|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yusuf Suresi 11 – 15.ayetler |
Babalarından izin Alıp
Kıra Götürüyorlar:
11. Dediler ki: Ey
babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun
iyiliğini istemekteyiz.
12. Yarın onu bizimle beraber
(kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), aynasın. Biz onu mutlaka koruruz.
Tefsiri:
Onların en büyük
kardeşleri Rubil'in işaret ettiği gibi kardeşleri Yusuf (a.s)'ı tutup kuyuya
atma hususunda görüş birliğine varınca Yakup (a.s)'a gelerek ''dediler ki:
"Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki
biz onun iyiliğini istemekteyiz." Bu cümle söyleyecekleri asıl konu için
bir giriş ve bir iddiadır. Oysa onlar babasının ona olan sevgisi sebebiyle
kalplerindeki hasetten dolayı bunun tersini istiyorlardı.
"Yarın onu bizimle
beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın." Başka bir
kıraatte "....." manası "yiyelim ve oynayalım" şeklinde
okunmuştur. İbn Abbas (r.a.): Yani, koşsun ve neşesi yerine gelsin. Katade,
Dahhak, Süddi ve diğerleri de böyle demişlerdir. "Biz onu mutlaka koruruz.
"Yani, biz senin için onu koruyup himaye ederiz.
13. (Babaları) dedi
ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun
yemesinden korkarım.
14. Dediler ki: Hakikaten
biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz
gerçekten aciz kimseler sayılırız.
Tefsiri:
Yüce Allah peygamberi
Yakup (a.s)'ın oğullarının Yusuf (a.s)'ı, kendileriyle beraber kırda hayvan
otlatmak için göndermesi taleplerine cevaben şöyle dediğini haber veriyor:
"Onu götürmen iz beni mutlaka üzer." Yani, sizin gidip gelmenize
kadar geçen sürede ondan ayrı kalmak bana ağır gelir. Bu onda büyük hayır ve
bereketler, peygamberlik hasletleri, suret ve ah lakında mükemmellik
gördüğünden dolayı idi (Allah'ın rahmetleri ve selamı üzerine olsun)."Siz
ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım. " Yani, siz
atıcılıkla ve hayvan atlamakla meşgul iken bir kurdun gelip siz farkında
olmadan onu yemesinden korkarım. Onlar da babalarını ağzından bu sözü alarak
yaptıkları işte gerekçe olarak kullandılar. Babalarının bu sözü üzerine
"Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer
onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten aciz kimseler sayılırız. " Eğer biz
böyle büyük bir topluluk olmamıza rağmen ona saldıracaksa o zaman biz aciz ve
mahvolmuş kimseleriz demektir.
15. Onu götürüp de
kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun
ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber
vereceksin, diye vahyettik.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Kardeşleri babalarına başvurduktan sonra onu alıp götürürlerken ...
"Kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman" ifadesinde,
hepsinin birden onu kuyunun dibine atmaya karar verirlerken yaptıklarının ne
kadar çirkin olduğu manası vurgulanmaktadır. Oysa babalarına kardeşlerine
iyilikte bulunmak, rahatlatmak ve gönlünü açmak istiyorlarmış gibi davranmışlardı.
Denilir ki: Yakup (a.s) gönderirken onu kucakladı, öptü ve dua etti. Süddi ve
başkaları şöyle demişlerdir: Onların Yusuf (a.s)'a iyi davranmaları sadece
oradan ayrılıp babasının gözünden kaybolmalarına kadar sürdü. Hemen sövgü ve
benzeri sözlü eziyetle vurmak gibi fiili eziyete başladılar. Sonra atmayı
kararlaştırdıkları kuyuya geldiler. Onu bir ipe bağlayıp içine sarkıttılar.
Onlardan hangisine sığınsa ona tokat atıyor ve sövüyordu. Kuyunun kenarlarına
tutunmaya çalışsa ellerine vuruyarlardı. Sonra kuyunun yarısına geldiğinde ipi
kopardılar. Yusuf (a.s) kuyuya düşüp kayboldu. Sonra rağufe denen bir kayaya
çıkıp üstüne oturdu.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor: "Biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin)
farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik. "Yüce
Allah lütfu, rahmeti, ikramı ve zorluktan sonra kolaylık indirmesinden
bahsederek, bu dar zamanında gönlünü rahatlatmak ve sebat ettirmek için Yusuf
(a.s)'a "İçinde bulunduğun bu durumdan dolayı üzülme. Zira senin bundan
güzel bir kurtuluşun ve çıkışın olacak. Allah (c.c.) onlara karşı ona yardım
edecek ve seni yüceltecek, dereceni yükseltecek. Bu yaptıklarını da kendilerine
bir bir haber verecek.
"onlar (işin)
farkına varmadan" ifadesini Katade: Yani, Allah'ın vahyetmesiyle,
demiştir. İbn Abbas (r.a.) da cümleyi şöyle tefsir etmiştir: Sana yaptıkları bu
hareketlerini, seni tanımadan ve farkına varmadan kendilerine haber vereceksin.
Nitekim İmam Taberi, Sadaka b. Ubade el-Esedi'den, babasının şöyle dediğini rivayet
etmiştir: İbn Abbas (r.a.)'ı şöyle derken duydum: Yusuf (a.s)'ın kardeşleri
yanına geldiklerinde Yusuf (a.s) onları tanırken onlar onu tanımadılar. Yusuf
(a.s)'a gümüş bir ölçek getirildi. Onu eline aldı, sonra tık tık vurarak
tınladı. Onlara şöyle dedi: "Bu gümüş kabın bana haber verdiğine göre
sizin babanızdan olan bir kardeşiniz varmış. Adı Yusuf'muş ve onu kendisine
sizden daha yakın tutuyormuş. Siz de onu götürüp bir kuyunun derinliklerine
atmışsınız" dedi. Sonra tekrar vurup tınlattı ve şöyle dedi: "Onu
kurtlar yedi" demiş ve "sahte bir kan'a bulanmış bir gömleği
getirmişsiniz." Bunun üzerine birbirlerine: "Bu gümüş kap ona
haberlerinizi ulaştırıyar" dediler. İbn Abbas (r.a.): "Andolsun ki
sen onların bu işlerini onlar (işin) farkın'a varmadan, kendilerine haber
vereceksin" buyruğunun ancak onlar hakkında nazil olduğunu biliyoruz,
demiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |