|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 5 – 7.ayetler |
Kafirlere Cevaplar:
5. (Ey Muhammed!
Kafirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asılanların "Biz toprak
olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?" demeleri şaşılacak şeydir. İşte
onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir,
orada temelli kalacaklardır.
Tefsiri:
Yüce Allah elçisi
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şöyle buyuruyor:
"Kafirlere
şaşıyorsan" yani o müşriklerin Allah'ın (c.c.) ayetlerini ve
yaratıklarının O'nun herşeye kadir olduğuna delalet edişini gözleriyle
görmelerine, adları anılmayan ve bir hiç olan varlıkların ilk yararıcısı ve
meydana getiridsi olduğunu itiraf etmelerine, yalanladıklarından daha ilginç
şeyleri görüp itiraf etmelerine rağmen Allah'ın (c.c.) bildirmiş olduğu
"bu alemi tekrar yeniden yaratacağı" haberini inkar etmelerine
şaşıyorsan "asılonların 'Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi
yaratılacağız?' demeleri şaşılacak şeydir. " Oysa akıl ve bilgi sahibi
herkes bilir ki göklerin ve yerin yaratılması insanın yaratılmasından daha
büyük bir hadisedir. Ve de bir şeyi sıfırdan yapan kimsenin onu tekrar yapması
daha kolaydır. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Gökleri ve yeri
yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün
yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir. " (Ahkat, 33)
buyurur.
Yüce Allah sonra bunları
yalanlayanların niteliklerinden bahsederek şöyle buyuruyor: "İşte onlar
boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. " Yani demir halka vurulup
cehenneme sürüklenenlerdir. "İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli
kalacaklardır." Yani, oradan hiçbir yere gitmeyecek ve ayrılmayacak,
sonsuza dek orada kalacaklardır.
6. Senden iyilikten
önce kötülüğü çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice
azap örnekleri gelip geçmiştir. Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin
onlar için mağfiret sahibidir. Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
O müşrikler "Senden iyilikten önce kötülüğü" yani azabı "çabucak
istiyorlar." Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette: "Dediler ki: Ey
kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun! Eğer doğru
söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin. Biz melekleri ancak hak
ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez. " (Hicr, 6-8) buyurur. Yine
"Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş
bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında
değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir. (Evet) senden azabı
çarçabuk (getirmeni)
istiyorlar. Hiç şüpheleri olmasın, cehennem kafirleri çepeçevre
kuşatacaktır." (Ankebut, 53-54) buyurur. Yine, "Bir soran inecek
azabı sordu." (Mearic, 1) buyurur. "Ona inanmayanlar, onun çabuk
kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu
bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık
içindedirler. " (Şura, 18) "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden
önce ver, dediler." (Sad, 16) Son ayetin manası şöyledir: Bize hesap ve
cezamızı daha önce ver. Nitekim Allah (c.c.) bir ayette onlardan şöyle
bahsetmektedir: "Hani (o kafirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu
Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut
bize elem verici bir azap getir! demişlerdi." (Enfal, 32) Müşrikler Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den kendilerine azabı getirmesini talep
ediyorlardı. Bu ise onların yalanlamalarının, küfür ve inatlarının şiddet ve katılığından
ileri geliyordu. Allah (c.c.) onlara cevaben şöyle buyuruyor: "Halbuki
onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir. " Yani,
biz azabımızı geçmiş ümmetlere gönderdik ve ibret alacak kimseler için bir
örnek, ibret ve öğüt vesilesi kıldık.
Sonra Yüce Allah,
"Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı,
yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. " (Fatır, 45) buyruğunda da
ifade ettiği gibi kendisinin yumuşak, sabırlı ve affedici olduğunu bildirerek
şöyle buyuruyor: "Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar
için mağfiret sahibidir. " Yani, insanlar gece gündüz zulmettikleri ve
hatalar işledikleri halde Allah (c.c.) onları affeder, hoşgörür, görmezden
gelir ve insanlardan gizler.
Allah (c.c.) ümit ve
korku dengesi oluşması için bunun yanında kendisinin azabının da şiddetli
olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor: "Rabbinin azabı da çok
şiddetlidir." Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Eğer seni
yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun
azabı, suçlular topluluğundan uzaklaştırılamaz." (En'am, 147) buyurur.
Yine "Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek
esirgeyendir." (A'raf, 167) buyurur. Yüce Allah yine: "(Rasulüm!)
Kullanma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver. Benim
azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir. " (Hicr, 49-50) buyurur.
Hem ümit hem korkuyu içeren başka bir çok ayet vardır.
. r
[3910] İbn Ebi Hatim,
Said b. Müseyyeb'den şöyle nakleder: "Doğrusu
insanlar kötülük
ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. Rabbinin azabı da çok
şiddetlidir." ayeti nazil olunca Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Allah'ın affı ve göz yumması olmasaydı yaşam hiç kimseye tatlı ve
hoş olamazdı. Allah’ın (c.c.) tehdit ve cezası olmasaydı herkes (Allah'ın
affına vs.) dayanıp tembellik yapardı." buyurdu. Hafız İbn Asakir' in,
Hasan b. Osman b. Hassan ez-Ziyad'nin tercemesinde zikrettiğine göre Hasan
izzet sahibi Allah'ı (c.c.) rüyasında gördü. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) de huzurunda ümmetinden biri hakkında şefaatini kabul etmesini
istiyordu. Allah (c.c.) şöyle buyurdu: "Ra'd suresinde sana "Doğrusu
insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. "
ayetini indirme senin için yeterli olmadı mı?" Hasan der ki: Tam bu sırada
uyandım.
7. Kafirler diyorlar
ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Halbuki sen ancak bir
uyarıcısın ve her toplumun bir yol göstericisi vardır.
Tefsiri:
Allah (c.c.) müşriklerin
küfür ve inatla "Evvelkilere gönderildiği gibi bize de Rabb'inden bir ayet
ve mucize gelseydi ya!" dediklerini haber veriyor. Nitekim Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den Safa tepesini altına çevirmesini, Mekke' deki
dağları ortadan kaldırıp yerine otlaklar ve nehirler koymasını talep
etmişlerdi. Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyuruyor: "Bizi, ayetler
(mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu ayetleri yalanlamış
olmasıdır. Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve
vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa
biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz. " (İsra, 59) Allah (c.c.)
onlara cevaben şöyle buyuruyor: "Halbuki sen ancak bir uyarıcısın"
sana düşen ancak, Allah'ın tebliğ etmeni emrettiği mesajını tebliğ etmektir.
Başka bir ayette buyrulduğu gibi: "(Ya Muhammed!) Onları doğru yola
iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola iletir. "
(Bakara, 272) Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan "ve her toplumun bir
yol göstericisi (hidayetçisi) vardır" buyruğunu "her kavimde bir
davetçi vardır" diye tefsir ettiğini rivayet etmiştir. Avfi de bunun
tefsirinde İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c.) buyuruyor
ki: Ey Muhammed! Sen uyancısm, her kavme doğru yolu gösteren ise benim.
Mücahid, Said b. Cübeyr, Mücahid ve daha bir çok kişi de böyle demiştir.
Mücahid’den yapılan bir rivayete göre "ve her toplumun bir yol göstericisi
vardır." buyruğunda "yol gösterici"den kastın peygamber olduğunu
söylemiştir. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Her millet için
mutlaka bir uyarıcı (peygamber) gelmiştir." (Fatır, 24) buyurmuştur.
Katade ve Abdurrahman b. Zeyd de böyle demişlerdir. Ebu Salih ve Yahya b. Rafi
bunu "her toplumun bir öncüsü vardır" diye tefsir etmişlerdir. Ebu
Aliye şöyle der: Doğru yolu gösteren (hadi) öncüdür, öncü önderdir, önder ise
ameldir. İkrime ve Ebu Duha'dan yapılan rivayete göre "yol gösterici"
yi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile tefsir etmişlerdir. İmam Malik
de: Her milleti Allah'a çağıran birisi / birileri vardır, demiştir.
[3911] İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Halbuki sen ancak bir uyarıcısın ve her
toplumun bir yol göstericisi vardır. " ayeti nazil olunca Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini göğsünün üzerine koyup: "Ben
uyarıcıyım ve her bir kavmin yol göstericisi vardır" buyurdu. Eliyle Hz.
Ali (r.a.)'m omzuna işaret ederek "Yol gösterici sensin ey Ali! Benden
sonra doğru yolu bulanlar senin izinden gidecekler" buyurdu. Bu hadis çok
münkerdir. İbn Ebi Hatim Hz. Ali (r.a.)'ın şöyle dediğini nakleder: "Her
toplumun bir yol göstericisi (hadi) vardır." Hadi Hişamoğullarından bir
adamdır. Cüneyd: O Ali b. Ebi Talha (r.a.)'tır, demiştir.
İbn Ebi Hatim der ki:
Bir rivayette İbn Abbas (r.a.) ve Ebu Cafer Muhammed b. Ali'den de böyle
rivayet edilmiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |