|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yunus Suresi 41 – 47.ayetler |
İnatçılara
Yapabileceğin Bir Şey Yoktur:
41. Önlar seni
yalanlarlarsa de ki: Benim işim bana, sizin işiniz de sizedir. Siz benim
yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağı m.
42. Onlardan seni
dinleyenler vardır. Fakat sağırlara -üstelik akılları da ermiyorsa- sen mi
duyuracaksın?
43. Onlardan sana
bakan da vardır. Fakat, -hele göremiyorlarsakörleri sen mi doğru yola
ileteceksin?
44. Şüphesiz ki Allah
insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmederler.
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberine
şöyle buyuruyor: Eğer bu müşrikler seni yalanlarsa onlardan ve yaptıklarından
uzaklaş. "Benim işim bana, sizin işiniz de sizedir." Bu Allah'ın
(c.c.) şu buyruğu gibidir: "Ey Muhammed! De ki: Ey kafirler! Ben sizin
taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin
taptığınıza tapacak dağilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin
dininiz size, benim dinim banadır." (Kafirtin, 1-6) İbrahim (a.s) ve
takipçileri de müşriklere şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp
taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya
kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir. "
(Mümtehine, 4)
"Onlardan seni
dinleyenler vardır." Yani, senin güzel sözlerini, Kur'an-ı Kerim'i,
kalplere, bedenlere ve dine faydalı doğru ve fasih hadislerini dinleyenler
vardır. Aslında bunlar gayet yeterlidir. Fakat hidayet sana da onlara da
bırakılmış bir şey değildir. Çünkü senin sağıra söz duyurmaya gücün olmadığı
gibi, Allah'ın izni olmadıkça onları hidayete erdirmeye de gücün yoktur.
"Onlardan sana
bakan da vardır." Yani, sana, sendeki sükunet ve vakara, güzel simaya, hoş
ahlaka, basiret ve akıl sahipleri için senin peygamber olduğuna açıkça delalet
edecek açık delil vardır. Bunlar diğerleri gibi bakıyorlar. Fakat diğerlerinde
gerçekleşen hidayet bunlarda gerçekleşmiyor. Aksine, mü'minler sana saygı ve
tazim gözüyle, kafirler ise küçümseyen bir gözle bakıyorlar. Seni gördükleri
zaman: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği! "diyerek hep seni
alaya alıyorlar. Şayet ilahlarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten
bizi neredeyse ilahlarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri
zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!" (Furkan, 41-42)
Yüce Allah sonra
kendisinin hiç kimseye hiçbir haksızlık yapmadığını haber veriyor. Eğer onunla
bir takım kişilere hidayet etmiş, körlükten çıkarıp gören yapmış, kör gözleri,
sağır kulakları ve kapalı kalpleri açmış, başka kimseleri ise imandan
saptırmışsa; ilmi, hikmeti ve adaleti sebebiyle mülkünde dilediği şekilde
tasarrufta bulunan, başkaları yaptıklarından hesaba çekilirken hesaba
çekilmeyen hakim odur.
"Şüphesiz ki Allah
insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmederler.
"
[3741] Ebu Zerr
(r.a.)'tan rivayete göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Rabb'inin
şöyle buyurduğunu söyledi: "Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım.
Onu aranızda da haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyin .. Ey kullarım!
Bunlar sizin amelleriniz. Sizin için teker teker kaydediyorum ve sonra
karşılığınızı eksiksiz vereceğim. Artık o vakit kim bir nimet bulursa Allah'a
hamd etsin. Kim de başka bir şey bulursa ancak kendisini yersin. " Hadisi
Müslim uzun şekilde rivayet etmiştir.
45. O gün, Allah'ın
onları sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette
yeniden diriltip toplandıklarında, birbirlerini tanırlar. Allah'ın huzuruna
varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zaten onlar doğru yola
gitmemişlerdi.
Tefsiri:
Yüce Allah insanlara
kıyametin kopacağını ve onların kabirlerinden mahşer alanına toplanacaklarını
hatırlatarak şöyle buyuruyor: "O gün, Allah'ın onları" dünyada
"sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden
diriltip toplandıklarında, birbirlerini tanırlar." Yani, onlar oraya
getirtilecekleri gün sanki dünyada günün sadece bir saati kadar kalmışlar gibi
hissedecekler. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
"Onlar hakkında
acele etme, onlar vadedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece
gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar!" (Ahkaf, 35) Yine:
"Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da
kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar." (Naziat, 46) buyurur. Allah
(c.c.) yine: "O günde Sur'a üflenir ve biz o zaman günahkarları, gözleri
(korkudan) göm gök bir halde mahşerde toplarız. Aralarında birbirlerine gizli
gizli şöyle derler: 'Dünyada sadece on gün kaldınız. Aralarında konuştukları
konuyu biz daha iyi biliriz.' Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: 'Bir
günden fazla kalmadınız' der." (Taha, 102-104) "Kıyamet koptuğu gün,
günahkarlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin
ederler." (Rum, 55) buyurur. Bütün bunlar ahiret yurdunda dünya hayatına
kısa bir süre gözüyle bakılacağının delilidir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle
buyurur: "(Allah inkarcılara) 'Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?' diye sorar.
'Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor' derler. Sadece
az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!" (Mü'minun,
112-114)
"Birbirlerini
tanırlar" Yani, orada evlatlar, babalar ve akrabalar dünyadaki gibi
birbirlerini tanırlar. Fakat her biri kendi derdiyle meşguldür. Nitekim Allah
(c.c.) "Sur'a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları
kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar." (Mü'minun, 101) buyurur.
Yine şöyle buyurur: "Dost, dostu sormaz. Birbirlerine gösterilirler (fakat
herkes kendi derdindedir). Günahkar kimse ister ki o günün azabından (kurtuluş
için) oğullarını, karısını ve kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm
ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini
kurtarsın. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alevlenen bir
ateştir." (Mearic, 10-15)
"Allah'ın huzuruna
varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır.
Zaten onlar doğru yola
gitmemişlerdi. " Yüce Allah başka bir ayette "O gün (Peygamber'i ve
ahireti) yalan sayanların vay haline!" (Mürselat, 15) buyurur. Çünkü onlar
kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana ve büyük zarara
uğratmışlardır. İyi bilinsin ki apaçık hüsran budur. Asıl büyük kayıp budur.
Özlem ve pişmanlık gününde dostlarından ayrı düşürülenin ziyan ından daha büyük
ziyan ve hüsranlık yoktur.
46. Ya onları tehdit
ettiğimiz azabın bir kısmını sana gösterir veya seni vefat ettiririz. Her
halükarda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da
şahittir.
47. Her ümmetin bir
peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir
ve asla zulme uğramazlar.
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberine
hitaben şöyle buyuruyor: "Ya onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını
sana gösterir" Yani, ya onlar hakkında senin gözünü aydın etmek için
onları cezalandırır, intikam alırız. "veya (göstermeden) seni vefat
ettiririz. Her halükarda onların dönüşü bizedir." Dönüp varacakları ve
gelecekleri Allah'tır. Allah (c.c.) ise senden sonra da onların fiillerine
şahit olacaktır.
[3742] Nitekim Taberani,
Huzeyfe b. Esid'den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Dün bu odada bana ümmetimin baştan sona hepsi sunuldu." buyurdu. Bir
adam "Ya Rasulallah! Sana yaratılanlar sunulur, fakat yaratılmamış olanlar
nasıl sunuldu?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Onlar da bana çamurda şekillendirildiler. Öyle ki ben onlardan birini
sizden birinin arkadaşını tanımasından daha iyi tanırım. " buyurdu.
Bunu İbn Ebi Şeybe de
yine Huzeyfe b. Esid'den benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
"Her ummetin bir
peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman ara-
larında adaletle
hükmedilir ve asla zulme uğramazlar. " Mücahid: Kastedilen kıyamet günüdür.
Nitekim Allah (c.c.) "Yeryüzü, Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap
konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm
verilir. Onlara asla zulmedilmez. " (Zümer, 69) buyurur. Çünkü her ümmet
Allah'a (c.c.) peygamberinin yanında, iyiliklerini ve kötülüklerinin kayıtlı
olduğu amel defterleri şahitlik etmek üzere konmuş olarak, amellerini kaydeden
Kiramen Katibin meleklerinin de huzurunda arz edilir. Her ümmet bu şekilde
sırayla Allah'a (c.c.) arz edilir. Bu şerefli ümmet de en son yaratılan ümmet
olsa da kıyamet gününde ilk mahkeme olacak ve ilk hüküm verilecek ümmettir.
[3743] Nitekim Buhari ve
Müslim Sahih'lerinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Biz
(dünyada) sonuncular ve kıyamet günü hükmü bütün kullardan önce verilecek
ilkleriz." buyurduğunu rivayet etmişlerdir. Ümmeti bu önceliği ancak
peygamberinin şerefi sebebiyle almıştır. Allah'ın (c.c.) rahmetleri ve selamı
hesap gününe kadar sürekli üzerinde olsun.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |