|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Yusuf Suresi 67 – 86.ayetler |
Kardeşlerin ikinci
Defa Bünyamin'le Birlikte Gelişi ve Kardeşini Alıkoyması:
67. Sonra şöyle dedi:
Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.
Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının
değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na
dayansınlar.
68. Babalarının
kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiler (onun emrini yerine
getirdiler.) (Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan
savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o
kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Tefsiri:
Yüce Allah Yakup (a.s)'dan bahsederek oğullarını kardeşleri Bünyamin'le birlikte
Mısır'a gitmek üzere hazırladığında şehre hepsinin topluca bir kapıdan
girmemesini, farklı farklı kapılardan girmelerini emrettiğini haber veriyor.
Çünkü Yakup (a.s) İbn Abbas (r.a.), Muhammed b. Ka'b, Mücahid, Dahhak, Katade,
Süddi ve daha bir çok kişinin söylediği gibi, Yakup (a.s) onlara göz
değmesinden korkuyordu. Çünkü güzel, yakışıklı ve boylu poslu idiler ve bu
yüzden onlara insanların nazar etmesinden korkuyordu. Çünkü nazar haktır,
atlıyı atından yere indirir. İbn Ebi Hatim'in İbrahim Nehai'den naklettiğine
göre ise o "ayrı ayrı kapılardan girin." buyruğu hakkında:
"Çünkü kardeşleriyle bu kapılardan birinde karşılaşacaklarını
bilmişti." demiştir. ''Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam.
" Yani, bu sakınma Allah'ın kader ve kazasını geri çevirmez. Zira Allah
(c.c.) bir şey dilerse ona karşı gelinemez ve engelolunamaz. "Hüküm
Allah'tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül
edenler yalnız O'na dayansınlar. Babalarının kendilerine emrettiği yerden
(çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler.) (Fakat bu
tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kup içindeki
bir dileği" ki o nazarı oğullarından def etme arzusuydu "açığa vurmuş
oldu. Şüphesiz kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi." Süfyan-ı Sevri
bunu:
İlmiyle amel ederdi,
Taberi ise: "Kendisine öğrettiğimizden dolayı bilgi sahibiydi." diye
tefsir etmiştir.
69. Yusuf'un yanına girdiklerinde
öz kardeşini yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların
yaptıklarına üzülme" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah Yusuf
(a.s)'ın kardeşlerinden bahsederek onun huzuruna öz kardeşi Bünyamin'le birlikte
girdiklerinde onları özel konuklama ve ikram bölmesine alarak onları iyilik,
ihsan ve ikramlara boğdu. (Bir ara) Kardeşi Bünyamin'le baş başa kalarak
kendisinin durumundan, başına gelenlerden bahsetti ve onun kardeşi olduğunu
söyledi. "Bana yaptıklarından dolayı üzülme" dedi. Bu hususu onlardan
gizlemesini, onu haberdar ettiği onun kardeşi olduğu hakikatinden haberdar
etmemesini bunu onlardan gizlemesini emretti. İzzet, tazim ve ikram içinde
yanında kalması için bir hile kuracağı hususunda onunla anlaştı.
70. (Yusuf) Onların
yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket
ettikten) Sonra bir tellal: "Ey kafile! Siz hırsızsınız!" diye
seslendi.
71. (Yusuf'un
kardeşleri) onlara dönerek: "Ne arıyorsunuz?" dediler.
72. Kralın su kabını
arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:)
Ben buna kefilim, dedi.
Tefsiri:
Yusuf (a.s) onların
hazırlıklarını yaptırıp yiyeceklerini develerine yüklettikten sonra
uşaklarından birine maşrabayı yüklerine koymasını emretti. Çoğunluğa göre o
gümüş bir kaptı.
Bazıları ise altın kap
idi, demiştir ki mesela İbn Zeyd böyle demiştir. Yusuf (a.s) onunla su içerdi
ve o vakit yiyeceğin az olması sebebiyle insanlara yiyeceklerini onunla ölçüp
veriyordu. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Katade, Dahhak, Abdurrahman b. Zeyd böyle
demişlerdir. Şu'be, Said b. Cübeyr'den İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini
rivayet etmiştir:
"Kralın su kabı
gümüştendi ve maşraba gibiydi. Cahiliye devrinde Abbas'ın (r.a.) da böyle bir
maşrabası vardı." Onu hiç kimse hissetmeden Bünyamin'in eşyasına koydu.
Sonra onların arasından bir tellal: "Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye
seslendi. (Yusuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne arıyorsunuz?" dediler.
"Kralın su
kabını" yani ölçmede kullandığı maşrabasını "arıyoruz; onu getirene
bir deve yükü var, dediler." Bu bir şeye mukabil (mükafat vs. olarak) bir
ücret belirlemek demek olan "Ceale" kabilindendir. "(İçlerinden
biri:) Ben buna kefilim." dedi. Bu da garanti verme ve kefalet
kabilindendir.
73. "Allah'a
andolsun ki bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de
biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz" dediler.
74. (Yusuf'un
adamları) Dediler ki: "Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?"
75. "Onun cezası,
kayıp eşya kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz
zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
76. Bunun üzerine
Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da
onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf'a böyle bir tedbir öğrettik,
yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi
hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin
üstünde daha iyi bilen biri vardır.
Tefsiri:
Yusuf (a.s)'ın uşakları
onun kardeşlerini hırsızlıkla suçlayınca onlar şöyle dediler: ''Allah'a
andolsun ki bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de
biliyorsunuz. " Yani, bizi tanıdığınızdan beri burada bozgunculuk yapmaya
gelmediğimizi kesin ve kat'i bir şekilde öğrenmiş bulunmaktasınız. Çünkü
onlarda güzel bir ahlaka tanık olmuşlardı. "Biz hırsız da değiliz."
Bizim mizaç ve tabiatımız da bunu gerektirir. Bunun üzerine uşaklar onlara
şöyle dediler: "Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?" Yani,
hırsız aranızda ise onun cezası nedir? Eğer sizden onu almış birini yakalarsak
onun cezası ne olacaktır? "Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde
bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle
cezalandırırız" dediler. " İbrahim (a.s)'ın şeriatında hüküm böyleydi;
hırsız malını çaldığı kimseye teslim edilirdi. Yusuf (a.s)'ın istediği de
buydu. O yüzden "kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya)
başladı." Yani, göstermelik olarak önce onları aradı "Sonra da onu,
kardeşinin yükünden çıkarttı." Böylece Bünyamin'i onlardan, itiraflarının
ve kendileri bir hükme bağlamalarının gereği olarak, inançlarında olan kuralın
gereği olarak çıkardı.
O yüzden Yüce Allah
şöyle buyuruyor: "İşte biz Yusuf'aböyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın
kanununa göre kardeşini tutamayacaktı." Bu Allah'ın (c.c.) sevdiği ve razı
olduğu bir kasıtla yapılan güzel bir hiledir. Çünkü onda hikmet ve elde edilmek
istenen maslahat vardı.
"İşte biz Yusuf'a
böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini
tutamayacaktı." Yani, Mısır kralının kanunlarına göre onu alamazdı. Dahhak
ve başkaları böyle demişlerdir. Allah (c.c.) ona kardeşlerinin kendilerini o
hükme bağlamalarını lutfetti. Yusuf (a.s) onların şeriatında bunu biliyordu. O
yüzden Yüce Allah onu överek şöyle buyuruyor: "Biz kimi dilersek onu
derecelerle yükseltiriz." Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle
buyurur: " ... Ta ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim
verilenleri derecelerle yükseltsin." (Mücadele, 11) Allah (c.c.) sonra
şöyle buyuruyor: "Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri
vardır." Hasan-ı Basri der ki: Her bilen birinin üstünde mutlaka başka bir
bilen vardır ve bu Allah'a varıncaya kadar devam eder (O'nun üstünde bilen ise
yoktur). Abdurrezzak da Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.)'ın
yanındaydık. Garip ve hoş bir şey söyledi. Bir adam bundan çok hoşlandı ve
"Elhamdulillah. "her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri
vardır." dedi. İbn Abbas (r.a.): Ne kötü bir şey söyledin. Allah her şeyi
bilendir ve her bilenin üstündedir. Aynı şekilde İkrime kanalıyla İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakledilmiştir: "her ilim sahibinin üstünde daha iyi
bilen biri vardır." Filan filandan daha bilgili, o diğerinden daha
bilgilidir. Allah (c.c.) ise her bilenin üstündedir. İkrime de böyle demiştir.
Katade şöyle der: "Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri
vardır." ve bu Allah'a (c.c.) varana kadar böyle devam eder. Bilgi ilk
ondan başladı. Bilenler ondan öğrendiler. Bilgi sonunda yine O'na döner. İbn
Mes'ud (r.a.) bu ayeti "....' (bilgi sahibi) değil "...."
(bilen) okumuştur.
77. (Kardeşleri)
dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.
" Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine) Dedi ki:
"Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok iyi bilir.
"
Tefsiri:
Yusuf (a.s)'ın
kardeşleri maşrabanın Bünyamin'in eşyalarının arasından çıkarıldığını görünce
"Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı. " dediler. Azize
kendilerinin onun gibi olmadıklarını gösterme çalışıyor, bunun daha önce bir
kardeşinin yani Yusuf'un yaptığı gibi bir mı olduğunu söylüyorlardı. Said b.
Cübeyr, Katade'den şöyle nakleder: "Yusuf (a.s) annesinden dedesinin
putunu çalıp kırmıştı. Muhammed b. İshak, Mücahid'den şöyle nakleder: Bana
ulaşan bilgiye göre Yusuf (a.s)'ın başına ilk belayı İshak (a.s)'ın kızı olan
halası getirmişti. Halası İshak (a.s)'ın en büyük çocuğuydu ve babası İshak'ın
kuşağı ona kalmıştı. Çünkü o dönemde miras yaş büyüklüğüne göre dağıtılırdı.
Onu korumayı üstlenen kimsenin malı olur ve bu konuda karşı konulmaz ve onun
hakkında dilediğini yapardı. Yakup (a.s)'ın oğlu Yusuf doğunca ona halası
baktı. Ona kendi çocuğu gibi alıştı ve sevdi. Öyle ki hiç kimse hiçbir şeyi onun
Yusuf'u sevdiği kadar sevmemişti. Biraz büyüdüğünde (on yaşlarına geldiğinde)
Yakup (a.s)'ın gönlüne Yusuf (a.s)'ın sevgisi düştü ve yanına geldi. "Ey
kızkardeşciğim! Yusuf'u artık bana ver. Vallahi ondan bir an olsun uzak
kalamıyorum." dedi. Kadın: "Vallahi ben onu bırakmam" dedi.
Sonra "Bana birkaç gün bırak da ona bakayım ve ona olan özlemimi
dindireyim. Belki bu benim hüznümü giderir." veya buna benzer bir şey
söyledi. Yakup (a.s) yanından çıkınca İshak (a.s)'ın kuşağını alarak Yusuf (a.s)'ın
elbiselerinin altından beline sardı. Sonra "İshak (a.s)'ın kuşağını
kaybettim. Bir bakın; onu kim almış" dedi. Sonra "Ey evahalisi,
elbiselerinizi çıkarın" dedi. Çıkardıklarında kuşağı Yusuf (a.s)'ın
belinde buldu. "Vallahi Yusuf benim malım. Onda dilediğimi yaparım"
dedi. Yakup (a.s) geldiğinde olanları ona haber verdi. Yakup (a.s): "İşte
o ve sen. Durum böyle ise o senin malındır ve ben bir şey yapamam" dedi.
Yusuf (a.s)'ı yanında tuttu ve ölene kadar Yakup (a.s) oğluna dair hiçbir şey
yapamadı. Mücahid der ki: İşte Yusuf (a.s) kardeşine yaptığını yaptığında
kardeşlerinin "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de
çalmıştı." sözlerinden kastetlikleri bu olaydır.
"Yusuf bunu"
yani birazdan gelecek cümleyi "içinde sakladı, onlara açmadı. " Ki o
şu cümledir: "Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı"
söylediğinizi "çok iyi bilir." Yusuf (a.s) bunu içinde sakladı ve
açığa vurmadı. Bu zahir isim gelmeden zamirinin gelmesi kabilinden olup
Arapçada yaygındır. Örneğin şair şöyle der:
Yaşlılığına rağmen ve
güzel fiillerine mukabil oğulları. Ebu Gaylan'a Sinimmar mükafatı
verdiler.
Bunun Kur’an ve hadis
ile nesirleri, hikayeleri ve şiirleriyle Arap Edebiyatı'nda çok örnekleri
vardır. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'ın, "Yusuf bunu içinde sakladı, onlara
açmadı. " buyruğu hakkında şöyle dediğini nakleder: Yusuf (a.s) içinde
"Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınız! çok iyi
bilir." sözünü gizledi.
78. Dediler ki:
"Eyaziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden
birini alıkoy. Zira biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz."
79. Dedi ki:
"Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a
sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler oluruz!"
Tefsiri:
İtirafları gereği
Bünyamin'in alıkonması ve Yusuf (a.s)'ın yanında bırakılması kesinleşince
kardeşleri Yusuf (a.s)'ı güzel sözlerle razı etmeye ve gönlünü yumuşatmaya
çalışarak "Dediler ki: "Eyaziz! Gerçekten onun çok yaşlı
bir babası var."
Yani, onu çok seviyor ve kaybettiği oğlunun yerine onunla teselli oluyor.
"Onun yerine bizden birini alıkoy." Ona bedelolarak yanında tutmak
için bizden birini aL. "Zira biz seni, iyilik edenlerden" İyiliğe
yatkın, insaflı ve adil kimselerden "görüyoruz."
"Dedi ki:"
sizin sözünüze ve itirafınıza göre "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden
başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde" yani, suçluya
karşılılık suçsuzu alacak olursak "biz gerçekten zalimler oluruz!"
80. Ondan ümitlerini
kesince, (meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekildiler. Büyükleri
dedi ki: Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında
işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için
Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en
hayırlısıdır.
81. Babanıza dönün ve
deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden
başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
82. (İstersen) içinde
bulunduğumuz şehire (Mısır halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz
gerçekten doğru söylüyoruz.
Tefsiri:
Yüce Allah babalarına
geri getireceklerini söyleyen ve buna dair söz veren kardeşlerin Bünyamin'i
kurtarmaktan ümitlerini kesince aralarında gizli konuşmak üzere insanların
yanından ayrılıp bir köşeye çekildiklerini bildiriyor. "Büyükleri" ki
oRubil'dir. Yahuza olduğu da söylenir ki Yusuf (a.s)'ı öldürmek istediklerinde
kuyuya atmalarını öneren odur. "Dedi ki: "Babanızın sizden Allah
adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor
musunuz?" Yani, mutlaka geri getireceğinize dair verdiğiniz sözü yerine
getirmenizin nasıl da imkansız olduğunu görüyor musunuz? Üstelik onun geçmişte
Yusuf'u kaybetmesine de siz sebep olmuştunuz. "Babam bana" yani,
benden razı olarak geri dönmeme "izin verinceye veya benim için Allah
hüküm verinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım." Kimine göre buradaki
Allah'ın hükmünden kasıt hakkında ölüm hükmü vermesi, kimine göre kardeşini
almaya muvaffak kılmasıdır. "O hükmedenlerin en hayırlısıdır. "
Yüce Allah sonra
kardeşlerinin onlara kendileri için delil ve mazeret olarak ve beri olduklarını
ispat için olayı olduğu gibi aktarmalarını söylediğini haber veriyor. "Biz
gaybın bekçileri değiliz." İkrime ve Katade bu cümleye:
Oğlunun hırsızlık
yaptığını bilmiyoruz, manasını vermişlerdir. Abdurrahman b. Zeyd: Yani, biz
gaybda (bize kapalı kalan hakikatte) onun bir şey çaldığını bilmiyorduk. Sadece
"Hırsızın cezası nedir?" dediler, biz de onu söyledik.
"(İstersen) içinde
bulunduğumuz şehre" Yani, Mısır halkına. Katade böyle demiştir. Başka
görüşler de vardır. "ve aralarında geldiğimiz kafileye de" Yani,
bizimle birlikte yolculuk yapan yol arkadaşlarımıza da bizim doğruluk ve
eminliğimizi, koruma ve bekçilikteki titizliğimizi "sor. Biz" onun
hırsızlık yaptığını ve onu bundan dolayı alıkoyduklarını söylerken "
gerçekten doğru söylüyoruz. "
83. (Babaları) dedi
ki: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen)
artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü
O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. "
84. Onlardan yüz
çevirdi, ''Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve üzüntüden gözlerine ak düştü.
Artık üzüntüsünü içinde saklıyordu.
85. (Oğulları:)
''Allah'a andolsun ki sen hala Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya
da büsbütün helak olacaksın!" dediler.
86. (Ya'kub:) Ben
sadece gam ve kederimi Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz
şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.
Tefsiri:
Yakup (a.s) oğullarına,
Yusuf (a.s)'ın sahte kana bulanmış gömleğini getirdiklerinde söylediğinin
aynısını söylemiştir: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi.
(Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. " Muhammed b. İshak der ki:
Oğulları Yakup (a.s)'a gelip olanları haber verince onlara inanmadı ve Bünyamin'e
Yusuf'a yaptıklarının aynısını yaptıklarını sanarak şöyle dedi:
"Hayır,
nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir
sabırdır. " Bazıları şöyle demiştir: Bu fiilleri ilk fiillerinden sonra
gelince ilkinin hükmü buna da geçmiş ve haklı olarak "Hayır, nefisleriniz
sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. "
demiştir. Sonra Yakup (a.s)'ı içinde, Yusuf ve kardeşi Bünyamin ile Mısır'da
kalıp ya babasının razı olarak dönmesini emretmesini veya kardeşinin gizlice
ele geçirmeyi bekleyen Rubil'i kendisine getireceğine dair içinde Allah'a ümit
doğdu. O yüzden "Umutur ki Allah bnların hepsini bana getirir. Çünkü O çok
iyi bilendir, hikmet sahibidir." dedi. Yani, benim halimi çok iyi
bilmektedir ve O (c.c.) fiillerinde, kaza ve kaderinde hikmet sahibidir.
"Onlardan yüz çevirdi" yani oğullarının yanından uzaklaştı ve evvelki
Yusuf'a olan hüznünü hatırlayarak ''Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı"
İki oğlunun acısı onun eski acısını tazeledi. Abdurrezzak, Said b. Cübeyr'den
şöyle nakleder: "Başa bir bela geldiğinde İnna lillahi ve inna ileyhi
raciun demek sadece bu ümmette vardır. Yakup (a.s)'ın dediğini duymuyor
musunuz: ''Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve üzüntüden gözlerine ak düştü.
Artık üzüntüsünü içinde saklıyordu." O (a.s) derdini hiçbir mahluka
şikayet etmiyor ve susuyor. Katade ve başkaları böyle demişlerdir. Dahhak:
"üzüntüsünü içinde saklıyordu" diye meali verilen "....."
ifadesini "hüzünlü ve kederliydi" diye tefsir etmiştir.
[3873] İbn Ebi Hatim, Ahnef
b. Kaystan şöyle nakleder: Davud (a.s) "Ey Rabb'im! İsrailOğulları senden
İbrahim, İshak ve Yakup'un adını anarak senden dilekte bulunuyorlar. Beni
onların dördüncüsü yap" dedi. Allah (c.c.) ona şöyle vahyetti: "Ey
Davud! İbrahim benim için ateşe atılıp sabretti, ama senin başına bu gelmedi.
İshak benim yolumda canını ortaya koydu ve sabretti. Senin başına bu gelmedi.
Yakup'tan sevgilisini aldım ve hüzünden gözlerine ak düştü de sabretti. Senin
başına bu da gelmedi." Bu mürsel, mana bakımından da münkerdir. Çünkü asıl
doğru görüşe göre kesilmesi emredilen İsmail (a.s)'dı. Ravilerden Ali b. Zeyd
b. Cüd'an da çok sayıda münker ve garip rivayetleri olan biridir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir. Büyük ihtimalle Ahnef b. Kays (rh.a.) bunu Ka'b b. Malik, Vehb
b. Münebbih ve benzerleri gibi bazı İsrailOğullarından rivayet etmiştir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. Çünkü İsrailOğullarından nakledilen asılsız uzun
bir rivayette şöyle denilir: "Yusuf (a.s) kardeşini alıkoyduğunda Yakup
(a.s) ona mektup yazarak oğlunu göndermesi için ricada bulundu ve kendilerinin
belalara düçar olan bir aile olduklarını söyledi. Zira İbrahim (a.s) ateşe
atılmaya, İshak (a.s) boğazlanmaya (onunla emrolunmaya), Yakup (a.s) da Yusuf
(a.s)'dan ayrı düşmeye düçar olmuştu."
Oğullar babalarını bu
halde görünce ona acıdılar ve şefkat ve merhametle ''Allah'a andolsun ki sen
hald Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın" bedenen zayıf ve
güçsüz kalacaksın "ya da büsbütün helak olacaksın!" dediler."
Ona "Bu halin devam ederse helak olmandan korkuyoruz" diyorlardı. O
ise sözlerine şöyle cevap verdi: "Ben sadece gam ve hüznümü" yani
kederimi, içinde bulunduğum şu halimi, sadece ''Allah'a arzediyorum. Ve ben
sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum" Yani, her hayır
ve güzelliği O'ndan umuyorum. İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilir:
"Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum" Ben
Yusuf'un rüyasının hak olduğunu ve ona secde edeceğimi biliyorum.
[3874] İbn Ebi' Hatim,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Yakup peygamberin (a.s) bir manevi kardeşi vardı.
Bir gün ona "Senin gözünü kaybettiren, belini kambur eden ne idi?"
diye sordu. Yakup (a.s): "Gözümü Yusuf'a ağlamam kör etti. Belimi ise
Bünyamin'e olan hüznüm kamburlaştırdı." diye cevap verdi. Bunun üzerine
Cebrail (a.s) gelerek "Ey Yakup! Allah (c.c.) sana selam ediyor ve
"Beni benden başkasına şikayet etmekten utanmıyor musun?" diyor"
dedi. Bunun üzerine Yakup (a.s) "Ben gam ve kederimi ancak Allah'a şikayet
ediyorum" dedi. Cebrail (a.s): ''Allah onun şikayet ettiği şeyi herkesten
iyi biliyordu" dedi. " Bu garip ve münker bir hadistir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |