İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Yunus Suresi

90 – 93 .ayetler

 

Firavun'un Boğulması:

 

90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saidırmak üzere onları takip etti. Nihayet boğulma haline gelince, Firavun: "Gerçekten; İsrailOğullarının inandığı Allah'tan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!" dedi.

91. Şimdi mi? Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

92. Senden sonra geleceklere ibret olman için, bugün senin bedenini kurtaracağız. İnsanlardan bir çoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Firavun'u ve askerlerini nasıl boğduğunu zikrediyor. Zira İsrailoğulları, söylendiğine göre gençler dışında 600. 000 kişilik savaşçısıyla Musa (a.s) ile birlikte Mısır'dan çıktılar. Giderken Mısır halkı kıptilerden emanet aldıkları çok miktarda zin et eşyasını da yanlarına aldılar. Firavun buna çok öfkelendi ve şehirlerden askerlerini toplamak için adamlarını gönderdi. Ardından büyük bir heybet ve azametle, korkunç sayıda bir orduyla Allah'ın (c.c.) onlar hakkında dilediği sonuca doğru gitmek üzere peşlerine düştüler. Ülkesinin dört bir tarafında güç ve otoritesi bulunan hiç kimse kalmadı. Firavun İsrailoğullarına güneş doğarken yetişti. "İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: 'İşte yakalandık!' dediler." (Şuara, 61) Çünkü onlar deniz kıyısına varıp Firavun kendilerine yetişince ve geriye iki ordunun savaşmasından başka bir ihtimal kalmayınca Musa (a.s)'ın adamları ona ısrarla "İçinde bulunduğumuz bu durumdan nasıl kurtulacağız?" diye sordular. Musa (a.s) da şöyle dedi: Ben buraya gelmekle emrolundum. "Asla! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir." (Şuara, 62) Sıkışınca işlerinde genişleme başladı. Allah (c.c.) ona asasını denize vurmasını emretti. O da vurdu ve deniz birden yarıldı. "Vurunca, deniz derhal yarıldı her bölük koca bir dağ gibi oldu." (Şuara, 63) Onlardan her bir boya ayrı bir yololmak üzere on iki yol meydana geldi. Allah (c.c.) rüzgara emretti ve rüzgar (denizin zeminindeki) toprağı kuruttu. "Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızin ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik." (Taha, 77) Her biri diğer boyu görsün ve onların helak olduğunu sanmasın diye su yollar arasında pencere görünümünde yarıklar oluşturuyordu. Onlar son ferdine kadar denizden çıktıklarında Firavun denizin öbür ucuna ulaştı. Diğer savaşçı türleri dışında sırf süvarilerinin sayısı 100.000 idi. Bunu görünce korktu ve dehşete kapıldı. Duraksadı ve dönüp gitmeye niyetlendi. Fakat heyhat! Bundan kaçacak yer yoktu. Kader tahakkuk etmiş, dua kabul olunmuştu. Cebrail (a.s) şehveti azgın ve doğurmayan dişi bir at üzerinde geldi ve atını Firavun'un erkek atına doğru sürdü. At bunun üzerine saldırdı. Bu da kendisini denize atıp denize girdi. Ardından Firavun'un atı denize daldı. Firavun hiçbir şey yapamıyordu. Komutanlarına karşı yiğitliğini göstermek istedi. Onlara "İsrailoğulları denize bizden layık değiller ya" dedi ve baştan sona hepsi denize daldılar. Deniz istisnasız hepsini içine aldı. Sayıları tamamlanıp ekslk kimse kalmayınca, öndekilerin denizden çıkmaya davrandığı bir anda her şeye gücü yeten Allah (c.c.) üzerlerini kaplamasını emretti. Deniz de üzerlerini kapladı. Onlardan tek bir kimse dahi kurtulamadı. Dalgalar onları bir kaldırıp bir indiriyordu. derken dalgalar Firavun'ın üzerinde toplandı ve onu ölüm sarhoşluğu kapladı. O haldeyken "Firavun: 'Gerçekten; İsrailoğullarının inandığı Allah'tan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanzm!' dedi." İmanın kendisine bir fayda vermeyeceği bir vakitte iman etti. "Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkar ettik, derler. Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kullan hakkında süregelen adeti budur. İşte o zaman kafirler hüsrana uğrayacaklardır." (Mü'min, 84-85) İşte Allah (c.c.) da onlara "Şimdi mi? Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. " diye cevap verdi. Yani, daha önce Allah'la arandaki ilişkinde O'na isyankar iken ve yeryüzünde insanları yoldan saptıran bozgunculardan iken şu vakitte mi böyle diyorsun? "Onlan, (insanlan) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir. " (Kasas, 41) Allah'ın (c.c.) Firavun'un o haldeyken söylediği bu söz Allah'ın (c.c.) peygamberine bildirdiği gaybın sırlarındandır.

 

 

[3766] O yüzden İmam Ahmed b. Hanbel İbn Abbas (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Cebrail bana şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Beni Firavun'a rahmet erişir korkusuyla denizin kara çamurundan almış onun ağzına teperken görseydin!"' Bunu Tirmizi ve Taberi ile İbn Ebi Hatim de tefsir kitaplarında Hammad b. Seleme'nin nakliyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Hasen hadistir, demiştir

 

 

[3767] Ebu Davud Tayalisi, İbn Abbas (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Cebrail (a.s) bana 'Beni rahmet yetişir korkusuyla denizin kara çamurundan alıp Firavun'un ağzına teperken bir görseydin!' dedi. " Bunu Tirmizi ve Taberi bir çok tarikten rivayet etmişler, Tirmizi Hasen, garip ve sahih bir hadistir, demiştir. Taberi'nin rivayetlerinin birinde ravi bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispet etmiştir. Sanki diğeri O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nispet etmeyerek mevkuf olarak rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah (c.c.) Firavun'u boğarken Firavun parmağıyla işaret ederek yüksek sesle "Gerçekten; İsrailoğullarının inandığı Allah'tan başka ilah olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardamm!" dedi. Cebrail (a.s) Allah'ın (c.c.) rahmetinin gazabını geçeceğinden kokarak kanadıyla denizin çamurundan alıyor ve onu yüzüne çarpıp onunla sıvıyordu." Bunu Taberi de Süfyan b. Veki'in Ebu Halid'den nakliyle mevkuf olarak rivayet etmiştir. 

 

 

[3768] Bu Ebu Hureyre (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir. İmam Taberi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cebrail (a.s) bana dedi ki: 'Ey Muhammed! Beni, Allah'ın rahmeti Firavun'a erişip onu bağışlar korkusuyla Firavun'u suya daldırırken ve ağzına çamur tıkarken görseydin!"' Ravilerden Kesir b. Zazan hakkında Yahya b. Main: "Onu tanımıyorum" Ebu Zür'a ve Ebu Hatim: "Meçhuldür" demişlerdir. Diğer ravileri sikadır. Bu hadisi seleften bir grup mürselolarak rivayet etmiştir ki onlar Katade, İbrahim et-Temimi, Meymun b. Mihran'dır. Dahhak b. Kays'ın da bunu insanlara verdiği hutbede anlattığı rivayet edilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Senden sonra geleceklere ibret olman için, bugün senin bedenini kurtaracağız." İbn Abbas (r.a.) ve Selef-i Salihinden bir grup şöyle demişlerdir: İsrailoğullarından bazıları Firavun'un öldüğünden şüphelendiler. Bunun üzerine Allah (c.c.) öldüğünden ve helak olduğundan emin olmaları için denize, onun bedenini üzerinde bilinen zırhıyla birlikte sapasağlam ve ruhsuz bir halde yüksek bir tepeye atmasını emretti. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Senden sonra geleceklere ibret olman için" yani ısrailoğulları

için senin öldüğüne ve helak olduğuna, Allah'ın her şeye gücü yettiğine ve her canlının işlerinin onun elinde olduğuna, gazabının önünde hiçbir şeyin duramayacağına delilolması için. Onun için bazıları bu ayeti "....." (senden sonra geleceklere) yerine "...." (seni yaratanın ayeti olması için) diye okumuştur. "bugün senin bedenini kurtaracağız." Yani, karada yüksek bir tepeye atacağız. Mücahid "bedenini" ifadesini "cesedini" diye tefsir etmiştir. Hasan-ı Basri: "Ruhu bulunmayan bir beden olarak" demiştir. Abdullah b. Şeddad: Sağlam ve bozulmamış bir halde, demiştir. Yani, onu bilmeleri ve tanımaları için parçalanmamış bir halde. Ebu Sahr: "Zırhınla birlikte" demiştir. Daha önce geçtiği gibi bu görüşler arasında çelişki yoktur.

 

"İşte insanlardan bir çoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler." Yani, öğüt ve ibret almazlar. Firavun'un ordusunun helakı Aşura günü gerçekleşmiştir.

 

 

[3769] Nitekim İmam Buhari, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldiğinde Yahudiler Aşura orucu tutuyorlardı. Onlara "Oruç tuttuğunuz bu gün nedir?" diye sordu. "Bu Musa (a.s)'ın Firavun'a karşı zafer kazandığı gündür." dediler. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Siz Musa (a.s)'a onlardan daha yakınsınız. Siz de oruç tutun." buyurdu.

 

 

 

93. Andolsun biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz nimetlerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, Kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah İsrailoğullarına vermiş olduğu dini ve dünyevi nimetleri haber veriyor. "güzel yurt" tan kasıt Kudüs ve çevresine komşu Şam ve Mısır ülkeleridir. Çünkü Allah (c.c.) Firavun ve ordusunu helak edince Musevi Devleti Mısır'ın tamamında hakimiyet kurmuştu. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur:

 

"Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helak ettik." (A'raf, 137) Allah (c.c.) yine ''Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık. Hazinelerden ve değerli bir yerden. Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık. " (Şuara, 57-59) buyurur.

 

Fakat İsrailoğulları İbrahim (a.s)'ın beldesi Kudüs için Musa (a.s) ile birlikte Şam ülkesine yürüdüler. Musa (a.s) da onlarla birlikte Kudüs'e doğru gidiyordu. Orada Amalikalılardan bir topluluk yaşamaktaydı. İsrailoğulları onlarla savaşmaktan kaçındılar. Allah (c.c.) da onları kırk yıl çöle sürdü. İsrailoğulları oradayken önce Harun (a.s), sonra Musa (a.s) vefat etti. Onlardan sonra İsrailoğulları Yuşa b. Nun (a.s) ile birlikte Beyt-i Makdis'e yürüdüler ve Allah (e.c.)'ın yardımıyla orayı fethettiler. Şehir Buhtansar ele geçirinceye kadar uzun bir süre ellerinde kaldı. Buhtansar'dan sonra tekrar ellerine geçti. Sonra onlardan Yunan hükümdarları aldı ve şehir uzun bir süre onların yönetiminde kaldı. Allah (c.c.) İsa (a.s)'ı bu dönemde gönderdi. Yahudiler (Allah onları iğrenç eylesin) İsa (a.s)'a karşı mücadelelerinde Yunan hükümdarlarından yardım istediler. Kudüs onların yönetimindeydi. İsa (a.s)'ı şikayet ettiler ve halkı yönetime karşı kışkırttığını ima ettiler. Yunanlılar İsa (a.s)'ı tutuklamak için adamlarını gönderdiler. Ancak Allah (c.c.) İsa (a.s)'ı katına yükseltti. Dilemesi ve takdiriyle havarilerden birini İsa (a.s) suretinde gösterdi. Onlar da onu yakalayıp İsa (a.s) diyerek haça gerdiler. "Kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir." (Nisa, 157-158) İsa (a.s)'dan üç yüz yıl kadar sonra Yunan krallarından Konstantin Hristiyanlık dinine girdi. Daha önce filozoftu. Onun takiyye yaparak girdiğini söyleyenler, dinlerini bozmak için hileyle girdiğini söyleyenler olmuştur. Din adamları ona bir takım kanunlar, şeriat kuralları ve uydurdukları hurafeler koydular. O da onlara kiliseler, büyüklü küçüklü manastırlar, mabedler ve çilehaneler inşa etti. Hristiyanlık dini içerdiği tahrif,

 

değiştirme, dönüştürme, uydurma, yalan ve Mesih (a.s)'ın dinine muhalif hususlarla beraber o dönemde yaygınlaştı ve meşhur oldu. Mesih (a.s)'ın gerçek dininde ise az sayıda ruhban kaldı. Onlar da ıssız ve sakin yerlerde, çöllerde kendilerine manastırlar edindiler.

 

Hristiyanlar Şam, Cizre ve Anadolu üzerinde hakimiyet kurdular. Adı geçen kral Kostantiniyye, Kumame ve Beyt-i Lahm şehirlerini kurdu, Kudüs kiliselerini yaptırdı, Busra ve başka beldelerde Havran şehirlerini kurarak oralarda sağlam ve büyük yapılar inşa etti. Hristiyanlar o andan itibaren haça tapmaya, ibadetlerinde doğuya yönelmeye, kiliselerde heykeller yapmaya, domuzu helal kılmaya ve dinlerinin ahkamında ve akidesinde benzer hurafeler türetmeye başladılar. Ona, "büyük emanet" adını verdikleri küçük emanet koydular, kanunlar belirlediler. Bunları açacak olursak konu uzar.

 

Özetle; onların bu bölgelerdeki hakimiyetleri sahabiler (Allah onlardan razı olsun) ellerinden alana dek sürdü. Kudüs'ün fethi de Mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.)'ın eliyle oldu. Hamd Allah'a mahsustur, lütuf ancak O'ndandır.

"Onlara temiz nimetlerden rızk" Yani, insan tabiatı ve şeriatça hoş ve temiz bulunan, iyi ve faydalı helal rızk "verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. " Yani, kendilerine ilim gelinceye kadar hiçbir şeyde ihtilaf etmediler. Yani, Allah (c.c.) kendilerine açıklamışken ve kafalarından karışıklığı gidermişken onların ayrılığa düşmemeleri gerekirdi.

 

 

[3770] Nitekim bu konuda bir hadis varit olmuştur; Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Onlardan biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir." buyurdu. Sahabiler "Onlar kimlerdir ey Allah'ın Resulü?" dediler. "Benim ve Ashabımın üzerinde olduğu yolda olanlardır" buyurdu.

 

Bunu Hakim Müstedrek'inde bu lafızla rivayet etmiştir. Hadis Sünen ve Müsned kitaplarında da vardır.

 

Allah (c.c.) sonra şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki Rabbin, Kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir." Yani, hükmünü verecektir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

94 – 97. ayetler