İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Ra’d Suresi

18 – 24.ayetler

 

Rablerinin Emirlerine Uyanların Mükafatları:

 

18. Rablerinin emrine uyanlar için en güzel mükafat vardır. O'na uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında onun bir misli daha kendilerinin olsa, onu mutlaka feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah bahtlıların ve bedbahtların varacakları yerden bahsederek şöyle buyuruyor: "Rablerine icabet edenler için" (mealde: emrine uyanlar)" Yani, Allah'a ve Rasulü'ne itaat edenler, onların emirlerine boyun eğenler, geçmiş ve geleceğe dair haberlerini tasdik edenler, işte onlar için "en güzel mükafat vardır." Yani, güzel bir mükafat vardır. Nitekim Allah Zülkarneyn'in şöyle dediğini bildirmiştir: "İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolayalanını söyleyeceğiz." (Kehf, 88) Yüce Allah bir ayette de: "Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır." (Yunus, 26) buyurmuştur.

 

"O'na uymayanlara" Allah'a itaat etmeyenlere "gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında onun bir misli daha kendilerinin olsa, onu mutlaka feda ederler." Yani, ahirette Allah'ın azabından kurtulmak için yeryüzü dolusu altın ile onun bir misli daha fidye vermeleri mümkün olsa verirler. Fakat bu onlardan kabul edilmeyecektir. Çünkü Allah (c.c.) kıyamet günü onlardan hiçbir para ve bedel kabul etmeyecektir. "İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır." Yani, kıyamet gününde hurmanın zarına ve çekirdeğine kadar, büyük küçük her şeyden hesaba çekileceklerdir.

 

 

[3938] "Kimin hesabı uzarsa ona azap edilir (bu azap alametidir). " Nitekim Allah (c.c.) burada daha sonra şöyle buyuruyor: "Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!"

 

 

 

19. Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri anlar.

 

Tefsiri:

 

Yani: Ey Muhammed! İnsanlardan, "Rabbinden sana indirilenin" asıl "hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu?" Yani, Rabbinden sana indirilende hiçbir şek, şüphe, karışıklık ve ihtilaf yoktur. Bilakis bunlar birbirlerini doğrularlar, birbirlerine ters ve zıt düşmezler. Onun bütün haberleri hak, emir ve nehiyleri adalettir. Nitekim Allah başka bir ayette "Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır." (En'am, 115) buyurur. Yani, haberlerinde doğru, isteklerinde adildir. Dolayısıyla ey Muhammed! Senin getirdiklerinin doğru olduğundan emin olmuş kimse ile gözü görmeyen ve hiçbir hayır yolu bulamayan, anlamayan, anlasa da boyun eğmeyen, onu tasdik etmeyen ve tabi olmayan kimse bir olur mu?" Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: "Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir. " (Haşr, 20)

 

Yüce Allah buradaki ayette şöyle buyuruyor: "Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör kimse gibi olur mu?" Yani, o bunun gibi olabilir mi? Bunlar bir değildirler. ''Ancak akıl sahipleri anlar." Yani, ancak düzgün ve sağlıklı akıl sahipleri öğüt ve ibret alır, ancak onlar akıllarını kullanır ve idrak ederler. Allah bizi onlardan eylesin.

 

 

 

20. O akıl sahipleri ki onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, verdikleri sözü bozmazlar.

21. Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.

22. Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte bu diyarın güzel akıbetini kazananlar onlardır.

23. (O yurt) Adn cennetleridir, oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklar.

24. (Melekler), "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Ahiret yurdu ne güzeldir!" derler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği güzel vasıflara sahip kimselerden bahsederek en güzel akibetin, yani dünya ve ahiretteki zaferin onların olacağını bildiriyor. O kimseler ki ''Allah'ın ahdini yerine getirirler, verdikleri sözü bozmazlar." Bunlar, söz verdiklerinde bozan, birisiyle davalı olduklarında batıl vesilelere başvuran ve edepsizleşen, konuştuğunda yalan söyleyen ve bir şey

emanet edildiğinde ihanet eden münafıklar gibi değildirler.

 

"Onlar Allah'ın göz'ftilmesini emrettiği şeyleri gözeten" sıla-ı rahim yapan, akrabalarına, fakirlere ve muhtaçlara ihsanda bulunan ve iyilik yapan "Rablerinden sakınan" Yani, tüm yaptıklarında ve terk ettiklerinde Allah'ın görüp bildiği şuurunda olan "ve" ahiret günündeki "kötü hesaptan korkan kimselerdir." Nitekim bu yüzden Allah (c.c.) onlara tüm hal ve hareketlerinde, etkisi sadece kendilerine olan veya başkalarına geçen tüm fiillerinde doğru yolda ve istikamet üzere olmalarını emretmiştir.

 

"Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek" haramlara ve günahlara karşı "sabreden" Allah için, O'nun rızasını ve büyük mükafatlarını kazanmak için kendisini bunlardan tümüyle koparan,

 

"Namazı dosdoğru kılan" kurallarına, vakitlerine, rükularına, secdelerine ve huşusuna şeriatın gerektirdiği gibi ve Allah'ın razı olacağı şekilde uyan, "kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak harcayan" yani, infak etmeleri ve harcamaları gerekli olan eşleri ve akrabalarıyla fakir, muhtaç ve zavallı yabancılara infakta bulunan, harcama yapan. Burada "Gizli ve açık olarak" denilmiştir; yani, onları bundan hiçbir hal ve durum engellemez. Onlar gece gündüz sürekli infak halindedirler, "ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. " Yani, kötülüğe iyilikle karşılık veren, birisi eziyet etse onlara sabır ve tahammül etmek, affedip bağışlamak suretiyle güzel mukabelede bulunan kimselerdir. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur." (Fussilet, 34-35) Bu yüzden Yüce Allah bu güzel niteliklere sahip bahtlılar için, en güzel akibetin onların olacağını haber veriyor: "İşte bu diyarın güzel akıbetini kazananlar onlardır" Sonra güzel akibeti açıklayarak şöyle buyuruyor: ''Adn cennetleridir" Adn ikamet etmek ve yerleşmek manasına gelir. Yani, sonsuza dek kalacakları sabit ve yerleşik cennetlerdir. Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle rivayet edilir:

 

Cennette Adn adında bir saray vardır. Etrafı yüksek burçlar ve güzel bahçelerle çevrili bu sarayın beş bin kapısı, her bir kapının üzerinde çizgili Yemen kumaşından beş bin örtü vardır. Buraya ancak bir peygamber veya sıddık veya şehid girer.

 

Dahhak "Adn Cenneti" hakkında şöyle der: Bu, cennetin şehri olup Resuller, nebiler, şehidler ve hidayet önderleri vardır. Diğer insanlar onların etrafında ve daha uzağındadırlar. Cennetler de onların çevresindedir. Bu ikisini Imam Taberi rivayet etmiştir.

 

"Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, " Yani, mutlu ve bahtiyar olmaları için bunlar ana babalarından, eşlerinden ve çocuklarından cennete girmeye ehil mü'min dostlarıyla orada bir araya getirilirler. Hatta Allah'tan bir lütuf ve ihsan olarak, üstte kinin derecesi düşürülmeksizin alttaki üsttekinin derecesine yükseltilir. Nitekim Allah (c.c.) bir ayette şöyle buyurur: "İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir." (Tur, 21)

 

"Melekler de her kapıdan onların yanına varacaklar. (Melekler), "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Ahiret yurdu ne güzeldir!" derler. " Yani, melekler onların cennete girişlerini tebrik etmek için oradan buradan girip yanlarına gelirler. Mü'minler cennete girince melekler heyet halinde gelip onlara selam verir ve Allah'ın onları kendisine yaklaştırması ve ihsanda bulunmasını, sıddıkların ve değerli nebilerin ve Resullerin komşuları olarak selam yurdunda ikametlerini tebrik ederler.

 

 

[3939] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr b. el-As'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cennete ilk girenin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Sahabiler: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah'ın cennete ilk girecek kulları gediklerin onlarla korunduğu ve felaketlerin onlarla def edildiği muhacir fakirlerdir. Onlardan biri ölür de yerine getirmeye gücünün yetmediği bir ihtiyacı onun içinde bir ukde olarak kalır. Allah (c.c.) dilediği meleklerine "Onlara gidin ve selamlayın" diye emreder. Melekler "Biz senin semanın sakinleri ve seçkin kullarınız. Bize, onlara gidip selam vermemizi mi emrediyorsun?" derler. Allah (c.c.) "Onlar bana ibadet eden ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayan kullardı. Gedikler onlarla kapatılır ve felaketler onlarla engellenirdi. Onlardan biri ölür de yerine getirmeye gücünün yetmediği bir ihtiyacı içinde bir ukde olarak kalır." buyurur. Bunun üzerine melekler her bir kapıdan yanlarına girer ve "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Ahiret yurdu ne güzeldir!" derler. "

 

 

[3940] Bunu İmam Taberani, Abdullah b. Amr kanalıyla Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Cennete ilk girecek topluluk fakir muhacirlerdir. Onlar ki kötülüklerden onlarla korunulur, emredildiklerinde dinleyip itaat ederlerdi. Onlardan birinin bir sultana ihtiyacı olsa ölene kadar yerine getirilmezdi de o ihtiyacı yüreğinde ölürdü. Allah (c.c.) kıyamet günü cenneti çağırır. O da süs ve ziynetiyle gelir. Allah (c.c.) "Yolumda cihad eden ve yolumda eziyet gören kullarım nerede? Haydi, hiçbir azap ve hesap görmeksizin girin cennete!" buyurur. Melekler gelip secde eder ve "Ey Rabbimiz! Biz gece gündüz Sana secde ediyor, Seni takdis ediyoruz. Bizden önde tuttuğun kulların kimlerdir? derler. Allah (c.c.) "Bunlar yolumda cihad eden ve yolumda eziyet gören kullarımdır" buyurur. Bunun üzerine melekler her bir kapıdan cennete girerler. "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Ahiret yurdu ne güzeldir!"

Abdullah b. Mübarek Ebu Haccac'dan şöyle nakleder: Ebu Ümame'nin yanına oturdum, şöyle anlattı: Mü'min cennete girdiğinde yanında iki saf hizmetçisi olduğu halde koltuğuna yaslanır. Safın ucunda bir kapı bulunur. Melek gelip izin ister. En uçtaki kendinden sonrakine: "Bir melek izin istiyor" der. Sonraki daha sonraki hizmetçiye: "Bir melek izin istiyor" der. Nihayet bu mü'mine kadar ulaşır. Mü'min: "İzin verin" der. Mü'mine en yakın olan:

 

"Ona izin verin" der. O ileridekine: "İzin verin" der. Sonunda kapının önündeki meleğe kadar ulaşır ve kendisine kapı açılır. Melek girip selam verir, sonra oradan ayrılır. Bunu Taberi ve İbn Ebi Hatim de rivayet etmişlerdir.

 

 

[3941] Bir hadiste şöyle denilmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her yılın başında şehidleri ziyaret eder ve "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Ahiret yurdu ne güzeldir!" derdi. Ebu Bekir, Ömer ve Osman (r.a.) da böyle yaparlardı.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

25 – 30. ayetler