|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yunus Suresi 20.ayetler |
Müşrikler Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den Mucize istiyorlar:
20. "Ona
Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: Gayb ancak
Allah'ındır. Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Tefsiri:
Yani, o hakikate karşı
inatçı ve onu yalanlayıcı kafirler "Muhammed’e Rabb'inden bir mucize
indirilseydi ya!" dediler. Bununla Allah'ın (c.c.) Semud kavmine verdiği
dişi deve gibi bir deve vermesini veya onlar için Safa tepesini altına
çevirmesini, Mekke dağlarını kaldırıp yerine bahçeler ve nehirler koymasını ve
benzeri şeyleri kastediyorlardı. Allah (c.c.) bunlara kadirdir. Fakat O (c.c.)
fiillerinde ve sözlerinde hikmet sahibidir. Nitekim başka bir yerde şöyle
buyurur: "Dilerse sana bunlardan daha iyisini, altlarından ırmaklar akan
cennetleri verecek ve sana saraylar ihsan edecek olan Allah'ın şanı Yücedir.
Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkar edenler için
alevli bir ateş hazırladık." (Furkan, 11) Yine: "Bizi, ayetler
(mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu ayetleri yalanlamış
olmasıdır. Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve
vermiştik. Onlar ise, bu deveyi boğazladılar ve zalim oldular. Oysa biz
ayetleri ancak korkutmak için göndeririz. " (İsra, 59) buyurur.
Allah (c.c.) burada
şöyle buyuruyor: Benim kullarım hakkındaki sünnetim şudur; kendilerine
istedikleri mucizeyi verdiğimde iman ederlerse ne ala, ama iman etmezlerse
onları hemen cezalandırırım. Bu yüzden Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "istedikleri mucizeler verilip kabul ederlerse bir şey olmazken
etmediklerinde hemen cezalandırılmaları" ile "bırakılıp kendilerine
mühlet tanınması" arasında serbest bırakıldığında onlara süre tanınmasını
tercih etmişti. Nitekim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara
defalarca sabırla ve yumuşak davranmıştır. Bu sebeple Allah (c.c.) onların bu
isteklerine nasıl cevap vereceğini gösteriyor: "Gayb ancak
Allah'ındır." Yani, her şey O'nun elindedir. O işlerin sonunu bilir.
"Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." Yani, eğer
istemiş olduğunuz şeyleri görmedikçe iman etmeyecekseniz, Allah'ın (c.c.) benim
hakkımda ve sizin hakkınızda vereceği hükmü bekleyin. Oysa onlar Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunlardan daha büyük mucizelerine şahit
olmuşlardır. Bir bedir gecesi aya işaret ettiğinde yarısı dağ tarafında, diğeri
alt kısmında olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Bu istedikleri ve istemedikleri
diğer yerküre üzerindeki bütün mucizelerden daha büyüktür. Allah (c.c.) onların
bunu doğru yolu bulmak ve içlerindeki şüpheyi giderip hakikatten emin olmak
için istediklerini bilseydi isteklerine cevap verirdi. Fakat onların ancak
inatçılık ve İnkarlarına devam edeceklerini biliyordu. O yüzden onları
şüphelerine terk etti ve onlardan hiçbirinin iman etmeyeceğini bildi. Nitekim
Yüce Allah şöyle buyurur:
"Gerçekten
haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, inanmazlar.
Kendilerine (istedikleri)
bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar
inanmayacaklardır." (Yunus, 96-97) Yine: "Eğer biz onlara melekleri
indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına
getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu
bilmezler." (En'am, 111) buyurur. Allah'ın (c.c.) buyurduğu gibi onlar
kibirlenmelerinden dolayı kabul etmemektedirler: "Onlara gökten bir kapı
açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de 'Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize
büyü yapılmıştır' derler." (Hicr, 14-15) Allah (c.c.) yine: "Gökten
düşen bir kütle görseler 'Üst üste yığılmış bulutlardır' derler." (Tur,
44) buyurur. Yine:
"Eğer sana kağıt
üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı,
yine de inkar ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir,
derlerdi." (En'am, 7) buyurur. Böyleleri isteklerine cevap vermeye
değmeyecek kadar basittirler. Çünkü onda hiçbir fayda yoktur. Zira büyük
günahkar ve bozguncu kişilikleri sebebiyle inatlaşmalarına ve direnmelerine
devam edeceklerdir. Bu yüzden Allah (c.c.) burada: "Bekleyin, ben de
sizinle beraber bekleyenlerdenim" buyurmuştur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |