|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 31 – 33.ayetler |
Kur'an Mucizesi ve
Kafirlerin inadı:
31. Eğer okunan bir
Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı
(o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman
edenler hala bilmediler mi ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete
erdirirdi? Allah'ın vaadi gelinceye kadar inkar edenlere, yaptıklarından dolayı
ya ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecek veya o bela evlerinin yakınına
inecek. Allah, vaadinden asla dönmez.
Tefsiri:
Yüce Allah Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indirdiği Kur'an'ı överek ve onu daha önce
indirilen diğer kitaplardan üstün tutarak şöyle buyuruyor: "Eğer okunan
bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla
ölüler konuşturulsaydı" Yani, geçmişteki kitaplar arasında dağların
yerlerinden yürütülüp taşındığı veya yerin yarılıp bölündüğü veya kendisiyle
kabirlerinde ölülerin konuşturulduğu bir kitap olsaydı, bu vasıflara sahip
kitap diğerleri değil yine Kur'an olurdu. Veya öyle olmaya Kur'an hepsinden
daha layıktır. Çünkü Kur'an'ın, bütün insanların ve cinlerin onun gibisini veya
sadece ondaki gibi bir sure getirmek için toplansalar bunu yapamayacakları bir
mucizeliği vardır. Bununla birlikte o müşrikler onu inkar ve reddetmektedirler.
"Fakat bütün işler
Allah'a aittir." Yani her şeyin dönüşü ve son hali
Allah'adır. o neyi
dilerse olur, neyi dilemezse olmaz. Allah (c.c.) kimi saptırırsa onu hidayete
erdirecek, kimi hidayete erdirirse onu da saptıracak yoktur.
Kur’an adı bazen geçmiş
kitaplardan her biri için kullanılır. Çünkü hepsine bu isim verilmiştir.
[3957] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kur'an okumak Davud (o.s)'a kolay kılınmıştı.
Bineğinin eğerlenmesini emreder ve eğerlenmeden okumayı bitirirdi. O ancak
kendi el emeğiyle kazandığını yerdi. " Bunu (Kütüb-i Sitle'den) sadece
İmam Buhari rivayet etmiştir. Burada Kur’an'dan kasıt Zebur' dur.
"İman edenler ümit
kesmediler mi ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi?"
buyruğunun manası şudur: "İman edenler" bütün insanların imanından
ümit kesip şunu bilmediler mi açık bir hakikat haline gelmedi mi "ki,
Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi?" Çünkü gönüllerde ve
akıllarda Kur’an'dan daha etkili ve faydalı bir delil ve mucize yoktur. Bu
Kur'an ki Allah (c.c.) bir dağa indirseydi onu Allah korkusundan başını eğmiş
ve paramparça olmuş görürdün.
[3958] Sahih bir hadiste
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Hiç bir
peygamber yoktur ki kendisine, misline beşerin iman edeceği bir mucize verilmiş
olmasın. Bana verilen ise Allah'ın vahyettiği vahiy (Kur'an)'dır. Dolayısıyla
kıyamet günü takipçisi en fazla olanları olmayı ümit ediyorum. " Bunun
manası şudur: Her peygamberin mucizesi ölümüyle birlikte sona ermiştir. Bu
Kur'an ise sonsuza dek mucize olmaya devam edecektir. Onun hayretle bırakan
durumları bitmez. Çok tekrarla eskimez. Alimler ona doymazlar. O hakla batılı
ayırt eden kesin bir sözdür! O şaka değildir. Hangi zalim onu terk ederse Allah
onun belini kırar. Kim doğru yolu ondan başka yerde ararsa Allah onu saptırır.
[3959] İbn Ebi Hatim,
Ömer b. Hassan'dan şöyle nakleder: Atiyye el-Avfi'ye "Eğer okunan bir
Kitapla dağlar yürütülseydi" buyruğunu sordum, şöyle dedi: Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Sen bizim için Mekke'nin dağlarını yürütsen
de topraklarımız genişlese ve orada tarım yapsak veya Sü-
leyman (a.s)'ın kavmine
yaptığı gibi bize rüzgarla yeri parçalasan ve yahut İsa (a.s)'ın ölüleri
dirilttiği gibi bizim için ölüleri diriltsen." dediler. Ben: "Siz
bunu Resulullah (sallallahu aleyKi ve sellem)'in ashabının birinden rivayet
ediyor musunuz?" dedim. "Evet. Ebu Said el-Hudri’den rivayet edilmiş,
o da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet etmiştir." dedi.
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında İbn Abbas (r.a.), Şa'bi, Katade, Süfyan-ı Sevri
ve daha bir çok ilim erbabından da böyle rivayet edilmiştir. Doğrusunu en iyi
Allah bilir. Katade ise şöyle tefsir etmiştir: Bu Kur’an'dan başka bir Kur’an
yapılacak olsaydı o yine bu Kur’an yapılırdı.
"Fakat bütün işler
Allah'a aittir." İbn Abbas (r.a.) der ki: Allah (c.c.) ancak dilediğini
yapar. O dilediğinden başkasını yapacak değildir. Bunu İbn İshak kendi
senediyle ondan rivayet etmiştir. Seleften bir çoğu "İman edenler ümit
kesmediler mi ki" buyruğunu "bilmediler mi" diye okumuştur.
Diğerleri bu ayeti "......" diye okumuşlardır. Yani, iman edenlere
açık ve belli olmadı mı ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi.
Ebu Aliye bunu şöyle tefsir etmiştir: Mü'minler onların hidayete ermesinden
ümitlerini kestiler. Oysa Allah (c.c.) dileseydi bütün insanlara hidayet
ederdi.
"Allah'ın vaadi
gelinceye kadar inkar edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir bela
gelmeye devam edecek veya o bela evlerinin yakınına inecek. " Yani,
yalanlamaları sebebiyle kafirlere ve çevrelerindekilere ibret ve öğüt almaları
için dünyada belalar inmeye devam eder. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette
şöyle buyurur: ''Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki
doğru yola dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık. " (Ahkaf, 27)
Allah (c.c.) yine "Evet, onları da, atalarını da barındırdık. Nihayet ömür
kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip
(kafirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu halde,
üstün gelen onlar mı?" (Enbiya, 44) buyurur. Katade'nin Hasan-ı Basri'den
naklettiğine göre ayetin tefsirinde "evlerinin yakınına düşen" şeyin
"bela" olduğunu zikretmiştir. Konunun akışından anlaşılan mana da
budur. Fakat Ebu Davud Tayalisi ise İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir:
Karia (belal'dan kasıt ordu, "evlerinin yakınına inen / gelen"
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Allah'ın vaadi ise Mekke'nin fethidir.
İkrime, Said b. Cübeyr ve bir rivayette Mücahid de böyle demişlerdir. Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: ''Ansızın gelen bela" gökten gelecek bir
azap, "evlerinin yakınına gelmesi" nden kasıt Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in gelip onlarla savaşmasıdır. Mücahid ve Katade de böyle
demişlerdir. Başka bir rivayette İkrime, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Bela"dan
kastın felaket olduğunu söylediğini nakletmiştir. Bunların hepsi ''Allah'ın
vaadi gelinceye kadar" ifadesindeki Allah'ın vaadini Mekke'nin fethi ile,
Hasan-ı Basri ise kıyamet günü ile tefsir etmiştir.
''Allah, vaadinden asla
dönmez." Yani, peygamberlerine ve tabilerine dünya ve ahirette yardım
edeceğine dair peygamberlerine verdiği vaadinden dönmez. "O halde, sakın
Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak
üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz. " (İbrahim, 47)
32. Andolsun, senden
önceki peygamberlerle de alayedildi ben küfredenlere mühlet verdim, sonra da
onları yakaladım. Azabım nasılmış?
Tefsiri:
Yüce Allah kavminden bir
takım kimselerin kendisini yalanlaması hususunda peygamberini teselli ederek şöyle
buyuruyor: ''Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alayedildi" Bunda
senin için bir örneklik vardır. "ben küfredenlere mühlet verdim" yani
süre tanıdım ve (azaplarını) erteledim "sonra da onları yakaladım."
şiddetli bir azapla yakaladım. ''Azabım nasılmış?" Onlara ne yaptığım ve
nasıl cezalandırdığıma dair bilgiler sana nasıl ulaştı? Allah (c.c.) başka bir
ayette de şöyle buyurur: "Nice ülkeler var ki zulmedip dururlarken onlara
mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır." (Hac, 48)
[3960] Buhari ve
Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Sonra yakaladığında ise
elinden bırakmaz." buyurdu, sonra "Rabbin, haksızlık eden
memleketleri (onların halkını) yakaladığında, O'nun yakalayışı işte böyle
(şiddetlidir). Şüphesiz O'nun yakalaması pek elem vericidir, pek
çetindir!" (Hud, 102) ayetini okudu.
33. Her nefsin
kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?).
Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onlara ad verin. Yoksa siz
Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, boş laf
mı ediyorsunuz?" Aslında inkar edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar
doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek
yoktur.
Tefsiri:
"Her nefsin
kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur
mu?)." Yani, nefes alıp veren her canlıyı bilen, koruyup gözeten, kim
iyilik ve kötülükten ne yaparsa hepsini bilen, hiçbir şey kendisine gizli
kalmayan ile başkası bir olur mu hiç? Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette
"Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şeyokusan ve siz
ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde
şahidizdir." (Yunus, 61) buyurur. Yine "O'nun ilmi dışında bir yaprak
bile düşmez." (En' am, 59) buyurur. Yine "Yeryüzünde yürüyen her
canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda
bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da)
dır." (Hud, 6) buyurur. Allah (c.c.) yine
"Sizden, sözü
gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenen le gündüzün yürüyen (onun
ilminde) eşittir." (Ra'd, 10) buyurur. Yine, "Eğer sen, sözü açıktan
söylersen, bilesin ki o, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. " (Taha,
7) buyurur. Bir ayette de: "Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah
yaptıklarınızı görür. " (Hadid, 4) buyurur. Peki bu Allah ile onların
ibadet ettikleri duymayan, görmeyen, akletmeyen, ne kendisine ne de kendisine
kulluk edenlere hiçbir
i fayda ve zarar verme
gücü bulunmayan, ne kendisinden ne kendisine kulluk edenlerden hiçbir sıkıntı
ve zorluğu giderme kudreti bulunmayan putlar bir midir? Sözün akışından
anlaşılmasıyla yetinilerek ayette 9urası (mealde parantez içinde verilen cümle)
atılmıştır. Buna delalet eden sonrasındaki "Onlar Allah’a ortaklar
koştular. " cümlesidir.
"Onlar Allah'a
ortaklar koştular." Yani, Allah (c.c.) ile bazı putlara, sanemlere ve
şeriklere ibadet ettiler. "De ki: "Onlara ad verin." Yani, onlar
hakkında bize bilgi verin ve bizi aydınlatın ki bilinsinler. Zira onların
hiçbir gerçeği yoktur. O yüzden ardından şöyle buyurulmuştur: "Yoksa siz
Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Yani,
onların varlık aleminde yerleri yoktur. Çünkü onların yeryüzünde bir varlığı
olsaydı Allah (c.c.) onları bilirdi. Çünkü O'na hiçbir şey gizli kalmaz.
"Yoksa, boş laf mı ediyorsunuz?" Mücahid: Yani, zanna dayalı mı
konuşuyorsunuz? Dahhak:
Boş ve asılsız söz mü
söylüyorsunuz? demişlerdir. Yani, siz bu putlara fayda ve zarar verecekleri
zannıyla ibadet ettiniz ve onlara ilah adını koydunuz. "Bunlar (putlar),
sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında
hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna
uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici
gelmiştir." (Necm, 23)
"Aslında inkar
edenlere hileleri" -Mücahid: yani sözleri- "süslü gösterildi"
Yani, onların içinde bulundukları sapıklık ve gece gündüz ona çağırmak süslü
gösterildi. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Biz onlara birtakım
arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini
bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve
insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar
hüsrana düşenlerdi." (Fussilet, 25) buyurur.
"Ve onlar doğru
yoldan alıkonuldular." Bu ayeti "....." (alıkoydular) şeklinde
okuyanlara göre mana "Onlara içinde bulundukları durum süslü ve hakikatmiş
gibi gösterilince insanları ona çağırdılar ve peygamberlerin yoluna uymaktan
alıkoydular." olur. "....." (alıkonuldular) diye okuyanlara göre
mana "kendilerine içinde bulundukları durum süslü gösterildi ve Allah'ın
(c.c.) yolundan alıkonuldular" olur. Bu yüzden ardından, "Allah kimi
sapıtmışsa artık onu doğru yola iletecek yoktur." buyurulmuştur. Nitekim
Allah (c.c.) başka bir ayette "Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye)
düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın."
(Maide, 41) buyurur. Bir ayette de: "(Rasulüm!) Sen, onların hidayete
ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi
(dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur." (Nahl, 37)
buyurur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |