|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 34 – 37.ayetler |
Müttakilere Vaad
Olunan Cennet:
34. Dünya hayatında
onlara azap vardır. Ahiret azabı ise gerçekten daha şiddetlidir. Onları
Allah’tan koruyacak kimse de yoktur.
35. Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara vadolunan cennetin durumu şudur: içinden ırmaklar akar, yemişleri
ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanların sonudur.
Kafirlerin sonu ise ateştir.
Tefsiri:
Allah (c.c.) müşrikleri
ve içinde bulundukları küfür ve şirki zikrettikten sonra kafirlerin cezasını ve
müttakilerin mükafatını zikrederek şöyle buyuruyor: "Dünya hayatında
onlara" mü'minlerin eliyle, onlar tarafından öldürülmek ve esir alınmak
suretiyle "azap vardır." Dünya hayatındaki rüsvaylıklarının yanında
kendileri için hazırlanan "ahiret azabı ise gerçekten" bundan çok
"daha şiddetlidir."
[3961] Nitekim Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mülaane eden (eşlerden biri diğerini
zinayla suçladığında her birinin "yalancıysam Allah'ın laneti / gazabı
üzerime olsun ... " gibi sözlerle lanetleşen) karı kocaya "Şüphesiz
dünya azabı ahiret azabından daha hafiftir" buyurmuştur. O, Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ih buyurduğu gibidir. Çünkü dünya hayatındaki
azap belli bir süreyle sınırlı iken ahiret azabı ebedi ve sonsuzdur. Nitekim
Allah (c.c.) şöyle buyurur: ''Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz." (Fecr, 25-26) Yine "Onlar üstelik
kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkar edenler için alevli bir
ateş hazırladık. Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun
öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına
bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok
oluvermeyi isterler. (Onlara şöyle denir:) Bugün (yalnız) bir defa yok olmayı
istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin! De ki: Bu mu daha iyi,
yoksa takva sahiplerine vadedilen ebedilik cenneti mi? Orası, onlar için bir
mükafat ve (huzura kavuşacakları) bir varış yeridir." (Furkan, 11-15)
buyurur.
Bu yüzden Allah (c.c.)
bunları bir arada zikrederek şöyle buyuruyor: "Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara vadolunan cennetin durumu" yani sıfat ve özellikleri şudur:
"içinden ırmaklar akar, " Yani, dört bir tarafında ve her kenarında
nehirler vardır ve bunlar cennet ehlinin istedikleri yerde akarlar.
Cennettekiler onu istedikleri yöne çevirir ve istedikleri şekilde akıttırırlar.
Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur: "Müttakılere vadolunan
cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen
sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan
ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de
bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça
edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?" (Muhammed, 15)
buyurur.
"Yemişleri ve
gölgeleri devamlıdır. " Yani, orada bitmek tükenmek bilmeyen yiyecekler,
meyveler ve içecekler vardır.
[3962] BuhMi ve
Müslim'in Sahih'lerinde İbn Abbas (r.a.)'tan yaptıkları Küsuf namazı ile ilgili
rivayette şöyle geçmektedir: Sahabiler "Ya Rasulallah! Namazda durduğunuz
yerde sanki bir şeyi alır gibi uzandığınızı gördük. Fakat sonra geri çekildiniz"
diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben cenneti
gördüm ve bir üzüm salkımına uzandım. Eğer onu alsaydım dünya durduğu müddetçe
onu yiyecektiniz .... " buyurdu.
[3963] Hafız Ebu Ya'la,
Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Biz öğle namazındayken Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) birden öne doğru adım attı, biz de öne doğru adım attık.
Sonra bir şeyalmak için elini uzattı, ardından geri adım attı. Namazı bitirince
Übeyy b. Ka'b (r.a.) ona "Ya Rasulallah! Bugün namazda seni daha önce görmediğimiz
bir şeyi yaparken gördük." dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Bana cennet ile içindeki o güzellik ve tazelik
sunuldu. Size getirmek için ondan bir salkım üzüme uzandım. Fakat almam
engellendi. Size getirseydim gök ile yer arasındakiler yeseler ondan bir şey
eksiltmeyeceklerdi. "
Müslim de, Ebu Zübeyr'in
Cabir'den naklettiği hadisi bunun bazı kısımlarının şahidi olarak rivayet
etmiştir.
[3964] Utbe b.
Abdüssülemi'den şöyle rivayet edilmiştir: Bedevilerden biri Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e cennet hakkında "Orada üzüm var
mıdır?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Evet" buyurdu. Bedevi: "Üzüm salkımının büyüklüğü ne
kadardır?" dedi. llah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "A.laca
karganın durup dinlenmeden ve sağa sola dönmeden bir ay boyunca gittiği yol
kadardır." buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
[3965] Taberani,
Sevban'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Bir adam cennetten bir meyve koparsa yerine başkası gelir.
"
[3966] Cabir b.
Abdullah'tan şöyle rivayet edilmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Cennettekiler yerler ve içerler. Sümkürmez, büyük ve küçük abdest
bozmazlar. Onların yiyecekleri misk gibi kokan bir geğirme (ile çıkar).
Kendilerine nefes ilham olunuşu gibi tesbih ve takdis ilham olunurlar."
buyurdu. Bunu Müslim rivayet etmiştir.
[3967] İmam Ahmed b.
Hanbel ve Nesai, Zeyd b. Erkam'dan şöyle nakleder: Kitap ehlinden bir adam
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek "Ey Ebu Kasım! Sen
cennettekilerin yiyip içeceklerini iddia ediyormuşsun" dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet. Muhammed'in canı elinde bulunan
Allah’a yemin ederim ki bir adama yüz kişinin yeme, içme, cinsel ilişki ve
şehvet gücü verilir." buyurdu. Adam: "Ama yiyip içenin (onları dışarı
atma) ihtiyacı olur. cennette ise hiçbir pislik / eziyet yoktur" dedi.
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onlardan birinin ihtiyacını
gidermesi derilerinden misk kokusu gibi terin çıkmasıyla gerçekleşir ve böylece
karnı boşalır." buyurdu.
[3968] Hasan b. Arafa,
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bana şöyle buyurdu: "Sen cennette kuşa bakarsın da (içinden yemeyi
geçirmişsen) anında önüne pişmiş olarak düşüverir. "
[3969] Bazı rivayetlerde
ise "Kişi onu yedikten sonra kuş Allah'ın izniyle önceki haline
döner" ziyadesi vardır.
Nitekim Allah (c.c.) da
şöyle buyurur: "Tükenmeyen ve yasaklanmayan sayısız meyveler
içindedirler." (Vakıa, 32-33) Yine "(cennet ağaçlarının) gölgeleri,
üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine
sunulur." (İnsan, 14) buyurur. Allah'ın buyurduğu gibi onun gölgeleri ne
yok olur ne de kısalır: "İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyen
kalmak üzere girecekleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada
onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.
" (Nisa, 57)
[3970] Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde bir çok senetle rivayet edilen ve daha önce bir çok
defa geçen hadiste Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Cennette bir ağaç bulunmaktadır. Hızlı yarış atma binmiş
gayretli bir binid orlun gölgesinde yüz sene gitse bile o mesafeyi katedemez. Dilerseniz
'Uzayıp giden gölgeler' (Vakıa, 30) ayetini okuyun!"
Yüce Allah cennete
teşvik edip cehenneme karşı uyarmak için çoğunlukla cennetin nitelikleri ile
cehennemin niteliklerini birlikte zikreder. Bu yüzden burada cennetin değindiği
niteliklerini zikrettikten sonra şöyle buyuruyor:
"İşte bu, Allah'a
karşı gelmekten sakınanların sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir."
Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Cehennem ehliyle cennet ehli bir
olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir." (Haşr, 20) buyurur. Dimaşk
hatibi Bilal b. Sa'd bir hutbesinde şöyle demiştir: Ey Allah'ın kulları! Hiç
size ibadetlerinizden birinin kabul olunduğunu veya günahlarınızdan herhangi
birinin bağışlandığını bildiren bir haberci geldi mi? "Sizi sadece boş
yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi
sandınız?" (Mü'minun, 115) Vallahi mükafatınız öne alınıp size dünyadayken
verilseydi hepiniz size farz kılınan ibadetlerin miktarını az bulurdunuz. Siz
dünyevi menfaatler elde etmek için Allah'a itaate eğilim gösteriyor da cennet
için yarışmıyorsunuz. O cennet ki "Zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve
gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur.
Kafirlerin sonu ise ateştir." Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
36. Kendilerine kitap
verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler. Fakat (senin aleyhinde
birleşen) guruplardan onun bir kısmmı inkar eden de vardır. De ki: "Bana,
sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na
çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır. "
37. Ve böylece biz onu
arapça bir hüküm olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların
arzularına uyarsan, işte o zaman seni Allah'ın azabından koruyacak ne bir
dostun ne de koruyucun vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kendilerine kitap verdiğimiz" ve onun gerektirdiği gibi hareket eden
"kimseler" kitaplarındaki, doğruluğunu bildiren delillerden ve
müjdeden dolayı "sana indirilene" Kur'Em'a "sevinirler."
Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Kendilerine kitap verdiğimiz
kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman
ederler. Onu inkar edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar
onlardır." (Bakara, 121) buyurur. Yine şöyle buyurur: "De ki: Siz ona
ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki bundan önce kendilerine ilim
verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. Ve
derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine
getirilir." (İsra, 107-108) Yani, Allah'ın bizim kitaplarımızda Muhammed'i
peygamber olarak göndereceği vaadi gerçekten doğruymuş, mutlaka gerçekleşecek
kesin bir hakikatmış. Subhanallah! Allah vaadinde ne kadar da doğruymuş! Hamd
sadece O'na mahsustur. ''Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. (Kur'an okumak)
onların saygısını artırır. " (İsra, 109)
Allah (c.c.) daha sonra
şöyle buyuruyor: "Fakat (senin aleyhinde birleşen) guruplardan onun bir
kısmını inkar eden de vardır. " Yani, guruplardan sana indirilenlerden bir
kısmını inkar edenler vardır. Mücahid: Yahudiler ve Hristiyanlar sana gelen
hakikatlerin bazılarını inkar ederler, demiştir. Katade ve Abdurrahman b. Zeyd
de böyle demişlerdir. Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette şöyle buyurur:
"Ehl-i kitaptan öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de
kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman
ederler. Allah'ın ayetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri
katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır." (Al-i
İmran, 199)
Allah (c.c.) devamla
şöyle buyuruyor: "De ki: "Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na
ortak koşmamam emrolundu." Yani, benden önceki peygamberler gibi ben de
ancak, hiçbir ortağı bulunmayan tek Allah'a ibadet için peygamber gönderildim.
"Ben yalnız O'na çağırıyorum" yani insanları
sadece O'na davet
ediyorum "ve dönüş de" yani benim dönüşüm ve varışım "yalnız
O'nadır. "
Allah (c.c.) ardından
şöyle buyuruyor: "Ve böylece biz onu arapça bir
hüküm olarak indirdik.
" Yani, senden önce peygamberler gönderdiğimiz ve onlara gökten kitaplar
indirdiğimiz gibi, sana da (hükümleri) sağlam arapça bir kitap olarak Kur'an'ı
gönderdik. Bu gayet açık, kolay ve net kitapla, "Önünden de ardından da
batıl sokulamaz. o, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiş." (Fussilet,
42) seni diğer peygamberlerden daha üstün ve şerefli kıldık.
"Eğer sana"
Allah'tan "gelen bu ilimden sonra, onların arzularına" yani
görüşlerine "uyarsan, işte o zaman seni Allah'ın azabından koruyacak ne
bir dostun ne de koruyucun vardır." Bu ayette peygamber yoluna (Sünnet-i
Nebeviyye) girdikten ve Muhammed! delillere eriştikten sonra sapık yolları
izleyen ilim erbabına tehdit vardır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |