İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hud Suresi

18 – 24.ayetler

 

Kendilerine Yazık Edenler:

 

18. Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar Rablerine arz edilecekler, şahitler de, "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir" diyecekler. Bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir!

19. Onlar, Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğriltmek isteyenlerdir. Onlar özellikle ahireti inkar ederler.

20. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değiller ve onları Allah'ın azabından koruyacak dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar, ne görebiliyorlar, ne de kulak verebiliyorlardı.

21. İşte onlar kendilerine yazık ettiler. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.

22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kendisine iftira atanların ahiret yurdundaki hallerini ve meleklerin, nebilerin, rasullerin, insanların ve cinlerin huzurunda rezil rüsvay oluşlarını anlatıyor.

 

 

[3794] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Safvan b. Mihrez'den şöyle nakleder: İbn Ömer (r.a.)'ın elinden tutmuş götürüyordum. Karşısına bir adam çıktı ve "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kıyamet günündeki Rabb ile kul arasındaki gizli konuşma (necva) hakkında ne buyurduğunu işitmiştin?" diye sordu. İbn Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken duydum: "Kıyamet günü Allah (c.c.) mü'mini kendisine yaklaştırır. Onu koruması altına alıp örter ve 'Şu günahını biliyor musun? Şu günahını biliyor musun? Şu günahını biliyor musun?' diyerek günahlarını ona itiraf ettirir. Allah (c.c.) günahlarını itiraf ettirip o da kendisinin helak olduğunu düşünmeye başladığında Allah (c.c.) ona 'Ben senin için bunları dünyada örttüm. Bu gün de senin için bağışlıyorum. ' der. Sonra ona sevap defteri verilir. Kafirlere ve münafıklara gelince; "Şahitler 'Bunlar Rableri adına yalan söyleyenlerdir' derler. İyi biliniz ki Allah'ın laneti zalimler üzerinedir.' (Hud, 18)" Bunu İmam Buhari've Müslim de Sahih'lerinde Katade'nin nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

"Onlar, Allah'ın yolundan alıkoyan" Yani, insanları hakka tabi olmaktan ve Allah (c.c.l'ya ulaştıran hidayet yoluna girmekten men eden, cennet-en uzaklaştıran "ve onu eğriltmek isteyenlerdir." Yani, insanların yollarının doğru değil eğri olmasını isteyenlerdir. "Onlar özellikle ahireti inkar ederler. " Yani onu inkar eder, gerçekleşeceğini ve vuku bulacağını yalanlarlar.

 

"Onlar yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değiller ve onları Allah'ın azabından koruyacak dostları da yoktur." Bilakis onlar Allah'ın (c.c.) kahır ve hakimiyeti altında, tasarrufunda ve hükümranlığındadırlar. Allah (c.c.) onlardan ahiretten önce dünyada intikam almaya kadirdir. "Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. "

 

 

[3795] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer alan bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Şüphesiz Allah (c.c.) zalime mühlet verir. Yakaladığında ise elinden kaçırmaz. " buyurmuştur. O yüzden Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar, ne görebiliyorlar, ne de kulak verebiliyorlardı. " Onlara azap kat kat verilir. Çünkü Allah (c.c.) onlara kulak, göz ve kalp vermişti. Ancak kulaklarının, gözlerinin ve kalplerinin onlara hiçbir faydası olmadı. Bilakis onlar hakkı dinlemede sağır, ona uymada kör oldular. Nitekim Allah (c.c.) onların cehenneme girdiklerine "Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık!" (Mülk, 10) diyeceklerini bildiriyor. Allah (c.c.) yine: "İnkar edip de Allah yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız." (Nahl, 88) buyurur. Bu yüzden terk ettikleri her emrin ve işledikleri her yasağın cezasını görecekler. Bundan dolayı, en doğru görüşe göre kafirler ahiret yurdunda şeriatın emirleri ve nehiyleriyle bütün detaylarından sorumludurlar.

 

Allah (c.c.) sonra şöyle buyuruyor: "Işte onlar kendilerine yazık ettiler"

Çünkü şiddetli ateşe konulmuşlardır ve orada göz açıp kapama süresi kadar bile hafifletilmeksizin azap görürler. Nitekim Allah (c.c.) "ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız." (İsra, 97) buyurur. "Uydurmakta oldukları şeyler de ... " Yani, Allah (c.c.) dışındaki ortaklar ve putlar da "kendilerinden kaybolup gitti." Yani, onlara hiçbir fayda veremedikleri gibi son derece büyük zarar açtılar. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "İnsanlar diriltilip mahşere toplandıklarında ortak koşulanlar müşriklere düşman kesilir ve onların kendilerine tapınmalarını şiddetle reddederler." (Ahkat, 6) buyurur. Allah (c.c.) yine:

 

"Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler. Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar." (Meryem, 81-82) buyurur. İbrahim (a.s) da kavmine şöyle demiştir: "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiç yardımcınız da yoktur." (Ankebut, 25) Allah (c.c.) yine şöyle buyurur: "İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. " (Bakara, 166) Onların hüsrana uğradıklarını ve mahvalduklarını ifade eden daha bir çok ayet vardır.

 

Nitekim ardından Allah (c.c.) "Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. " buyuruyor. Yüce Allah onların ahiret yurdunda, ticaretin en kötüsünü yapmış kimseler olacaklarını bildiriyor. Çünkü cennetin yüksek derecelerini bırakıp cehennemin alçak derekelerini almışlardır. Cennetin nimetlerini kaynar suyla, misk kokulu ve ağzı kapalı saf içeceği insanın içine işleyen ateş ve kaynar su ile içinde kapkara dumandan bir gölgeyle, güzel ve iri gözlü hurileri kanlı irinden yiyecekle, yüce köşkleri cehennem çukuruyla, Rahman'a yakınlık ve O'nu görmeyi hesaba çekecek olan Allah'ın öfkesi ve azabıyla değişmişlerdir. Dolayısıyla hiç şüphesiz ahirette en çok hüsrana uğrayanlar onlardır.

 

 

 

23. İnanıp da salih amel işleyenler ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.

24. Bu iki zümrenin durumu kör ve sağır ile gören ve işiten kimselerin durumu gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hala ibret almıyor musunuz?

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah bedbahtların durumunu zikrettikten sonra şimdi de bahtlıların durumunu ele alıyor: "İnanıp da salih amel işleyenler" Yani, kalpleri iman eden, azaları ibadetleri yapmak ve kötülükleri terk etmek suretiyle sözlü ve fiili güzel ameller işleyen "ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidirler." Onlar imanları ve amelleri sebebiyle içinde yüksek odalar, sıra sıra dizilmiş koltuklar, dalından sarkan meyveler, yüksek döşemeler, kabartılmış döşekler, huyu ve yüzü güzel kadınlar, çeşit çeşit meyveler, iştah kabartan yemekler, lezzetli içecekler, göklerin ve yerin yaratanını görme bulunan cennete yerleşirler. Onlar burada sonsuza dek kalırlar. Ölmezler, yaşlanmazlar ve hastalanmazlar. Boşaltım yapmaz, tükürmez ve sümkürmezler. Bütün bunlar onlarda misk kokulu ter yoluyla atılır.

 

Yüce Allah sonra mü'minlerle kafirlerin durumunu örnek vererek şöyle buyuruyor: "Bu iki zümrenin durumu" Yani, Allah'ın bedbaht diye nitelediği birinci zümre ile bahtlı mü'minler diye nitelediği diğer zümrenin durumu "kör ve sağır ile gören ve işiten kimselerin durumu gibidir. " Yani, ilk zümre kör ve sağır gibi, diğer zümre ise gören ve işiten kimse gibidir. Mü'min gören ve işiten kimse gibidir. Kafir ise dünyada hakkın yüzüne kördür. Ahirette ise hiçbir iyiliğe ulaşamayacak ve bilemeyecektir. O hüccetlere karşı sağırdır ve bu yüzden faydalanacağı sözleri duymaz. "Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi. " (Enfal, 23) Mü'min ise zekidir, akıllıdır ve dikkatlidir. Hakkı görür. Hak ile batılı birbirinden ayırıp hayra uyar ve batılı terk eder. Hücceti dinler ve onunla şüpheyi birbirinden ayırır. Dolayısıyla hiçbir batıl ona yol bulamaz. Peki hiç bununla diğeri bir olur mu?

 

"Bunların hali hiç eşit olur mu? Hala ibret almıyor musunuz?" Aklınızı

kullanıp da bunlar arasındaki farkı anlamıyor musunuz? Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir." (Haşr, 20) Yine: "Körle gören, karanlıkla aydınlık, gölgeyle sıcak bir olmaz. "Sen sadece bir uyarıcısın. Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) gelmiştir." (Fatır, 19-24) buyurur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

25 – 49. ayetler