|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 2 – 4.ayetler |
Allah'ın Kudretinin
Delilleri:
2. Allah, gökleri
gördüğünüz bir direk olmaksızın yükselten, sonra Arş üzerine istiva eden, güneşi
ve ayı emrine boyun eğdirendir. Her biri belirlenmiş bir vakte kadar akıp
gitmektedir. o, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi
düzenleyip ayetleri açıklayandır.
Tefsiri:
Yüce Allah kudretinin
mükemmeliğinden, hükümranlığının büyüklüğünden bahsederek sadece kendisinin
izin ve emriyle göklerin direksiz olarak yükseltildiğini, hatta sadece
kendisinin izin ve emriyle yerden erişelemeyecek ve ulaşılamayacak kadar yukarı
kaldırıldığını bildiriyor. Zira dünya seması toprak, su ve havasıyla yeryüzünün
tüm yönlerini ve taraflarını tamamen kuşatmış olup dünyanın her tarafındaki
yüksekliği aynıdır. Onunla yer arasındaki mesafe 500 yıllık yoldur. Dünya
semasının kendi kalınlığı da 500 yıllık yoldur. Sonra ikinci gök dünya semasını
ve onun kuşattıklarını içine alır. İkisi arasındaki mesafe 500 yıllık yol,
bunun kendi kalınlığı da 500 yıllık yoldur.
Sonra üçüncü gök
içindekilerle birlikte ikinci semayı kuşatır. İkisi arasındaki mesafe 500
yıllık yol, bunun kendi kalınlığı da 500 yıllık yoldur. Dördüncü, beşinci,
altıncı ve yedinci gökler de böyledir. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette
şöyle buyurur: "Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır.
Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu
ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. " (Talak, 12)
[3907] Bir hadiste
"Yedi gök ile bunların aralarında ve içlerinde bulunanlar Kürsi'ye oranla
ancak bir çöle atılmış yüzük gibi, Kürsi de Arş'a göre o çöldeki o yüzük
gibidir." Başka bir rivayette ''Arş'ın büyüklüğünü ise ancak Allah
bilir." buyurmuştur. Seleften birinden şöyle rivayet edilmiştir: "Yer
ile Arş arasındaki mesafe 50 bin senelik yoldur. Arş'ın iki tarafı arasındaki
mesafe 50 bin yıllık mesafedir. Arş kırmızı yakuttandır."
"Gökleri gördüğünüz
bir direk olmaksızın yükselten" buyruğu hakkında İbn Abbas (r.a.),
Mücahid, Hasan-ı Basri ve Katade'nin: "Gökyüzünün direği vardır, fakat
görünmez" dedikleri rivayet edilmiştir. İyas b. Muaviye ise: Gök yer
üzerinde kubbe gibidir, yani direği yoktur, demiştir. Katade'den de böyle
rivayet edilmiştir. Sözün bağlamına uyan ve "Göğü de, kendi izni olmadıkça
yer üzerine düşmekten korur." (Hacc, 65) buyruğundan akla ilk gelen mana
da budur. Bu durumda "....." (gördüğünüz) cümlesi "direğin
olmaması" hususunu pekiştirici olarak gelmiş olur. Yani, gördüğün gibi o
direksiz olarak yükseltilmiştir. Bu ise daha büyük bir kudreti ifade eder.
Hadiste ifade edildiği gibi şiiri iman edip kalbi iman etmemiş olan Ümeyye b.
Salt'ın şiirinde böyle geçmektedir. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'den de (rh.a.) şöyle
nakledilir:
Sen ki lütuf ve
merhametiyle Musa (a.s)'a, çağıran bir elçi gönderdin, dedin: "Sen ve
Harun, gidip azgın Firavun'u Allah'a çağırın."
Deyin ki: "Sen misin
bunları direksiz tutup sahip oldukları istikrara kavuşturan."
Deyin: "Sen misin
bunu direksiz yükselten? Oyleyse sen ne müthiş yaratıcısın!"
Deyin ki ona: "Sen,
misin sükunetiyle gece seni kapladığında ortasını aydınlatıcı kılan?"
Deyin: "Sabah vakti
güneşi kim gönderiyor da yeryüzünden ulaştığı yerler aydınlanıyar?"
"Kim tohumu
toprakta yeşertip ondan sallanan ot, tepesinde de tohumlar çıkartıyor? Bunlarda
kavrama yeteneği bulunanlara işaretler vardır."
Yüce Allah'ın
"sonra Arş üzerine istiva eden" buyruğunda ifade edilen husus daha
önce A'raf süresinde geçmişti. Orada bunun, bir keyfiyet belirtmeksizin, teşbih
(yaratıklara benzetme), ta'til (sıfatı yok sayma) ve temsil (benzetme) yoluna
gitmeksizin aynen olduğu gibi alınacağını belirtmiştik. Yüce Allah bunlardan
münezzeh ve uzaktır. "güneşi ve ayı emrine boyun eğdirendir. Her biri
belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir." Yani, kıyametin kopmasıyla
son bulana kadar bunlar akmaya devam edeceklerdir. Nitekim Allah (c.c.) başka
bir ayette "Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu,
Aziz ve alım olan Allah'ın takdiridir." (Yasin, 38) buyurur. Bir görüşe
göre bunlar kendileri için belirlenen yere doğru akarlar ki orası diğer yönden
yeryüzünün içini takip eden Arş'ın altıdır. Güneş ve Ay ile diğer yıldızlar,
oraya ulaştıkları zaman Arş'tan en uzak noktada olurlar. Zira hakkında varit
olan sahih delillere göre bu taraftan Arş, alemi takip eden taraftan bir kubbe
olup diğer felekler gibi alemi kuşatmamıştır. Çünkü onun ayakları ve taşıyan
melekler vardır ve bunlar yuvarlak gök cisminde tasavvur edilemez. Allah'a
hamd-ü senalar olsun bu, konuyla ilgili ayetler ve sahih hadisler üzerinde
düşünen kimse için açık bir husustur. Allah'ın (c.c.) gök cisimlerinden Güneş
ve Ay'ı zikretmesinin sebebi, sabit gök cisimlerinden daha üstün ve daha büyük
olan hareket halindeki yedi yıldızın en belirginleri olmalarıdır. Bunlar emir
altına girdiklerine göre diğer yıldızların girmesi daha kolay ve daha
mümkündür. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette buna dikkat çekerek şöyle
buyuruyor: "Gece ve gündüz, Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir. Eğer
Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, Güneş'e de Ay'a da secde etmeyin. Onları
yaratan Allah'a secde edin!" (Fussilet, 37) Allah bunların kendisinin emrinde
olduğunu şu ayette açıkça ifade etmiştir: " ... Güneş 'i, Ay'ı ve
yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki yaratmak
da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!" (A’raf,
54)
"O, Rabbinize
kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri
açıklayandır." Yani, Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığını ve ilk kez
yarattığı gibi dilediği vakit tekrar yaratmaya' da kadir olduğunu gösteren ayet
ve delilleri açıklayandır.
3. O, yeri döşeyen, onda
oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter
yaratandır. Geceyi de gündüzün üzerine o örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda
düşünen bir toplum için ibretler vardır.
4. Yeryüzünde
birbirine komşu bölgeler, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız
hurmalıklar vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. Yemişlerinde onların bir
kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum
için ibretler vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah yukarı alemi
(gökyüzünü) zikrettikten sonra aşağı alemdeki (dünyadaki) kudretini, hikmetini
ve onu sağlamlaştırmasını zikretmeye başlayarak şöyle buyuruyor: "O, yeri
döşeyen" yani enine boyuna genişleten ve yayan, ona koskoca ve sarsılmaz
dağlar diken, onda muhtelif renk, şekil, tat ve kokudaki her çeşit meyveden
çifter çifter yarattığı meyveleri sulamak için orada nehirler, ırmaklar ve
kaynaklar akıtandır. "Geceyi de gündüzün üzerine o örtüyor. " Yani,
her birini diğerini ısrarla takip edici kılıyor. Biri gittiğinde onu diğeri
örter, birinin süresi bittiğinde diğeri gelir. Böylece Allah (c.c.) mekanlar ve
insanlar üzerinde tasarrufta bulunduğu gibi zaman üzerinde de tasarrufta
bulunur. "Şüphesiz bütün bunlarda" yani Allah'ın nimetlerinde,
hikmetinde ve delillerinde "düşünen bir toplum için ibretler vardır."
"Yeryüzünde
birbirine komşu bölgeler .. vardır." Yani birbirlerine komşu ve bitişik
oldukları halde bir arazinin toprağı temiz ve hoş olup insanların faydalanacağı
bitkiler bitirir, diğerinin toprağı çorak ve tuzlu olup hiçbir şey bitirmez.
İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Said b. Cübeyr, Dahhak ve başkalarından böyle
rivayet edilmiştir. Yeryüzündeki toprakların çeşit çeşit renkte olmaları da bu
ayetin kapsamındadır. Bir toprak kırmızı, biri beyaz, biri sarı ve biri
siyahtır. Biri taşlık, biri ova, biri kumlu ve biri serttir. Bunların hepsi de
birbirine komşudur. Birinin şu özellikleri, diğerinin ondan farklı şu
özellikleri vardır. Bütün bunlar, bunlar arasında seçim yapan tercih sahibi bir
yapıcının olduğunun göstergesidir. Allah'tan başka hiçbir ilah, ondan gayri
hiçbir rabb yoktur.
"Üzüm bağları,
ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır." (.....). Buradaki
"....." (ekinler) ve "....." (hurmalıklar) kelimelerinin
''.....''a atfen merfu (ötre) veya ''.....''e atfen mecrur (esre) olması
mümkündür. (birincisinin manası: Üzüm bağları, ekinler ve ... hurmalıklar,
ikincisinin manası ise: Üzüm, ekin ve hurma bahçeleri). Nitekim imamlar her iki
kıraatle de okumuşlardır.
"çatallı ve
çatalsız hurmalıklar vardır." "Çatallı" nar, incir ve bazı
hurmalar gibi bir yerden biten çok köklü ağaçtır. "Çatalsız" ise
diğer ağaçlar gibi tek bir kökten biten ağaçlardır. Kişinin amcası oğluna da bu
manada "Babasının Sınv"ı denmiştir.
[3908] Nitekim sahih bir
hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ömer (r.a.)'a "Kişinin
amcası oğlunun onun babasının sınv'ı (bir kökün diğer çatalı) olduğunu
hissetmedin mi?" buyurmuştur. Süfyan-ı Sevri ve Şu'be, İbn İshak'tan
Berra'nın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Sınvan hurma" bir
kökten olma hurma ağacı, "sınvan olmayan hurma" ise kökü dağınık
haldeki hurma ağacıdır. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Dahhak, Katade, Abdurrahman
b. Zeyd ve daha bir çok kişi böyle demişlerdir.
"Bunların hepsi bir
su ile sulanır. Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün
kılarız."
[3909] Ebu Hureyre
(r.a.)'tan, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Yemişlerinde
onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız." buyruğu hakkında: "O
kuru ve yaş hurma, tatlı ve ekşidir. " dediği rivayet edilmiştir. Bunu
Tirmizi rivayet etmiş ve "Hasen ve gariptir" demiştir. Yani, bu
farklılıklar meyve ve tahılların türlerinde, şekil, renk, tat ve kokularında,
yaprak ve çiçeklerinde vardır. Biri son derece tatlı, diğeri son derece ekşi,
bir diğeri son derece acıdır. Biri acıdır, biri tatlıdır, biri de her ikisinin
tadını bulundurur ve Allah'ın izniyle farklı bir tad oluşur. Biri sarı, biri
kırmızı, biri beyaz, biri siyah, biri mavidir. Çiçekler de böyledir. Hepsi tek
bir kaynaktan, yani sudan beslense de sayılamayacak ve sınırlandırılamayacak
kadar çok çeşitleri vardır. Bütün bunlarda kavrayacak kişi için ibretler
vardır. Bunlar varlıkları farklı farklı kılan, onları dilediği gibi yaratan
tercih ve seçim sahibi bir yapıcıya delalet eden en büyük alamet ve
işaretlerdendir. O yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor: "İşte bunlarda
akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |