. Nitekim şu ayetteki ifade de aynıdır:
"Onlardan, sırf, Aziz ve hamıd olan Allah'a iman ettikleri için intikam
aldılar. " (Burlıc, 8)
[3596] Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir hadisinde de: "İbn Cemi! ancak, kendisi
fakir iken Allah'ın onu zengin kılmasının intikamını almaktadır."
buyurmuştur.
Yüce Allah daha sonra
onları tevbeye çağırarak şöyle buyuruyor: "Eğer tevbe ederlerse onlar için
daha hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse" yani yollarına devam ederlerse
"Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba
çarptıracaktır." Yani, dünyada öldürülmek, dertler ve kederlerle, ahirette
ise azap, horluk ve alçaltılmayla azap edecektir. "Yeryüzünde onların ne dostu
ne de yardımcısı vardır." Yani, onları mutlu edecek ve kurtaracak, onlara
hayır ve iyilik getirip şerri def edecek hiç kimseleri yoktur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
76. Fakat Allah lütfundan onlara verince, onda
cimrilik edip yüz çevirerek sözlerinden döndüler.