|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Tevbe Suresi 113 – 116.ayetler |
Müşrik Akrabalar İçin
Af Dilemek:
113. Cehennem ehli
oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar Allah'a ortak
koşanlar için af dilemek, ne Peygambere yaraşır ne de inananlara.
114. İbrahim'in babası
için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Yoksa onun Allah'ın
düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak
huylu ve pek sabırlı idi.
Tefsiri:
[3680] İmam Ahmed b.
Hanbel, Said b. Müseyyeb kanalıyla babasından şöyle nakleder: Ebu Talip vefat
edeceği zaman Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdi. Ebu
Talib'in yanında Ebu Cehil ve Abdullah b. Ümeyye vardı. "Ey amca! "La
ilahe illallah" de. Bu sözle Allah (c.c.) katında sana şefaatçı olurum.
" dedi. Ebu Cehil ve Abdullah b. Ümeyye: "Ey Ebu Talip! Sen
Abdulmuttalip'in dininden yüz mü çeviriyorsun?" dediler. Ebu Talip:
Ben Abdulmuttalip'in
dini üzereyim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Men
edilmedikçe senin için af dileyeceğim" buyurdu. Bunun üzerine
"Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi
olsalar Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygambere yaraşır ne de
inananlara." ayeti indi. Bu konuda ayrıca "(Rasulüm!) Sen sevdiğini
hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete
girecek olanları en iyi O bilir." (Kasas, 56) ayeti nazil oldu. Bunu
Buhari ve Müslim tahriç etmişlerdir.
[3681] İmam Ahmed b.
Hanbel, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: İki kişiyi ana babaları için af
dilerken işittim. "Kişi hiç ana babası müşrik olduğu halde onlar için af
diler mi?" dedim. "İbrahim de babası için af dilememiş miydi?"
dedi. Diğeri "Bunu ben de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
söylemiştim de "Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan
sonra, akraba dahi olsalar Allah’a ortak koşanlar için af dilemek, ne
Peygambere yaraşır ne de inananlara ... " ayeti nazil olmuştu. İmam Ahmed
b. Hanbel: "Ölünce" ifadesini acaba ravilerden Süfyan mı söylemiş,
İsrail mi söylemiş, yoksa o hadiste mi var, bilmiyorum? demiştir. Ben derim ki:
(Bu hadisin başka tarikindeki ravi) Mücahid de "Ölünce" şeklinde
rivayet etmiştir.
[3682] İmam Ahmed b.
Hanbel, Büreydeden şöyle nakleder: Bir yolculukta Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ile birlikteydik. Bir yere konakladı. Biz bin süvari olarak
onunlaydık. İki rekat namaz kıldı. Sonra bize doğru geldi. Gözlerinden yaşlar
boşalıyordu. Hz. Ömer (r.a.) kalkıp yanına gitti ve "Anam babam sana feda
olsun" vs. dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Ben Aziz ve Celil olan Rabb'imden anneme bağışlanma dilemek için
izin istedim, fakat vermedi. Cehennem azabı sebebiyle ona acıdığımdan dolayı da
gözlerimden yaş geldi. Ben daha önce sizi üç şeyden men etmiştim: Kabirleri
ziyaret etmekten men etmiştin. Onları ziyaret edin. Onu ziyaret size iyi şeyler
hatırlatsın. Kurban etini üçüncü günden sonraya saklamaktan men etmiştim. Artık
dilediğiniz kadar yiyin ve evinize bırakın. Kaplardan içmekten men etmiştim.
Artık dilediğiniz kaptan için, fakat sarhoşluk veren bir şey içmeyin. "
[3683] İmam Taberi,
Büreydeden şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye
geldiğinde bir kabir kalıntısının başına gidip yanına oturdu ve (görmediğimiz)
biriyle konuşmaya başladı. Sonra ağlayarak kalktı. Biz "Ya Rasulallah! Biz
senin ne yaptığını gördük (o ne demekti?)" dedik. Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Ben annemin kabrini ziyaret için Allah'tan izin
istedim, verdi. Onun için bağışlanma duası hususunda izin istedim, ona izin
vermedi." buyurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başka hiçbir
günde o kadar çok ağlar halde görülmedi.
[3684] İbn Ebi Hatim, Tefsir'inde,
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir gün kabristana çıktı. Biz de peşinden gittik. Gidip kabirlerden
birinin başına oturdu. Uzun süre konuştu, yalvardı. Sonra ağladı. Biz de onun
ağlamasına ağladık. Sonra ayağı kalktı. Hz. Ömer (r.a.) da kalkıp yanına
gitmeye başladı ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu ve bizi
yanına çağırdı "Sizi ağlatan nedir?" dedi. "Senin ağlamana
ağladık" dedik. "Kabri başında durduğum kişi Amine'dir. Ben onu ziyaret
için izin istedim, verdi." buyurdu.
[3685] İbn Ebi Hatim
sonra bunu başka bir vecihle İbn Mes'ud (r.a.)'tan buna yakın bir lafızla
rivayet etmiştir. Onda şöyle geçmektedir: "Ben Rabb'imden ona dua etmek
için izin istedim, ancak vermedi. Bana şu ayeti nazil etti: "Cehennem ehli
oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar Allah’a ortak
koşanlar için af dilemek, ne Peygambere yaraşır ne de inananlara." Beni
evladın babasına karşı hissettiği duygular kapladı. Sizi kabirleri ziyaretten
men etmiştim. Artık kabirleri ziyaret edin. Zira o ahireti hatırlatır. "
[3686] Aynı manada başka
bir hadis: Taberani, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tebuk seferinden ayrıldıktan sonra
Ufsan geçidine (Mekke'ye iki merhale, yani 91 km. uzaklıkta bir yer) indiğinde
ashabına "Ben gelene kadar sırtınızı dağ eteğine verip bekleyin"
buyurdu. Ardından annesinin kabrinin yanına indi. Rabb'ine uzun uzun yalvardı.
Sonra ağladı. Ağlaması artınca onlar da onun ağlamasına ağladılar.
"Allah'ın Peygamberi burada mutlaka, Allah (c.c.) ümmeti hakkında
dayanamayacağı bir şey yaptığından ağlıyordur" dediler. Ashabı ağlayınca
kalkıp yanlarına gitti ve "Sizi ağlatan nedir?" diye sordu.
"Allah'ın Peygamberi ağlayınca biz de ağladık ve 'Muhtemelen Allah (c.c.)
ümmeti hakkında ona dayanamayacağı bir şey ihdas ettiğinden ağlıyordur'
dedik" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır.
Fakat bunun bir kısmı oldu. Annemin kabrinin yanına indim ve kıyamet günü ona
şefaat etmek için Allah'tan izin istedim. Ancak Allah (c.c.) kabul etmedi. Ben
de annem olarak ona acıyıp ağladım. Sonra Cebrail (a.s.) gelerek
"İbrahim'in babası için af dilemesi, sddece ona verdiği sözden dolayı idi.
Yoksa onun Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı. İbrahim (a.s)
babasından uzaklaştığı gibi sen' de annenden uzaklaş." dedi. Ben de annem
olarak ona acıdım. Allah’a ümmetimden dört şeyi kaldırması için dua ettim.
İkisini kabul, ikisini reddetti. Rabb'ime onlardan, gökten taş yağdırılma ve
yere batırılma cezalarını kaldırması için dua ettim. Onları fırkalar halinde
birbirine düşürüp hınçlarını birbirlerinden aldırmaması için dua ettim. Allah
(c.c.) onlardan gökten taş yağdırma ve yere batırmayı kaldırdı, katli ve fitneyi
ise kaldırmayı kabul etmedi. " buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) annesinin kabrine yönelmiştir; çünkü annesi Küdey adındaki bir
ağacın altında medfundu ve Usfan da onlarındı. Bu (senet bakımında) garip bir
hadis olduğu gibi metin olarak da gariptir.
[3687] Bundan daha
garibi ise Hatib-i Bağdadı'nin "Kitabu's-Sabık ve'l-Lahık" kitabında
meçhul bir senetle Aişe (r.anha)'dan naklettiği; "Allah'ın (c.c.) Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in annesini diriltip iman ettikten sonra
geri döndürdüğü"ne dair rivayettir.
[3688) Süheyli'nin
er-Ravd'da bir grup meçhulün bulunduğu bir senetle rivayet ettiği, "Allah
(c.c.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için anne ve babasını
diriltti ve ona iman ettiler" hadisi de böyledir. Hafız İbn Dıhye şöyle
der: Bu hadis uydurmadır, Kur'an ve icmaya aykırıdır. Zira Allah (c.c.)
"Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca
"Ben şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenler için (kabul
edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. " (Nisa,
18) buyurur. Ebu Abdullah el-Kurtubi bu hadisin gerektirdiği manaya meyletmiş
ve İbn Dihye'nin bu delillendirmesine özetle şöyle cevap vermiştir: Bu yeni bir
hayattır. Güneş'in battıktan sonra dönüp Hz. Ali (r.a.)'ın ikindi namazını
kılması gibidir. Tahavi, Güneş hadisi hakkında: Bu sabittir, demiştir. Kurtubi:
Onların diriltilmeleri şer'an da aklen de imkansız değildir, demiştir. Yine:
Duyduğuma göre Allah (c.c.) amcası Ebu Talib'i de diriltmiş ve ona iman
etmiştir.
Ben derim ki: Bunların
tümü hadisin sahih olmasına bağlıdır. Sahihse buna hiçbir engel yoktur.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'ın "Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra,
akraba dahi olsalar Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, 'ne Peygambere
yaraşır ne de inananlara. " buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet
etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) annesi için istiğfar etmek
istedi. Fakat Allah (c.c.) onu bundan men etti. "Ama Allah'ın halili
İbrahim de babası için istiğfar etmişti" deyince Allah (c.c.)
"İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı
idi." ayetini nazil etti. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayetle
ilgili şöyle nakletmiştir:
Müslümanlar onlar
(müşrik yakınları) için istağfar ediyorlardı. Bu ayet nazil olunca ölüleri için
istiğfarı bıraktılar. Ölünceye kadar, hayatta olduğu sürece istiğfardan ise men
edilmediler. Sonra Allah (c.c.) "İbrahim'in babası için af dilemesi,
sadece ona verdiği sözden dolayı idi. " ayetini nazil etti.
[3689] Katade bu ayetle
ilgili şöyle der: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından
bazıları "Ya Resulullah! Bizim ana babalarımız arasında iyi komşuluk
ilişkisi olan, akrabalarına iyilik eden, köle azat eden, borç ve görevlerini
yerine getirenlet vardı. Onlar için istiğfar etmeyelim mi?" dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet, edin. Zira ben de
İbrahim'in (a.s) babası için istiğfar ettiği gibi babam için istiğfar ediyorum"
buyurdu. Bunun üzerine Allah (c.c.) "İbrahim'in babası için af dilemesi,
sadece ona verdiği sözden dolayı idi." ayetini (113. ayet) nazil etti.
Sonra Allah (c.c.) Hz. İbrahim (a.s)'ın özrünü beyan ederek "İbrahim'in
babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Yoksa onun
Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok
yumuşak huylu ve pek sabırlı idi." (114. ayet) buyurdu. Bize söylendiğine
göre Allah'ın Peygamberi şöyle buyurdu: "Bana dört şey vahyedildi ki onlar
benim kulağıma girdi ve kalbime yerleşti. Müşrik olarak ölen biri için istiğfar
etmemekle emrolundum. Kim artan malını verirse bu onun için hayırlıdır, elinde
tutarsa onun için şerlidir. Allah (c. c.) kişinin kendisine yetesi malını
yermez. "
Süfyan-ı Sevri, Said b.
Cübeyr'den şöyle nakleder: Oğlu müslüman olan bir Yahudi öldü. Oğlu onun
cenazesine çıkmadı. Bunu İbn Abbas (r.a.)'a söylediklerinde şu cevabı verdi:
Cenazeye katılmalı ve defnetmeliydi. Hayatta olduğu sürece de onun ıslahı için
dua etmeli, ölünce kendi haline bırakmalıydı. İbn Abbas (r.a.) sonra
"İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi.
Yoksa onun Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı." ayetini
okudu ve "Yani onun için dua etmedi", dedi.
[3690] Ebu Davud ve
başkalarının naklettikleri şu rivayet bunun doğruluk ihtimalini
güçlendirmektedir: Ebu Talip ölünce Hz. Ali (r.a.) "Ya Rasulallah! Senin
ihtiyar ve sapık amcan öldü." dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Hemen (defnine) git ve gelinceye kadar bir şey konuşma"
dedi. .. Ravi sonra hadisin gerisini zikretmiştir.
[3691] Rivayete göre
amcası Ebu Talib'in cenazesi geçince Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Sana akrabalık iyiliğim ulaştı." buyurdu. Ata b. Ebi Rebah der ki:
Habeşli bir veled-i zina da olsa kıble ehli biri için bağışlan-
f ma duasında bulunmayı
terk etmem. Çünkü Allah'ın (c.c.) müşrikler (kafirler) dışında hiç kimse için
af dilemekten men ettiğini işitmedim. Allah (c.c.) "Cehennem ehli
oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar Allah'a ortak
koşanlar için af dilemek, ne Peygambere yaraşır ne de inananlara. "
buyuruyor.
Taberi, Zamil'den şöyle
nakleder: Ebu Hureyre (r.a.)'1 şöyle derken işittim: "Ebu Hureyre ve
annesi için mağfiret dileyene Allah rahmetiyle muamele etsin." Ona
"Babası için mağfiret dileyene de değil mi?" dedim. "Hayır,
babam müşrik olarak öldü." dedi.
"Yoksa onun
Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca, ondan uzaklaştı."
İbn Abbas (r.a.) der ki:
İbrahim ölene kadar babası için mağfiret dilemeye devam etti. Allah düşmanı
olduğunu anlayınca ondan uzak durdu. Başka bir rivayette: Ölünce onun Allah
düşmanı olduğunu anladı, demiştir. Mücahid, Dahhak, Katade ve daha başkaları da
(Allah hepsine rahmetiyle muamele etsin) böyle demişlerdir.
Ubeyd b. Umeyr ve Said
b. Cübeyr ise: İbrahim (a.s) babasından kıyamet gününde uzaklaşacak. Onunla
karşılaştığında yüzünü kedere bürünmüş ve kapkara bir halde görünce ondan uzak
duracak. Babası "Ey İbrahim, ben sana itaat etmiyordum, bugün ise
edeceğim" diyecek. İbrahim (a.s) "Ey Rabb'im, beni insanların tekrar
yaratılacağı günde rezil etmeyeceğini vaad etmemiş miydin? Uzaklaştırılmış
babamdan daha büyük bir rüsaylık var mıdır?" diyecek. Ona "Arkana
bak" denilecek. Baktığında onu çamura bulanmış bir sırtlan şeklinde
görecek. Sonra ayaklarından sürülüp cehenneme atılacak.
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Şüphesiz ki İbrahim çok yalvaran (evvah) ve pek halim
idi." Süfyan-ı Sevri ve bir çok kişinin İbn Mes'ud (r.a.)'tan
rivayetlerine göre o "Evvah" çok dua eden demektir, demiştir. Bu İbn
Mes'ud (r.a.)'tan bir çok tarikten rivayet edilmiştir.
[3692] Imam Taberi,
Abdullah b. Şeddad'dan şöyle nakleder: Birgün Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) otururken bir adam "Ya Rasulallah! Evvah nedir?" diye sordu.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yalvarıp yakaran
demektir" diye cevap verdi ve "Şüphesiz ki İbrahim çok yalvaran ve
pek halim idi." ayetini okudu. Bunu İbn Ebi Hatim de benzer bir senetle
rivayet etmiştir.
Ebu'l-Ubeydin'den yapılan
rivayete göre o İbn Mes'ud (r.a.)'a evvahın manasını sordu, İbn Mes'ud (r.a.)
"Çok merhametli demektir" dedi. Mücahid, Ebu Meysere Amr b. Şurahbil,
Hasan-ı Basri ve Katade de: O çok merhametli olandır, yani Allah'ın kullarına
karşı çok şefkatli olandır, demişlerdir.
İkrime'nin İbn Abbas
(r.a.)'tan nakline göre o (r.a.):
Evvah yakini bir imanı
olan kişi demektir, demiştir. Avfi'nin ondan rivayetinde de yine: Evvah yakini
imana sahip kişidir, demiştir. Mücahid ve Dahhak da böyle demişlerdir. Ali b. Ebi
Talha ve Mücahid'in naklettiklerine göre İbn Abbas (r.a.): Evvah mü'min
demektir, demiştir. Ali b. Ebi Talha'nın rivayetinde "çok tevbekar"
ziyadesi vardır. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan:
O Habeşistanlıların
dilinde mü'min manasına gelir, dediğini rivayet etmiştir. İbn Cüreyc de aynı
şekilde: O Habeşlilerin dilinde mü' min manasına gelir, demiştir.
[3693] İmam Ahmed b.
Hanbel'in Ukbe b. Amir (r.a.)'tan naklettiğine göre Rasulullah
"Zülbicadeyn" adında bir adama "O eyvahtır" demiştir.
Sebebi ise onun Kur'an'da Allah'ı çok zikretmesi ve duada sesini yükselten biri
olmasıdır. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.
Said b. Cübeyr ve Şa'bi:
Evvah Allah'ı tesbih eden demektir, demişlerdir. Ebu Derda (r.a.)'tan
nakledildiğine göre o: Duha tesbihine (namazına) ancak evvah devam eder,
demiştir. Şüfey' b. Mani' Eyyub'dan şöyle nakleder: Evvah hataları
hatırlatıldığında onlardan dolayı bağışlanma dileyen kişidir. Mücahid: Evvah
kendisini koruyan ve korku içinde olan kişidir. O gizlice günah işler, sonra
ondan gizlice tevbe eder, demiştir. Bunların hepsini İbn Ebi Hatim (rh.a.)
zikretmiştir.
[3694] İmam Taberi,
Hasan b. Müslim b. Yennaktan şöyle nakleder: Bir adam Allah'ı çok zikreder ve
tesbih ederdi. Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söylendiğinde "O
evvahtır" buyurdu.
[3695] Yine İmam Taberi
Ata kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir ölüyü defnettikten sonra, "Allah ona rahmetiyle
muamele etsin. O evvahtı" dedi. Kastı çok Kur’an okuyan biri
olmasıydı.
[3696] İmam Taberi Ebu
Yunus el-Bahili'den şöyle nakleder: Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir
adam Kabe'yi tavaf ediyor ve duasında sürekli "Oh, oh" diyordu. Bu
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e zikredilince "O evvahtır"
buyurdu. Bir gece dışarı çıktığımda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i,
yanında lambayla gece vakti onu defnederken gördüm. Bu garip bir hadistir.
Taberi rivayet etmiş ve hakkında herhangi bir şey söylememiştir. Ka'b
el-Ahbar'dan rivayete göre o şöyle demiştir: "Şüphesiz ki İbrahim evvah
... idi." Yani, cehennemden bahsedildiğinde "Ah cehennemden"
derdi. İbn Cüreyc, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Şüphesiz ki İbrahim (evvah) ... idi." Yani fakihti.
Büyük alim İmam Taberi:
Kabule en layık olanı çok dua eden (içten yakaran) kimse manasına geldiği
görüşüdür, demiştir. Bağlama uyan da budur. Çünkü çok dua eden, kendisine zulüm
ve kötülük yapanlara karşı yumuşak huylu olan, hatta onca eziyetine rağmen
"Ey İbrahim! sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer
vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!"
(Meryem, 46) dediğinde babasına "Selam sana (esen kal), Rabbimden senin
için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkardır." (Meryem,
47) diyen, verdiği eziyete rağmen ona yumuşak ve sabırlı davranan, onun için
dua ve istiğfar eden İbrahim (a.s)'dan ve onun babasına verdiği istiğfar
sözünden bahsettikten sonra "Şüphesiz ki İbrahim çok içli ve pek halim
idi." buyurmuştur.
115. Allah bir
topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık
bildirmedikçe onları saptıracak değildir. Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi
bilendir.
116. Göklerin ve yerin
mülkü yalnız Allah'mdır. o, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne
bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah kerem sahibi
zatından ve adil hükmünden bahsederek, bir kavme ilahi mesajını ulaştırdıktan
sonra delil ve hüccet ikame etmedikçe onları sapıklığa düşürmeyeceğini ifade
buyuruyor. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: "Semad'a
gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih
ettiler, Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın
yıldırımı onları çarptı." (Fussilet, 17)
Mücahid der ki:
"Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri
kendilerine apaçık bildirmedikçe onları saptıracak değildir." Yani, özelde
Allah'ın mü'minlere müşrikler için istiğfarı, genelde ise kendisine itaat ve
günah olan şeyleri "yapın" ve "terk edin" diye beyan
etmedikçe.
İmam Taberi der ki:
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: Allah (c.c.) hidayeti lutfettikten, kendisine ve
Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) imana muvaffak kıldıktan sonra
müşrik ölüleriniz için af dilemeniz hususunda hakkınızda ancak ve ancak
öncesinde men edip de siz uymadığınız durumda sapıklık hükmü verir. Bundan men
etmek suretiyle bunun hoş bir şeyolmadığını açıklamadan önce yasağını
çiğnerseniz sizi sapıklıkla yargılamaz. Çünkü itaat ve isyan ancak emredilen ve
yasaklanan kişi hakkında geçerlidir. Emredilmeyen veya yasaklanmayan kişi ise
emredilmediği ve yasaklanmadığı hususlarla ilgili olarak itaat etmiş veya günah
işlemiş olmaz.
"Göklerin ve yerin
mülkü yalnız Allah'ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne
bir dost ne de bir yardımcı vardır."
Imam Taberi der ki: Bu
müşriklerle ve küfrün krallarıyla savaşa, göklerin ve yerin sahibi Allah’ın
yardımına ve ondan başka hiçbir yardımcılarının olmadığına güvene,
düşmanlarından korkmamaya dair Allah'ın mü'minleri teşvikidir.
[3697] İbn Ebi Hatim,
Hakim b. Hizam'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ashabı arasındayken onlara "Benim işittiklerimi işitiyor musunuz?"
dedi. Onlar "Biz hiçbir şey işitmiyoruz" dediler. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben göğün iniltisini işitiyorum.
İnlemesinden dolayı o yerilecek (garipsenecek) bir şey yoktur. Zira orada
hiçbir karış yer yoktur ki onda secde eden veya kıyamda duran bir melek
olmasın." buyurdu. Ka'b el-Ahbar der ki: İğne deliği kadar hiçbir yer
yoktur ki oradaondaki bilgileri Allah'a çıkaran görevli bir melek bulunmasın.
Gökteki melekler toprak sayısından daha çoktur. Arş'ı taşıyan meleklerden
birinin topuğu ile başı arası yüz yıllık yol mesafesi kadardır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |