İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hud Suresi

84 – 95.ayetler

 

Şuayb (a.s) ve Medyen Halkı:

 

84. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ve ben gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. "

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. " Medyen Hicaz ile Şam arasında Mean beldesi yakınında kendi adalanyla bilinen "Medyen" de yaşamış bir Arap kabilesidir. Allah (c.c.) onlara da Şuayb (a.s)'ı göndermişti. Şuayb (a.s) onların en soylu ların dan dı. O yüzden Allah (c.c.) "kardeşleri Şuayb" buyurmuştur. Şuayb (a.s) onlara sadece Allah'a ibadet etmeyi emrediyor, ölçü ve tartıyı eksik yapmaktan men ediyordu. "Ben sizi bolluk içinde görüyorum." Geçiminizin ve rızkınızın bol olduğunu görüyor ve haramlarını işlemeniz sebebiyle Allah'ın (c.c.) bunları elinizden almasından korkuyorum. "Ve ben gerçekten sizin için" ahiret yurdundaki "kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."

 

 

 

85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapm insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

86. Eğer mü'min iseniz Allah'ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.

 

Tefsiri:

 

Şuayb (a.s) onları insanlara satışta ölçü ve tartıyı eksik yapmaktan men ediyor, ardından alırken ve verirken ölçü ve tartıyı adilce yapmayı emrediyor, onları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men ediyor. Zira onlar yol kesicilik yapıyorlardı.

 

"Eğer mü'min iseniz Allah'ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır." İbn Abbas (r.a.) "Allah'ın bıraktığı" (.....) ifadesini "Allah'ın rızkı sizin için daha hayırlıdır" diye tefsir etmiştir. Hasan-ı Basri: Sizin için Allah'ın rızkı, insanlara eksik mal vererek kazandığınızdan daha hayırlıdır, Rebi’ b. Enes:

 

Allah'ın tavsiyesi sizin için daha hayırlıdır, Mücahid: Allah'a itaat daha hayırlıdır, Katade: Allah'tan nasibiniz sizin için daha hayırlıdır, demişlerdir. Abdurrahman b. Zeyd: Helak azapta, bakiyye ise rahmette kullanılır, demiştir. Taberi ayeti şöyle tefsir etmiştir: Ölçü ve tartıyı tam yaptıktan sonra size kalan kar sizin için insanların mallarını almaktan daha hayırlıdır. Bunun benzeri şu ayettir: " De ki: Murdarın çokluğu hoşunuza gitse de; murdarla temiz bir olmaz. " (Maide, 100)

 

"Ben sizin üzerinize bir bekçi" yani gözetleyici ve yaptıklarınızı kaydedici "değilim." Yani, bunları insanlar sizi görsün diye değil Allah (c.c.) için yapın.

 

 

 

87. Dıtdiler ki: "Ey Şuayb! Sana namazın mı babalarımızın taptıklarını bırakmamızı, yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi emrediyor? Hakikaten sen yumuşak huylusun, çok akıllısın. "

 

Tefsiri:

 

Kavmi Şuayb (a.s)'a alay yollu şöyle diyordu: "Ey Şuayb! "sana namazın mı" A'meş: yani Kur'an'ın mı (ilahi kitabın mı)?, demiştir. "babalarımızın taptıklarını" yani putları ve sanemleri "bırakmamızı, yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi" senin sözüne göre tartı ve ölçüyü eksik yapmayı terk etmemizi "emrediyor?" Bunlar bizim mallarımız, bunlarda dilediğimizi yaparız. Hasan-ı Basri der ki: "Sana namazın mı babalarımızın taptıklarını bırakmamızı, yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi emrediyor?" buyruğu hakkında şöyle demiştir: Evet, Vallahi ona babalarının taptıklarını terk etmeyi namazı emrediyordu. Süfyan-ı Sevri'ye göre "yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi" ile kastedilen zekattır. "Hakikaten sen yumuşak huylusun, çok akıllısın." İbn Abbas (r.a.), Meymun b. Mihran, İbn Cüreyc, İbn Eslem ve Taberi: Allah düşmanları bunu ona alay yollu söylüyorlardı, demişlerdir. Allah onları alçaltsın ve lanet etsin. Nitekim yaptı da!

 

 

 

88. Dedi ki: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana, tarafından güzel bir rızık vermişse, buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerde aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim."

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "dedi ki: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde" yani çağırdığım şey hakkında basiretli ve bilinçli "isem ve O bana, tarafındart güzel bir rızık vermişse" kimine göre rızktan kasıt peygamberlik, kimine göre ise helal rızktır. Bunların ikisi de ihtimal dairesindedir. "buna ne dersiniz?" "Size yasak ettiğim şeylerde aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum." Süfyan-ı Sevri bu cümleyi şöyle tefsir etmiştir: Ben sizi bir şeyden men edip sonra kimsenin olmadığı yerde sizden gizlice işleyerek ona aykırı davranmam. Nitekim Katade de şöyle tefsir etmiştir: Ben kendim işlemiş olduğum bir şeyden sizi men edecek değilim. "Ben" sizi emrettiğim ve men ettiğim şeylerle "sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum." Benim tek hedefim güç ve takatim yettiğince sizi ıslah etmektir. "Fakat başarmam" istediğim bu hususlarda hakka isabet edebilmem "ancakAllah'ın yardımı iledir." Ben bütün işlerimde "Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na dönerim. " Yani, ona yönelip dönerim. Mücahid ve başkaları ayeti böyle tefsir etmişlerdir.

 

 

[3808] İmam Ahmed b. Hanbel, Hakim b. Muaviye kanalıyla onun babasından naklettiğine göre onun kardeşi Malik: "Ey Muaviye! Muhammed komşularımı tutukladı. Ona git. Zira o seninle konuşmuş ve tanımıştı." dedi. Bunun üzerine onunla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gittim. O'na "Bana komşularımı bırak. Onlar müslüman olmuşlardı" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ondan yüzünü çevirince öfkeyle kalktı ve "Vallahi, eğer böyle yaparsan insanlar senin bir şeyi emredip ona aykırı hareket ettiğini sanacaklar" dedi. Bunun üzerine onu geriye çekmeye başladım. O ise laf saymaya devam ediyordu. Sonunda Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ne diyorsun?" buyurdu. O "Vallahi, eğer böyle yaparsan insanlar senin bir şeyi emredip ona aykırı hareket ettiğini sanacaklar" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Böyle mi dediniz? -başka bir rivayette: sizden birileri böyle mi dedi?- Vallahi eğer böyle bir şey yapacak olursam onun vebali ancak benim üzerime olur ve onlara hiçbir zararı olmaz." dedikten sonra: "Bunun komşularını salıverin" diye emir verdi.

 

 

[3809] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Behz b. Hakim'in babasından, onun da kendi babasından şöyle naklettiğini zikretmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şüpheden dolayı kabilemden bazılarını tutuklayıp hapsetmişti: Kabilemden bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hutbe verirken yanına geldi ve "Ey Muhammed! Komşularımı neye binaen hapsediyorsun?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona bir cevap vermedi. Adam: İnsanlar senin bir şeyden men edip sonra onu kendinin yaptığını söylüyorlar, dedi. Hz. Peygamber (bana): "Bu ne diyor?" diye sordu. Ben de O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) duyup kavmime bir daha iflah olamayacakları bir beddua etmesinden korkarak sözle aralarına girdim. Ancak Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu anlamaya çalıştı ve sonunda ne dediğini anladı ve şöyle buyurdu: "Onlar -veya onlardan bazıları- böyle demişler mi? Vallahi, ben böyle bir şey yaparsam onun vebali benim üzerimedir, onlara hiçbir vebal yoktur." Sonra da adamlarına: "Onun komşularını serbest bırakın" buyurdu.

 

 

[3810] İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebu Humeyd ve Ebu Esid'den rivayet ettiği şu hadis bu kabildendir: "Bana nispet edilen kalbinizin kabul ettiği, ona hoşnutluk ve huzur veren, kendinize yakın gördüğünüz bir söz işitirseniz ben ona hepinizden daha layığımdır. Bana nisbet edilen kalbinizin çirkin bulduğu tüylerinizin diken diken olduğu ve kendinize uzak gördüğünüz bir söz işitirseniz ben onu söylemiş olmaktan hepinizden daha uzağımdır. " Senedi sahihtir.

 

 

[3811] Şu hadis İmam Müslim'in aynı senetle rivayet ettiği bir hadistir: ''Biriniz camiye girerken "Allah'ım! Bana rahmet kapılarını aç!" desin. Çıkarken de ''Allah'ım! Senden bana lütfundan vermeni istiyorum." desin."

 

Allahu a'lem, manası şöyledir: Size bana dair her ne güzellik ulaşırsa ben ona hepinizden daha layığım. Her ne kötülük ulaşırsa ben ondan hepinizden daha uzağım."

 

"Size yasak ettiğim şeylerde aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum." Katade ... Mesruk'tan şöyle nakletmiştir: İbn Mes'ud (r.a.)'a bir kadın gelerek "Sen saça ekleme yapmaktan (peruktan) men ediyorsun, öyle mi?" dedi. İbh Mes'ud (r.a.) "Evet" deyince kadın "Belki de bu bazı hanımlarında vardır" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud (r.a.) şöyle dedi: "O durumda Allah'ın salih kulunun "Size yasak ettiğim şeylerde aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. " tavsiyesine uymamış olurum."

 

"Başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim. " Osman b. Ebi Şeybe ... Süleyman b. Utebi’den şöyle nakleder: Bize Ömer b. Abdülaziz'in emir ve nehiy içeren mektupları gelirdi. Mektupların sonunda şöyle yazardı: Burada zikredilen her ne varsa onda şu geçerlidir: "Başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim."

 

 

 

89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin, yahut Salih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lut kavmi sizden uzak değildir.

90. Rabbinizden bağış dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever.

 

Tefsiri:

 

Şuayb (a.s) kavmine şöyle diyor: "Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin, yahut Salih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin!" Yani, bana karşı beslediğiniz düşman ve kininiz sizi üzerinde bulunduğunuz küfür ve fesat haline devam etmeye itmesin. Sonra size Nuh'un kavminin, Hud (a.s)'ın kavminin, Salih (a.s)'ın kavminin ve Llit kavminin başına gelen ceza ve azap gelmesin. Katade ayetteki "şikaki"yi "Benim sizden ayrılmam (size kızarak yurdunuzdan ayrılmam) sizi azaba taşımasın", Süddi ise: Bana olan düşmanlığınız sizi sapıklık ve küfürde ısrar etmenize, onların başına gelen azapların sizin de başınıza gelmesine sebep olmasın. İbn Ebi Hatim, Ebu Leyla el-Kindi'den şöyle nakleder: Efendimin yanında onun bineğini tutuyordum. İnsanlar Osman b. Affan'ın evinin etrafını çevirmişlerdi. Osman (r.a.) evinden çıkıp geldi ve: "Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hud kavminin, yahut Salih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin!" Ey kavmim! beni öldürmeyin. Eğer öldürürseniz böyle olursunuz." dedi. Osman (r.a.) bunu söylerken parmaklarını birbirine geçirdi.

 

"Lut kavmi sizden uzak değildir. " Kimine göre kasıt zaman bakımından yakınlıktır. Katade şöyle mana verir: Onlar gözlerinizin önünde daha dün helak edildiler. Kimisi ise yer bakımından yakın olduğunu söylemiştir. Bunların ikisi de mümkündür.

 

"Rabbinizden bağış dileyin; sonra O'na tevbe edin." Yani, Rabb'inizden geçmiş günahlarınızı affetmesini isteyin, gelecekte de kötü ameller yapmayacağınıza dair tevbe edin. "Muhakkak ki Rabbim" tevbe edip kendisine dönenlere karşı "çok merhametlidir, çok sever. "

 

 

 

91. Dediler ki: "Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz! Eğer kabilen olmasa seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Zaten sen bizim katımızda izzet ve şeref sahibi değilsin. "

92. Şuayb dedi ki: "Ey kavmim! benim akrabalarım sizin gözünüzde Allah'tan daha mı değerli ki O'na sırt çevirdiniz? Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır. "

 

Tefsiri:

 

Şöyle dediler: "Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz" Yani, senin söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve idrak edemiyoruz. Kulaklarımızda sağırlık, seninle aramızda perde vardır. "ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz!" Said b. Cübeyr ve Süfyan-ı Sevri: Şuayb (a.s) ama idi, demişlerdir. Süfyan-ı Sevri: Ona peygamberlerin hatibi denirdi, demiştir. Süddi: "İçimizde seni cidden zayıf görüyoruz!" Yani, sen tek başınasın, demiştir. Ebu Verak da: Onun zelil ve güçsüz olduğunu demek istiyorlardı. Çünkü aşireti onun dininden değildi, demiştir.

 

"Eğer kabilen olmasa" Ayetteki "raht" kabile ve aşiret demektir. Yani, onların bizde izzet ve şerefleri olmasaydı "seni mutlaka taşlardık." Manası kimine göre "taşla taşlardık", kimine göre ise "sana söverdik" şeklindedir. "Sen bizim katımızda izzet ve şeref sahibi değilsin." Yani, senin bizde hiçbir saygınlığın yoktur.

 

"Ey kavmim! benim akrabalarım size göre Allah'tan daha mı değerli ki O'na sırt çevirdiniz?" Yani, bana, peygamberine bir kötülük yapmamak için Allah hatırına değil de akrabalarımın hatırı için mi dokunmuyorsunuz. Allah'ı arkanıza atıp ona itaat etmiyor ve saygı göstermiyorsunuz.

 

"Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır. " Yani, Allah (c.c.) tüm yaptıklarınızı bilmektedir ve size onların cezasını verecektir.

 

 

 

93. Ey kavmim! Siz yaptığınızı yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında bileceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber bekliyorum.

94. Emrimiz gelince, ş"uayb'ı ve onunla beraber iman edenleri rah-

metimizle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.

95. Sanki orada yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığı gibi Medyen halkı da rahmetten uzaklaştırıldı.

 

Tefsiri:

 

Allah'ın peygamberi Şuayb (a.s) kavminin davetine icabet edeceğine dair ümidini yitirince onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Siz yaptığınızı yapın!"

 

Yani, kendi yolunuza göre hareket etmeye devam edin. Bu büyük bir tehdit ve uyarıdır. "Ben de yapacağım" Ben de kendi yoluma ve yaşantı tarzıma devam edeceğim. "Siz" ahiret yurdunda "kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının" benden ve sizden "kim olduğunu yakında bileceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber bekliyorum."

 

Allah (c.c.) buyuruyor ki: "Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri rahmetimizle kurtardık. Zulmedenleri" Şuayb (a.s)'ın kavmini ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar." Yani, sönük ve hareketsiz kalakaldılar.

 

Burada onlara "korkunç bir gürültü"nün geldiği, A'raf suresinde onları bir sarsıntının yakaladığı, Şuara suresinde ise "gölge gününün azabı"nın geldiği ifade edilmiştir. Bunlar bir millettir ve azap vakti geldiğinde onlara bu azapların hepsi verilmiştir. Her bir yerde sözün akışına uygun olan zikredilmiştir. A’raf suresinde kavminin ona "Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz." (A’raf, 88) dediği zikredilince orada sarsıntıyla azap edilmelerinin zikredilmesi uygun düşmüştür. Zira peygamberlerine onunla zulmetmek ve oradan çıkarmak istedikleri beldeleri sarsılmıştı. Burada peygamberlerine sözleriyle saygısızlık yapınca onları susturan ve söndüren çığlığın zikredilmesi uygun olmuştur.

Şuara suresinde ise kafirler "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır." (Şuara, 187) dedikleri zikredildiğinden Allah (c.c.) "Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!" (Şuara, 189) buyurmuştur. Bu Kur'an'ın ince ve garip sırlarındandır. Allah'a sonsuz hamd-ü senalar olsun.

 

"Sanki orada" o beldelerinde daha önce hiÇ "yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştırıldığı gibi Medyen halkı da rahmetten uzaklaştırıldı." Semud kavmi bunların yakın komşusuydu. Küfür ve yol kesmede bunlar gibi olup yine bunlar gibi Arap idiler.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

96 – 105. ayetler