|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yusuf Suresi 23 – 29.ayetler |
Mısır Azizinin
Karısının Tuzağı:
23. Evinde bulunduğu
kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi
gel!" dedi. O da "(Haşa), Allah'a sığınırım! O (kocanız) benim
efendimdir. Bana iyi baktı. Gerçek şu ki zalimler iflah olmaz!" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah, Yusuf
(a.s)'ın evinde bulunduğu Mısır azizinin karısının bir haberini anlatıyor.
Kocası ona, Yusuf (a.s)'a iyi bakmasını ve ikramda bulunmasını emretmişti.
"Evinde bulunduğu kadın, onun nefSinden murat almak istedi" onu
kendine çekmeye çalıştı ve çağırdı. Çünkü güzelliğinden ve sevimliliğinden
dolayı onu çok sevmişti. Bu onu Yusuf (a.s) için süslenmeye, kapıları iyice
kapatmaya ve onu kendisine çağırmaya itti. "Haydi ge!!" dedi."
Yusuf (a.s) bundan
şiddetle kaçınarak şöyle dedi: "(Haşa), Allah'a sığınırım! O benim
efendimdir." "Rabbı: Rabbimdir." Onlar Rabb kelimesini efendi ve
seyyit manasında kullanıyorlardı. Yani senin kocan benim efendimdir. "Bana
iyi baktı. " Burada iyi koşullarda kalmamı sağladı, bana iyilikte bulundu.
Dolayısıyla iyiliğine karısı ile fuhuşla karşılık veremem. "Gerçek şu ki
zalimler iflah olmaz!" dedi." Bu manayı Mücahid, Süddi, Muhammed b.
İshak ve başkaları söylemişlerdir. "..... "(Haydi gel) cümlesini
çoğunluk "hey te lek" şeklinde he harfi üstün, ya harfi sükun ve te
harfi üstün olarak okumuşlardır. İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve bir çok kişi:
Kadın bu sözüyle onu kendisine çağırmıştır, demişlerdir. Ali b. Ebi Talha ve Avfi,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Manası "gelsene"dir.
Zirr b. Hubeyş, İkrime, Hasan-ı Basrı ve Katade böyle demişlerdir. Amr b.
Ubeyd, Hasan-ı Basrl'den şöyle nakleder: Bu süryanice bir kelime olup
"yapmalısın" manasına gelir.
Süddi: "Bu gelsene
demektir ve aslen kıpticedir. Mücahid: Bu arapça bir kelime olup birini
çağırmada kullanılır, demiştir. İmam Buhari der ki: İkrime: Bu Havranice'de
"gelsene" demektir, demiştir. İmam Buhari bunu böyle kopuk senetle
rivayet etmiş, İmam Taberi ise bitişik senetle şöyle rivayet etmiştir; İbn
Abbas (r.a.)'ın kölesi İkrime şöyle dedi: Bu "gelsene" demek olup
aslen Havranice'dir. Ebu Ubeyd b. Kasım b. Selam der ki: Kisai bu kıraati (yani
heyte lek) okur ve şöyle derdi: Bu Havranlıların dilindeki bir kelime olup
Hicazlılara geçmiştir ve "Gel" manasına gelmektedir. Ebu Ubeyd der
ki: Havranh ihtiyar bir alime sordum, bunun dillerinde olduğunu ve bildiğini
söyledi. İmam Taberi bu kıraata bir şairin İmam Ali'ye yazdığı şu şiiri şahit
göstermiştir:
Irak'ın kardeşi
Mü'minlerin emirine bildir ki geldiğinde irak ve ahalisi,
Senin yolunu
gözlüyorlar; haydi gel. Yani "gel ve yaklaş."
Bunu başkaları
"....." şeklinde, he ile hemzeyi sükun, te'yi ise üstün okumuşlardır.
Manası "sana hazırlandım" dır. Kendilerinden bu kıraat nakledilenler
arasında İbn Abbas (r.a.), Ebu Abdurrahman es-Sülemi, Ebu Vail, İkrime ve
Katade vardır. Bunların hepsi buna "senin için hazırlandım" manası
vermişlerdir. İmam Taberi: Ebu Amr ve Kisai bu kıraati kabul etmezlerdi, demiştir.
Abaullah b. İshak ".....' şeklinde, he'yi esre, te'yi üstün okumuştur. Bu
garip bir kıraattir. Aralarında Yemenlilerin büyük bir bölümünün bulunduğu
diğerleri ise: "....." şeklinde, he'yi esre, ye'yi sakin ve te'yi
üstün okumuşlardır. Bazı Mekkeliler "......" okumuşlardır. Şair şöyle
der:
Aşiretten biri
"haydi gel" diye çağırsa,
Benim kavmim uzakta
değildir (hemen gelir).
Abdurrezzak, Ebu
Vail'den şöyle nakleder: İbn Mes'ud (r.a.) şöyle dedi: Ben karileri dinledim ve
okuyuşlarının birbirlerine yakın olduğunu gördüm. Siz, size öğretildiği gibi
okuyun. Çok irdelemekten ve onda ihtilafa düşmekten sakının. Bu mesele sizden
birinin "....." (ikisi de "gel" manasında) demesi gibidir.
İbn Mes'ud (r.a.) daha sonra Kur’an' daki "....." ifadesini okudu.
Ebu Vail: Ey Ebu Abdirrahman, bazıları bunu "....." diye okuyorlar,
dedi. Abdullah: Bana öğretildiği gibi okumak bana daha sevimli geliyor, dedi.
Taberi, Ebu Vail’den şöyle nakleder:
Abdullah
"......" şeklinde okudu. Mesruk ona "Bazıları bunu
"....." diye okuyorlar, dedi. İbn Mes'ud (r.a.): Beni bırakın; bana
öğretildiği gibi okumaktan daha çok hoşlanıyorum, dedi. İmam Taberi Şakik'ten
de şöyle rivayet eder: İbn Mes'ud (r.a.): ".....' şeklinde, he ve te
harflerini üstün ve hemzesiz (yani kelimeyi hemze'li yerine ya'h) okudu.
Bazıları bunu "....."
şeklinde, he ve nun'u üstün ve ye'yi sakin okumuşlardır. Ebu Ubeyde Ma'mer b.
Müsenna şöyle der: ".....' nin tesniye, çoğul ve müennesi yapılmaz,
hepsine tek bir lafızla hitap edilerek şöyle denilir:
(Sen eyerkek gel, sen ey
kadın gel, ikiniz gelin, siz erkekler gelin, siz kadınlar gelin, o kadınlar
gelsinler).
24. Andolsun ki kadın
onu arzuladı. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da onu arzu etmiş
olacaktı. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için
(delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlaslı kullarımızdandı.
Tefsiri:
Bu ayetin tefsirinde
insanların çok farklı görüş ve ifadeleri vardır. İbn Abbas (r.a.), Mücahid,
Said b. Cübeyr ve seleften bir grup Taberi ve başkalarının söylediğini
söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bazıları: Onun meylinden kasıt
hatırından geçmesi ve kendi kendine düşünmesi şeklindeki meyildir, demişlerdir.
Bunu Beğavı bazı muhakkik alimlerden rivayet etmiştir.
[3861] Sonra İmam Beğavı
burada Ebu Hureyre (r.a.)'tan yapılan şu rivayeti zikreder; Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: ''Allah (c.c.) şöyle buyurdu: Kulum
bir iyiliğe niyetlendiğinde (.....) bunu ona bir sevap olarak yazın. Eğer
yaparsa ona on kat sevap olarak yazın. Bir kötülüğe niyetlenir de yapmazsa bunu
ona bir sevap olarak yazın. Çünkü onu benim için terk etmiştir. Eğer yaparsa
ona onu misliyle yazın. " Bu hadis Buhari ve Müslim' de tahric edilmiştir.
Bir çok lafızlarla rivayet edilmiş olup onlardan biri budur.
Yusuf (a.s)'ın
niyetlenmesini "ona vurmaya niyetlendi" veya "onun eşi olmasını
temenni etti" diye tefsir edenler de olmuştur. Manasını "Eğer
Rabb'inin işaret ve ikazını görmemiş olsaydı o da onu arzu etmiş
gitmişti." Yani, fakat arzu etmedi" diye veren de olmuştur. Fakat bu
arapça açısından problemlidir. Taberi ve başkaları bunu ifade etmiş ve
açıklamışlardır.
Gördüğü işaret ve ikazın
ne olduğu hususunda da farklı görüşler vardır. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Said
b. Cübeyr, Muhammed b. Sirin, Hasan-ı Basri, Katade, Ebu Salih, Dahhak,
Muhammed b. İshak ve başkaları: Babasını ağzıyla parmaklarını ısırırken gördü,
demişlerdir. Başka bir rivayette İbn Abbas (r.a.): Babası Yusuf (a.s)'ın
göğsüne vurdu, demiştir. Avfi ise İbn Abbas (r.a.)'tan: Kralın yani efendisinin
hayali görüntüsünü gördü, dediğini rivayet etmiştir. Muhammed b. İshak
başkalarından naklen şöyle demiştir: O, kapıya yaklaştığında efendisi İtfir'in
sesidir. Taberi, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'den şöyle nakleder: Yusuf (a.s)
kafasını kaldırıp evin tavanına baktı ve duvarda "Zinaya yaklaşmayın. Zira
o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsra, 32) ayetini gördü.
Bunu Ebu Ma'şer el-Medeni de Muhammed b. Ka'b'dan böyle rivayet etmiştir.
Abdullah b. Vehb ... Ebu Sahr'dan şöyle nakleder: el-Kurazi'yi Yusuf (a.s)'ın
gördüğü işaret ve ikaz hakkında şöyle derken işittim: Allah'ın (c.c.) kitabında
üç ayeti gördü; Onlar "Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler var,"
(İnfitar, 10) ayeti, "Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan
bir şeyokusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz
mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey
Rabbinden uzak (ve gizli) kalır. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki
apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın." (Yunus, 61) ayeti ve
"Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir" (Müddessir, 38)
ayetidir. Nafi' der ki: Ebu Hilal'i duydum; Kurazi'nin dediği gibi dedi. Fakat
o dördüncü bir ayet ekledi: "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır
ve çok kötü bir yoldur." (İsra, 32) Evzai der ki: Duvarda Allah'ın
kitabında bundan men ettiği ayeti gördü. Taberi der ki: Bu hususta doğru olan
şöyle demektir: Yusuf (a.s) Allah'ın kendisini meylettiği işten engelleyecek
işaret ve ikazlarını görmüştür. Bunun Yakup (a.s)'ın görüntüsü olması
mümkündür, kralın görüntüsü olması mümkündür, bundan men eden yazı olması
mümkündür. Bunlardan belli biri olduğuna dair hiçbir kat'i delil
bulunmamaktadır. Dolayısıyla doğru olan bu hususu Allah'ın (c.c.) buyurduğu
gibi genel bir halde bırakmaktır.
Yusuf (a.s)'ın
şalvarının bağını çözdüğü, erkeğin eşiyle oturuş şeklindeki gibi oturduğu,
babasının suretini görünce bunu terk ettiği gibi haberler ise İsrailiyattandır,
aslı yoktur. Müslümanın da tefsir kitaplarına sokulan peygamberleri lekeleyici
İsrailiyat rivayetlerden sakınması gerekir. Zira onlar kah "Davud (a.s)
çıplak bir kadın gördü ve ona iştahı kabardı. Kocası ölsün ve sonra onunla
evlensin diye kocasını ordunun en önüne gönderdi" derler. İmam
İbnu'l-Cevzi tefsirinde Davud efendimize (a.s) karşı uydurulmuş bu kıssayı
zikrettikten sonra "Bu nakil olarak da mana bakımından da mümkün değildir.
Çüfıkü peygamberler bundan münezzehtirler. Davud (a.s)'ın istiğfarı ise birini
dinleyip diğerini dinlemeden iki kişi arasında hükmetmesinden dolayı idi.
İsrailiyat rivayetlerinde kah: Eyyub (a.s)'ın bedenini o kadar kurtçuk sardı ki
dört bir tarafa saçıldılar, denilir. O rivayetlerde kah: "İbrahim (a.s)
Allah dışında yıldızlara ibadet etti." denilir. Oysa İbrahim efendimiz
(a.s) hakkında Allah (c.c.) "Andolsun biz İbrahim'e daha önce rüşdünü
vermiştik. Biz onu iyi tanırdık." (Enbiya, 51) buyurmuştur. Şu da
bilinmektedir ki peygamberler bütün bu kasıtlı iftiralardan korunmuşlardır.
Allah (c.c.) peygamberlerini insanlara örnek ve önder olmaları için küfür,
hiyanet, adilik, aptallık ve alçaklıktan, insanları ürküten ve nefret ettiren
hastalıklar ve başka kötü sıfatlar gibi Peygamberlik makamına yakışmayan her
şeyden korumuştur. Daha başka bir çok görüş vardır. Doğrusu, Allah (c.c.)
peygamberlerini peygamberlikten önce ve sonra bunlardan korumuştur. Bunlardan
biri de Allah'ın onları zina ya niyetlenmekten korumasıdır. Çünkü bu
peygamberlik makamını gözden düşürür. Bu hiçbir peygambere yakışmaz. Ayrıca
zinaya niyetlenmek Allah'ın Peygamberlerinin yapmayacağı adi fiillerdendir.
Çünkü buna niyetlenmek şeytanın vesvesesindendir. Şeytan ise Allah (c.c.) onu
kovduğu ve lanet ettiği günde şöyle demiştir: "Senin mutlak kudretine
andolsun ki onlardan ihlasa erdirilmiş kulların bir yana, hepsini mutlaka
azdıracağım." (Sad, 82-83) Hz. Yusuf'da (a.s) ihlasa erdirilmiş
kullardandı. Çünkü Allah (c.c.) onun hakkında: "şüphesiz o ihlasa
erdirilmiş kullardandır" buyurmuştur. Sonra, kadın ''Haydi gel"
dediğinde Yusuf (a.s) "Haşa" demiştir. Bu da onun asla zinaya niyetlenmediğinin
bir delilidir. Ayrıca, kadın itiraf edip olayı anlattıktan sonra şöyle
demiştir: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak
istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir." (Yusuf, 51) Yusuf
(a.s)'ın korunmuşluğu şu ayette de açıktır: "İşte böylece biz, kötülük ve
fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik)." O (a.s) zinaya
niyetlenmiş olsaydı "kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için"
buyrulmazdı.
"İşte böylece biz,
kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik)." Yani,
içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için Yusuf (a.s)'a işaret gösterdiğimiz
gibi onu her halinde de kötülükten ve fuhşiyattan koruruz. "Şüphesiz o
ihlaslı kullarımızdandı. "Yani seçilmiş, arındırılmış, seçkin ve özel
insanlardandI. Allah'ın salatı ve selamı üzerlerine olsun.
25. İkisi de kapıya
doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun
kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası,
zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!
26. Yusuf: ''Asıl
kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından
biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru
söylemiştir, bu ise yalancılardandır.
27. Eğer gömleği
arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.
28. (Kocası, Yusuf'un
gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): "Şüphesiz, dedi;
bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
29. Ey Yusuf! Sen
bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile!
Çünkü sen günahkarlardan oldun
Tefsiri:
Yüce Allah Yusuf (a.s)
ile kadının kapıya doğru koşuşma sahnesini anlatıyor. Yusuf (a.s) kaçıyor,
kadın ise eve dönmesi için peşinden koşuyordu. O esnada Yusuf (a.s)'a yetişti
ve gömleğinden tutup boydan boya yırttı. Hatta bundan dolayı Yusuf (a.s)'ın
düştüğü söylenir. Yusuf (a.s) sürekli koşuyor, kadın da peşinden geliyordu. Tam
kapıda ikisi birden Yusuf (a.s)'ın efendisi ve kadının kocası olan adamla
karşılaştılar. Kadın hileye başvurarak o suçlu halinden sıyrıldı; kendisinin
suçunu Yusuf (a.s)'a atarak ve ona iftira ederek kocasına şöyle dedi:
"Senin ailene kötülük etmek" yani yapmak "isteyenin cezası,
zindana atılmaktan" yani hapsedilmekten "veya elem verici bir
işkenceden" büyük bir acı verecek şekilde şiddetle vurulmaktan "başka
ne olabilir!" O vakit Yusuf (a.s) hakikati ortaya koymayı başardı ve
kadının, efendisine ihanet ettiğine dair iftirasından temize çıktı.
"Yusuf" iyilikle ve samimi bir şekilde ''Asıl kendisi benim nefsimden
murat almak istedi" dedi." Kadının kendisinin peşinden gelerek
kendisine çekmeye çalıştığını, hatta gömleğini yırttığını söyledi.
"Kadının
akrabasından biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa,
kadın doğru söylemiştir" yani Yusuf (a.s)'ın kendisini elde etmek istediği
sözünde kadın doğrudur. Çünkü Yusuf (a.s) onu çağırdığında kabul etmez ve
göğsünden iterse gömleğini (önden) yırtar ve dolayısıyla sözü doğru olmuş olur.
"Bu ise
yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu
ise doğru söyleyenlerdendir." Nitekim gerçekleşen de buydu. Yusuf (a.s)
kaçıp kadın peşinden giderken kendisine dönmesi için gömleğini arkadan yırtmıştı.
Bu şahidin çocuk mu büyük mü olduğu hususunda seleften nakledilen iki görüş
vardır. Abdurrezzak'ın İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre
bu ayet hakkında: "O sakallıydı" demiştir. İbn Ebi Müleyke, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Kralın en yakın adamlarındandı. Aynı şekilde
Mücahid, İkrime, Hasan-ı Basrı, Katade, Süddi ve Muhammed b. İshak da: O bir
erkekti, demişlerdir. Zeyd b. Eslem ve Süddi: Kadının amcasının oğluydu,
demişlerdir. İbn Abbas (r.a.): Kralın en yakın adamlarındandı, demiştir.
Muhammed b. İshak, Züleyha'nın Kral Reyyan b. Velid'in kızkardeşinin kızı
olduğunu söylemiştir.
Avfi'nin rivayetine göre
İbn Abbas (r.a.) "Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti"
buyruğu hakkında şöyle demiştir: O beşikteki bir bebekti. Ebu Hureyre (r.a.),
Hilal b. Yesaf, Hasan-ı Basrı, Said b. Cübeyr ve Dahhak da: O evdeki bir
bebekti, demişlerdir. Taberi de bunu tercih etmiştir. Bu konuda bir de merfu
hadis bulunmaktadır:
[3862] İmam Taberi'nin
İbn Abbas (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
naklettiğine göre "Beşikte dört kişi konuştu" buyurmuş ve onlar
arasında Yusuf (a.s)'ın şahidini saymıştır. Bunu başkaları Said b. Cübeyr'in
İbn Abbas (r.a.)'tan onun kendi sözü olarak şöyle rivayet etmişlerdir:
"Dört kişi çocukken konuştu: Firavun'un kızı Maşita'nın oğlu, Yusuf
(a.s)'ın şahrdi, Cüreyc'in arkadaşı ve Meryem oğlu Hz. İsa. Leyt b. Ebi Süleym,
Mücahid'den: Allah'ın katından gelen biriydi, insan değildi, dediğini rivayet
etmiştir. Bu garip bir görüştür.
"Gömleğinin arkadan
yırtılmış olduğunu görünce" Yani, kocası karısının itham ve iddia ettiği
konuda Yusuf (a.s)'ın doğru karısının ise yalancı olduğundan emin olunca
"Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır." Yani, gence attığın iftira
ve bulaştırdığın çamur sizin tuzaklarınız cümlesindendir. "Sizin tuzağınız
gerçekten büyüktür. "
Sonra Aziz, Yusuf
(a.s)'a olanları gizlemesini emrederek şöyle dedi: "Ey Yusuf! Sen bundan
vazgeç!" yani bu sayfayı kapat ve bundan hiç kimseye bahsetme. "(Ey
kadın!) Sen de günahının affını dile!" Adam ya yumuşak tabiatlıydı ya da
bu durumu kadının sabredemeyeceği bir şeyolarak gördüğünden dolayı onu mazur
gördü ve karısına şöyle dedi: "(Ey kadın!) Sen de günahının affını
dile!" Yani, bu gence kötülük yaptığından ve suçsuz olduğu bir konuda ona
iftira attığından dolayı günahlarının bağışlanmasını dile. "Çünkü sen
günahkarlardan oldun."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |