İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hud Suresi

9 – 17.ayetler

 

İnsanın Şımarıklık ve Nankörlüğü:

 

9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.

10. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. O gerçekten şımarıktır, kibirlidir.

11. Ancak sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükafat vardır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, merhamet ettiği mü' min kulları müstesna olmak üzere insandan ve onun kötü sıfatlarından bahsediyor. Zira nimetten sonra başına bir sıkıntı gelse geleceğe dair dünyası karam ve nimetlerden ümidini keser. Daha önce hiçbir nimet görmemiş gibi geçmişe dair de nankörlük eder, inkara gider. Onda sonraya dair hiçbir kurtuluş ümidi kalmaz. Bunun gibi, musibetten sonra kendisine bir nimet ulaştığında da '''Kötülükler benden gitti. ' der. " Yani, bundan sonra başıma bir daha sıkıntı ve kötülük gelmez, der. "O gerçekten şımarıktır, kibirlidir." Yani, elindekilerden dolayı aşırı sevinçli, başkalarına karşı şımarık ve kibirlidir.

 

Allah (c.c.) buyuruyor ki: "Ancak" zorluklarda ve sıkıntılarda "sabreden" rahat ve afiyette olduğu zamanlarda "güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için'' kendilerine dokunan eziyet ve acılardan dolayı "bir bağış ve"

sıkıntısız ve rahat anlarında yaptıkları güzel amellerden dolayı "büyük bir mükafat vardır. "

 

 

[3788] Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki kendisine batan bir dikene varıncaya kadar mü'minin başına herhangi bir dert, keder, yorgunluk ve hastalık gelirse Allah (c.c.) onlarla onun bazı hatalarını siler. "

 

 

[3789] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer alan bir hadiste de: "Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki Allah (c.c.) mü'mine her ne takdir ederse mutlaka onun için hayırlı olur. Eğer bir nimet gelirse şükreder; bu onun için hayırlı olur. Başına bir musibet gelirse sabreder; bu da onun için hayırlı olur. Bu, mü'min dışında hiç kimse için değildir. " buyurulmuştur.

 

Allah (c.c.) da şöyle buyuruyor: ''Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." (Asr, 1-3) Allah c.c.) yine: "Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkan verildiğinde ise pinti esilir. Ancak namaz kılanlar müstesna" (Meark, 19-22) buyurur.

 

 

 

12. Belki de sen, "Ona bir hazine"indirilseydi veya onunla beraber

bir melek gelseydil" demelerinden ötürü sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. Sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.

13. Yoksa, Onu (Kur'anı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on SURE getirin.

14. Eğer size cevap vermiyorlarsa, bilin ki o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka da tanrı yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c.) peygamberini (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müşriklerin kendisi hakkında söyledikleri sözleri ve inatlaşmaları hususunda teselli ediyor. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı! Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yeyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (Ayrıca) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız! dediler." (Furkan, 7-8) İşte Allah (c.c.) peygamberine bundan dolayı göğsünün daralmamasını, bunun onu gece gündüz onları Allah'a davetten engellememesini ve çevirmemesini emrediyor ve öğütlüyor. Nitekim Allah (c.c.) başka bir yerde şöyle buyurur: "Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! Ve sana yakın (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" (Hicr, 97-99) Allah (c.c.) burada da şöyle buyuruyor: "Belki de sen, "Ona bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydil" demelerinden" bu sözlerinden "ötürü sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır." Yani, sen ancak uyarıcısın. Senden önceki peygamber kardeşlerinde senin için örneklik vardır. Zira onlar yalanlandılar ve eziyet edildiler. Fakat Allah'ın (c.c.) yardımı gelinceye kadar sabrettiler.

 

Yüce Allah sonra Kur’an’ın mucize oluşunu, hiçbir beşerinin onun gibi bir kitap, hatta ondan on sure veya bir sure getiremeyeceğini beyan ediyor. Çünkü Rabb'in sıfatları yaratıklarının sıfatlarına benzemediği, zatına hiçbir şeyin bentemediği gib'i kelamı da yaratılanların sözüne benzemez. Allah yücedir, münezzehtir, mukaddestir. O'ndan başka hiçbir ilah, ondan gayri hiçbir rabb yoktur.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Eğer size cevap vermiyorlarsa bilin ki o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir" Yani, eğer size çağırmış olduğunuz şeyle karşı koymazlarsa bilin ki onlar bunu yapmaktan acizdirler ve bu söz Allah'ın (c.c.) bilgilerini, emir ve yasaklarını içeren bir kitap olarak O'nun (c.c.) katından inmiştir. "ve O'ndan başka da tanrı yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?"

 

 

 

15. Kim, dünya hayatını ve onun zinetini istemekte ise, onların işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar.

16. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler de batıldır.

 

Tefsiri:

 

Avfi bu ayet hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Riyakarlar amellerinin mükafatını dünyada alırlar ve böylece onlara zerre kadar zulmedilmez. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: Her kim dünyayı isteyerek oruç, namaz ve teheccüd namazı gibi ibadetler yapar, bunu sadece dünyevi menfaatler için yerine getirirse Allah (c.c.) "Ben dünyada istemiş olduğu şeyi kendisine vereceğim" der. Dünya menfaati için yaptığı bu ameli boşa gider ve o ahirette ziyana uğrayanlardan olur. Mücahid, Dahhak ve başkalarından böyle rivayet edilmiştir. Enes b. Malik ve Hasan-ı Basri: Bu ayet Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında nazil olmuştur, demişlerdir. Mücahid ve bazıları: Riya ehli hakkında nazil oldu, demişlerdir. Katade der ki: Her kimin derdi, tutkusu, istek ve talebi dünya olursa Allah (c.c.) iyiliklerinin mükafatını dünyada verir. Sonra onu ahirete mükafatı verilecek hiçbir ameli kalmamış halde gönderir.

 

Mü'min ise iyiliklerinin dünyada karşılılğını görür, ahirette de onun ecrini alır. Buna yakın manada bir de hadis-i şerif vardır.

 

Allah (c.c.) Kur'an'ın başka bir yerinde şöyle buyurur: "Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz ka-

darını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür. Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir. Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür." (İsra, 18-21) Allah (c.c.) yine: "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya karını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz. " (Şura, 20) buyurur.

 

 

 

17. Rabbin tarafından açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı elinde bulunan kimse inkarcılar gibi midir? Bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Toplumlardan herhangi biri onu inkar ederse işte onun varacağı yer cehennem ateşidir. Bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, kullarını yaratmış olduğu kendinden başka hiçbir ilah bulunmadığını itiraf fıtratI üzere olan mü'minlerin halini zikrediyor. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayetle şöyle buyurur: "(Rasulüm!) Sen yüzünü han if olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. " (Rum, 30)

 

 

[3790] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebü Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Doğan her çocuk (İslam) fıtratı üzere doğar. Daha sonra ana babası (müslüman değillerse) onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Nitekim her hayvanın yavrusu organları tam olarak doğar. Hiç yavrunun burnunda, kulağında eksik bir şey görür müsünüz?" buyurdu.

 

 

[3791] Sahıh-i Müslim'de İyaz b. Himar'dan yapılan bir rivayette Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah şöyle buyurur: Ben kullarımı tevhid ehli kimseler olarak yarattım. Sonra şeytanlar gelip onları dinlerinden çalıp götürdüler ve kendilerine helal kıldığım şeyleri onlara haram kıldılar. Beni, (doğruluğuna dair) hiçbir vahiy indirmediğim şeylere ortak koşmalarını emrettiler. "

 

 

[3792] Müsned ve Sünen kitaplarında şu hadis yer alır: "Doğan her çocuk bu din üzere doğar ve bu kendisini konuşarak ifade edebilecek zamana kadar böyle devam eder ... " İşte mü'min, bu fıtrat üzere kalır.

"Kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği. .. " Yani, kendisine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah (c.c.) katından bir şahidin geldiği. .. " O ise Allah'ın (c.c.) peygamberlerine -Allah'ın salatları ve rahmetleri üzerine olsun- vahyettiği pak, mükemmel, yüceltilmiş ve sonuncusu Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şeriatı kılınmış şeriatlardır. O yüzden İbn Abbas (r.a.), Mücahid, İkrime, Ebü Aliye, Dahhak, İbrahim Nehai, Süddi ve daha bir çoğu buradaki şahitten kastın Cebrail (a.s) olduğunu söylemişlerdir. Hz. Ali (r.a.), Hasan-ı Basri ve Katade'den ise: O Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' dir, dedikleri rivayet edilmiştir. Bu tefsirler mana bakımından birbirine yakındır. Çünkü Cebrail (a.s) ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'ın mesajını tebliğ ederler. Cebrail (a.s) Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise ümmetine tebliği eder.

 

Ayette kastedilen şahidin Hz. Ali olduğu da söylenmiştir. Fakat bu zayıf olup söyleyeni de belli değildir. Doğru olan birinci ve ikinci görüşlerdir. Çünkü mü' min kendisindeki fıtra'tla genelolarak şeriatın hak olduğuna şahitlik eder. Detaylar ise şeriattan alınır. Fıtrat onu onaylar ve iman eder. O yüzden Yüce Allah "Rabbin tarafından açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği" buyurur.

 

''Ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı elinde bulunan kimse" Yani Kur'an'dan önce Musa (a.s)'ın kitabı Tevrat vardır. Allah (c.c.) onu o ümmete kendilerine önder ve uyacakları rehber ve Allah'tan onlara rahmet olarak indirmiştir. Kim ona hakkıyla iman ederse onu Kur'an'a imana götürür. O yüzden Yüce Allah ardından "Bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar." buyuruyor. Yüce Allah sonra Kur’an’ı veya Kur’an'dan bir şeyi inkar edenleri tehdit ederek şöyle buyurur: "Toplumlardan herhangi biri onu inkar ederse" Yani, Müşrik olsun, Kitab ehli olsun veya başkaları olsun yeryüzünde muhtelif renklerde, şekillerde ve cinslerdeki bütün Ademoğullarından Kur'an'ın kendisine ulaşan her kim onu inkar ederse "işte onun varacağı yer cehennem ateşidir."

 

Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "De ki: ... Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu." (En'am, 19) buyurur. Yine, "De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim." (tÜM, 158) buyurur.

 

Yüce Allah "Toplumlardan herhangi biri onu inkar ederse işte onun varacağı yer cehennem ateşidir. " buyurur.

 

 

[3793] Sahih-i Müslim'de Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'nin rivayetiyle gelen bir hadiste Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan biri beni işitir dess bana iman etmezse mutlaka cehenneme girer. " Eyyub-u Sahtiyani, Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den aslına uygun her ne hadis işitsem onun Kur'an'da onu onaylayan bir şey bulurdum. Bana "Canımı elinde tutan Allah"a yemin olsun ki bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan biri beni işitir de bana iman etmezse mutlaka cehenneme girer" hadisi ulaşınca onun Allah'ın kitabından onaylayıcısı nerede acaba? diye düşünmeye başladım. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işitip de Kur'an'da onayını bulamadığım ayet azdır. Sonunda bu hususa delil olarak şu ayeti buldum: "Toplumlardan herhangi biri onu inkar ederse işte onun varacağı yer cehennem ateşidir." Said b. Cübeyr şöyle demiştir: Ayetteki "toplumlar"dan kasıt bütün din mensuplarıdır.

 

Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir" Yani, Kur'an Allah (c.c.) katından gelen bir hakikattir. Onda hiçbir şek ve şüphe yoktur. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Elif. Lam. Mim. Bu Kitab'ın, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur." (Secde, 1-2) Yine "Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir." (Bakara, 1-2) buyurur.

 

Allah (c.c.) ''fakat insanların çoğu inanmazlar." buyuruyor. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Sen ne kadar uğraşsan da insanların çoğu iman edecek değillerdir. " (Yusuf, 103) buyurur. Yine: "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar." (En'am, 116) buyurur. Bir ayette de, "Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular. " (Sebe, 20) buyurur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

18 – 24. ayetler