İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Yusuf Suresi

36 – 42.ayetler

 

Yusuf (a.s) Zindanda:

 

36. Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.

 

Tefsiri:

 

Katade der ki: Yusuf (a.s)'ın zindan arkadaşlarından biri kralın sakısi (içki dağıtıcısı), diğeri ise fırıncısıydı. Muhammed b. İshak: Şarapçının adı Nebva, diğerinin adı ise Mecles'tir, demiştir. Süddi der ki: Kralonları yiyecek ve içeceğine zehir atmayı planladıklarından şüphelenerek zindana atmıştı. Yusuf (a.s) zindanda; cömertlik, emanet, doğru sözlülük, ağır başlılık, çok ibadet, rüya tabirini bilmek, zindandakilere iyilik etmek, hastalarını ziyaret etmek ve onlara karşı haklarını yerine getirmek ile meşhur olmuştu. Bu iki genç de zindana girince onunla tanışıp biliştiler ve onu çok sevdiler. Ona "Vallahi seni çok sevdik" dediler. Yusuf (a.s) "Allah her şeyinizde size bereket versin. Beni kim severse sevgisinden dolayı bana zarar dokunur. Beni halam sevdi, ondan dolayı buna zarar geldi. Beni babam sevdi, ondan dolayı bana eziyet edildi. Azizin karısı sevdi ve ondan dolayı yine zarar gördüm." dedi. "Vallahi, sevmemek elimizde değil" dediler. Sonra rüya gördüler. Sakı (içki dağıtıcısı) kendisini içki -yani üzüm- sıkarken gördü. Nitekim İbn Mes'ud (r.a.)'ın kıraatinde "IF" (içki) yerinde "....." (üzüm) vardır. Bunu İbn Ebi Hatim Zeyd b. Vehb'den şöyle rivayet etmiştir: İbn Mes'ud (r.a.) bu ayeti "....." (üzüm sıktığımı gördüm) şeklinde okudu. Dahhak "şarap sıktığımı gördüm." ayetini, "yani üzüm sıktığımı" diye tefsir etmiş ve "Uman'lılar üzüme hamr derler" demiştir. İkrime der ki: Kralın sakısi rüyasını şöyle anlattı: "Rüyamda üzüm asması diktim. Bitti ve ondan üzüm salkımları çıktı. Onları sıktım, sonra krala takdim ettim." Yusuf (a.s) şöyle dedi: Zindanda üç gün kalıp çıkacak ve krala içki sunacaksın. Diğeri, yani fırıncı ise "Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm" dedi. Alimlerin çoğunluğuna göre meşhur olan zikretmiş olduğumuzdur ki ona göre zindan arkadaşların gerçekten rüya görmüşler ve ona tabirini sormuşlardır. Taberi, senediyle İbrahim Nehai'den İbn Mes'ud (r.a.)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Yusuf'un iki arkadaşı bir şey görmemişti. Sadece onu denemek için görmüş gibi yapmışlardı.

 

 

 

37. ('lusu!) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun

yorumunu mutlaka size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkar edenlerin kendileridir.

38. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

 

Tefsiri:

 

Yusuf (a.s) zindan arkadaşlarına kendisinin, uykularında her ne rüya görseler onun tefsirini bildiğini ve gerçekleşmeden önce onu haber verebileceğini söylüyor. Bu sebeple onlara şöyle diyor: "Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber veririm." Mücahid der ki:

Yani, geceleyin o gün size hangi yemek verileceğini görseniz vakti gelmeden onu size bildirebilirim. Süddi de böyle demiştir. İbn Ebi Hatim ... İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bilmiyorum, belki de Yusuf (a.s) bazı işaretlerden sonuç çıkarıyordu. Aslında öyledir. Çünkü ben Allah'ın kitabında onun iki arkadaşına, "Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber veririm. " dediğini okuyorum. Yusuf (a.s) orada şöyle demek istiyor: Yemeğin tatlı veya acı olmasını işaret yaparak bazı bilgiler verebilirim. İbn Abbas (r.a.) sonra: "Ona öğretildi de öğrendi" demiştir. Bu garip bir rivayettir.

Yusuf (a.s) sonra şöyle diyor: Bu ancak Allah'ın (c.c.) bana öğretmesiyledir. Çünkü ben Allah'ı ve ahiret gününü inkar eden, dolayısıyla yeniden yaratılma gününde herhangi bir mükafat veya cezasına dair bir ümidi (ve korkusu) olmayan bir milletten uzak durdum. ''Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum." Yani, küfür ve şirk yolunu bırakıp o peygamberlerin -Allah'ın salatları ve selamları üzerlerine olsun- yoluna girdim. Hidayet yoluna giren, peygamberlerin yoluna uyan ve sapıkların yolundan yüz çeviren kimsenin hali böyledir. Çünkü Allah (c.c.) onun kalbini doğruya yönlendirir, ona bilmediklerini öğretir ve hayırda uyulan önder ve doğru yolun davetçisi yapar. ''Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu" Yani, tek ve eşsiz olan Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığını ikrar ve kabul etmek olan tevhid ''Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır." Allah (c.c.) onu bize vahy ve emretti, bizim onları tevhide çağırmamızı sağladı. "Fakat insanların çoğu şükretmezler." Yani, Allah'ın (c.c.) kendilerine peygamberler gönderme nimetinin kıymetini bilmezler. Bilakis " ... Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık verir ve sonunda kavimlerini helak yurduna sürüklerler .. " (İbrahim, 28) İbn Ebi Hatim'in Ata'dan nakletliğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbas (r.a.) dedeyi baba gibi görür ve "Vallahi kim isterse onunla Hacer-i Esved'de lanetleşirim. Nitekim Allah (c.c.) Yusuf (a.s)'in şöyle dediğini bildirir: "Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum." (Kur'an'daki ifade .... (babalarım)'dır).

 

 

39. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?

40. Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

 

Tefsiri:

 

Yusuf (a.s) sonra gençlere hitap ederek onları tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a (c.c.) ibadet etmeye ve kavimlerinin ondan başka ibadet etmekte oldukları putları bırakmaya davet ederek şöyle buyuruyor: "Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?" Ki Allah'ın (c.c.) yüceliğinin gücü ve hükümranlığının büyüklüğü önünde her şey boyun eğmiştir. Sonra onlara ibadet etmelerini ve ilah adıyla anmalarının kendilerinin cehaleti, sonrakilerin öncekilerden devraldıkları ve hiçbir mesnedi bulunmayan bir isimlendirme olduğunu açıklıyor. O yüzden şöyle buyuruyor: "Allah onlar hakkında herhangi bir delil" yani hüccet ve burhan "indirmemiştir." Sonra hüküm, tasarruf, dileme ve mülkünde hükümranlışın hepsinin Allah'a (c.c.) ait olduğunu, bütün kullarına ancak kendisine ibadet etmelerini emrettiğini açıklıyor. Yüce Allah sonra şöyle buyuruyor: "İşte dosdoğru din budur." Yani, Allah'ın (c.c.) emrettiği, hakkında hüccet ve burhan indirdiği, sevdiği ve razı olduğu dosdoğru din sizleri çağırmakta olduğum Allah'ı birlemek ve amelleri sadece onun için yapmaktır. "Fakat insanların çoğu bilmezler." Yani, o yüzden de çoğu müşriktir. "Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir." (Yusuf, 103)

İmam Taberi der ki: Yusuf (a.s) başta rüyayı tabir etmeyip bu konuya geçti; çünkü yapacağı tabirin onlardan birinin zararına olduğunu biliyordu. Bu yüzden tekrar tekrar rüyalarının tabirini sarmamaları ve konuyu ona getirmemeleri için onları başka bir şeyle meşgul etmek istedi. Onlar o konuya geçtikçe Yusuf (a.s) nasihate döndü. Taberi'nin söylediği pek de isabetli değildir. Çünkü başta onlara rüyanın tabirini anlatacağını vaad etti. Fakat saygı ve tazimle sormalarını, onları tevhide ve İslam'a çağırmak için bir vesile ve sebep edindi. Çünkü onların mizacında iyiyi kabul ve ona kulak verme kabiliyetinin bulunduğunu görmüştü. Bu yüzden onları davet ettikten sonra tekrar sormalarına mahal bırakmadan rüyalarının tabirini anlatmaya başlayarak şöyle dedi:

 

 

 

41. Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.

 

Tefsiri:

 

"Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz efendisine şarap içirecek" Bu rüyasında şarap sıkan kişidir. Fakat Yusuf (a.s) üzülmemesi için hangisi olduğunu belirtmemiş diğeriyle birlikte müphem olarak zikretmiştir. "diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler." O da rüyasında başında ekmek taşıyan kişidir. Sonra onlara mutlaka meydana gelecek hükmü kesinleşmiş bir şey olduğunu söylemiştir. 'Çünkü rüya tabir edilmedikçe kuşun ayağındadır, tabir edilince düşer. İbrahim Nehai'nin rivayetine göre İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir: "Onlar rüyalarını söyleyip Yusuf (a.s) da yorumunu açıklayınca "Hiçbir şey görmedik" dediler. Bunun üzerine Yusuf (a.s) "Yorumunu sorduğunuz iş kesinleşmiştir." dedi. Bunu İbn Mes'ud (r.a.)'tan Alkame de rivayet etmiştir. Mücahid, Abdurrahman b. Zeyd ve başkaları da böyle tefsir etmişlerdir. Özetle, bir kimse asılsız bir rüyayı söyler ve onu tabir ederse bu tabiri onu bağlayıcı olur (ve gerçekleşir). Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[3867] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel'in Muaviye b. Hayde'den naklettiği bir hadiste Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Rüya tabir edilmedikçe bir kuşun ayağındadır. Tabir edilince düşer. "

 

 

[3868] Müsned-i Ebu Ya'la'da, Enes b. Malik (r.a.)'tan, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Rüya ilk tabir edenindir." buyurduğunu rivayet edilmiştir.

 

 

 

42. Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an. Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.

 

Tefsiri:

 

Yusuf (a.s) onlardan birinin yani sakınin (içki sunanın) kurtulacağını tahmin edince ona -Allahu a'lem asılacak olanın kendisi olduğunu hissettirmemek için diğerinden gizlice- şöyle dedi: "Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an" Yani, benim hikayemi ona anlat. Fakat tenbihte bulunduğu arkadaşı Yusuf (a.s)'ı efendisi krala söylemeyi unuttu. Bu, Yusuf (a.s)'ın zindandan çıkmaması için şeytanın yaptığı tuzaklardandı. Doğrusu da budur "Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. " cümlesinde" "ona" zamirinden kasıt Mücahid, Muhammed b. İshak ve başkalarının söyledikleri gibi öldürülmekten kurtulan kişidir. Zamirin Yusuf (a.s)'a döndüğü de söylenmiştir. Bunu Taberi İbn Abbas (r.a.), Mücahid, İkrime ve başkalarından rivayet etmiştir.

 

 

[3869] İmam Taberi burada bir hadis zikreder; İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yusuf (a.s) o sözü söylemeseydi zindanda o kadar uzun süre kalmazdı. Zira kurtuluşunu Allah'tan başkasında aramıştı. " Bu çok zayıf bir hadistir. Çünkü ravilerden Süfyan b. Ve ki çok zayıf, diğer ravi İbrahim b. Yezid el-Hurzi ise ondan da zayıftır. Bu Hasan-ı Basri ve Katade'den mürsel senetlerle rivayet edilmiştir. Mürsel hadis haddi zatında kabul edilse bile bu mürseller burada kabul edilemez. (Özellikle Hasan-ı Basri'nin mürselleri çok zayıftır. Konu da bir peygamberin kusuruyla ilgilidir. Asılsız olma ihtimali yüksek olan bu rivayetin aslı olmaması durumunda, en azından Allah'ın sevgili kulu bir peygamber hakkında asılsız bir iftira yapılmış olur.).

 

Ayetteki "birkaç yıl" ifadesi hakkında Mücahid ve Katade: Üç ile dokuz yıl arası, demişlerdir. Vehb b. Münebbih: Eyyub (a.s) belada yedi yıl ve Yusuf (a.s) zindanda yedi yıl kaldı. Buhtunnasr'ın işkencesi ise yedi yıl sürdü, demiştir. Dahhak'ın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ayet hakkında:

 

On iki yıl kaldı, demiştir. Dahhak da on dört yıl kaldığını söylemiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

43 – 53. ayetler