İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Tevbe Suresi

111 ve 112.ayetler

 

Mü'minlerin Can ve Mallarının Cennet Karşılığında Satın Alınması:

 

111. Allah mü'minlerden mallarını ve canlarını, kendilerine verilecek cennet karşılZğında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha iyi sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kazanç budur.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah mü' min kullarına, canlarını ve mallarını kendi yolunda feda ettikleri taktirde onların karşılığı olarak cenneti vereceğini haber veriyor. Bu O'nun (c.c.) lütfu, keremi ve ihsanıdır. Zira kendisine itaat eden kullara verdiği nimetlere karşılık sahibi yine kendisi olan şeyi bedelolarak kabul etmiştir. O yüzden Hasan-ı Basrı ve Katade şöyle demişlerdir: Vallahi Allah (c.c.) onlarla biatleşti ve onlara bedeli yüksek tuttu. Şimr b. Atiye: "Her müslümanın, yerine getirsin veya onunla ölsün, boynunda Allah'a ödemesi gereken bir biatı vardır." demiş, sonra bu ayeti okumuştur. Onun için: Kim Allah (c.c.) yolunda yüklenip yola çıkmışsa Allah (c.c.) ile biatlaşmıştır. Yani, bu akdi kabul etmiş ve ödemiştir.

 

 

[3673] Muhammed b. Ka'b el-Kurazi şöyle anlatır: (Akabe gecesinde) Abdullah b. Revaha: "Ya Rasulullah! Rabbin için ve kendin için dilediğini şart koş." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Rabbim için O'na ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi O'na ortak yapmamanızı şart koşuyorum. Kendim için ise kendinizi koruduğunuz her şeyden beni de korumanızı şart koşuyorum. " buyurdu. Ensar: "Bunu yaptığımız takdirde bizim için ne vardır?" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Cennet" diye cevap verdi. Bunun üzerine ensar: "Bu alış veriş karlı oldu. Ne bu alış verişi bozarız ne de vazifeden muaf tutulmayı talep ederiz." dediler. Bunun üzerine, ''Allah, mü'minlerden canlarını satın aldı" ayeti indi.

 

"Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler." Yani, ister öldürsünler, ister öldürülsünler, isterse hem öldürüp hem öldürsünler onlar cenneti hak etmişlerdir.

 

 

[3674] O yüzden Buhari ve Müslim'de yer alan bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah (c.c.), kendisi uğrunda cihada çıkan, (yurdundan, yuvasından) çıkmasına sadece benim yolumda cihad ve Peygamberlerimi tasdikin sebep olduğu kimseye, (ya) vefat ettiği taktirde cennete koyacağına veya çıktığı yuvasına kazandığı sevap veya ganimetle döndüreceğine kefil olmuştur. "

 

"Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'daAllah üzerine hak bir vaaddir." cümlesi bu vaadi pekiştirmekte ve Allah'ın (c.c.) bunu kerem sahibi kendi zatı üzerine aldığını ve onu büyük kitaplarında peygamberlerine indirdiğini ifade etmektedir ki onlar Musa (a.s)'a indirilen Tevrat, İsa (a.s)'a indirilen İncil ve Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indirilen Kur'an'dır (Allah'ın rahmetleri ve selamı hepsinin üzerine olsun).

 

"Allah'tan daha iyi sözünü yerine getiren kim vardır?" Yani, Allah (c.c.) vaadinden caymaz. Bu Allah'ın (c.c.) ''Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?" ve ''Allah'tan söz bakımından daha doğru kim vardır" ayetleri gibidir. O yüzden ardından şöyle buyuruyor: "O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. " Yani, bu akdin gereğini yerine getiren ve bu ahde uyan kimseler büyük kurtuluş ve daimi nimetlere sahip olacaklarının sevincini yaşasınlar.

 

 

 

112. Bunlar, tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. O mü'minleri müjdele!

 

Tefsiri:

 

Bunlar, bu güzel vasıflara ve yüce hasletlere sahip olduklarından dolayı Allah (c.c.)'ın kendilerinden canlarını ve mallarını satın aldığı mü'minlerin sıfatlarıdır.

"Tevbe edenler" bütün günahlardan tevbe eden ve fenalıkları bırakanlar. "ibadet edenler" Yani, Rabb'lerine kulluklarını yerine getirenler ve onu kesintiye uğratmadan yapanlar. İbadet sözler ve fiillerdir. Sözlü ibadetin en özeli hamddir ve yüzden ardından "hamdedenler" denilmiştir. Ameli / fiili ibadetlerin en üstünlerinden biri de oruçtur. Oruç yeme, içme ve cinsel zevklerini bırakmaktır ki buradaki "....." dan kasıt oruç tutanlardır. Nitekim Yüce Allah, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in eşlerini de "....." ile nitelendirmiştir ki onun manası da "oruç tutan kadınlar" dır. Aynı şekilde rüku ve secdeden kasıt da namazdır. O yüzden Allah (c.c.) "rüku edenler, secde edenler" buyurmuştur. O mü'minler bütün bunların yanında Allah'ın (c.c.) kullarına faydalı olmaya çalışırlar, emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yaparak onları Allah'a itaate çağırır ve yönlendirirler: "İyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar." Onlar aynı zamanda yapılması gerekenler ve terk edilmesi zorunlu olanlar hakkında bilgi sahibidirler ki o da Allah'ın (c.c.) helal ve haramlarına onları öğrenmek ve uygulamak suretiyle riayet ederler: "ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. " Böylece hem hakka ibadet hem kullara nasihat görevini yerine getirirler. O yüzden Yüce Allah arından: "O mü'minleri müjdele!" buyuruyor. Çünkü iman bunların hepsini kapsamaktadır. Asıl mutluluk da bu vasıflara sahip olan kimselerin olacaktır.

 

 

Ayetteki Seyyahlar'dan Kastın Oruç Tutanlar Olduğunun Beyanı:

 

SüfyanSevri. .. İbn Mes'ud (r.a.)'tan onun: "..... Seyyahlar"dan kasıt oruç tutanlardır" dediğini rivayet etmiştir. Said b. Cübeyr ve Avfi kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan da böyle rivayet edilmiştir. Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah'ın (c.c.) Kur'an'da buyurduğu her seyyahtan kasıt oruç tutanlardır. Dahhak da böyle demiştir.

 

Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Bu ümmetin seyahati oruçtur. Mücahid, Said b. Cübeyr, Ata, Ebu Abdurrahman es-Sülemi, Dahhak b. Müzahim, Süfyan b. Uyeyne ve daha başkaları seyyahlardan kastın oruç tutanlar olduğunu söylemişlerdir. Hasan-ı Basri: Seyyahlar Ramazan orucunu tutanlardır, demiştir. Ebu Amr el-Abdi de: Seyyahlar mü'minlerden oruca devam edenler (çok oruç tutanlar) dır, demiştir. Buna benzer bir de hadis-i şerif rivayet edilmiştir.

 

 

[3675] Nitekim İmam Taberi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Seyyahlar oruç tutan kimselerdir. " İmam Taberi daha sonra "Seyyahlar oruç tutan kimselerdir." sözünü Ebu Hureyre (r.a.)'ın sözü olarak rivayet etmiştir ki bu rivayet daha sahihtir.

 

 

[3676] Yine İmam Taberi Ubeyd b. Umeyrden şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e seyahatçilerin kim oldukları soruldu. O, "Onlar oruç tutanlardır" buyurdu. Bu mürsel ve sahihtir.

 

Konuyla ilgili en sahih ve en meşhur görüş budur Seyahatin cihad olduğunu gösteren rivayetler de vardır:

 

 

[3677] Nitekim Ebu Davud, Sünen'inde Ebu Ümame -den şöyle rivayet eder; Bir adam "Ya Resulullah! Seyahat için bana izin ver" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Muhakkak ki ümmetimin seyahati Allah (c.c.) yolunda cihaddır." buyurdu.

 

 

[3678] Abdullah b. Mübarek, İbn Lühey'a kanalıyla Ümare b. Gaziyyeden'şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında seyahatten bahsedilince ''Allah (c.c.) onun yerine bize Allah (c.c.) yolunda cihadı ve her tepe üzerinde tekbiri verdi." buyurdu.

 

İkrime'den: Onlar ilim öğrencileridir, dediği rivayet edilmiştir. Abdurrahman b. Zeyd: Onlar muhacirlerdir, demiştir. İkisini de İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

Seyahatten maksat sırf yeryüzünde gezerek, dağların tepelerinde, mağaralarda ve çöllerde tek başına kalarak ibadet etmek değildir. Bu ancak fitne ve dinde sarsıntı dönemlerinde meşrudur.

 

 

[3679] Nitekim İmam Buhari, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dağların tepelerinde ve vadilerin derinliklerinde peşlerinden giderek otlattığı koyunların kişi için en değerli mallar olacağı, bu şekilde dinini fitnelerden korumak için kaçacağı vakit yakındır. " Avfi ve Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'ın "ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır." buyruğu hakkında "Allah'a ibadet ve itaat edenler" dediğini rivayet etmişlerdir. Hasan-ı Basri de böyle demiştir. Ondan yapılan başka bir rivayette "Allah'ın farzlarını yapanlar", bir rivayette de: "Allah'ın emirlerini yerine getirenler" demiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

113 - 116. ayetler