İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Ra’d Suresi

12 – 15.ayetler

 

Yüce Allah'ın Uluhiyyetinin, Rububiyyetinin ve Kudretinin Delilleri:

 

12. O korku ve ümid içinde iken size şimşeği gösteren ve ağır bulutları meydana getirendir.

13. Gök gürültüsü Allah'a hamd eder. Melekler de O'nun korkusundan tesbih ederler. O kafirler Allah hakkında mücadele edip dururken o, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve o, azabı pek şiddetli olandır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah şimşeği insanların hizmetine ve faydasına sunanın kendisi olduğunu bildiriyor. Şimşek, bulutların arasından çıkan göz alıcı parlak ışıktır. İmam Taberi'nin rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) Ebu Celd'e yazdığı bir mektupta berk'in ne olduğunu sormuş o da: Berk sudur, demiştir. "Korku ve ümid içinde iken" Katade: Korkuyu yaşayan yokudur; şimşeğin kendisine eziyet ve meşakkat vermesinden korkar. Ümidi ise evinde yurdunda olan kişi yaşar; onun bereket ve faydasını, Allah'ın (c.c.) rızkını umar.

 

''Ağır bulutları meydana getirendir." Bunları yoktan var eder. Suyunun çok olması sebebiyle yere yakındır. Mücahid der ki: Ağır buluttan maksat içinde su bulunan buluttur.

 

"Gök gürültüsü Allah'a hamd eder." Allah (c.c.) başka bir ayette "O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (İsra, 44) buyurur.

 

 

[3923] İmam Ahmed b. Hanbel, senediyle İbrahim b. Sa'd'dan, o da babasından şöyle nakleder: Camide Humeyd b. Abdurrahman'ın yanında oturuyordum. Yanımızdan Beni Gaffar kabilesinden ihtiyar bir adam geçti. Humeyd gelmesi için birini gönderdi. Gelince bana "Kardeşim, aramızda yer aç. Çünkü o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e arkadaşlık yapmıştır" dedi. Ardından ona "Bana Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nakletmiş olduğun hadis ne idi?" dedi. İhtiyar şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz Allah (c.c.) bulutları yoktan var eder. Bu bulutlar en güzel şekilde konuşur, en tatlı tarzda gülerler. "

 

Allahu a'lem burada bulutların konuşmasından gök gürültüsü, gülümsemesinden ise şimşek kastedilmiştir. Musa b. Ubeyde, Sa'd b. İbrahim'den şöyle nakleder: Allah (c.c.) yağmuru gönderir ve ondan daha güzel gülen, ondan daha sıcak konuşan yoktur. Onun gülmesi şimşek, konuşması ise gökgürültüsüdür. İbn Ebi Hatim, Muhammed b. Müslim'den şöyle nakleder:

Bana ulaşan bilgiye göre şimşek dört yüzü olan bir melekmiş; bir yüzü insan, bir yüzü öküz, bir yüzü akbaba ve bir yüzü de aslan. Kuyruğuyla vurduğunda şimşek oluşur.

 

 

[3924] İmam Ahmed b. Hanbel, senediyle Salim'den, o da babasından şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şimşek ve yıldırım sesi işittiğinde şöyle derdi: "Allah’ım! Bizi gazabınla öldürme. Bizi azabınla helak etme. Bize bunlardan önce afiyet ver. " Bunu ayrıca Tirmizi, Buhari -Kitabu'lEdeb'de-, Nesai, Amelü'l-yevmi ve'l-leyle'de ve Hakim, Müstedrek'te Haccac b. Ertah'm Ebu Matar'dan ... nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[3925] İmam Taberi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şimşek sesi duyduğunda şöyle derdi:

"Şimşeğin hamd ile tesbih ettiği Allah'ı tenzih ederim. "

 

Hz. Ali de (r.a.) bir şimşek sesi duyduğunda "Senin tenzih ettiğini tenzih ederim" derdi. İbn Abbas (r.a.), Esved b. Zeyd ve Tavus'tan yapılan rivayete göre onlar da böyle derlerdi. Evzai der ki: İbn Ebi Zekeriyya şimşek sesinifduyduğunda konuşmayı bırakıp "O Allah'ı tenzih ederim ki gökgürültüsü O'na hamd eder ve Melekler de O'nun korkusundan tesbih ederler." der ve eklerdi: "Bu yeryüzü halkına gerçekten büyük bir tehdittir." Bunu İmam Malik, el-Muvatta'da, İmam Buhari, Kitabu'l-Edeb'de rivayet etmişlerdir.

 

 

[3926] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Aziz ve Celil olan Rabb'iniz buyurdu ki: Kullarım bana itaat etselerdi onlara yağmuru gece yağdırıp gündüz güneşi doğdurur ve gökgürültüsünün sesini onlara duyurmazdım. "

 

 

[3927] TaberElni, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Gök gürültüsünü işittiğinizde Allah'ı zikredin. Çünkü o Allah'ı (c.c.) zikreden hiç kimseye isabet etmez. "

 

"O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar." Yani, Allah (c.c.) bunu dilediğinden intikam almak için bir ceza olarak gönderir. Bu yüzden ahir zamanda bu artacaktır.

 

 

[3928] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Ahir zamanda yıldırımlar çoğalır. Öyle ki adam bir topluluğa gelip "Sizden bu sabah kimlere yıldırım çarptı?" diye sorar. Onlar da "Yıldırım filan, filan ve filana çarptı. " derler. "

 

 

[3929] Bu ayetin nüzul sebebi hakkında Hafız Ebü Ya'la el-Mevsıli, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birini arap firavunlarından birine gönderip "Git ve onu bana çağır" buyurdu. Sahabi: "Ya Rasülallah! O gelmeyecek kadar zalimdir" dedi. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine: "Git ve onu bana çağır" buyurdu. Sahabi gidip "Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) seni çağırıyor" dedi. Adam: 'Rasülullah kimdir, Allah nedir, O altından mıdır, gümüşten midir, yoksa bakırdan mıdır?" dedi. Sahabi Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına dönerek olanı anlattı ve "Ya Rasülallah! Sana onun bunu kabul etmeyecek kadar azgın olduğunu söylemiştim. Bana şöyle şöyle söyledi" dedi. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ona ikinci kez git" buyurdu. Sahabi gitti ve firavun ilkindeki gibi söyledi. Sahabi dönüp "Ya Rasülallah! Sana onun bunu kabul etmeyecek kadar azgın olduğunu söylemiştim." dedi. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Git ve tekrar çağır" dedi. Sahabi üçüncü kez gitti ve azgın adam aynı sözleri tekrarladı. Bunları söylerken Allah (c.c.) ona bir bulut gönderdi. Bulut başına doğru geldi ve ondan bir yıldırım düşüp adamın beynini parçaladı. Bunun üzerine Allah (c.c.) "O kafirler Allah hakkında mücadele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve o, azabı pek şiddetli olandır." ayetini nazil etti. Bunu Taberi, gerisi aynı senetle Ali b. Ebü Sare'den rivayet etmiştir. Bezzar da yakın bir senetle yine Enes b. Malik (r.a.)'tan, benzer bir ifadeyle rivayet etmiştir.

 

 

[3930] BezzMın, Abdurrahman b. Suhar el-Abdi'den naklettiğine göre o kendisine şöyle anlatıldığını söylemiştir: Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birisini zorba ve zalim birini davet etmek üzere gönderdi. Zalim "Söyle bakalım Rabb'iniz nedir? O altın mı, gümüş mü veya inci midir?" dedi. Yanına gelenlerle tartışırken Allah (c.c.) ona doğru bir bulut gönderdi. Onda şimşek çaktı ve Allah (c.c.) zorbanın üzerine bir yıldırım gönderip beynini dağıttı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

 

 

[3931] Ebu Bekir el-Ayyaş, Mücahid'den şöyle nakleder: Yahudi bir adam gelerek "Ey Muhammed! Bana rabbini ve O'nun neyden olduğunu söyle; bakırdan mı inciden mi yoksa yakuttan mıdır?" deyince üzerine bir yıldırım gelip çarptı. Bunun üzerine Allah (c.c.) "O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar." ayetini nazil etti. 

 

 

[3932] Katade der ki: Bize anlatıldığına göre bir adam Kur'an'ı inkar etti ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yalanladı. Bunun üzerine Allah (c.c.) bir yıldırım göndererek onu öldürdü. Allah (c.c.) "O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar." ayetini nazil etti. 

 

 

[3933] Tefsirciler bu ayetin nüzul sebebinde Amir b. Tufeyl ile Lebib Rebia'nın kardeşi Erbed'in olayını zikretmişlerdir. Bunlar Medine'ye Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek yönetimin yarısının kendilerine verilmesini istediler. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabul etmedi. Bunun üzerine me!'un Amir b. Tufeyl "Öyleyse Vallahi ben başına güçlü atlarla genç cengaverler gönderecek ve burayı onlarla dolduracağım" diye tehdit etti. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Allah (c.c.) ve Kayle'nin oğulları -Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ensarı kastediyordu- senin bunu yapmana izin vermeyecek" buyurdu. Sonra bunlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öldürmeyi düşündüler. Biri onunla konuşurken diğeri arkadan vurup öldürmek için kılıcını kınından çıkarıyordu. Allah (c.c.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i onlardan korudu ve muhafaza etti. Bunlar Medine'den çıktıktan sonra arap kabilelerine giderek onları Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e karşı savaş için topladılar. Allah (c.c.) Erbed’e içinde yıldırım bulunan bir bulut gönderdi ve bu yıldırım onu yaktı. Amir b. Tufeyl'e de taun gönderdi. Onda büyük bir çıban çıktı. "Ey Amir oğulları! Bekr oğullarının çıbanı gibi bir çıban ve Seluliyye'nin evinde ölüm mü?" demeye başladı. Sonunda ikisi de -Allah'ın laneti üzerlerine olsun- öldü. Allah (c.c.) bunlar ve benzerleri hakkında, "O kafirler Allah hakkında mücadele edip dururken o, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar." ayetini nazil etti. Erbed'in kardeşi onun hakkında söylediği mersiyesinde şöyle demiştir:

 

Erbed hakkında her türlü ölümden korkardım da,

Balık ve Aralan yıldızlarının başına felaket getirmesinden değil.

Şaşkın bırakan sıkıntılı gündeki kahraman atlıya yetişen,

Gök gürültüsü ve yıldırım yıktı beni. 

 

 

[3934] Hafız TaberElni, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Erbed b. Kays b. Cez' b. Halid b. Cafer b. Kilab ile Amir b. Tufeyl b. Malik Medine'ye Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gelmişlerdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) otururken gelip karşısında oturdular. Amir b. Tufeyl: Ey Muhammed! Müslüman olursam bana ne tahsis edeceksin? dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Müslümanların hakları senin hakların, onların yükümlülükleri senin yükümlülüklerin olacaktır" buyurdu. Amir b. Tufeyl: Müslüman olursam senden sonra yönetimi bana bırakır mısın? deyince Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Böyle bir şey ne senin ne kavminin hakkıdır. Fakat atların dizginleri senindir." buyurdu. Amir: Zaten şu anda Necd atlarının dizginleri benim elimdedir. Köylerin yönetimini bana ver, şehirlerin yönetimini sende olsun, dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır" buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanından ayrılırken Amir "Vallahi, burayı sana karşı atlarla ve adamlarla dolduracağım" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Allah (c.c.) seni bundan engeller" buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanından çıktıktan sonra Amir: "Ey Erbed! Ben Muhammed'le konuşarak dikkatini senden başka yere çekeceğim. O sırada boynunu vur. Çünkü Muhammed'i öldürdüğün taktirde insanlar sadece diyete razı olur, savaşmak istemezler. Biz de onlara diyeti veririz, dedi. Erbed: Tamam, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına döndüler. Amir: Ey Muhammed! Kalkıp benimle gel de konuşalım, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp gitti ve bir duvarın kenarına oturdular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onunla birlikte durmuş konuşuyordu. Erbed kılıcını çıkarmak istedi. Elini kılıcına koyar koymaz eli kılıcın kabzası üzerinde kurudu ve kılıcı çekemedi. Amir Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i oyalarken Erbed geç kalıp Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir şey yapamadı. O sırada Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O tarafa dönünce Erbed'i ve ne yaptığını gördü ve yanlarından ayrıldı. Amir ve Erbed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanından ayrıldıktan sonra Harretü Vakım denilen taşlık araziye vardıklarında orada konakladılar. O sırada karşılarına Sa'd b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr çıktı ve "Defolup gidin ey Allah'ın düşmanları! Allah size lanet etsin!" dediler. Amir: Bu kimdir ey Sa' d? dedi. O: Üseyd b. Hudayr el-Ketaib'dir, dedi. Çıktılar ve Rakam denilen yere vardıklarında Allah (c.c.) Erbed'in üzerine yıldırım gönderip onunla öldürdü. Amir oradan ayrıldı ve Harim denilen yere geldiğinde bedeninden Allah (c.c.)'ın gönderdiği bir çıban çıktı. Selul oğullarından bir kadının evine vardığında gece olmuştu. Boynundaki çıbanı sıvazlamaya ve "Seluliye'nin evinde deve çıbanı gibi bir çıban!" demeye başladı. Bununla kadının evinde ölme temennisini dile getiriyordu. Sonra atına bindi ve dönerken öldü. Bunun üzerine Allah (c.c.) 'YUlah her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksilteceğini ve neyi artıracağını bilir ..... "Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur." (8-11. ayetleri) ayetlerini indirdi. Kendisinin emriyle Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i koruyan ardındaki ve önündeki melekleri zikretti. Sonra Erbed'i ve onu neyle öldürdüğünden bahsederek "O kafirler Allah hakkında mücadele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar ... " buyurdu.

 

"O kafirler Allah hakkında mücadele edip dururken" Yani, Allah'ın büyük olduğunda ve ondan başka hiçbir ilah bulunmadığında şüphe ederken.

"Ve o, azabı pek şiddetli olandır." Taberi' der ki: Allah (c.c.)'ın kendisine karşı çıkıp isyan edenlere, azgınlık yapıp küfründe ısrar edenlere cezası katıdır. Bu ayet Allah'ın şu buyruğu gibidir: "Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik. Bak işte, tuzaklarının akıbeti nice oldu: Onları da, (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasıl) toptan helak ettik!" (Nemi, 50-51) Hz. Ali (r.a.)'tan yapılan rivayete göre o, "azabı pek çetin olandır." buyruğunu "yakalaması çetindir" diye tefsir etmiştir. Mücahid de: Kuvveti çetindir, manası vermiştir.

 

 

 

14. Hak dua ancak O'nadır. O'ndan başka dua ettikleri şeyler, onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki su onun ağızına girecek değildir. Kafirlerin duası sadece boşa gitmiştir.

 

Tefsiri:

 

Ali (r.a.) der ki: "Hak dua / çağrı ancak O'nadır." Hak duadan kasıt tevhiddir. Bunu Taberi rivayet etmiştir. İbn Abbas (r.a.), Katade ve Malik'in rivayetine göre Muhammed b. Münkedir: Hak dua La ilahe illallah'tır, demişlerdir. "O'ndan başka dua ettikleri şeyler" Yani, Allah'tan başka ilahlara tapanlar, onların durumu "ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir." Ali b. Ebi Talib (r.a.) der ki: Yani, bir kuyunun kenarında eliyle su almaya çalışan kimse gibidir. Ona eliyle bile ulaşamazken ağzı nasıl ulaşabilir? Mücahid der ki: Yani, diliyle su ister ve eliyle işaret eder, fakat su ona asla gelmez. Ayette, suyu elinde tutup hiçbir şeye karar vermeyen kimseye benzetme yapıldığı da söylenmiştir. Şairin dediği gibi:

 

 

Benimle siz ve size duyulan özlem,

Parmak uçları ıslanmamış elini kapatan gibiyiz.

Bir şair de şöyle der:

 

 

Benimle onun arasındaki sevgi sebebiyle, Elinde su tutan kimse haline döndüm.

Cümlenin manası şöyle olur: Elini uzaktan suya uzatıp onu avucuna alıyormuş gibi yapan veya avucunu kapatan kimse su içme yeri olan ağzına ulaşmayan sudan faydalanmadığı gibi, Allah ile birlikte başka ilahlara ibadet eden bu müşrikler de onlardan hem dünyada hem de ahirette asla fayda göremezler. O yüzden Yüce Allah ardından: "Kafirlerin duası sadece boşa gitmiştir." buyuruyor.

 

 

 

15. Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah her şeyi boyunduruğu altına aldığı ve her şeyin önünde eğildiği, bu yüzden mü'minlerin isteyerek, müşriklerin zorla olmak üzere her şeyin secde ettiği azamet ve hükümranlığından bahsediyor. "sabah akşam" ifadesindeki "......" sabah, asil'in çoğulu "....." ise gün sonu demektir. Nitekim Allah başka bir ayette: ''Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner." (Nahl, 48) buyurur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

16 ve 17. ayetler