İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hud Suresi

25 – 49.ayetler

 

Nuh (a.s) ve Tufan:

 

25. Andolsun biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara, "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım, " dedi.

26. Allah'tan başkasına tapmayın! Çünkü ben, sizin için acıklı bir günün azabından korkuyorum.

27. Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Düşünmeden hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah putperest müşriklere gönderdiği ilk elçi olan Nuh (a.s)'dan bahsederek şöyle buyuruyor: "Andolsun biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara, "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım," dedi." Yani, Allah'tan başka şeylere ibadet ettiğinizde size O'nun (c.c.) azabının ulaşacağına dair sizi apaçık şekilde uyarıcıyım. ''Allah'tan başkasına tapmayın! Ben gerçekten sizin için acıklı bir günün azabından korkuyorum." Yani, içinde bulunduğunuz şu hal üzere devam ederseniz Allah (c.c.) ahiret yurdunda size elem verici, acıklı ve ağır bir azap verecektir.

 

"Kavminden ileri gelen kafirler" "Mele'" kafirlerin eşrafına ve ileri gelenlerine denir. "dediler ki: Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. " Yani, sen melek değil, bir beşersin. Nasılolur da biz değil de sana vahyedilsin? Sonra, sana tabi olanlara baktığımızda onların satıcılar ve terziler gibi bizden en alt tabakadaki insanlardan olduklarını, eşrafımızın ve başkanlarımızın sana tabi olmadıklarını görüyoruz. Üstelik sana uyanlar da sakince düşünüp kafa yorarak bu karara varmayan, bilakis sen çağırır çağırmaz davetine icabet eden ve sana uyan insanlar. O yüzden şöyle demişlerdir: "Düşünmeden hareket eden" yani iyice düşünmeden, görür görmez karar veren "alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. "Yani, bu dininize girince sizde ne bedenen, ne ahlaken, ne mal mülk olarak, ne de hal bakımından bize karşı bir üstünlük meydana geldiğini görüyoruz. "Bilakis sizin" kendinize dair iyilik, takva, ibadet ve ahiret yurduna vardığınızda orada mutluluk iddialarınızda "yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz." Kafirlerin Nuh (a.s)'a ve takipçilerine itirazları buydu. Bu onların cehaletlerini, bilgi ve akıllarının azlığını göstermektedir. Çünkü takipçilerinin alt tabakadan olması hakikat için bir ayıp ve leke değildir. Çünkü kendisine tabi olanlar ister eşraf olsun ister düşük tabaka olsun hakikat haddi zatında doğrudur. Hatta hiç şüphe duyulmayan bir gerçek şu ki hakikate tabi olanlar fakir de olsalar eşrafın, onu reddedenlerse zengin de olsalar rezillerin ta kendileridirler. Sonra, vakıada, genelde hakka ancak güçsüz insanlar tabi olur. Eşraf ve üst tabakada hakim olan ise hakka muhalefettir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi." (Zuhruf, 23)

 

 

[3796] Bizans İmparatoru Heraklius Ebu Süfyan'a Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in niteliklerini sorarken "Ona insanların eşrafı mı yoksa zayıfları mı tabi oldu?" demiş, Ebu Süfyan: "Bilakis zayıfları" deyince Heraklius: Peygamberlerin takipçileri de onlardır" demiştir. 

 

Onların "Düşünmeden hareket edenler" sözüÇle yerdikleri şey de yerilecek ve ayıp bir şey değildir. Çünkü hak açığa çıktığında bekleyip düşünmeye yer yoktur. Bilakis böyle bir durumda akıl sahibi kimsenin anında hakka uyması şarttır. Böyle bir durumda ancak ya aptal veya aciz olan düşünüp taşınır. Peygamberler ise -Allah'ın salatları ve selamları üzerine olsun- ancak açık ve net hakikatlerle gelmişlerdir.

 

 

[3797] Nitekim Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir hadiste şöyle buyurur: "İslam'a her kimi çağırdıysam Ebu Bekir dışında hepsi mutlaka bir duraksadı. Ebu Bekir ise hiç tereddüt etmedi ve düşünmedi. " Çünkü apaçık belli ve büyük bir şey gördüğünden hemen harekete geçmiş ve ona koşmuştur.

"Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz." sözlerine gelince; bunu göremeyen kendileridir. Çünkü onlar hakikate karşı kördürler. Duymazlar ve görmezler. Bilakis şüpheleri içinde gidip gelmekte, cehalet karanlıklarında bocalayıp durmaktadırlar. Onlar yalancı, iftiracı, nasipsiz ve en düşük, ahirette ise en büyük kayıpta olanlardır.

 

 

 

28. Dedi ki: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?"

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Nuh (a.s)'ın bu konuda kavmine verdiği cevabı zikrediyor:

"Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından açık bir delil" yani apaçık bir gerçek, yakirt ve hakiki bir peygamberlik üzere isem -ki o Allah'ın (c.c.) hem .. uh (a.s)'a hem kavmine olan büyük rahmetidir- "üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa" Yani, size gizli kalmışsa ve bu yüzden ona yol bulamamış ve kıymetini bilememişseniz, aksine derhal yalanlama ve redde gitmişseniz "buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?" istemediğiniz halde size zorla mı kabul ettireceğiz?

 

 

29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.

30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim korur? Düşünmüyor musunuz?

 

Tefsiri:

 

Nuh (a.s) kavmine şöyle demiştir: "Ben size yapmış olduğum nasihatin ücreti olarak sizden bir mal talep etmiyorum. Aksine ben ücreti ancak Allah'tan arzuluyorum."

 

Nuh (a.s)'ın "Ben iman edenleri kovacak değilim" sözüne göre, sanki kendilerini ihtişamlı ve yüksek derecedeki insanlar olarak gördüklerinden mü'minlerle birlikte oturmak istememişler, Nuh (a.s)'dan mü'minleri yanından kovmasını talep etmişlerdi. Nitekim onların emsalleri peygamberlerin sonuncusundan da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) güçsüzleri yanından kovup kendileriyle özel bir mecliste oturmasını istemişler, bunun üzerine Allah (c.c.) "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın!" (En'am, 52) ayetini nazil etmişti. Allah (c.c.) yine "Sabah cikşam Rablbine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. " (Kehf, 28) buyurmuştur. Yine: ''Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!" demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?" (En'am, 53) buyurmuştur.

 

 

 

31. Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır da demiyorum. Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, ''Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Çünkü onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum.

 

Tefsiri:

 

Nuh (a.s) onlara kendisinin tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah'ın iznine binaen O'nun elçisi olduğunu, onlardan hiçbir ücret talebinin bulunmadığını, eşraftan veya alt tabakadan her kimle karşılaşırsa onu davet ettiğini ve kim kabul ederse kurtuluşa ereceğini bildiriyor. Allah'ın (c.c.) hazinelerinde tasarruf gücünün olmadığını, Allah'ın (c.c.) kendisini haberdar kıldıkları dışında gaybtan hiçbir şey bilmediğini, kendisinin meleklerden bir melek değil mucizelerle desteklenen bir beşer olduğunu söylüyor. Nuh (a.s) devamla şöyle diyor: Sizin küçümsediğiniz ve tahkir ettiğiniz kimselere imanlarından dolayı Allah katında hiçbir mükafatın bulunmadığını söylemiyorum. Allah (c.c.) onların içindekileri daha iyi bilir. Eğer dışardan göründükleri gibi içlerinde de mü' min iseler onlara en güzel bir mükafat verilecektir. Onlar iman ettikten sonra bir kimse onlara kesin bir dille bir kötülük nispet ederse zulmetmiş, bilmediği bir şey hakkında konuşmuş olur.

 

 

 

32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattıkça uzattın. Eğer doğrulardan isen, bize tehdit ettiğin azabı getir!

33. Dedi ki: Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz Allah'ı (kiz bırakacak değilsiniz.

34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir. Ve O'na döndürüleceksiniz.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c.) Nuh (a.s)'ın kavminin Allah'ın (c.c.) cezasının, azabının ve gazabının hemen gelmesini istemelerini haber veriyor. Oysa bela onu telaffula bağlanmıştır (söylenirse gerçekleşir). Nuh (a.s)'ın kavmi şöyle diyor: "Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattıkça uzattın." Yani, bizimle tartıştın, onu iyice uzattın. Ama biz sana tabi olmayacağız. "Eğer doğrulardan isen, Dize tehdit ettiğin şeyi" Allah'ın cezasını ve azabını "getir!" Yani, bize dilediğin bedduayı yap ve bize bedduasını yaptığın bela gelsin.

 

"Dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz Allah'ı (kiz bırakacak değilsiniz. " Yani, sizi cezalandıracak ve onu sizin için hemen yapacak olan hiçbir şeyin aciz bırakamayacağı Allah'tır. "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. " Yani, Allah (c.c.) sizi saptırmayı ve yoldan çıkarmayı diliyorsa benim tebliğ etmem, uyarmam ve nasihat etmem size ne fayda verecek? "O sizin Rabbinizdir. Ve O'na döndürüleceksiniz." Yani, Allah (c.c.) işleri elinde tutan ve tasarrufta bulunan, hiçbir zaman haksızlık yapmayan adil hakimdir. Yaratmak sadece O'na mahsustur. Emir yetkisi yalnız O'ndadır. Yoktan var eden ve tekrar yaratan, dünya ve ahiretin maliki O' dur.

 

 

 

35. Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağı m.

 

Tefsiri:

 

Bu ayet kıssanın ortasında yer alan onu pekiştirici ve önemini onaylayıcı bir ara cümledir. Allah (c.c.) Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şöyle buyuruyor: Yoksa bu inkarcı kafirler "O bunu kendinden uydurdu ve türetti" mi diyorlar? "De ki: Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. " Yani, bunun vebali banadır. "Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağım." Yani, bu uydurma ve türetme değildir. Çünkü ben Allah (c.c.) adına yalan uyduran kimsenin O'nun (c.c.) katındaki cezasını biliyorum.

 

 

 

36. Nuh'a vahyolundu ki "Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."

37. Gemiyi vahyimizle gözümüzün önünde yap ve zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklar!

38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, her uğradıkça onunla alayediyorlardı. Dedi ki: Eğer bizimle alayediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alayettinizse biz de sizinle alayedeceğiz.

39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve ebedi bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c.) Nuh (a.s)'ın kavmi ondan Allah'ın (c.c.) cezasının ve azabının hemen gelmesini istediğinde ona onlardan hiçbirinin iman etmeyeceğini vahyettiğini, bunun üzerine onun kavmine beddua ettiğini bildiriyor. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette onun "Rabbim! yeryüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma!" (Nuh, 26) diye beddua ettiğini haber vermiştir. Allah (c.c.) bir ayette de şöyle buyurur: "Bunun üzerine Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı." (Kamer, 10) Nuh (a.s) böyle deyince Allah (c.c.) ona şöyle vahyetmiştir: "Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme." Onlar için hüzünlenme ve onların bu durumu seni kederlendirmesin. "Gemiyi vahyimizle" yani, neler yapacağına dair sana öğreteceğimiz şekilde "gözümüzün önünde yap ve zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklar!" Seleften biri şöyle der: Allah (c.c.) ona ağaçlardan odun yapıp kurutmasını emretti ve bu yüz yıl sürdü. Sonraki yüz yılda da gemiyi yaptı. Bunun kırk yıl sürdüğü de söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Muhammed b. İshak Tevrat'ta şöyle yazılı olduğunu söylemiştir: Allah (c.c.) Nuh (a.s)'a onu Tik ağacından (Doğu Hindistan'da yetişen ve gemi yapımında kullanılan sağlam bir ağaç türü), uzunluğu seksen kulaç, genişliğini 50 kulaç yapmasını, içini ve dışını ziftlemesini, ona suyu yaracak eğimli bir gövde yapmasını emretti. Katade der ki: Geminin uzunluğu 300, eni ise 50 kulaç idi. Hasan-ı Basri'den: Uzunluğu 600 kulaç, eni 300 kulaçtı, dediği rivayet edilmiştir. Hasan-ı Basri ve İbn Abbas (r.a.)'tan: Uzunluğu 1200 kulaç, eni 600 kulaçtı, dedikleri rivayet edilmiştir. Uzunluğu 2000 kulaç, eni 1000 kulaçtı, diyen de olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Hepsi gemi hakkında şunları söylemiştir: Göğe doğru yüksekliği 30 kulaçtı. 3 katlı olup her kat 10 kulaçtı. En alt vahşi ve diğer hayvanlar için, orta kat insanlar için, en üst kat ise kuşlar içindi. Kapı enine olan tarafta olup üzerini örten bir örtüsü vardı.

 

İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan garip bir rivayet nakletmiştir:  Havariler İsa (a.s)'a "Bize gemide bulunan birini göndersen de bize anlatsa!" dediler. İsa (a.s) onları bir kum tepesine götürdü, Ondan avcuyla bir avuç kum alıp "Bu nedir biliyor musunutl" dedi. "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dediler. "Bu Nuh (a.s)'ın oğlu Ham'ın topuğudur." dedi. Sonra asasını kum yığınına vurdu ve "Allah'ın izniyle kalk!" dedi. Birden o yaşlanmış bir halde ve başındaki tozu silkerek kalktı. İsa (a.s) ona "Sen böyle mi öldün?" dedi. O "Hayır. Genç iken öldüm, fakat tufanın kıyamet olduğunu sandım ve ondan dolayı ihtiyarladım." dedi. İsa (a.s) "Bize Nuh (a.s)'ın gemisini anlat" dedi. Adam şöyle anlattı: "Onun uzunluğu 1000 kulaç, genişliği 600 kulaçtı. Üç kattan oluşuyordu. Bir katında vahşi ve diğer hayvanlar, bir katında insanlar, bir katında da kuşlar vardı. Hayvanların dışkıları çoğalınca Allah (c.c.) Nuh (a.s)'a filin kuyruğunu sıkmasını emretti. Sıkınca ondan biri erkek diğeri dişi iki fil düştü. Fareler türeyip geminin halatlarını ve bağlarını kemirmeye başlayınca Allah (c.c.) Nuh (a.s)'a aslanın iki gözünün arasına vurmasını emretti. Vurunca aslanın burnundan biri erkek diğeri dişi iki kedi çıktı. Bunlar farelerin üzerine atladılar." İsa (a.s): Nuh ülkelerin sular altında kaldığını nereden bildi? diye sordu. Ham: Haber getirmesi için kargayı gönderdi. Karga bir leş bulunca üzerine indi. Bunun üzerine Nuh (a.s) korkak olması için beddua etti. O yüzden karga evcilleşmez. Nuh (a.s) bu kez güvercini gönderdi. Güvercin gagasında zeytin yaprağıyla ve ayakları çamurlu halde geldi. Böylece Nuh (a.s) ülkelerin sular altında kaldığını anladı. Güvercini boynundaki yeşillikle taçlandırdı ve onun ülfetli ve güvende olması için dua etti. O yüzden o evlere alışır. Biz İsa (a.s)'a "Ey Allah'ın elçisi! Onu ailelerimize götürsek de bizimle otursa ve konuşsa" dedik. "Rızkı olmayan nasıl peşinizden gelir?" dedi. Sonra ona "Allah'ın izniyle önceki haline dön" dedi. O da toprağa dönüştü.

 

"Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, her uğradıkça onunla alayediyorlardı." Onunla alayediyor ve suda boğulacakları tehdidini yalanlıyorlardı. "dedi ki: "Eğer bizimle alayediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alayettinizse biz de sizinle alayedeceğiz. Kendisini rezil edecek" dünyada alçaltacak "azabın kime geleceğini ve ebedi bir azabın" sonsuza dek sürecek daimi bir azabın "kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz." Bu büyük bir tehdit ve kesin bir uyarıdır.

 

 

 

40, Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca, Nuh'a dedik ki: "Her bir yaratıktan iki çift ile hakkında hüküm verilmiş dışında aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.

 

Tefsiri:

 

Bu Allah'ın (c.c.) aralıksız devam eden, durmak ve yavaşlamak bilmeyen yağmur emri geldiğinde ne yapacağına dair Nuh (a.s)'a verdiği emirdir. Allah (c.c.) bu yağmur hakkında başka bir yerde şöyle buyurur: "Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti. Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik. İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu." (Kamer, 11-14)

 

"Tandır kaynayınca" ifadesindeki tandırdan kasıt İbn Abbas (r.a.)'a göre yeryüzüdür. Yani, yeryüzü kaynayan pınarlar halinde gelince. Su ateş yeri olan tandırdan da çıkmaya başlarsa o zaman "tandır kaynamış" olur. Bu selefin ve halef alimlerinin kahir ekseriyetinin görüşüdür. Hz. Ali (r.a.)'tan yapılan rivayete göre "Tandır, şafağın sökmesi ve fecrin aydınlanmasıdır." demiştir. Yani, sabahın ışıması ve aydınlanmasıdır. Birinci görüş daha kuvvetlidir. Mücahid ve Şa'bi: Bu tandır Kufe' dedir, demişlerdir. İbn Abbas (r.a.)'tan rivayete göre: Hindistan'da bir su kaynağıdır, demiştir. Katade'den rivayete göre: Mezapotamya'da "Aynu'l-verde" (gül pınarı) adında bir kaynaktır, demiştir. Bunlar garip görüşlerdir.

 

İşte Allah (c.c.) Nuh (a.s)'a o vakit gemiye ruh taşıyan muhtelif türdeki canlılardan erkek ve dişi olmak üzere birer çift almasını emretti. Hayvanlar dışında bitkileri almakla da emredildiği söyleyen olmuştur. Söylendiğine göre gemiye konulan ilk kuş dere kuşudur. En son konulan hayvan ise merkeptir. İblis onun kuyruğuna yapışarak içeri girmeye çalıştı. Merkep ayağa kalkmak istiyor, İblis ise kuyruğuna yapışmış orta ağırlık yapıyordu. Nuh (a.s) merkebe: "Ne oluyor sana, yazıklar olsun! Gir" dedi. Merkep doğrulmaya çalıştı, fakat yapamadı. Nuh (a.s) "Beraberinde İblis olsa da gir" dedi. Bunun üzerine girdi ve ikisi birden girmiş oldular. Ebu Ubeyd, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Aslanı beraberlerinde gemiye yüklemeyi başaramadılar. Sonunda şiddetli ateşe tutuldu da öyle yükleyebildiler.

 

 

[3798] İbn Ebi Hatim ... Zeyd b. Eslem'den, o da babasından şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Nuh (a.s) gemiye her bir cinsten bir çift alınca arkadaşları "Hayvanlar yanlarında aslan varken nasıl rahat ve güven içinde kalabilecekler?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c.) onu hummaya tuttu. Böylece yeryüzüne inen ilk humma bu oldu. Sonra fareyi şikayet ederek "Bu küçük bozguncu yiyeceklerimizi ve eşyalarımızı bozuyor" dediler. Allah (c.c.) da aslana hapşırmasını emretti. Hapşırınca ondan bir kedi çıktı ve fare kaçarak ondan gizlendi. "

 

"Hakkında hüküm verilmiş olanlar dışında aileni" Yani, ona aileni de yükle. Ki onlar Nuh (a.s)'ın aile halkı ve akrabalarıydı. Fakat hakkında hüküm verilerek iman etmemiş olanlar bunun dışındaydı. Onlardan biri Nuh (a.s)'ın bir kenara çekilen oğlu Yam'dı. Diğeri Nuh (a.s)'ın karısıydı. Karısı Allah'ı (c.c.) ve elçisini yalanlıyordu.

 

"Ve" kavminden "iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti." Yani, Nuh (a.s) aralarında 950 yıl kalmasına ve bu uzun süreye rağmen ona çok az sayıda kişi iman etmişti. İbn Abbas (r.a.)'tan: Eşleriyle beraber 80 kişilerdi, dediği rivayet edilmiştir. Ka'b el-Ahbar'dan: Yetmiş iki kişilerdi, dediği rivayet edilmiştir. Kimisi: sayıları on idi, demiştir. Kimisi: Onlar Nuh (a.s), üç oğlu Sam, Ham ve Yafis, üçü bunların karısı ve diğeri Yam'ın karısı olmak üzere Nuh (a.s)'ın dört geliniydi, demiştir. Kimisi: Nuh (a.s)'ın karısı gemide onlarla birlikteydi, demiştir. Fakat bu isabetli değildir. Asır kuvvetli görüşe göre o helak olmuştur. Çünkü kavminin dini üzereydi ve Lut (a.s)'ın kavminin başına gelenler karısının da başına geldiği gibi Nuh (a.s)'ın kavminin başına gelenler onun da başına gelmiştir Allah en doğrusunu bilir. O en büyük hikmet sahibidir.

 

 

 

41. Dedi ki: Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan pek merhamet edendir.

42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onlarla beraber yüzüp gidiyordu. Nuh, gemiden uzakta bulanan oğluna, "Yavrucuğum! bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma!" diye seslendi.

43. Oğlu, "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nuh: "Bugün Allah'ın emrinden merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Nuh (a.s)'ın gemide beraberinde taşımakla emrolunduğu kimselere şöyle dediğini haber veriyor: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır." Yani, onun su üstünde yürümesi de Allah'ın adıyla, yürümesinin son bulması, yani karaya oturması da Allah'ın adıyladır. Ebu Reca el-Ataridi burayı, "....." (Onu yüzdürecek ve karaya oturtacak olan Allah'ın adıyla) şeklinde okumuştur. Allah (c.c.) "Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "'Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun' de. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskan edenlerin en hayırlzsısın." (Mü'minun, 28-29) O yüzden her işe başlarken, gemiye ve bineğe binerken Allah'ın (c.c.) buyurduğu gibi şöyle dua etmek müstehaptır: "Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar varetmiştir ki böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz, diyesiniz." (Zuhruf, 12-14) Sünnetle de buna teşvik ve tavsiye edilmiştir. Allah'ın izniyle bu Zuhruf suresinde gelecek. Yegane güvencemiz Allah'tır.

 

 

[3799] Taberani, İbn Abbas (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ümmetimin gemiye bindiklerinde boğulmaya karşı güvenceleri şöyle demeleridir:

 

Melik olan Allah'ın adıyla. "Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler.

Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir." (Zümer, 67) "Geminin yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir." (Zümer, 67)

 

"Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan pek merhamet edendir." Kafirlerin toptan suda boğularak cezalandırılmasından bahsedildikten sonra bunun söylenmesi uygundur. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayetle "Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir." (A'raf, 167) buyurur. Yine: "Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir." (Ra'd, 6) buyurur. Allah'ın intikamıyla rahmetinin birlikte zikredildiği daha bir çok ayet vardır.

 

"Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onlarla beraber yüzüp gidiyordu. "

 

Yani, gemi yeryüzünün tamamını örten ve dağların tepelerini kaplayan, dağların tepelerinin kimine göre on beş kulaç, kimine göre ise 80 mil daha yukarısına kadar ulaşan suyun üstünde onları götürüyordu. Bu gemi su üzerinde Allah'ın (c.c.) izniyle, O'nun himaye ve gözetiminde, koruması ve ihsanı altında ilerliyordu. Nitekim Allah (c.c.) "Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık. Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye." (Hakka, 11-12) buyurur. Yine: "Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik. İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükdfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu. Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?" (Kamer, 13-15) buyurur.

 

"Nuh, gemiden uzakta bulanan oğluna, "Yavrucuğum! bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma!" diye seslendi." Bu Nuh (a.s)'ın dördüncü oğludur. Adı Yam idi ve kafirdi. Babası gemiye binerken onu kafirlerin boğulduğu gibi boğulmaması için iman edip onlarla beraber gemiye binmeye çağırdı. O ise "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi." Nuh (a.s)'ın oğlunun camdan bir kayık edindiği söylenir. Ancak bu haber İsrailiyattan olup doğruluk derecesini ancak Allah bilir. Kur'an'ın bizzat zikrettiği ise onun, ''Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dediğidir. Cahilliğiyle tufanın dağların zirvelerine ulaşmayacağını, bir dağ başına sığınırsa onun kendisini boğulmaktan koruyacağını düşünüyordu. Babası ise ona "Bugün Allah'ın emrinden merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Yani, bugün Allah'ın (c.c.) emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Buradaki ''Asım" (koruyucu) kelimesinin "korunan" manasında olduğu söylenmiştir.

Taim (yiyen) ve Kasi (giyen) kelimelerinin "yenilen" ve "giyilen" manalarına gelmeleri gibi. ''Aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu. "

 

 

 

44. "Ey yer suyunu yut! Ey gök sen de suyunu tut!" denildi. Su çekilip azaldı; iş bitirildi, gemi de Cudi üzerine yerleşti. Ve "O zalimler topluluğu yok olsun!" denildi.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah gemide bulunanlar dışında yeryüzü halkının hepsini helak edince yeryüzüne kendisinden kaynayan ve biriken suyu yutmasını, gökyüzüne de yağmuru kesmesini emrettiğini bildiriyor. "Su çekilip azaldı" yani eksilmeye başladı "iş bitirildi" yeryüzündeki Allah'ı inkar eden kafirlerin kökü kazındı, onlardan yeryüzünde tek bir kimse kalmadı. "gemi de" içindekilerle birlikte "Cudi üzerine yerleşti." Mücahid der ki: Bu Mezapotamya' da bir dağdır. O gün dağlar boğulmamak için yükseldiler ve uzadılar. Bu ise Allah (c.c.)'ya tevazu gösterdi ve sular altında kalmadı. Nuh (a.s)'ın gemisi de oraya demir attı. Katade: Gemi oraya bir ayda oturdu ve ondan sonra indiler, der. Katade yine: Allah (c.c.) Nuh (a.s)'ın gemisini Mezapotamya'daki Cudi dağı üzerinde bu ümmetin ilkleri onu görsünler diye bir ayet ve mucize olarak bıraktı. Halbuki ondan sonra nice gemiler helak olup kül haline geldiler.

 

Dahhak: Cudi Musul' da bir dağdır, kimisi: O Tur dağıdır, demiştir. İbn Ebi Hatim, Tevbe b. Salim'den şöyle nakleder: Zirr b. Hubeyş'i Kinde kapılarından girişte sağ tarafta bir köşede namaz kılarken gördüm. "Sen cuma günleri burada çok namaz kılıyorsun" dedim. "Bana ulaşan bilgiye göre Nuh (a.s)'ın gemisi buraya demir atmış" dedi. İkrime, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Gemide Nuh (a.s) ile beraber aileleri yanlarında 80 erkek vardı ve aileleri onlar beraberdi. Gemide 150 gün kaldılar. Allah (c.c.) geminin yönünü Mekke'ye çevirdi. Gemi kırk gün Kabe'de döndü. Sonra onu Cudi dağına doğru çevirdi ve gemi oraya demir attı. Nuh (a.s) yeryüzünün durumu hakkında bilgi getirmesi için kargayı gönderdi. Karga yolda bir leşe kondu ve bundan dolayı gelmesi gecikti. Nuh (a.s) bu kez güvercini gönderdi. O da bir zeytin yaprağı getirdi. Ayağının çamura bulaşmıştı ve Nuh (a.s) bundan suyun toprağın derinliklerine nüfuz ettiğini anladı. Bunun üzerine Cudi dağının eteklerinde bir yere indi. Orada Semanun (seksen) adında bir köy kurdu. Bir gün geldi ki bu kelime aralarında arapların bulunduğu bir çok milletin diline geçti. Birbirlerinin dilini anlamıyorlardı ve aralarındaki iletişimi Nuh (a.s) sağlıyordu. Ka'b el-Ahbar: Gemi Cudi'ye oturmadan önce doğudan batıya kadar her yeri dolaştı, der. Katade ve başkaları: Recep ayının onuncu günü yola çıktılar. Yüz elli gün yol yürüdüler. Geminin yere oturması ise bir ay sürdü. Böylece gemiden inmeleri Muharrem ayının Aşure gününde gerçekleşti. Taberi'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte de buna benzer bir ifade vardır. Hadiste onları o gün oruç tuttukları da ifade edilmiştir. Doğrusunu

en iyi Allah bilir.

 

 

[3800] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir grup Yahudiye uğradı. Aşura gününde oruç tutan bu Yahudilere "Bu oruç nedir?" diyerek bunun sebebini sordu. "Bugün Allah'ın (c.c.) Musa ve İsrailOğullarını boğulmaktan kurtardığı ve Firavun'un boğulduğu gündür. Bugün Nuh (a.s)'ın gemisinin Cudi dağına oturduğu gündür. Bu günde Musa (a.s) ile Nuh (a.s) Allah'a şükür olarak oruç tutmuştu" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben Musa (a.s)'a daha yakınım. Bu gün oruç tutmaya daha layığım" dedi ve oruç tuttu. Ashabına da: "Sizden kim bugün hiçbir şey yememişse orucunu tamamlasın. Kim de ailesinin yanında bir şeyler yemişse günün kalan vaktinde bir şey yemesin." buyurdu. Hadis bu tarikle gariptir. Bazı bölümlerinin sahih hadis kitaplarında şahitleri bulunmaktadır.

 

"Ve "O zalimler topluluğu uzak olsun!" denildi." Yani, "Helak ve hüsran onlara olsun. Allah'ın rahmetinden uzak olsunlar." Çünkü baştan sona hepsi helak olmuş, geride onlardan kimse kalmamıştı.

 

 

[3801] Nitekim İmam Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Allah (c.c.) Nuh kavminden birine merhamet edecek olsaydı bebeğin annesine merhamet ederdi" buyurdu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine şöyle anlattı: "Nuh (a.s) kavminde 950 yıl kaldı. Yani, yüz yıl ağaç dikti. Ağaç iyice büyüyerek her tarafa dal budak sardı. Sonra Nuh (a.s) onları kesip gemi yaptı. Kavmi yanına uğruyor, onunla alayediyor ve "Karada bir gemi yap'yorsun ya hasıl yüzecek?" diyorlardı. O ise "Yakında bileceksiniz" diyordu. Geminin yapımını bitirip sular kaynamaya ve yolları doldurmaya başlayınca bebeğin annesi onun çok sevdiği bebeğinin boğulmasından korkarak dağa doğru tırmanmaya başladı ve üçte birine kadar geldi. Su oraya kadar ulaşınca dağın üçte ikisine kadar çıktı. Su oraya da ulaşınca onu dağın en tepesine kadar çıkardı. Su boynuna kadar yükselince bebeğini yukarıya kaldırdı. Ardından ikisi birden boğuldu. Allah (c.c.) Nuh (a.s)'ın kavminden birine merhamet edecek olsaydı bu bebeğin annesine ederdi. " Hadis bu tarikle gariptir. Bu bebeğin hikayesi Ka'b el-Ahbar ile Mücahid b. Cebr'den de benzer bir lafızla rivayet edilmiştir.

 

 

 

45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin. "

46. Allah buyurdu ki: "Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir amel sahibi idi. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim!"

47. Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben, hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!"

 

Tefsiri:

 

Bu ayetler Nuh (a.s)'ın boğulan oğlunun durumunu öğrenmek ve onun hakkında bilgi almak için sorduğu soruyu ele alıyor: "Nuh Rabbine dud edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da dilemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin." Yani, bana aile efradımın kurtulacağını vaad etmiştin. Senin vaadin ise haktır, ondan dönme olmaz. Sen de hüküm verenlerin de en iyisi iken, o nasıl boğuldu? ''Allah buyurdu ki: "Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir." Yani, o kurtulacaklarını vaad ettiğim ailenden değildir. Çünkü ben sana ailenden iman edenlerin kurtulacağını vaad ettim. O yüzden Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: " ... bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al." (Mü'minun, 27) Nuh (a.s)'ın bu oğlu da kafir olmasından ve babası Allah'ın peygamberi Nuh (a.s)'a karşı gelmesinden dolayı daha önce hakkında boğulma hükmü verilenlerdendi. Bir çok imam bu ayetin tefsirinde, onun Nuh (a.s)'ın oğlu değil (karısının) zinadan olma oğlu olduğunu söyleyenlerin hatalı olduklarını belirtmişlerdir. Mücahid, Hasan-ı Basri, Ubeyd b. Umeyr, Ebu Cafer el-Bakır, İbn Cüreyc'den onun Nuh (a.s)'ın oğlu değil hanımının oğlu olduğu nakledilmiştir. Bazıları ayetin devamındaki "Çünkü o, salih olmayan bir amel sahibi idi." buyruğu ile "Onlar (Nuh (a.s)'ın karısı ile Lut (a.s)'ın karısı) onlara ihanet ettiler" (Tahrım, 10) buyruğunu buna delil göstermişlerdir. Bunu söyleyenlerden biri Hasan-ı BasrI' dir ve buna bu iki ayeti delil göstermiştir. Kimisi ise onun Nuh (a.s)'ın karısının oğlu olduğunu söylemiştir. Onların Hasan-ı Basrl'nin kastettiği manayı kastetmiş olabilecekleri gibi yanında büyümesinden dolayı ona mecazen oğlu demiş olmaları da mümkündür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İbn Abbas (r.a.) ve seleften bir çok kişi: Hiçbir peygamberin karısı zina etmedi, demişlerdir. "Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir." ifadesi "O sana kurtulacaklarını vaad ettiğim ailenden değildir" manasına gelir. Bu konuda İbn Abbas (r.a.)'ın görüşü kesin bir gerçektir. Çünkü Allah (c.c.), bir peygamberin karısının zina yapmasına imkanı vermeyecek kadar kıskançtır. Bu yüzden Ebu Bekir Sıddik'ın kızı ve mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'ya iftira atanlara öfkelenmiş, bunu dile getiren ve yayan mü'minlerin hareketini eleştirmiştir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "(Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse onun karşılığı vardır. Onlardan bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır ... Siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur. " (Nur, 11-15)

 

Abdurrezzak'ın İkrime'den naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: O Nuh (a.s)'ın oğluydu. Fakat amel ve niyette ona muhalefet etti. İkrime şöyle der: Bazı kıraatlerde "......" (O gerçekten iyi olmayan bir iş yapmıştır) şeklinde okunmuştur. Ihanet ise birden çok yolla olur. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in de Kur'an'ı bu şekilde okuduğu rivayet edilmiştir.

 

 

[3802] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayeti "...... / O iyi olmayan bir iş yaptı" şeklinde okudu. Onu şöyle buyururken işittim: "De ki (Allah şöyle buyuruyor): Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir." (Zümer, 53) 

 

 

[3803] Yine İmamAhmed b. Hanbel, ÜmmüSeleme (radıyallahuanha)'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayeti "..... / O iyi olmayan bir iş yaptı" şeklinde okudu. Imam Ahmed b. Hanbel bunu Müsned'inde tekrar zikretmiştir. Ümmü Seleme mü'minlerin annesidir. En doğrusunu Allah bilir ya, göründüğü kadarıyla o Yezid kızı Esma' dır. Çünkü onun künyesi de Ümmü Seleme' dir.

 

Abdurrezzak, Süleyman b. Katte’den şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.)'a Kabe'nin yanındayken "Onlar kocalarına ihanet ettiler" ayeti soruldu. İbn Abbas (r.a.) şöyle cevap verdi: İhanetleri zinayla değildi. Bilakis, biri in"sanlara onun deli olduğunu söyler, diğeri (Lut (a.s)'ın kavminin erkeklerine) onun misafirlerinin yerlerini gösterirdi. İbn Abbas (r.a.) sonra ayeti "....." (O iyi olmayan bir iş yaptı)" şeklinde okudu. İbn Uyeyne, Ammar ed-Dühni'den şöyle nakleder: Said b. Cübeyr'e Nuh (a.s)'ın oğlunu sordum. "Allah asla yalan söylemez. Allah (c.c.) "Nuh oğluna şöyle seslendi" buyuruyor." dedi. Alimlerden birisi: Hiçbir peygamberin karısı zina etmedi, demiştir. Mücahid, İkrime, Dahhak, Meymun b. Mihran, Sabit b. Haccac'tan da böyle rivayet edilmiş, Taberi de bunu tercih etmiştir. Hiç şüphe edilemez doğru olan görüş de budur.

 

 

 

48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle in! Kendilerini faydalandıracağımız, sonra da kendilerine acıklı azabımızın dokunacağı ümmetler olacaktır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah gemi Cudi dağına oturduğunda Nuh (a.s)'a söylenen Nuh (a.s)'a, beraberindeki mü'minlere ve neslinden kıyamet gününe kadar gelecek tüm mü'minlere selam sözünü haber veriyor. Nitekim Muhammed b. Ka'b şöyle der: Bu selamın kapsamına kıyamet gününe kadar gelecek bütün mü'min erkek ve mü'min kadın girer. Dünyadan faydalandırılma ve azap edilme kapsamına da kıyamet gününe kadar yaşayacak her kafir erkek ve kafir kadın girer.

 

Muhammed b. İshak şöyle der: Allah (c.c.) tufanı sona erdirmeyi dileyince yeryüzüne bir rüzgar gönderdi. Bunun üzerine su sakinleşti, yeryüzünün en büyük ve en bol su kaynakları kapandı. Allah (c.c.) "Ey yer suyunu yut. Ey gök sen de suyunu tut!" denildi." buyurur. Bunun üzerine su azalmaya, eksilip çekilmeye başladı. Tevrat ehlinin iddiasına göre geminin Cudi dağına oturması yedinci ayın 17. gecesinde gerçekleşti. Onuncu ayın ilk gününde de dağların başları görülmüştü. Kırk gün geçtikten sonra Nuh (a.s) bindiği geminin küçük kapısını açtı. Sonra suyun durumuna bakması için kargayı gönderdi, ancak o dönmedi. Bunun üzerine güvercini gönderdi ve o bir süre sonra döndü. Güvercin ayaklarını basacak bir yer bulamayınca Nuh (a.s) elini uzattı ve alıp içeri soktu. Yedi gün bekledikten sonra bakması için tekrar gönderdi. Güvercin akşam ağzında bir zeytin dalıyla döndü. Nuh (a.s) bundan yeryüzündeki suyun' azaldığını anladı. Yedi gün daha bekledi ve güvercini tekrar gönderdi. Dönmeyince Nuh (a.s) yerin yüzünün ortaya çıktığını anladı. Allah'ın (c.c.) tufanı göndermesi ile Nuh (a.s)'ın güvercini göndermesi arasındaki süre bir yıla tamamlandıktan sonra ikinci yılın ilk ayının ilk gününe girildiğinde yerin yüzü ortaya çıktı ve ortalıkta kuruluk belirdi. Nuh (a.s) geminin kapağını kaldırdı ve yerin yüzünü gördü. İkinci yılın ikinci ayının 27'sinde "Denildi ki: "Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle in! Kendilerini faydalandıracağımız, sonra da kendilerine acıklı azabımızın dokunacağı ümmetler olacaktır. "

 

 

 

49. İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Şüphesiz iyi sonuç sakınanlarındır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah buyuruyor ki: Geçmişe dair bu ve benzeri gaybi haberleri sana aynen olduğu gibi anlatıyoruz. "vahyettiğimiz" yani seni vahiy yoluyla bilgilendirdiğimiz. "Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin." Yani, ne sende ne de kavminden herhangi birinde bu kıssalara dair bir bilgi yoktu ki seni yalanlayanlar "Sen bunları ondan öğrendin" desinler. Bilakis bunları Allah (c.c.) sana aynen olduğu gibi ve dosdoğru bir şekilde haber veriyor. Senden önceki peygamberlerin kitapları da buna şahitlik etmektedir. Öyleyse kavminden seni yalanlayanların yalanlamalarına ve sana eziyetlerine sabret. Zira biz sana yardım edecek, koruyup gözeteceğiz. Peygamberlere, düşmanlara karşı kendilerine yardım etmek suretiyle yaptığımız gibi, dünya ve ahirette güzel sonu da sana ve takipçilerine kılacağız. "Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. " (Mü' min, 51) "Andolsun ki peygamber kullarımıza söz vermişizdir; onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır." (Saffat, 172)

 

Allah (c.c.) ardından şöyle buyuruyor. "O halde sabret. Şüphesiz iyi sonuç sakınanlarındır. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

50 – 60. ayetler