İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Ra’d Suresi

16 ve 17.ayetler

 

Allah'ın Bir Olması ve Allah'ın Birliği Karşısında Mü'min ve Müşrik Örneği:

 

16. De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: ''Allah'tır" O halde, de ki: "O'nu bırakıp da bizzat kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: "Allah her şeyi yaratandır. Ve o, birdir, her şeye galiptir ve kahredicidir. "

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını ortaya koyuyor. Çünkü müşrikler göklerin ve yerin yaratıcısının, bunların Rabbinin ve yöneticisinin Allah olduğunu itiraf etmektedirler. Bununla beraber Allah dışında kendilerine ibadet ettikleri bir takım dostlar edinmişlerdir. O ilahlar ise kendileri için, gayet tabii kendilerine ibadet edenler için hiçbir şeye Malik değildirler. Yani, onlara hiçbir fayda veremez, onlardan hiçbir zararı def edemezler. Hal böyle iken, Allah ile birlikte bunlara ibadet eden ile sadece hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a ibadet eden ve Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse bir olur mu? O yüzden Allah şöyle buyuruyor: "De ki: "Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü?" Yani, o müşrikler Allah ile birlikte Yüce Rabbe benzeyen, yaratma hususunda O'na denk olup O'nun yarattığı gibi yaratan bir takım ilahlar edindiler ve yaratma hususu kafalarını mı karıştırdı da onların başka bir yaratıcı tarafından yaratıldığını sandılar? Yani, durum böyle değildir. Çünkü hiçbir şey Allah'a benzemez, O'nun misli olamaz. Hiçbir şey O'nun ortağı, dengi, veziri, oğlu ve eşi olamaz. Allah bunlardan tamamen uzak ve münezzehtir. O müşrikler Allah ile beraber ancak Allah'ın yarattığı ve kulu olduğunu itiraf ettikleri şeylere ibadet ediyorlar. Nitekim hac için telbiye getirirken şöyle derlerdi: "Lebbeyk, emrindeyim Allah'ım! Senin ortağın yoktur. Sadece, hem kendisine hem sahibi olduklarına Malik olduğun Sana ait ortağın vardır." Nitekim Allah başka bir ayette onların şöyle dediklerini haber veriyor: "Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz." (Zümer, 3) Allah onları bu inançlarından dolayı tenkid ederek, Allah'ın hiç kimseyi izni olmadan katında şefaatçi yapmadığını ifade ederek şöyle buyuruyor: ''Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez." (Sebe, 23) "Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz." (Necm, 26) "Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kulolarak Rahman'a gelecektir. O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir. Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir." (Meryem, 93-95) Hepsi kulolduğuna göre hiçbir delil ve burhan olmadan, sadece şahsi düşünceler, uydurma ve hurafe fikirlerle neden birbirlerine ibadet etsinler? Sonra, Allah ilkinden sonuna tüm milletlere onları bundan men eden ve Allah'tan başkalarına ibadetten nehyeden peygamberler göndermiştir. Onlar ise peygamberleri yalanlamışlar ve karşı gelmişlerdir. Böylece azap onlara kaçınılmaz olarak vacib olmuştur.

 

 

 

17. O, gökten su indirdi ve vadiler kendi miktarlarınca selolup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte Allah hak ile batıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara faydalı olan şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.

 

Tefsiri:

 

Bu ayet-i kerime sabit ve ebedi olması bakımından hakikat, gidici ve fani olması bakımından batıl olarak verilen iki misali içermektedir. Yüce Allah burada şöyle buyuruyor: "o, gökten su" yani yağmur "indirdi ve vadiler kendi miktarlarınca selolup aktı. " Yani, her vadi kendi büyüklüğü oranında su aldı. Şu vadi büyük olup çok su aldı, diğer vadi küçük olup o miktarınca su aldı. Bununla kalplere ve onların birbirinden farklı oluşlarına işaret edilmektedir. Onlardan bazıları çok ilim alırken bazıları dar olup çok ilim almaz. Bu bir misaldir. "Süs veya eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. " buyruğunda anlatılan ise ikinci misaldir. Altın veya gümüş zinet eşyası yapılmak, bakır veya demir şekil vererek süs eşyası yapılmak üzere eritildiklerinde bunların üzerinde suyun üzerindeki gibi bir köpük oluşur. "İşte Allah hak ile batıla böyle misal verir." Yani, köpüğün ateşte eritilen su, altın vb. bir maddeyle birlikte kalamadığı, bilakis yok olup gittiği gibi hak ile batıl bir araya geldiklerinde batıl orada tutunamaz ve kalamaz. Bu yüzden ardından şöyle buyurulmuştur: "Köpük atılıp gider." Yani, ondan faydalanılmaz. Bilakis dağılır, parçalanır ve vadinin iki tarafına dağılıp gider, ağaçlara takılır ve rüzgarlar tarafından alıp götürülür. Altın, gümüş, demir ve bakırın kiri de gider ve geride sadece su kalır. Faydalanılan altın ve benzeri şeyler olur. O yüzden Yüce Allah ardından şöyle buyuruyor: "İnsanlara faydalı olan şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir. " Nitekim Yüce Allah başka bir ayette "İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir." (Ankebut, 43) buyurur. Seleften bir zat şöyle der: Ben Kur'an'dan bir misalokuyup da anlamadığımda kendim için ağlardım. Çünkü Allah (c.c.) "bu misalleri ancak bilenler düşünüp anlayabilir. " buyuruyor.

 

Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bu Allah'ın getirdiği bir misalolup, kalpler bundan yakinleri ve şüpheleri oranında alırlar. Şüpheyle birlikte amel bir fayda vermez. Yakin ehlini ise Allah yakinlerinden dolayı faydalandırır. Süs eşyası olacak maddeler ateşe tutulup halis ve temiz kısmı alınıp kirli ve kalıntı kısmı atıldığı gibi Allah da yakini alır, şekki atar. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "o, gökten su indirdi ve vadiler kendi miktarlarınca selolup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü." Sel vadideki dalları ve çöpleri alıp götürdü. "Süs veya eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de" yani altın, gümüş, ziynet eşyası, bakır ve demir gibi şeylerden de "buna benzer köpük olur." Zira bakır ve demirin de kirleri vardır ve Allah (e.c.) bunların kirlerini suyun köpüğü gibi yapmıştır. Bunların insanlara faydalı kısmı altın ve gümüştür. Sudan ise toprağın onu içip bitki bitirmesiyle faydalanılır. Bu, sahibine kalacak salih amel ile köpük gibi yok olup gidecek ve sahibini terk edecek kötü amele verilmiş bir misaldir. Aynı şekilde hidayet ve hakikat de Allah katından gelmiştir. Kim hakkı uygularsa onun lehine olur ve yeryüzünde insanlara fayda veren şeylerin kaldığı gibi kalıverirler. Demir ateşe girip kiri giderilmedikçe ve iyi kısmı alınıp değerlendirilmedikçe, ondan ne bıçak ne de kılıç yapılabilir. Batıl da, kıyamet günü gelip insanlar toplandığında ve ameller arzedildiğinde çekip gider ve yok olur. Hak ehli ise hakkın faydasını görür. Bu ayetin tefsirinde Mücahid, Hasan-ı Basri, Ata, Katade ile selef ve haleften bir çok kişiden de böyle rivayet edilmiştir.

 

Allah (c.c.) Bakara suresinin başlarında münafıklara biri ateş, diğeri su olmak üzere iki misal getirmişti. Allah evvela "Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir ... " sonra "Yahut (onların durumu), gökten 'sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanizklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur (a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir." buyurmuştur. Allah (c.c.) kafirlere de Nur suresinde iki misal getirmiştir. Onların birincisi "İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder ... " (Nur, 39) buyruğudur. Serap ancak şiddetli sıcak günlerde olur.

 

 

[3935] O yüzden Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kıyamet günü Allah Yahudilere 'Arzunuz nedir?' diye sorar. 'Rabbimiz! Susadık. Bize su ver' derler. Allah, 'Şuraya gelsenize' der. Gittiklerinde su gibi görünen şeyin birbirine şiddetle çarpan ateş olduğunu görürler. "

 

Yüce Allah bunun ardından kafirler için getirdiği diğer misalde şöyle buyurur: "Yahut (o kafirlerin duygu, düşünce ve davranışlan) engin bir denizdeki yoğun karanizklar gibidir; (öyle bir deniz) ki onu dalga üstüne dalga kaplzyor; üstünde de bulut ... Birbiri üstüne karanizklar." (Nur, 40)

 

 

[3936] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Musa el-Eş' arı (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Allah'ın benim aracılığımla gönderdiği hidayet ve ilim, bol yağmura benzer. Bu yağmur bazen toprağın öyle bir kısmına isabet eder ki bu kısım bereketlidir, suyu kabul eder, çayır ile bol ot yetiştirir. Bir kısmı da bir kayalık gibi olur, suyu üstünde tutar da Allah insanları onunla faydalandırır. Bu sudan hem içerler hem de hayvanlarını sularlar, ekin ekerler. Diğer bir kısmı ise düz ve kaypaktır. Ne suyu tutar, ne çayır bitirir. Allah'ın dinini anlayıp da Allah'ın benim aracılığımla gönderdiğinden yararlanan, bunu öğrenen ve öğreten kimse ile bunu duyduğu vakit kibrinden kafasznı kaldırmayan ve Allah'ın benim aracılığımla gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kişinin örneği işte budur. " Bu, su misalidir.

 

 

[3937] İmam Ahrhed b. Hanbel'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiği başka bir hadiste Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Benimle sizin misaliniz ateş yakan şu adama benzer. Ateş çevresini aydınlatınca ateşe düşen hayvanlar olan etrafta ki kelebekler ona düşmeye başlarlar. Adam onların önüne engel koyduğu halde onu aşıp ateşe atılırlar. İşte bu benimle sizin misalinizdir. Ben sizi eteklerinizden tutarak ve ''Ateşten bana gelin, ateşten bana gelin, gelin" diyerek sizi ateşten engellemeye çalışıyorum. Siz ise beni aşıp ateşe dalıyar ve giriyorsunuz. " Bunu ayrıca Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Bu da ateş misalidir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

18 – 24. ayetler