|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 25 – 30.ayetler |
Allah'a Verdikleri
Sözü Bozanların Cezaları:
25. Allah'a verdikleri
sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın riayet edilmesini
emrettiği şeyleri terk edenler ve yeryüzünde fesad çıkaranlar var ya, işte
lanet onlar içindir. Ve kötü yurt onlarındır.
Tefsiri:
Burada bedbahtların
halleri ve nitelikleri anlatılıyor, ahiret yurdunda varacakları yer ve
mekanları zikrediliyor. Dünyada mü'minlerin tersi niteliklere sahip olduklarından
dolayı ahiretteki halleri de onların zıttı olmuştur. Zira onlar Allah'ın riayet
edilmesini emrettiği şeyleri terkederlerdi. Onlar "Allah'a verdikleri sözü
kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın riayet edilmesini emrettiği
şeyleri terk edenler ve yeryüzünde fesad çıkaran" kimselerdi.
[3942] Nitekim bir
hadiste şöyle buyurulur: "Münafığın alameti üçtür; konuştuğunda yalan
söyler, söz verdiğinde ondan döner ve kendisine emanet bırakıldığında ona
ihanet eder." Başka bir rivayette: "Ahidleştiği zaman ahdini bozar ve
birisiyle davalaştığında haddi aşar." buyurmuştur. O yüzden ayette şöyle
buyruluyor: "İşte lanet" yani Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmak
"onlar içindir ve kötü yurt" yani kötü son ve varılacak kötü mekan
"onlarındır. " Onların yuvaları cehennemdir. O ne kötü varılacak
yerdir. Ebu Aliye Allah'ın "Allah'a verdikleri sözü kuvvetle
pekiştirdikten sonra bozanlar" buyruğu hakkında şöyle der: Ayette
münafıkların altı huyundan bahsedilmiştir. İnsanlar üzerinde hakim olduklarında
bunları açıktan yaparlar; konuştuklarında yalan söyler, vaad ettiklerinde ondan
döner, kendilerine emanet verildiğinde ona ihanet eder, Allah'a ahid verdikten
sonra onu bozar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağı koparır ve
yeryüzünde bozgunculuk yaparlar.
Galibiyet başkalarında
ise bunlardan üçünü açığa vururlar: konuştuklarında
yalan söyler, vaad
verdiklerinde ondan döner ve kendilerine bir şeyemanet edildiğinde ihanet
ederler.
26. Allah dilediğine
bol rızık verir, dilediğine az. Onlar dünya hayatıyla şımardılar Oysa ahiretin
yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir.
Tefsiri:
Yüce Allah rızkı, hikmet
ve adaletine göre dilediği kimseye genişleten ve dilediği kimseye daraltanın
kendisi olduğunu bildiriyor. Kafirler ise dünya hayatında kendilerine mühlet
verilmiş olması gereği ve bir tuzak ve deneme aracı olarak verilen bu rızklara
sevinirler. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette: "Sanıyorlar mı ki
onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz?
Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar." (Mü'minun, 55-56) buyurur. Allah
daha sonra dünya hayatının kendisinin ahiret yurdunda mü' min kulları için
hazırladığı nimetlere oranla çok basit olduğunu ifade ederek şöyle buyuruyor:
"Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey
değildir." Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur:
"Kendilerine, 'ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekatı verin'
denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden
bir gurup hemen Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile
insanlardan korkmaya başladılar da 'Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi
yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) olmaz
mıydı?' dediler. Onlara de ki: 'Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar
için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez. '"
(Nisa, 77) Bir ayette de: "Fakat siz (ey insanlar!) dünya hayatını tercih
ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır." (A'la, 16-17)
buyurur.
[3943] İmam Ahmed b.
Hanbel, Fehr oğullarından Müstevrid'den şöyle nakleder: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Dünya ahirete göre ancak sizden birinin
parmağını denize daldırması gibidir. Çıkardığında parmağında ne kadar su
kaldığına bir baksın" buyurdu ve bunu söylerken işaret parmağı-
nı gösterdi. Bunu İmam
Müslim, Sahih'inde rivayet etmiştir.
[3944] Başka bir hadiste
ifade edildiğine göre; Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kulakları
küçük, ölmüş bir oğlağın yanından geçiyordu, şöyle buyurdu: "Vallahi, bu
dünyanın Allah (c.c.) katındaki değeri, şunun buraya attıklarında sahipleri
katındaki değerinden daha düşüktür. "
27. Kafir olanlar
diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De
ki: "Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır. Kendisine yöneleni de hidayete
erdirir. "
28. Bunlar iman
edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükunete erenlerdir. Bilesiniz ki
kalpler ancak Allah'ı anmakla sükunet bulur.
29. İman edip güzel
amel işleyenler; mutluluk ve varılacak güzel yurt onlarındır.
Tefsiri:
Yüce Allah müşriklerden
bahsederek şöyle buyuruyor: "Kafirler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir
mucize indirilmeli değil miydi?" Nitekim başka bir ayette de onların
"(Eğer öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir ayet
getirsin." (Enbiya, 5) sözleri zikredilmiştir. Bu husus ve Allah'ın
kendinden istenilen her şeyi vermeye kadir olduğu hususu bir çok defa geçti.
[3945] Bir hadiste ifade
edildiğine göre; Müşrikler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den, Safa
tepesini altına çevirmesi, onlar için bir pınar yaratması ve Mekke çevresindeki
dağlafı kaldırıp yerini otlaklar ve bahçeler yapması için Allah'a dua etmesini
isteyince Allah (c.c.), elçisine şöyle vahyetti: "Ey Muhammed! Sen
istersen bunları onlara veririm. Fakat bunu inkar ederlerse onlara alemlerde
kimseye azap etmediğim kadar azap ederim. İstersen de onlara tevbe ve rahmet
kapılarını açarım." Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayır,
onlara tevbe ve rahmet kapılarını aç!" dedi. Bu sebeple Allah (c.c.)
peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
"De ki:
"Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır. Kendisine yöneleni de hidayete
erdirir." Yani, ister peygamber onların istedikleri bir mucizeyle
gönderilsin, isterse onların isteklerine karşılık vermesin, asıl saptıran ve
hidayete erdiren Allah'tır. Zira doğru yolu bulmak ve sapmak bunların varlığına
veya yokluğuna bağlı şeyler değildir. Nitekim Allah (c.c.) "De ki:
"Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)" Fakat inanmayan
bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz." (Yunus, 101) buyurur.
Yine "Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar,
inanmazlar. Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici
azabı görünceye kadar inanmayacaklardır. " (Yunus, 96-97) buyurur. Yine,
"Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve
her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak
değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler." (En'am, 111) buyurur. Yüce
Allah burada da böyle buyuruyor: "De ki: "Kuşkusuz Allah dilediğini
saptırır. Kendisine yöneleni de hidayete erdirir. " Yani, kendisine
yönelen, dönen, tevbe eden, yardım isteyen ve yalvaranları doğru yola erdirir.
"Bunlar iman edenler
ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükunete erenlerdir.
Bilesiniz ki kalpler
ancak Allah'ı anmakla sükunet bulur." Yani, kalpler ancak Allah'ı
zikrederken mutlu olur, Allah'a doğru meyleder ve huzur bulur, dost ve
yardımcısının Allah (c.c.) oluşunun hoşnutluğunu yaşarlar. O yüzden
"Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla sükunet bulur."
buyurulmuştur. Yani, Allah'ı zikretmek kalplerin böyle olmasına layık ve
elverişlidir.
Cennetteki Tuba Ağacı:
"İman edip güzel amel
işleyenler, onlara mutluluk (tuM) ve varılacak güzel yurt vardır. " İbn
Ebi Talha'nın rivayetine göre ayetteki Tuba'yı İbn Abbas (r.a.): Sevinç ve göz
aydınlığı ile tefsir etmiştir. İkrime: Onların gelecekleri ne güzeldir!
Demiştir. Dahhak: Onlara gıpta edilecek şeyler vardır,
İbrahim Nehai: Nimetler
ve güzellikler vardır, demiştir. Katade: Bu arapça bir kelimedir. Birisine
"...." dendiğinde manası "Nimetler elde ettin" dir. Başka
bir rivayette Katade, tUbayı "yaptıklarından daha güzel bir mükafat"
ile güzel yurdu ise "varılacak güzel yer" ile tefsir etmiştir. Bu
görüşler aslında tek olup aralarında hiçbir çelişki yoktur. Said b. Cübeyr'in
rivayetine göre İbn Abbas (r.a.): Tuba Habeş dilinde bahçelik arazidir,
demiştir. Said b. Mescuh: Hind dilinde bahçe manasına gelir, demiştir. Süddi de
İkrime'den:
Tliba bahçedir, dediğini
rivayet etmiştir. Mücahid de böyle tefsir etmiştir. Avfi'nin rivayetine göre
İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Allah (c.c.) cenneti yaratmayı bitirdiğinde
cennet hoşuna gidince "İman edip güzel amel işleyenlere, onlara mutluluk
(tuM) ve varılacak güzel yurt vardır. " dedi.
Taberi'nin rivayetine
göre Şehr b. Havşeb şöyle demiştir: Tuba cennetteki bir ağaç olup cennetteki
her ağaç ondandır. Dalları cennet duvarlarının arkasına kadar sarkar. Ebu
Hureyre (r.a.), İbn Abbas (r.a.), Muğis b. Sümeyy, Ebu İshak es-Sebii ve
seleften bir çok kişi de: Tuba cennetteki ağaçtır ve her köşkte ondan bir dal
vardır, demişlerdir. Bazılarının söylediğine göre bunu Yüce Rahman inciden bir
tohum olarak bizzat kendisi dikti. Uzamasını emretti o da Allah'ın dilediği
kadar uzadı. Cennetin baldan, şaraptan, sudan ve sütten nehirleri bunun
köklerinden çıktı.
[3946] Nitekim Abdullah
b. Vehb .. Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet eder: "TuM yüz yıllık mesafe uzunluğunda
cennette bir ağaçtır. Cennettekilerin elbiseleri onun tomurcuklarından yapılır.
"
[3947] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam "Ya Rasulallah!
TuM (ağacı veya müjde) seni gören ve sana iman edenin olsun" dedi. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "TuM beni gören ve iman edenin, bir
de beni görmeden iman edenindir" buyurdu. Bir adam Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e "Tuba nedir?" dedi.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Cennette yüz yılda kat edilen mesafe uzunluğundadır.
Cennettekilerin elbiseleri onun tomurcuklarından yapılır." buyurdu.
[3948] Hem Buhari hem
Müslim, Sehl b. Sa'd'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Cennette öyle bir ağaç vardır ki binitli
onun gölgesinde yüz yıl gider de sonuna gelemez. " Ebu Said el-Hudr!
(r.a.)'tan da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu
rivayet etmişlerdir: "Cennette öyle bir ağaç vardır ki çok hızlı koşan
eğitimli ve iyi cins bir ata binen kimse onun gölgesinde yüz yıl yürür de onu
katedip bitiremez. "
[3949] Sahih-i Buhari'de
Enes b. Malik (r.a.)'tan yapılan rivayette Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Uzayıp giden gölgeler, " (Vakıa, 30) buyruğu hakkında şöyle
buyurmuştur: "Cennette öyle bir ağaç vardır ki bineğiyle yolculuk yapan
bir kimse onun gölgesinde yüz yıl gitse bile o mesafeyi kat edemez. "
[3950] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennette bir ağaç bulunmaktadır.
Bineğiyle yolculuk yapan bir kimse gölgesinde yüz sene gitse bile o mesafeyi
katedemez. İsterseniz 'Uzayıp giden gölgeler' (Vakıa, 30) ayetini okuyun!"
Bunu Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir.
[3951] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cennette öyle bir ağaç
vardır ki binitli onun gölgesinde yetmiş -veya yüz- yıl gider. O Huld
(ebedilik) ağacıdır. "
[3952] Muhammıfd b.
İshak, Ebu Bekir (r.a.)'ın kızı Esma (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Sidre-i Münteha'dan bahsederken
duydum, şöyle buyurdu: "Onun dallarının gölgesinde binitli yüz yıl yürür
-başka bir rivayette: yüz binitli gölgelenir-. Onda altın kelebekler vardır.
Meyvesi de büyük testi gibi (büyük)tür. " Bunu Tirmizi rivayet etmiştir.
[3953] İsmail Ayyaş ...
Ebu Ümame el-Bahili’den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Sizden cennete her giren mutlaka TuM'ya götürülür.
Ona salkımları açılır ve onlardan dilediğinden alır; isterse beyaz, isterse
kırmızı, isterse sarı, isterse siyah renkliden. O gelincik çiçeği gibi, hatta
daha ince ve daha güzeldir. "
İmam Taberi, Ebu Hureyre
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Tuba. ce nnetteki bir ağaçtır. Allah (c.c.)
"Kulum ne isterse açıl ve onu ver." der. O da açılıp içinden
yularları ve eğerleriyle atlar, yularlarıyla develer ve kulun dilediği
giyecekleri çıkarır.
İmam Taberi burada Vehb
b. Münebbih'ten garip bir rivayet zikretmiştir; Vehb der ki: Cennette Tuba
adında bir ağaç vardır. Binitli onun gölgesinde yüz yıl yürür de sonuna gelemez.
Çiçekleri ince elbiseler, yaprakları çizgili kumaşlar, dalları amber,
zeminindeki çakıllar yakut, toprağı katur, balçığı misktir. Kökünden içki, süt
ve bal nehirleri çıkar. Burası cennet halkı için bir oturma yeridir.
Otururlarken birden melekler, altın zincirlerle gemlenmiş, yüzleri lamba gibi
güzel ve parlak, tiftik gibi yumuşak tüylü develerle gelirler. Üzerlerinde
levhaları yakuttan, yan yüzleri altından eğerler, atlastan elbiseler bulunan bu
develeri çöktürür ve "Rabbimiz kendisini ziyaret etmeniz ve selam vermeniz
için bizi size gönderdi" derler. Oradakiler bu develere binerler.
Bunlar kuştan daha
hızlı, ayakları yere kelebekten daha hafif basan, hizmetçileri olmayan soylu
develerdir. Kişi, kardeşinin yanında onunla konuşarak ve fısıldaşarak (birbirlerine
bu kadar yakın) yürür de binitlerden hiçbirinin kulağı diğerinin kulağına,
hiçbirinin dizi diğerinin dizine değmez. Öyle ki kişiyle kardeşinin arasını
ayırmamak için ağaçlar yollarından aşağı eğilip onlara yol verirler. Sonunda
Rahman ve Rahim olan Allah'ın yanına varırlar.
Allah (c.c.) onlara
keremli yüzünü gösterir ve O'na bakarlar. O'nu görünce ''Allah’ım! Selam Sensin
ve selam / esenlik Sendendir. Yücelik ve ikram Sana aittir." derler. Allah
(c.c.) da: "Selam benim, selam bendendir. Rahmetim ve sevgim de sizin için
hak olmuştur. Gıyabımda benden korkan ve emirlerime itaat eden kullarıma
merhaba, hoş gelmişler" buyurur. Bunun üzerine "Rabbimiz! Sana
hakkıyla ibadet etmedik. Kadrini hakkıyla bilmedik. Önünde secde etmek için
bize izin ver" derler. Allah (c.c.) "Burası yorulma ve ibadet yurdu
değil, saltanat ve nimetler yurdudur. Ben sizden ibadet meşakkatini attım.
Şimdi benden dilediğinizi isteyin. Sizden her birinizin bir dileği kabul
edilecek" diye buyurur. Onlar da isteklerini söylerler. Hatta onların en
basit istekte bulunanı şöyle der: "Allah’ım! Dünya ehli dünyaları hakkında
birbirleriyle yarıştılar ve birbirlerine yerlerini dar ettiler. Rabbim, bana,
onlardan ilk yarattığından son yarattığına kadar hepsinin bulunduğu yer kadar
yer ver." der. Allah (c.c.) "Küçük temennide bulundun. Makamına göre
basit bir istek yaptın. İşte şunlar senin olsun. Bunları sana kendimden bağış
olarak veriyorum. Çünkü benim ihsanımda zorluk çıkarma ve az verme yoktur"
buyurur. Sonra "Kullarıma temenni edemedikleri ve akıllarına gelmeyen
nimetleri sunun." buyurur. Kendilerine sunulunca akıllarındaki temenni ve
arzular bunların yanında basit kalır. Onlara sunulan nimetler arasında yan yana
dizilmiş atlar vardır. Bunlardan her bir dördünün üzerinde tek parça yakuttan
taht vardır. Her bir tahtın üzerinde altından içi boş bir kubbe vardır. Her bir
kubbede cennetin gösterişli yataklarından bazı yataklar vardır. Her bir
kubbenin içinde hurilerden iki cariye bulunur. Her bir cariyenin üzerinde iki
elbise vardır. Bu elbiselerde cennetteki tüm renkler bulunur. Her ne güzel koku
varsa ondan sürmüşlerdir. Yüzlerinin ışığı kalınlığına rağmen kubbeden geçer.
Öyle ki görenler onları kubbe dışında sanarlar. Beyinleri bacaklarından
görünür. Onu kırmızı bir yakut içindeki beyaz iplik gibi görürler. Onu
kendilerine göre güneşin taşa olan üstünlüğünde veya daha üstün görürler.
Mü'min de onları kendisine göre öyle görür. Yanlarına girince onu selamlar,
öper ve sarılırlar. Ona "Vallahi, Allah'ın senin gibi birini yaratacağını
düşünemezdik" derler. Sonra Allah (c.c.) meleklere emreder ve melekler
onlarla tek saf halinde cennete girerler. Nihayet onlardan her bir kişi kendisi
için hazırlanmış olan yere gider.
Bunu İbn Ebi Hatim de
Vehb b. Münebbih'ten rivayet etmiş olup onda şu ziyade vardır: Ona
"Rabbinizin size vermiş olduğu karşılıksız lütfa bakın" denir. Birden
kendisini Refik-i A'la köşklerinde, kapıları altından, divanları yakuttan,
yatakları ince ve kaim atlastan, minberleri nurdan olan inci ve mercandan
yapılmış odalarda bulur. Kapılarından ve odalarından güneş ışını gibi bir ışık
çıkar. Onun yanında aydınlık gündeki yıldız gibi kalır. Bir de bakar ki kendisi
yüceliklerin yücesinde yakuttan muhteşem saraylardadır. Öyle parlaktır ki
emrine verilmiş olmasaydı gözleri kamaştırırdı. Bu sarayların beyaz yakuttan
olanı beyaz ipekle, kırmızı yakuttan olanı kırmızı atlasla, yeşil yakuttan
olanı yeşil atlasla, sarı yakuttan olanı sarı kadife ve erguvan ile döşenmiş,
yeşil zümrüt, kırmızı altın ve beyaz gümüşle süslenmiştir. Bu sarayların sütunları
ve temelleri cevherdendir. Balkanları, inciden kubbelidir. Burçları, mercandan
odalardır. Rablerinin verdiği nimetlere ulaştıklarında onlara beyaz yakuttan
ruh üfürülmüş semerli atlar sunulur. Yanlarında ebedi kılınmış çocuklar vardır.
Onlardan her bir çocuğun elinde bu atlardan bir atın gemi vardır. Gemleri beyaz
gümüşten, inci ve yakutla süslenmiştir. Eğerleri inci ve cevherle dokunmuş,
ince ve kalın atlaslarla döşenmiş tahtlardır. Bu atlar onları, cennet
bahçelerinin içinde hızla götürürler. Yerlerine ulaştıklarında Melekleri,
ziyaret edip musafahalaşmak ve Rablerinin kendilerine izzet ve ikramından
dolayı tebrik etmek üzere nurdan minberler üzerinde bekler halde bulurlar.
Saraylarına girdiklerinde orada her istediklerini ve canlarının her istediğini
bulurlar. Bir de bakarlar ki bu saraylardan her birinin kapısında dört cennet
var; ikisi çeşit çeşit ağaçlarla dolu, ikisi ise yemyeşiL. İkisinde durmadan
fışkırıp akan iki pınar var. Diğer ikisinde her bir meyveden çift çift,
sahiplerine tahsis edilmiş huriler var. Saraylarına varıp makamlarına
yerleşince Rabbleri onlara "Size vaad ettiklerimizi bir gerçek olarak
buldunuz mu?" der. "Evet, ey Rabbimiz!" diye cevap verirler.
Allah (c.c) "Rabbinizin mükafatına razı oldunuz mu?" der. "Evet
ey Rabbimiz, razı olduk, Sen de bizden razı ol" derler. Allah (c.c.)
"Siz ancak sizden razı olmam sayesinde bu yurduma yerleştiniz, yüzüme
baktınız ve meleklerim sizinle tokalaştı. Size hayırlı olsun, hayırlı olsun.
"Bunlar bitmez, tükenmez bir lütuftur. " (Hud, 108) Bunlarda
dirliksizlik ve azaltma olmaz." der. O vakit cennettekiler: "Bizden
tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet
verendir." (Hıtır, 34) ve "O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak
yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de
orada bize bir usanç gelecektir. " (Fatır, 35) derler. RiCayet (baştan
sona bu haliyle) ifade ve üslup bakımından garip ve ilginç bir rivayettir. Bazı
kısımlarının şahitleri vardır.
[3954] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde şu hadis yer almaktadır: "Allah (c.c.) cennete en
son girecek kişiye "Ne dilersen dile!" der. O da dilek ve arzularını
söyler. Dilekleri bitince Allah (c.c.) aklına getirmek için "Şunu da iste,
şunu da iste" der. Sonra "Bunlar ve bunların on katı senindir."
buyurur. "
[3955] Müslim'in
Sahih'inde Ebu Zerr (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
Allah'tan şöyle naklettiği rivayet edilmiştir: "Ey kullarım! Sizin
ilkleriniz ve sonlarınız, insanlarınız ve cinleriniz bir arazide durup benden
isteseler ve her birinin isteğini versem, bu benim mülkümden ancak bir iğnenin
denize atıldığında ondan eksilttiği kadar eksiltir ... " hadisin gerisi
vardır.
Halid b. Ma'dan şöyle
der: Cennette memeleri olan Tuba adında bir ağaç vardır. Bu memelerin hepsi
cennet ehlinin bebeklerini emzirir. Kadın düşük yaparsa o da cennet
nehirlerinden bir nehirde durur ve kıyamet kopuncaya kadar orada yetişir. Sonra
kırk yaşında olarak diriltilir." Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
30. (Ey Muhammed!) Böylece
seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki
sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. De ki: O
benim Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur. Sadece O'na tevekkül ettim ve dönüş
sadece O'nadır.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği
bir ümmete gönderdik ki sana vahyettiğimizi onlara okuyasın." Yani: Ey
Muhammed! Allah'ın mesajını ulaştırman için seni bu millete gönderdiğimiz gibi,
Allah'ı inkar ve red eden geçmiş milletlere de peygamber göndermişlik. Senden
önceki peygamberler' yalanlandılar. Dolayısıyla senin için onlarda örneklik
vardır. Biz o milletleri cezalandırdığımız ve azap ettiğimiz gibi bunlar da
kendilerine azabın gelmesinden sakınsın ve çekinsinler. Çünkü onların seni
yalanlamaları diğer peygamberlerin yalanlanmalarından daha kötüdür. Allah
(c.c.) başka bir yerde: "Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de
(peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi de
(iman etmediler). İşte o, bugün onların velisidir. Ve onlar için elem verici
bir azap vardır." (Nahl, 63) buyurur. Yine ''Andolsun ki senden önceki
peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine
rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini
(kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin
haberlerinden bazısı sana da geldi. " (En'am, 34) buyurur. Yani onlara
nasıl da yardım ettik, dünya ve ahiretteki güzel sonu nasıl da onlara ve
takipçilerine yaptık.
"Onlar Rahman'ı
inkar ediyorlar." Yani, seni kendilerine gönderdiğimiz bu millet Rahman'ı
inkar ediyor, kabul etmiyorlar. Çünkü müşrikler Allah'ın "Rahmim" ve
"Rahim" vasıflarıyla nitelenmesini reddediyorlardı. Bu yüzden
Hudeybiye günü andlaşma metninde "Bismillahirrahmanirrahim"
yazılmasını kabul etmemiş ve "Rahman ve Rahim nedir, biz bilmiyoruz"
demişlerdi. Bunu Katade söylemiştir. Hadis Sahih-i Buhari'de geçmektedir.
Nitekim Allah (c.c.) bir ayette "De ki: "İster Allah deyin, ister
Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.
" (İsra, 110) buyurur.
[3956] Sahih-i Müslim'de
Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet edilir: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ''Allah'ın en sevdiği isimler Abdullah ile
Abdurrahman'dır." buyurdu.
"De ki: O benim
Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur." Yani, ben sizin inkar ettiğinize
inanıyor, O'nun Rab ve ilahlığını itiraf ediyorum. O benim Rabb'imdir. Ondan
başka hiçbir ilah yoktur. "Sadece O'na tevekkül ettim" bütün
işlerimde yalnız O'na dayandım "ve dönüş sadece O'nadır. " Yani,
yalnız O'na döner ve O'na tevbe ederim. Çünkü O'nun (c.c.) dışında hiç kimse
buna layık değildir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |