İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Yusuf Suresi

87 – 98.ayetler

 

Kardeşlerin Mısır'a Üçüncü Gidişleri ve Yusuf (a.s)'ın Kimliğini Açıklaması:

 

87. Ey' oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın,

Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.

88. Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Eyaziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir mal ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükafatlandırır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Yakup (a.s)'ın oğullarını Yusuf (a.s) ve kardeşi Bünyamin'in haberlerini araştırmak üzere beldeleri dolaşmak için gitmeye davet edişini anlatıyor. Ayette geçen "tehassüs" iyi maksatlı haber araştırması, tecessüs (casusluk) ise kötü maksatlı haber araştırması için kullanılır. Yüce Allah Yakup (a.s)'ın onları buna teşvik ettiğini, müjdelediğini ve Allah'ın (c.c.) rahmetinden (.....) ümitlerini yitirmemelerini emrettiğini bildiriyor. Yani, niyetlendikleri ve yöneldikleri bu işte Allah'tan ümitlerini kesmemelerini emrettiğini bildiriyor. Çünkü Allah'tan ümitlerini ancak kafirler topluluğu keser.

 

"Yusuf'un yanına girdiklerinde" Burada (söz uzamaması için bazı cümleler atılmış olup) sanki şöyle denmiştir: "Bunun üzerine gittiler ve Mısır'a girdiler. Yusuf'un huzuruna girdiklerinde" "dediler ki: Eyaziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı" (zarar manasına gelen ed-Durr'dan) Kastedilen kıtlık, kuraklık ve yiyecek azlığıdır. "ve biz değersiz bir mal ile geldik. " Yani, onunla yiyecek satın alabileceğimiz malımız azdır. Mücahid, Hasan-ı Basrı ve bir çokları böyle demişlerdir. İbn Abbas (r.a.): Elimizdeki eski çuval, bağ ve benzeri para etmeyen değersiz şeylerdir, başka bir rivayette: Ancak daha az kıymetle geçerli olan bozuk dirhemlerdir, demiştir. Katade ve Süddi de böyle demişlerdir. Said b. Cübeyr de: Hakiki kabul edilmeyen değersiz ve basit paralardır, demiştir. Ebu Salih: Çam kozalağı ve yeşil sakız ağacıdır, Dahhak: Geçersiz ve piyasada bulunmayan paralardır, demiştir. Ebu Salih: Yeşil sakız ağacı tohumu ile Çam kozalağı getirmişlerdi, demiştir.

 

Ayette yer alan "müzcM' (değersiz) kelimesinin masdarı olan izca; esasen, bir şeyin zayıflığı sebebiyle reddedilmesi manasına gelir. Nitekim Hatem et-Tai şöyle der:

 

Milhan'a için hor görülüp misafir edilm ey ip kovulan misafir, Ve geceyle birlikte ihtiyacıyla kovulan dullar ağlasın.

 

Yüz beyaz deveyi ve onları güden kölesini,

Ve de yavrularını peşinden götüren yeni doğurmuş dişi develeri hibe eden.

 

Yüce Allah onların devamla şöyle dediklerini haber veriyor: "Hakkımızı tam ölçerek ver." Bu az para mukabilinde bize daha önce vermiş olduğun miktarda mal ver. İbn Mes'ud (radıyalhihu anh) bunu "..... (bineklerimize ağır yük koy) diye okumuştur. ''Ayrıca bize bağışta da bulun." İbn Cüreyc bunu "bize kardeşimizi iade etmek suretiyle" diye tefsir etmiştir. Said b. Cübeyr ve Süddi şöyle demişlerdir: Yani, elimizdeki bu basit miktardaki malı alıp karşılığında bize töleranslı olarak ihsanda bulun. Süfyan b. Uyeyne'ye:

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den önce hiçbir peygambere sadaka haram kılınmış mıydı?" diye sordular. Allah'ın (c.c.) "Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükafatlandırır." buyruğunu duymadınız mı?" dedi. Bunu İmam Taberi, Kasım'ın ondan nakliyle rivayet etmiştir. Taberi Osman b. Esved'den şöyle nakleder: Kendim işittim; Mücahid'e "Kişinin duasında 'Allah'ım! Bana sadaka' demesi hoş değil midir?" diye soruldu. "Evet, hoş değildir. Çünkü sadakayı sevap bekleyen ve uman kişi yapar" dedi.

 

 

 

89. Yusuf dedi ki: "Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine

yaptıklarınızı biliyor musunuz?"

90. Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim. Allah bize lutfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükafatını zayi etmez, dedi.

91. (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.

92. (Yusuf) dedi ki: "Bugün size kınama yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir."

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah'ın burada bildirdiğine göre kardeşleri Yusuf (a.s)'a başlarına gelen sıkıntı, darlık, yiyecek kıtlığı ve umumi kuraklığı söyleyince Yusuf (a.s) kendisinin içinde bulunduğu saltanat, dilediği gibi hareket özgürlüğü ve bolluk içinde iken babasının durumunu ve iki çocuğunu kaybetmesi sebebiyle yaşadığı hüznü hatırlayınca ana babasına ve kardeşlerine karşı merhamet, şefkat ve acıma duyguları kabardı ve dayanamayıp ağladı. Sonra kendisini onlara tanıttı. Alnındaki tacı kaldırdığı ve alnında bir ben bulunduğu da söylenmiştir. "Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?" Yani, kardeşleri birbirinden nasıl ayırdınız? Sizi buna ancak işlemiş olduğunuz cürmün büyüklüğünden habersiz olmanız itti. Nitekim seleften bir zat: Allah'a karşı gelen herkes cahildir, demiş ve "Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir. " (A'raf, 153) ayetini okumuştur. Allahu a'lem, görüldüğü kadarıyla Yusuf (a.s) gelişlerinin ilk ikisinde kendisini Allah'ın (c.c.) emriyle gizlediği gibi bunda da kendisini onlara Allah'ın (c.c.) izniyle tanıtmıştır. Fakat sıkıntı büyüyüp azap şiddetlenince Allah (c.c.) genişlik ve ferahlık vermiştir. Nitekim Allah (c.c.) "Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır." (İnşirah, 6) buyurur.

 

Yusuf (a.s) öyle deyince kardeşleri "Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler." Übeyy b. Ka'b "......" (sen Yusuf musun?), İbn Muhaysın ise "......" (sen gerçekten Yusuf'sun) şekilde okumuştur. Meşhur kıraat birincisidir. Çünkü soru cümlesi dehşete kapılmayı ve hayreti ifade eder. Yani, onlar kendilerinin iki yıl veya daha uzun bir süredir bilmeden onun yanına gelip gitmiş olduklarına ve onun da bildiği halde kendisini gizlemesine hayret ettiler. Bu yüzden de soru şeklinde "Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun?" dediler. ''O da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim. Allah" ayrılıktan ve uzun bir süreden sonra bizi birbirimize kavuşturmakla "bize lutfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükafatını zayi etmez, dedi. (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz." Onun beden, ahlak, rızk, saltanat, yetki özgürlüğü ve -hatta onları peygamber kabul etmeyenlere göre peygamberlik- bakımından üstünlüğünü ve kendilerinden önde tutulduğunu itiraf ettiler ve kendilerinin de ona kötülük yaptıklarını ve hakkında hata işlediklerini kabul ettiler. "(Yusuf) dedi ki: "Bugün size kınama yok," bugün size hiçbir azarlama ve yerme yoktur. Bugünden sonra hakkımda işlemiş olduğunuz günahı hiç ağzıma almayacağım. Yusuf (a.s) sonra bir de Allah'ın onları bağışlaması için dua ederek şöyle dedi: "Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir. " Süddi der ki: Kardeşleri Yusuf (a.s)'dan özür dileyince onlara "Bugün size kınama yok, " diye cevap verdi. Yani, bir daha sizin günahınızdan bahsetmeyeceğim, dedi. İbn İshak ve SüfyanSevri der ki: "Bugün size kınama yok" Yani, yapmış olduklarınızdan dolayı benden size karşı hiçbir yerme ve azarlama yok. "Allah sizi affetsin!" Allah (c.c.) işlemiş olduğunuz hatayı bugün gizlesin. "O, merhametlilerin en merhametlisidir. "

 

 

 

93. Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün, görmeye başlar. Bütün ailenizi de bana getirin.

94. Kafile ayrılınca, babaları: Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi.

95. (Onlar da:) Vallahi sen hala eski şaşkınlığındasın, dediler.

 

Tefsiri:

 

Yusuf (a.s) kardeşlerine şöyle demiştir: "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün, görmeye başlar." Zira babasının çok ağlamaktan gözleri ama olmuştu. "Bütün ailenizi de" Yani, Yakup (a.s)'ın bütün oğullarını da "bana getirin."

 

"Kafile ayrılınca" yani Mısır'dan çıkınca "babaları" gitmeyip yanında kalmış olan oğullarına "Eğer bana bunamış demezseniz" yani beni bunaklıkla ve yaşlılıktan dolayı iyice düşkünlükle itham etmezseniz "inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi." Abdurrezzak'ın İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiğine göre şöyle demiştir: "Kafile ayrılınca" yani kervan yola çıkınca bir rüzgar esip Yakup (a.s)'a Yusuf (a.s)'ın kokusunu getirdi. Yakup (a.s) "Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi." Onun kokusunu sekiz günlük uzaklıktan aldı. SüfyanSevri, Şu'be ve başkaları da senetleriyle İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmişlerdir. Hasan-ı Basri ve İbn Cüreyc: Aralarındaki mesafe seksen fersahtı ve birbirlerinden ayrılmalarının üzerinden seksen yıl geçmişti, demişlerdir. "Eğer bana bunamış demezseniz" ifadesini İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Ata, Katade ve İbn Cüreyc: Bana beyinsiz demezseniz, diye tefsir etmişlerdir. Yine (başka bir rivayette) Mücahid ile Hasan-ı Basri: Bana iyice ihtiyarlayıp bunadı demezseniz, demişlerdir.

 

"(Onlar da:) Vallahi sen hala eski şaşkınlığındasın, dediler." İbn Abbas (r.a.): Yani, sen hala eski yanlışındasın, demiştir. Katade: Yani, Yusuf (a.s)'a sevgin hususunda hala eski şaşkınlığındasın; onu hiç unutmuyorsun ve başka hiçbir şey seni teselli etmedi. Babalarına ağır söz söylediler. Bunu ne babalarına ne de Allah'ın peygamberine söylememeliydiler. Süddi ve başkaları da böyle demişlerdir.

 

 

 

96. Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.

97. (Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkarlar idik.

98. (Ya'kub:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.

 

Tefsiri:

 

"Müjdeci gelince" Müjdeciden kasıt (olayı bir an önce haber vermek için) önden gelen habercidir. Mücahid ve Süddi: Gelen Yakup (a.s)'ın Yahuza oğluydu, demişlerdir. Süddi: Gömleği o getirdi. Çünkü kana bulanmış gömleği de o getirmişti, bu yüzden onu bununla silmek istedi. Gömleği getirip babasının yüzüne koyunca babasının görmesi geri geldi. O vakit oğullarına: "Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi." Yani, size 'Allah (c.c.) onu bana geri döndürecek' dedim. Yine size "Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum!" dedim. İşte o zaman babalarına yavaşça yaklaşarak ve yumuşak bir üslupla "dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkarlar idik. (Ya'kub:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi." Yani, kim Allah'a tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder. İbn Mes'ud, İbrahim et-Teymi, Amr b. Kays, İbn Cüreyc ve başkaları: Onu seher vaktine erteledi, demişlerdir. Taberi, Muharib b. Disar'dan şöyle nakleder: Ömer (geceleyin) mescide geldiğinde birisini "Allah'ım! Beni çağırdın, geldim. Davet buyurdun, icabet ettim. Emir buyurdun itaat ettim. İşte bu seher vakti. Beni bağışla" derken işitirdi. (Bir defasında) sese iyice kulak verince onun İbn Mes'ud (r.a.)'ın evinden geldiğini gördü. Bunu İbn Mes'ud (r.a.)'a sorunca İbn Mes'ud (r.a.): Yakup (a.s) "Sizin için Rabbimden af dileyeceğim" diyerek oğullarına duayı seher vaktine ertelemişti, dedi. Bir hadis-i şerifte de bunun cuma gecesi olduğu ifade edilmiştir.

 

 

[3875] Nitekim Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: '''Sizin için Rabbimden af dileyeceğim.' Yani, cuma gecesi gelsin de öyle af dileyeceğim. Kardeşim Yakup oğullarına böyle demişti. " Hadis bu tarikle gariptir. Merfu (Hz. Peygamber hadisi) olduğu da şüphelidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

99 – 101. ayetler