|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 81 – 83.ayetler |
Cihaddan Geri Kalanlar
Sevinmesinler:
81. Allah'ın Rasulü'ne
muhalefet için geri kalanlar oturmalarına sevindiler, mallarıyla, canlarıyla
Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar ve "Bu sıcakta sefere
çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır!" Keşke
anlasalardı!
82. Artık kazanmakta
olduklarının cezası olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar!
Tefsiri:
Yüce Allah Tebuk
seferinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından geri kalan ve
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıktıktan sonra cihada çıkmamakla
sevinen münafıkları yererek şöyle buyuruyor: ''Allah'ın Rasulü'ne muhalefet
için geri kalanlar oturmalarına sevindiler," Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ile birlikte "mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad
etmekten hoşlanmadılar ve" birbirlerine "Bu sı cakta sefere
çıkmayın" dediler." Zira Tebuk seferine çıkış gölgenin ve meyvelerin
hoş olduğu sıcak bir zamana denk gelmişti. O yüzden "Bu sıcakta sefere
çıkmayın" dediler. Allah (c.c) Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyuruyor: Onlara "De ki" emre muhalefetinizden dolayı
gideceğiniz "Cehennem ateşi" kaçmış olduğunuz sıcaktan, hatta ateşten
"daha sıcaktır!"
[3608] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İnsanların yakmakta oldukları ateş
Cehennem'in yetmiş parçasından biridir." buyurdu. Sahabiler:
"Ya Rasulallah! O
bile olsa yeterdi." dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Ondan altmış dokuz parça daha şiddetli yapıldı" buyurdu. Bunu Buhari
ve Müslim Sahih'lerinde rivayet etmişlerdir.
[3609] İmam Ahmed b.
Hanbel Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin bu ateşiniz Cehennem ateşinin yetmiş
parçasından bir parçadır. İki defa da denize sokulmuştur. Öyle olmasaydı Allah
(c.c) hiç kimseye onda bir fayda yapmazdı. " Bunun da aynı şekilde senedi
sahihtir.
[3610] Tirmizi ve İbn Mace
'nin Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Ateş kıpkırmızı oluncaya
kadar bin yıl boyunca yakıldı. Sonra beyaz oluncaya kadar bin yıl yakıldı.
Sonra siyah oluncaya kadar bin yıl daha yakıldı. Artık o zifiri karanlık gibi
kapkaradır. " Daha sonra Tirmizi: "Bunun senedini Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kadar götüren Yahya'dan başka bir ravi
bilmiyorum." demiştir. Bunu İbn Merduyeh de (benzer bir senetle) rivayet
etmiştir.
[3611] Bunu ayrıca İbn
Merdevey, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı
insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın
kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler
vardır." (Tahrım, 6) ayetini okuduktan sonra "Cehennem'in ateşi bin
yıl yakılmış ve bembeyaz olmuş, bin yıl daha yakılmış ve kıpkırmızı olmuş,
sonra bin yıl yakılmış ve kapkara olmuştur. Şimdi o, gece gibi siyahtır, koru
ışık vermez. " buyurdu.
[3612] Hafız Taberani
Enes b. Malik (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Doğuda onun -yani cehennemin- bir kıvılcımı
olsaydı batıdaki kişi onun sıcaklığını duyardı. "
[3613] Hafız Ebu Ya'la,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Bu camide bin kişi olsa ve aralarında cehennem
halkından biri bulunup soluk alıp verse ve bu onlara ulaşsa cami ve içindekiler
yanardı. " Bu gariptir.
[3614] A'meş kanalıyla
Numan b. Beşir'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Cehennem halkından azabı en hafif olan kişi,
ateşten iki ayakkabısı ve iki ayakkabı bağı bulunan, bunlardan dolayı beyni
kazanın kaynadığı gibi kaynayan kimsedir. O cehennem halkından azabı ondan daha
şiddetli biri olmadığını düşünür; oysa kendisi azabı en hafif olanlarıdır.
" Bu iki hadisi Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir.
[3615] Yine İmam Müslim
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Kıyamet günü cehennem halkından azabı en hafif olan kimse
ateşten nalınları olup onların sıcaklığından beyni kaynayan kimsedir. "
[3616] İmam Ahmed, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet günü cehennem halkından azabı en
hafif olan kimse kendisine ateşten iki nalın verilmiş olup onlardan dolayı beyni
kaynayan kimsedir.. " Bunun senedi sahih, ravileri Müslim'in ravileridir.
Bu konuda hadis ve eserler pek çoktur.
Yüce Allah da şöyle
buyurur: "Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alevlenen bir
ateştir. Derileri kavurup sayar." (Mearic, 15-16) Yine "Şu iki gurup,
Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkar edenler için ateşten bir
elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir! Bir de
onlar için demir kamçılar vardır! ızdıraptan dolayı oradan her çıkmak
istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: 'Tadın bu yakıcı azabı!'
(denilir)." (Hac, 19-22) buyurur. Yüce Allah bir ayette de "Şüphesiz
ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri
pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştireceğiz ki
acıyı duysunlar! Allah daima Üstün ve Hakimdir. " (Nisa, 56) buyurur.
Yüce Allah burada şöyle
buyuruyor: "De ki: Eğer düşünürlerse Cehennem ateşi daha sıcaktır"
Yani onlar idrak etseler ve anlasalardı, dünyadakinden kat kat fazla olan
cehennem sıcağından korunmak için sıcakta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikte Allah (c.c.) yolunda cihada çıkarlardı. Fakat onlar şairin
dediği gibidirler:
Sıcak kumdan ateşe
sığınan gibi.
Bir şair de şöyle der:
Ömrünü kendini korumakla
tükettin. Soğuk ve sıcak korkusuyla.
Oysa günahlardan ateşten
sakındığın gibi, Sakınman daha evlaydı.
Yüce Allah daha sonra bu
hareketlerinden dolayı münafıkları tehdit ederek şöyle buyuruyor:
"Kazandıklarının karşılığı olarak onlar az gülsün, çok ağlasınlar."
İbn Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Dünya azdır. Orada
diledikleri kadar gülsünler. Dünya hayatı bitip Allah'a (c.c.) varınca sonsuza
dek devam edecek bir ağlamaya başlayacaklar. Ebu Rezin, Katade, Rebi’ b.
Huseym, Avn el-Ukayli ve Zeyd b. Eslem de böyle demişlerdir.
[3617] Hafız Ebu Ya'la
el-Mavsıli, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: ''Ağlayın. Ağlayamazsanız
kendinizi zorlayın; zira cennet halkı o kadar çok ağlar ki gözyaşları yüzlerine
ırmak gibi akıverir. Bir süre sonra gözyaşları kesilir ve gözlerden irin akmaya
başlar. Bunlar o kadar çok akar ki gemiler indirilecek olsa onda yüzerler.
" Bunu İbn Mace de A'meş'in Yezid er-Rukaşiden bu lafızla nakliyle rivayet
etmiştir.
[3618] İbn Ebi'd-Dünya,
Zeyd b. Refi'den Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi olarak
şöyle rivayet etmiştir: "Cehennem halkı cehenneme girdiklerinde bir süre
gözyaşı dökerek ağlarlar. Sonra bir süre irin dökerek ağlarlar. Zebaniler
onlara ''Ey bedbahtlar! Sakinlerine merhamet edilen dünyadayken ağlamayı
bıraktınız. Bugün yardım isteyeceğiniz birini bulabiliyor musunuz?"
derler. Onlar da bağırarak şöyle derler: "Ey Cennet halkı! Ey babalar,
analar ve evlatlar topluluğu! Kabirlerimizden susuz Çıktık. Mahşer boyunca
susuz idik ve bugün de sususuz. Artık sudan veya Rabb'inizin size verdiğinden
bize verin. Kırk yıl istekte bulunacaklar da kendilerine icabet etmeyecek.
Sonunda ise "Siz orada kalacaksınız" diye cevap verilir ve bunun
üzerine her türlü nimetten ümitlerini keserler. "
83. "Eğer Allah seni
onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine'ye döner de
başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki:
Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla
savaşmayacaksınız! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya
razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun.
"
Tefsiri:
Yüce Allah Peygamberine
emrederek şöyle buyuruyor: "Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına
döndürür de" yani eğer bu gazveden döndükten sonra "çıkmak için"
yani, seninle birlikte başka bir cihada çıkmak için "senden izin
isterlerse" onlara uyarı ve ceza olarak "de ki: Benimle beraber asla
çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız!"
Yüce Allah ardından bunun sebebini açıklayarak şöyle buyuruyor:
"Çünkü siz birinci
defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz." Bu, Allah'ın
(c.c.) şu ayeti gibidir:
"Yine O'na iman
etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz.
Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız." (En' am, 110)
Zira yapılan bir sevabın mükafatı sonrasında başka bir sevaba muvaffak kılınmak
olduğu gibi işlenen bir günahın cezası da sonrasında başka bir günaha daha düşmektir.
Nitekim Yüce Allah Hudeybiye umresi hakkında şöyle buyuruyor: "Siz
ganimetleri almak için gittiğinizde seferden geri kalanlar: Bırakın, biz fde
arkanıza düşelim, diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler.
De ki: 'Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için
böyle buyurmuştur. ' Onlar size: Hayır, bizi kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir.
Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir." (Fetih, 15)
"Şimdi de geri
kalanlarla beraber oturun." İbn Abbas (r.a.) buradaki "geride
kalanlar"ı "geride kalan erkekler" şeklinde tefsir ederken
Katade "geride kalan kadınlar" diye tefsir etmiştir. İmam Taberi der
ki: Bu doğru değildir. Çünkü dişilik ifade eden kelimenin çoğulu ya ve nun
harfleriyle yapılmaz. Kadınlar kastedilmiş olsaydı ‘’......" veya
"....." denilirdi. Taberi bundan sonra İbn Abbas (r.a.)'ın görüşünü
tercih etmiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |