|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 8 – 11.ayetler |
Allah'ın Her Şeyi
Kuşatan Bilgisi:
8. Allah her dişinin
neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artıracağını bilir.
Onun katında her şey ölçü iledir.
9. O, gaybı da
görüneni de bilir, çok büyüktür ve yücedir.
Tefsiri:
Yüce Allah kendisine
hiçbir şeyin gizli kalmayan ve bütün dişi hayvanların gebe kalmalarına dair
bilgileri dahi kuşatan mükemmel bilgisinden bahsederek şöyle buyuruyor:
"Her dişinin neye gebe kalacağını" yani gebe kaldığının erkek mi kız
mı, güzel mi çirkin mi, bahtlı mı bedbaht mı, uzun ömürlü mü kısa ömürlü mü
olacağını bilir. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "o, sizi daha
topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada
(bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O,
kötülükten sakınanı daha iyi bilir. " (Necm, 32) buyurur. Yine "Sizi
de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan
geçirerek yaratıyor." (Zümer, 6) buyurur. Yüce Allah yine şöyle buyurur:
''Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.Sonra
onu sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış
yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir
parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra
onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli
olan Allah pek yücedir." (Mü'minun, 12-14)
[3912] Buhari ve Müslim'in
Sahih'lerinde İbn Mes'ud (r.a.)'tan yaptıkları bir rivayette Allah Ras('ı!ü
şöyle buyurmuştur: "Her biriniz annesinin karnında (nutfe olarak) kırk gün
süreyle kalır. Bundan sonra bir o kadar süre alaka (kan pıhtısı) olarak, sonra
bir o kadar süre mudğa (bir çiğnemlik et) olarak kalır. Daha sonra ona bir
melek gönderilerek şu dört şeyi yazması emredilir: ceninin ameli, eceli, rızkı
ve bedbaht mı yoksa bahtiyar mı olacağı. "
[3913] Başka bir hadiste
şöyle denilmiştir: "Melek "Ey Rabbim! O erkek mi kız mı olacak?
Rabb'im, bedbaht mı bahtlı mı olacak? Rızkı ne olacak? Ömrü ne kadar
olacak?" diye sorar. Allah (c.c.) bunları söyler, melek de yazar. "
Allah (c.c.)
"Rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artıracağını bilir."
buyuruyor.
[3914] İmam Buhari, İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Gaybın anahtarları beş olup bunları ancak Allah bilir.
Yarın ne olacağını sadece Allah (c.c.) bilir. Rahimlerin neyi eksilteceğini sadece
Allah bilir. Yağmurun yağacağını Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Hiçbir
nefis nerede öleceğini bilemez, onu ancak Allah bilir. Kıyametin ne zaman
kopacağını ancak Allah (c.c.) bilir. "
Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan "Rahimlerin eksilttiğinden maksat düşürdüğü, artırdığından
maksat ise düşürdüğünün üzerine artırarak sonunda tam bir bebek olarak
doğurduğudur." Çünkü kadınlardan bazıları on aylık bazıları dokuz aylık
gebelikten sonra doğurur. Kiminin gebeliği kısa, kimininki uzun sürer. İşte
Allah'ın zikrettiği eksilme ve artma budur. Bunların hepsi de Allah'ın (c.c.)
bilgisindedir. Dahhak "rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artıracağını
bilir." buyruğu hakkında şöyle der: Allah (c.c.) onlardan dokuz aydan az
olanları da çok olanları da bilir. Dahhak der ki: Annem beni karnında iki yıl
taşıdıktan sonra doğurmuş ve doğurduğunda ön dişlerim çıkmış imiş. İbn Cüreyc,
Sa'd'ın kızı Cemile'den, Aişe (r.anha)'nın şöyle dediğini nakleder: Hamilelik
iki seneyi bir iğin gölgesinin hareket edeceği kadar süre dahi geçmez. Mücahid
"rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artırocağını bilir. " buyruğu
hakkında, "Bu, kadının hamileliğinde gördüğü kan ve dokuz ayı aşan
süredir." Demiştir. Atiyye el-Avfi, Katade, Hasan-ı Basrı ve Dahhak da
böyle demişlerdir. Mücahid şöyle demiştir: Kadın dokuz ay bitmeden önce kan
görürse gebeliği hayız günleri kadar bir süre dokuz aydan fazla sürer. Bunu
İkrime, Said b. Cübeyr ve İbn Zeyd de demiştir. Mücahid yine şöyle demiştir:
"Rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artıracağını bilir." Rahimlerin
eksiltmesi kadının gebelikte kan görmesi sebebiyle bebeğin cılız ve eksik
olmasıdır. Artırması ise kan gelmeyip bebeğin tam ve büyük olmasıdır. Mekhul
der ki: Anne karnındaki cenin bir şey istemez, üzülmez ve kederle nmez.
Annesinin karnında rızkını onun hayız kanı yoluyla alır. Bundan dolayı hamile
kadın hayız görmez. Dünyaya geldiğinde ağlar. Bu, yerini yabancıladığındandır.
Göbeği kesilince Allah (c.c.) rızkını annesinin göğüslerine çevirir ki bir şey
istemesin, üzülmesin ve kederlenmesin. Sonra bebek olur ve yiyecekleri eliyle
alıp yer. Ergenliğe ulaşınca ise "(Başka ihtimal yok); ya ölecek veya
öldürüleceğim. Bana rızk nereden gelecek?" der. Mekhul devamla der ki:
"Yazıklar olsun sana! Allah (c.c.) seni annenin karnındayken besledi, küçük
bebek iken besledi. Sonra güçlen ip aklın erince "(Başka ihtimal yok); ya
ölecek veya öldürüleceğim. Bana rızk nereden gelecek?" der. Mekhul sonra
"Allah her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksilteceğini ve
neyi artıracağını bilir. Onun katında her şey ölçü iledir. " buyruğunu
okumuştur.
"Onun katında her
şey ölçü iledir." buyruğu hakkında Katade der ki:
Yani, belli bir süreye
kadardır. Allah (c.c.) kullarının rızklarını ve ecellerini yazmış ve bunlar
için belli süreler belirlemiştir.
[3915] Sahih bir hadiste
rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
kızlarından biri O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birini gönderek oğlunun
ölmekte olduğunu ve gelmesini istediğini haber etti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ise ona şu cevabı gönderdi: ''Aldığı da verdiği de
Allah'ındır. Allah (c.c.) katında her şey belirlenmiş bir süreye göredir. Ona
emredin de sabretsin ve Allah’tan sevap beklesin .... "
"O, ğaybı da
görüneni de bilir" Yani, kulların gördüklerini ve görmediklerini bilir.
O'na (c.c.) hiçbir şey gizli kalmaz. "çok büyüktür" O her şeyden
büyüktür "ve yücedir." Her şey O'nun hakimiyet ve kahrı altındadır.
Boyunlar önünde eğilmiş, kullar isteyerek ve istemeyerek O'na (c.c.) itaat
etmişlerdir.
10. Sizden, sözü gizleyenle
onu açığa vuran; geceleyin gizlenen le gündüzün yürüyen onun bilgisinde
eşittir.
11. Onun önünde ve
arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler vardır. Bir toplum
kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.
Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey
yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.
Tefsiri:
Allah (c.c.) bilgisinin
bütün mahlukatını kuşattığını, onlardan sessiz konuşan ile sesli konuşan arasında
fark olmadığını, çünkü Allah'ın (c.c.) her ikisinin de sesini işittiğini,
kendisine hiçbir şeyin gizli kalmayacağını bildiriyor. Nitekim başka bir ayette
"Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin
gizlisini de bilir." (TaM, 7) buyurmuştur. Bir ayette de: " ...
göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı
bilen Allah .. " (Nemi, 25) buyurmuştur.
[3916] Aişe (r.anha) der
ki: "Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim. Onun işitmesi bütün sesleri kapsar.
Vallahi tartışan kadın gelmiş Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
kocasını şikayet ediyordu. O zaman ben evin yanındaydım ve bazı sözlerini de
duyamamıştım. Ve Allah (c.c.) bunda şu ayeti nazil etti: "Kocası hakkında
seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir.
Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir."
(Mücadele, 1)
"Geceleyin gizlenen
le gündüzün yürüyen onun bilgisinde eşittir. " Yani, gece karanlığında
evinin köşesinde gizlenen ile gün ortasında ve aydınlıkta açıktan yürüyen kimse
hakkındaki Allah'ın (c.c.) bilgi derecesi aynıdır. Nitekim Allah (c.c.) başka
bir ayette "İyi bilin ki onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah
onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin
özünü bilendir." (Hud, 5) buyurur. Bir ayette de: "Ne zaman sen bir
işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şeyokusan ve siz ne zaman bir iş
yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde
ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan
daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda)
bulunmasın." (Yunus, 61) buyurur.
"Onun önünde ve
arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler vardır. " Yani, kulların
başında sırayla duran gece bekçileri ile gündüz bekçileri vardır. Bunlar onu
kötülüklerden ve kazalardan korurlar. Aynı şekilde bazıları geced bazıları
gündüzcü olan diğer bazı melekler ise işlediği iyilik ve kötülükleri kaydetmek
için sırayla gelip giderler. Bunlardan sağındaki ve solundaki iki melek onun
amellerini kaydeder. Sağdaki iyiliklerini ve sevaplarını, soldaki ise
kötülüklerini ve günahlarını kaydeder. Biri arkada diğeri önde duran iki başka
melek onu koruyup gözetir. Böylece kişi gündüz dört melekle, gece başka dört
melek arasındadır; sırayla birbirlerinin yerine geçen iki koruyucu melek ile
iki yazıcı melek.
[3917] Nitekim sahih bir
rivayette Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu
nakledilmiştir: "Bazı melekler gece, bazıları gündüz durmak üzere
nöbetleşe yanınıza gelir. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında bir araya
gelirler. Daha sonra gece sizin yanınızda olanlar Hak Teala'nın huzuruna çıkar.
Allah Teala kullarını en iyi kendisi bilmesine rağmen yine de onlara 'Kullarımı
nasıl bıraktınız?' diye sorar. Onlar da 'Yanlarından ayrılırken namaz
kılıyorlardı. Yanlarına vardığımızda da namaz kılıyorlardı' diye cevap
verirler. "
[3918] Başka bir hadiste
şöyle buyurulmuştur: "Sizinle birlikte, yanınızdan sadece tuvalet ihtiyacı
görürken ve cinsel ilişki esnasında ayrılan iki melek vardır. Onlardan utanın
ve saygı gösterin. "
Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Onun önünde ve arkasında Allah'ın
emriyle onu koruyan takipçiler vardır." Takipçiler Allah'ın (c.c.) emriyle
onu takip eden meleklerdir. İkrime, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: onu
önünden ve arkasından korurlar. Allah'ın (c.c.) kaderi geldiğinde ise ondan
ayrılırlar. Mücahid: Hiç bir kul yoktur ki uykusunda ve uyanıkken cinlerden,
insanlardan ve haşerattan korunması için görevlendirilmiş bir melek olmasın.
Kula her ne gelecek olsa melek ona "Arkana dikkat et" der. Ancak
Allah'ın izin verdiği müstesna; o gelip isabet eder. Said b. Cübeyr, İbn Abbas
(r.a.)'tan "Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan
takipçiler vardır." buyruğu hakkında şöyle nakleder: Bu, dünyanın
krallarından bir kralolup arka arkaya dizilmiş korumaları vardır. Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan: Ayette etrafında korumalar bulunan şeytan dostu kastedilmiştir,
demiştir. İkrime bu ayetin tefsirinde: Bunlar önlerini ve arkalarını saran
kalabalık alayları bulunan devlet başkanlarıdır, demiştir. Dahhak: "Onun
önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler vardır."
buyruğu hakkında: Bu Allah'ın emrine karşı korunan hükümdardır. Bunlar şirk
ehlidir, demiştir. Allahu a'lem, İbn Abbas (r.a.), İkrime ve Dahhak bu
sözleriyle bu meleklerin kulları korumasının bu alayların krallarını ve
emirlerini koruması gibi olduğunu söylemek istemişlerdir.
[3919] İmam Taberi,
Kinane el-Adevi'den şöyle nakleder: Osman b. Affan (r.a.) Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına giderek "Ya Rasulallah! Bana kulun
yanında ne kadar melek bulunduğunu söyle" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Biri sağında iyilikleri kaydetmekle
yükümlü bir melektir. Bu, soldaki meleğin de başkanıdır. Sen bir iyilik
yaptığında on sevap yazılır. Kötülük yaptığında soldaki sağdakine "Yazayım
mı?" diye sorar. O "Hayır. Belki istiğfar ve tevbe eder." der. Soldaki
bunu üç defa söyledikten sonra sağdaki: "Evet, yaz. Allah (c.c.) bizi
ondan rahata erdirsin. Ne kötü bir arkadaş! Allah'ın kendisini gördüğü şuuru ne
kadar da zayıf! Allah'tan ne kadar da az haya ediyor!" der. Allah (c.c.)
bir ayette, "İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen yazmaya hazır
bir melek bulunmasın. " (Kat, 18) buyuruyor. Senin önünde ve arkanda iki
melek daha vardır. Allah (c.c.) "Onun önünde ve arkasıhda Allah'ın emriyle
onu koruyan takipçiler vardır." buyuruyor. Bir de senin alnından tutan ve
Allah (c.c.) için tevazu gösterdiğinde seni yükseltip Allah'a (c.c.) karşı
büyüklendiğinde belini kıran ve alçaltan bir melek vardır. İki dudağının
üstünde duran iki melek vardır. Ağzında duran ve yılanın boğazından girmesine
izin vermeyen başka bir melek vardır. Gözlerinin üstünde de iki melek vardır.
İşte bu on melek her bir ademoğlunun yanındaki meleklerdir. Çünkü gece
melekleri gündüz meleklerinden ayrıdır. Böylece ademoğlunun etrafında yirmi
melek görev yapar. Gündüz İblis, geceleri de oğulları işbaşındadırlar. "
[3920] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Sizden her birinize cinlerden bir arkadaşı (karin) ile
meleklerden bir arkadaşı görevlendirilmiştir. " buyurdu. Sahabiler:
"Ya Rasulallah! Sana da mı?" deyince, "Evet. Fakat Allah (c.c.)
ona karşı bana yardım etti de artık bana hayırdan başkasını emretmiyor."
buyurdu. Bunu diğer hadisçilerden sadece İmam Müslim rivayet etmiştir.
"Allah'ın emriyle
onu koruyan" Buna "onu Allah'ın emrinden dolayı koruyan" manası
verilmiştir. Ali b. Ebi Talha ve başkaları İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet
etmişlerdir. Mücahid, Said b. Cübeyr, İbrahim Nehai ve başkaları da bu
görüştedir. Katade der ki: Bazı kıraatlerde (.... yerine) "...."
(Allah'ın emriyle) okunmuştur. Ka'b el-Ahbar der ki: Ademoğluna her bir ova ve
dağ (içindekilerinin hepsiyle) gözükseydi oralarda şeytanları görürdü. Allah
(c.c.) yiyeceklerinizi, içeceklerinizi ve ırzlarınızı koruyan melekler
görevlendirmeseydi saldırılara maruz kalırdınız. Ebu Ümame der ki: Hiçbir
ademoğlu yoktur ki beraberinde, kendisine takdir edilene teslim edinceye kadar
onu koruyan bir melek bulunmasın. Bu onu, kendisine takdir edilmişe teslim
edene kadar devam eder. Ebu Miclez der ki: Hz. Ali (r.a.) namaz kılarken Murad
kabilesinden bir adam gelerek "Kendini koru; zira Muradoğullarından bir
takım kimseler seni öldürmek istiyorlar" dedi. Hz. Ali (r.a.) ona:
"Şüphesiz her bir kişinin beraberinde onu kendisine takdir edilmemiş
zararlardan korumak için görevlendirilmiş iki melek vardır. Kader gelince
bunlar onunla kaderi başbaşa bırakırlar. Şüphesiz ecel korunan sağlam bir
kaledir." dedi.
Bazılarına göre
"Allah'ın emriyle onu koruyan" buyruğu "Allah'ın emriyle
koruyan" manasına gelir.
[3921] Nitekim bir
hadis-i şerifte zikredildiği üzere bazıları, "Ya Rasulallah!
Ne buyurursun; tedavi
için okuduğumuz rukye Allah'ın kaderinden hiçbir şeyi engeller mi?" diye
sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O da Allah'ın
kaderindendir" buyurdu.
İbn Ebi Hatim ...
Cehm'den, oda İbrahim'den şöyle nakleder: Allah (c.c.) peygamberlerinden birine
"Kavmine bildir ki: Onlardan hangi kasaba veya ev Allah'a (c.c.) itaat
üzere iken O'na isyana geçerlerse Allah (c.c.) onların hal ve durumlarını
hoşlandıklarından hoşlanmadıklarına dönüştürür." buyurdu. İbrahim sonra
şöyle dedi: "Bunun Allah'ın kitabındaki onayı Allah'ın (c.c.) "Bir
toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı
değiştirmez. " buyruğudur. Bu hususta bir de hadis varit olmuştur:
[3922] Hafız İbn Ebi
Şeybe, Umeyr b. Abdülmelik'ten şöyle nakleder:
Hz. Ali (r.a.) Kufe
minberinde verdiği bir hutbede şöyle dedi: "Ben Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in yanındayken sustuğumda kendisi bir şeyler söyler, sorduğumda
da bana anlatırdı. O bana Rabb'inden aktararak şöyle dedi: "Rabb (c.c.)
şöyle buyurdu: İzzetime, Celalime ve Arş'ım üzerine yücelmeme andolsun ki
herhangi bir kasaba veya ev halkı, sevmediğim bana karşı isyan üzere iken sonra
sevdiğim ve istediğim bana itaate dönerse ben de onun hoşlanmadığı azabımdan
onların sevip arzuladığı rahmetime dönerim. " Bu gariptir. Senedinde
tanımadığım kimseler vardır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |