|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 84 – 90.ayetler |
Ölen Münafıklara Dua
Etmek:
84. Onlardan ölmüş
olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar,
Allah ve Resulü'nü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.
Tefsiri:
Yüce Allah Peygamber'ine
münafıklardan uzak durmasını, öldüğünde hiçbirinin cenaze namazını
kıldırmamasını, dua ve istiğfar için hiçbirinin kabri başında durmamasını
emrediyor. Çünkü onlar Yüce Allah'ı ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i inkar ve red edip o hal üzere ölmüşlerdir. Ayetin nüzul sebebi
münafıkların başı Abdullah b. Übeyy olsa da bu, nifakı bilinen her münafık
hakkında genel bir hükümdür.
[3619] Nitekim İmam
Buhari, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Abdullah b. Übeyy ölünce oğlu
Abdullah b. Abdullah, Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi ve
ondan babasını kefenlemek için gömleğini vermesini istedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de gömleğini verdi.
Sonra Abdullah, Hz.
PEygamber'den, babasının cenaze namazını kıldırmasını istedi. Bunun üzerine Hz.
Peygamber onun namazını kıldırmak üzere doğruldu. Bu arada Hz. Ömer Allah
Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden tuttu ve "Ya
Rasulallah! Rabbin sana onun cenaze namazını kıldırmanı yasaklamışken, sen onun
cenaze namazını kıldıracak mısın?" diye sordu. Bunun üzerine Hz.
Peygamber: "Rabbim beni serbest bıraktı," buyurdu ve "Onlar için
ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de ... "
ayetini okudu. Sonra şöyle buyurdu: "Yetmişden fazla da bağışlanma
dilerim." Bunun üzerine Hz. Ömer: "O kesinlikle bir münafık"
dedi. Ravi şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun cenaze
namazını kıldırdı. Bunun üzerine Allah Teala "Onlardan ölmüş olan
hiçbirine asla namaz kılma, onun kabri başında da durma!" ayetini indirdi.
İmam Buhari sonra İbrahim b. Münzir'den ... naklen şu rivayeti zikretmiştir:
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırdı, biz de
onunla birlikte kıldık. Bunun üzerine Allah (c.c.) "Onlardan ölmüş olan
hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma!" ayetini nazil
etti" denilmiştir. Bunu imam Ahmed b. Hanbel de Yahya b. Said el-Kattan'ın
Ubeydullah'tan naklen gerisi aynı senetle rivayet etmiştir.
[3620] Bu Hz. Ömer
(r.a.)'ın kendisinden de benzer bir lafızla rivayet edilmiştir. Zira imam Ahmed
b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ömer (r.a.)'ı şöyle derken
işittim: "Abdullah b. Übeyy öldüğünde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) cenaze namazını kıldırmaya çağrıldı. O da için kalkınca yanına gidip
göğsünün hizasında durdum ve Abdullah b. Übeyy'in kötü günlerini sayarak
"Ya Rasulallah! Şu şu şu günlerde şöyle diyen Allah düşmanı Abdullah b.
Übeyy'in namazını mı kılacaksın?" dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) tebessüm etti. Ben tekrar tekrar söyleyince "Geri çekil ey Ömer!
Ben ben muhayyer bırakıldım ve bunu seçtim. Bana "Onlardan ölmüş olan
hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma" denildi.
Yetmişten fazla yaptığımda affedileceğini bilsem yaparım. " buyurdu. Sonra
namazını kıldırıp cenazeyle yürüdü ve defin işi bitene kadar kabri başında
durdu. Hz. Ömer (r.a.) der ki: Kendim ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e karşı cür'etkarlığım hayret edilecek bir şey. Oysa Allah (c.c.) ve
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha iyi bilir. Vallahi çok geçmeden şu
iki ayet nazil oldu: "Onlardan ölmüş olar. hiçbirine asla namaz kılma;
onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resulü'nü inkar ettiler ve
fasık olarak öldüler ... " Ondan sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), Allah (c.c.) ruhunu teslim alıncaya kada! hiçbir münafığın namazını da
kıldırmadı, kabri başında da durmadı. Bunu Tirmizi de Muhammed b. İshak'ın
Zühri'den .... naklen rivayet etmiş ve "Hasen ve Sahihtir" demiştir.
[3621] Bunu imam Buhari
... Ukayl'ın Zühri’den nakliyle yaptığı rivayette Hz. Ömer benzer şeyleri
anlattıktan sonra şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Benden geri dur ey Ömer" dedi. Ben sözü uzatınca "Ben muhayyer
bırakıldım ve seçimimi yaptım. Eğer yetmişten daha fazla af dilediğimde
affedileceğini bilseydim onu yapardım" buyurdu ve sonra cenaze namazını
kıldırdı. Çok geçmeden Tevbe suresindeki şu iki ayet nazil oldu: "Onlardan
ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü
onlar, Allah ve Rasulü'nü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler ... "
Sonraları, daha iyi bildiği halde benim Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e karşı cür'etime hayret etmişimdir.
[3622] İmam Ahmed b.
Hanbel, Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Abdullah b. Übeyy ölünce oğlu
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek "Ya Rasulallah! Sen
gelmezsen biz hep bununla ayıplanacağız." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) de gitti ve onu mezarına konulmuş halde buldu. "Kabre
kaymadan önce çağırsaydınız ya!" buyurdu ve onu kabrinden çıkarttı. Baştan
ayağı her yerine tükrüğünden üfledi ve gömleğini giydirdi." Bunu Nesai de
Ebu Davud el-Harrani'nin Ebu Ya'ladan .... nakliyle rivayet etmiştir.
[3623] İmam Buhari,
Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Abdullah b. Übeyy kabrine konulduktan sonra
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi ve emri üzerine kabirden
çıkarıldı. Onu dizlerine koyup üzerine tükrüğünden üfledi ve gömleğini giydirdi.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. İmam Buhari bunu bir çok yerde ve Süfyan b.
Uyeyne'ye varan bir çok tarikle Müslim ve Nesai ile birlikte rivayet etmiştir.
[3624] Bezzar,
Müsned'inde, Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Münafıkların başı öleceği zaman
-ravilerden Yahya b. Said'in rivayetinde "Medine'de öleceği zaman"
şeklinde geçer- cenaze namazını Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
kıldırmasını vasiyet etti. Oğlu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e
gelip "Babam senin gömleğinle kefenlenmeyi vasiyet etti." -ki bu
kısım ravilerden Abdurrahman b. Miğra'nın rivayetinde geçmektedirdeyince Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırdı ve kendisinin
gömleğini ona giydirdi. Bunun üzerine Allah (c.c.) "Onlardan ölmüş olan
hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve
Rasulü'nü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler ... " buyruğunu gönderdi.
Abdurrahman'ın rivayetinde şu ziyade yer alır: Oğlu öyle deyince Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gömleğini çıkarıp verdi. Onunla gidip cenaze
namazını kıldırdı ve kabri başında durdu. Bunun üzerine Cebrilil (a.s) geldi ve
dönmekte olan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: "Onlardan
ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü
onlar, Allah ve Rasulü'nü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler ... "
dedi. Senedi fena değildir ve önceki rivayet bunun şahidi konumundadır.
[3625] İmam Taberi Enes
b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Abdullah b. Übeyy'in cenaze namazını kılmak istediğinde Cebrail (a.s) onu
elbisesini çekti ve "Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun
kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Rasulü'nü inkar ettiler ve fasık
olarak öldüler ... " dedi. Bunu Ebu Ya'la, Müsned'inde Yezid
er-Rukkaşi'nin bulunduğu bir senede rivayet etmiş olup bu zayıftır.
[3626] Katade der ki:
Abdullah b. Übeyy hastayken gelmesi için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)’e haber gönderdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına
girerken "Seni Yahudi sevgisi helak etti" buyurdu. Abdullah: "Ya
Resulullah! Sana benim için af dileyesin diye haber ettim, beni azarlaman için
değil" dedi. Sonra (oğlu) Abdullah onu kefenlemek için Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den gömleğini istedi. O da verdi. Cenaze namazını kıldırdı ve
kabri başında durdu. Bunun üzerine Allah (c.c.) "Onlardan ölmüş olan
hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve
Rasulü'nü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler." ayetini indirdi.
Seleften bazıları şöyle
demişlerdir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona gömleğini
vermesinin sebebi şudur. Abbas (r.a.) Medine'ye geldiğinde onun için gömlek
aranmış, fakat iri ve uzun olduğundan bedenine ancak Abdullah b. Übeyy'in
gömleği olmuş, o da elbisesini vermişti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) de bunu onun mükafat olarak yaptı. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bu yüzden Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayet-i kerimenin nüzulünden sonra hiç bir
münafığın cenaze namazını kıldırmamış ve kabri başında durmamıştır.
[3627] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel, Katadeden şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir cenazeye çağrıldığında onu sorar; iyilikle yad edilirse namazını
kıldım, başka şekilde anlatılırsa kıldırmayıp ailesine "Onun namazını
kıldırın" buyururdu. Hz. Ömer (r.a.) da durumu bilinmeyenlerin cenazesini
Huzeyfe b. Yeman kılmadıkça kılmazdı. Çünkü Huzeyfe onları tek tek biliyordu ve
kendisine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haber vermişti. O yüzden ona
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başka hiç kimsenin bilmediği
sırlarının sahibi" denirdi.
Ebu Ubeyy el-Garib"
kitabında Hz. Ömer (r.a.) hakkında şunu rivayet eder: Hz. Ömer (r.a.) bir
adamın cenazesini kılmak isteyince Huzeyfe (r.a.) onu çimdikledi. Sanki bununla
onu cenaze namazını k(!maktan engellemek istiyordu.
Allah (c.c.)
münafıkların namazını kılmaktan ve onlara af dilemek için kabirleri başında
durmaktan men ettiğine göre bunu mü'minlere yapmak da Allah'a (c.c.)
yaklaştıran en büyük ibadetlerden olması gerekir ki öyle de yapılmıştır.
"es-Sahih" adını taşıyan ve diğer hadis kitaplarında Ebu Hureyre
(r.a.)tan rivayet edilen şu hadise binaen bunun sevabı büyüktür:
[3628] Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim bir cenazede, cenaze namazı
kılınıncaya kadar bulunursa bir kırat, gömülünceye kadar kalırsa iki kırat
sevap alır." buyurdu. "Kırat nedir?" denilince Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "En küçüğü Uhud dağı gibidir." buyurdu.
Mü'minin vefat ettiğinde
kabri başında durma hakkında ise;
[3629] Ebu Davud, Hz.
Osman (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ölü defnedildikten sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) başında durur ve "Kardeşiniz için bağışlanma
dileyin ve onun için sebat isteyin. Çünkü o şu anda sorguya
çekilmektedir." derdi. Bunu sadece Ebu Davud (rh.a.) rivayet etmiştir.
85. Onların malları ve
çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla ancak dünyada onların azaplarını
çoğaltmayı ve onların kafir olarak canlarının güçlükle çıkmasını istiyor.
Tefsiri:
Allah'a hamd-ü senalar
olsun bunun benzeri bir ayetin tefsiri daha önce geçti, [-Tevbe 55’te-]
86. Allah'a inanın,
Rasulü ile beraber cihad edin diye bir sure indirildiği zaman, onlardan servet
sahibi olanlar, senden izin istediler ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla
beraber olalım, dediler.
87. Geride kalan
kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Bu
yüzden onlar anlamazlar.
Tefsiri:
Yüce Allah bu ayetlerde
güçleri yerinde, malları ve vakitleri bol olmasına rağmen cihada katılmayan ve
ondan geri kalan, cihada çıkmama hususunda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den izin isteyerek "Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber
olalım" diyen, ordu cihada çıktıktan sonra geride kadınlarla kalmaya ve bu
ayıba razı olan, savaş başladıktan sonra insanların en korkağı, emniyet
içindeyken de insanların en çok konuşanı olan münafıkları yeriyor. Yüce Allah
başka bir ayette onlar hakkında şöyle buyurur: "(Gelseler de) size karşı
pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi
gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük
göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir;
bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a göre
kolaydır." (Ahzab, 19) Yani emniyet içindeyken sesleri keskin, gür ve
yüksek çıkarken savaşta en korkak insanlardırlar. Nitekim şair şöyle der:
Barışta kabalıkları ve
sertlikleriyle eşekler gibi. Savaşta ise hayız gören kadınlar gibidir onlar.
Yüce Allah başka bir
ayette şöyle buyuruyor: "İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sure
indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sure indirilip de onda savaştan
söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin
bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur! (Onların
vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat
gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu ... " (Muhammed,
20-21)
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "onların kalplerine" cihaddan ve Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile çıkmaktan kaçtıkları için "mühür
vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar. " Yani, faydalarına olan şeyleri
idrak etmez ki yapsınlar, zararlarına olan şeyleri bilmezler ki kaçınsınlar.
88. Fakat Peygamber ve
onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün
hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir.
89. Allah, onlara
içinde ebedi kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.
İşte büyük kazanç budur.
Tefsiri:
Yüce Allah mü'minleri
överken arada münafıkları ve onlara ahirette olacakları haber verdikten sonra
mü'minlerin durumlarını ve varacakları yeri bildirerek iki ayette: "Fakat
Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler.
İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir.
Allah, onlara içinde ebedi kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetler
hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur. " buyuruyor. "İşte bütün
hayırlar onlarındır" Yani ahiret yurdunda, Firdevs cennetlerinde ve en
yüksek makamlarda bütün iyilikler onların olacaktır.
90. Bedevilerden özür
beyan edenler kendilerine izin verilsin diye geldiler .. Allah ve Resulü'ne
yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onlardan kafir olanlara elem verici bir
azap erişecektir.
Tefsiri:
Ardından Yüce Allah
cihadı terkte özürleri bulunup da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
özür dileyen, güçsüzlük ve cihada çıkmaktan acziyet hallerini beyan eden
kimselerin durumunu açıklıyor. Bunlar Medine çevresindeki bazı arap
kabileleridir. Dahhak'ın İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o, ayetteki
"......" fiilindeki zal harfini şeddesiz okur ve "Onlar özür
sahipleridirler" derdi. Yine İbn Uyeyne de Humeyd kanalıyla Mücahidden
bunun aynısını rivayet etmiştir. İbn İshak der ki: Bana ulaşan bilgiye göre
onlar aralarında Hufaf b. İma b. Rahda'nın bulunduğu Beni Gıfar kabilesinden
kimselerdi. Bu, ayetin manasına dair en güçlü görüştür. Çünkü devamında,
''Allah ve Rasulü'ne yalan söyleyenler de oturup kaldılar." buyurulmuştur.
Yani, onlar ise gelip özür dilemediler. İbn Cüreyc, Mücahidden şöyle nakleder:
"Bedevilerden özür beyan edenler kendilerine izin verilsin diye
geldiler." Bunlar Gıfar oğullarından bir grup kişidir. Gelip özür
dilediler, fakat Allah (c.c.) özürlerini kabul etmedi. Hasan-ı Basrı, Katade ve
Muhammed b. İshak da böyle demişlerdir. Allahu a'lem, birinci görüş daha
kuvvetlidir. Çünkü daha önce ifade edildiği gibi ayetin devamında ''Allah ve
Rasulü'ne yalan söyleyenler de oturup kaldılar." buyurulmuştur. Yani diğer
bedevilerse oturup özür beyan etmediler.
Yüce Allah sonra onları
elem verici bir azapla tehdit ediyor: "Onlardan kafir olanlara elem verici
bir azap erişecektir. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |