İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hud Suresi

7 ve 8.ayetler

 

Her Şeyi Yaratan Allah:

 

7. O, hanginizin amelinin daha güzelolacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kafir olanlar derhal, "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir" derler.

8. Andolsun eğer biz onlardan azdbı sayılı bir Çamana kadar ertelesek, mutlaka "Onu engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alayetmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kendisinin her şeye gücünün yettiğini, gökleri ve yeri altı günde yarattığını, Arş'ının daha önce su üzerinde olduğunu haber veriyor.

 

 

[3782] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, İmran b. Husayn'dan rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Temimoğulları, müjdeyi kabul edin" buyurdu. "Bizi müjdeledin, onu bize ver" dediler. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Yemenliler, müjdeyi kabul edin" buyurdu. Onlar da "Müjdeni kabul ettik. Bize ilk durum nasıldı, onu anlat" dediler. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her şeyden önce Allah (c.c.) vardı. Allah’ın Arş'ı suyun üzerindeydi. Levh-i Mahfuz'a her şeyi yazdı." İmran der ki: O sırada birisi gelerek bana "Ey İmran, deven bağından çözülmüş" dedi ve hemen çıktım. Benden sonra ne oldu bilmiyorum. Bu hadis Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde bir çok farklı ifadelerle tahric edilmiştir. Onlardan biri şudur: Onlar "Sana bu işin ilk halini sormak için geldik." dediler. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(Bir zamanlar) Allah vardı ve O'ndan önce -başka bir rivayette "O'ndan başka", diğer bir rivayette ise "O'nunla birlikte"hiçbir şey yoktu. Arş'ı su üzerindeydi. Zikr'e Levh-i Mahfuz'a her şeyi yazdı. Sonra gökleri ve yeri yarattı. "

 

 

[3783] Sahih-i Müslim'de Amr b. As (r.a.)'tan şöyle nakledilmiştir. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah (c.c.) mahlukatın kaderlerini gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce belirledi. Arş'ı su üzerindeydi. "

 

[3784] İmam Buhari, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah "Sen infak et ki Ben de sana infak edeyim!" buyurur. Allah’ın eli doludur. Harcamak onu boşaltmaz. Gece gündüz infakta bulunur." Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra şöyle buyurdu: ''Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı andan bu yana infak ettiklerini hiç düşündünüz mü? Allah'ın elindekiler hiç tükenmedi.

 

O'nun Arş'ı suyun üzerindeydi. Terazi de O'nun elindedir; dilediği kefesini yükseltir, dilediği kefesini alçaltır. "

 

 

[3785] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Rezin'den şöyle nakleder: Ben "Ya Rasulallah! Rabbimiz (İbn Esir gibi alimlere göre kasıt "Rabb'imizin Arşı" dır 52) mahlukatı yaratmadan önce neredeydi?" dedim. "Altında ve üstünde hava olmayan kör bir boşluktaydı. Sonra Arş'ı yarattı" buyurdu.s3 Bunu Tirmizi, et-Tefsir'de, Nesai, es-Sünnet'te rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Hasen bir hadistir, demiştir. Mücahid der ki: ''Arş'ı su üzerindeydi" Yani, hiçbir şey yaratmadan önce su üstündeydi. Vehb b. Münebbih ve Damra b. Habib de böyle demişlerdir. Bunu Katade, Taberi ve bir çok kişi söylemiştir. Katade ''Arş'ı su üzerindeydi" buyruğu hakkında şöyle der: Allah (c.c.) burada gökleri ve yeri yaratmadan önce ilk yaratmasının nasılolduğunu haber vermektedir. Rebi’ b. Enes de şöyle demiştir: Allah'ın Arş'ı su üzerindeydi. Gökleri ve yeri yaratacağı zaman suyu ikiye böldü ve bunun yarısını Arş'ın altında bıraktı ki "Bahr-ı Mescur" (yanan deniz) odur.

 

İbn Abbas (r.a.): Arş'a bu adın verilmesi yüksek olmasından dolayıdır, demiştir. İsmail b. Ebu Halid şöyle der: Sa'd et-Tai'yi şöyle derken işittim: Arş kırmızı yakuttandır. Muhammed b. İshak "Arş'ı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratandır." buyruğu hakkında şöyle der: "Allah (c.c.) yüce zatını nitelediği gibiydi. Çünkü sadece su ve onun altında Arş vardı. Arş'ın üstünde ise celal, izzet, hükümranlık, mülk, kudret, hilm, ilim, rahmet ve nimet sahibi olan, her dilediğini yapan Allah vardır." A'meş, Minhal b. Amr kanalıyla Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.)'a "Arş'ı su üzerindeydi." buyruğu hakkında "Su neyin üstündeydi?" diye soruldu. "Rüzgarın sırtı üzerindeydi" dedi.

 

"hanginizin amelinin daha güzelolacağı hususunda sizi imtihan etmek için" Yani, Allah (c.c.) gökleri ve yeri boş yere değil, tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan kendisine ibadet etsinler diye yarattığı kullarının faydalanmaları için yarattı. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: "Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Vayainkar edenlerin ateşteki haline!" (Sad, 27) Yine: "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hakirA ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir." (Mü'minun, 115-116) buyurur. Bir ayette de:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 56) buyurur.

 

Ayette "hanginizin ameli daha çok olacağı" değil "hanginizin amelinin daha güzelolacağı" buyurulmuştur. Bir amel de sadece Aziz ve Celil olan Allah için yapılmadıkça ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şeriatına uygun olmadıkça güzelolamaz. Bir amel bu iki şarttan birini bulundurmazsa geçersiz olur ve boşa gider.

 

Allah (c.c.) daha sonra şöyle buyuruyor: "Yemin ederim ki "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz." Yüce Allah buyuruyor ki: Ey Muhammed! Gökleri ve yeri Allah'ın (c.c.) yarattığını bilen o müşriklere Allah'ın (c.c.) onları ilk kez yarattığı gibi öldükten sonra tekrar yaratacağını söylesen "kafir olanlar derhal 'Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir. ' derler. " Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette: "Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sarsan elbette 'Allah' derler." (Zuhruf, 87) buyurur. Yine: ''Andolsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sarsan, mutlaka, 'Allah' derler." (Ankebut, 61) buyurur. Bunu itiraf etmelerine rağmen kıyamet günü tekrar hayat verilip diriltilmeyi inkar ederler. Oysa bu, güç yetme bakımından ilkinden daha kolaydır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "İlkin mahlUkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır." (Ankebut, 61) Bir ayette de: "(İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir." (Lokman, 28) buyurur.

 

"Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir. " Yani, kafirler inkarcılık ve inat tavn takınarak "Biz senin tekrar diriltilmenin gerçekleşeceğine dair sözüne inanmıyoruz. Bunu ancak senin büyü yaptığın kimse söyler ki o da bunu zaten seni takip ettiğinden söylemektedir. ''Andolsun eğer biz onlardan azabı sayılı bir zamana kadar ertelesek, mutlaka 'Onu engelleyen nedir?' derler." Allah (c.c.) buyuruyor ki: O müşriklerden azabı ve cezayı belli bir zamana ve sınırlı bir süreye kadar erteler ve onları vakti belirlenmiş bir zamanda onlara azabın geleceğiyle tehdit edecek olsak yalanlayarak ve çabucak gelmesini isteyerek "Onu engelleyen nedir?" yani bu azabın bize gelmesini geciktiren nedir? derler. Çünkü onların tabiatları yalanlamaya ve şüpheye alıştığından geriye bundan başka yapacakları bir şey kalmamıştır.

 

Ümmet kelimesi Kur'an ve Sünnet'te bir çok manada kullanılır. Onunla bazen bu ayette ve Yusuf suresindeki "(Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan ve uzun bir zaman (ümmet) sonra (Yusuf'u) hatırlayan kişi dedi ki:

 

Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin." (Yusuf, 45) ayetinde olduğu "süre" manası kastedilir. Bazen "uyulan önder" manasında kullanılır: "İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder (ümmet) idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi." (Nahl, 120) ayetinde olduğu gibi. Bazen "akide ve din" manasında kullanılır. Allah'ın (c.c.) kafirlerden naklettiği şu sözdeki gibi: "Hayır! "Sadece, biz babalarımızı bir din (ümmet) üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz" (Zuhruf, 22) "Topluluk" manasında kullanılır. Şu ayetlerde olduğu gibi: "Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan (ümmet) buldu." (Kasas, 23) "Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete (kavme, topluluğa) bir peygamber gönderdik!" (Nahl, 36) "Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez." (Yunus, 47) Bu ayetteki ümmetten maksat kafirleri ve mü'minleriyle peygamberlerin kendilerine gönderildiği kimselerdir.

 

 

[3786] Nitekim Sahih-i Müslim'de rivayet edilen bir hadiste Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan birisi beni duyar da sonra bana iman etmezse cehenneme girer. " buyurmuştur.

 

Peygamberlerin takipçileri olan ümmet ise peygamberleri tasdik edenlerdir. Şu ayette olduğu gibi: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz." (Al-i İmran, 110)

 

 

[3787] Sahih bir hadiste de "Ben 'Ümmetim, ümmetim" diyeceğim. " buyurulmuştur.

 

Ümmet fırka ve grup manasında da kullanılır. Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan bir topluluk (ümmet) vardır." (A'raf, 159) buyruğu ile "Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk (ümmet) vardır ki gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okurlar." (Al-i İmran, 113) buyruğunda olduğu gibi.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

9 – 17. ayetler