|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Ra’d Suresi 40 – 43.ayetler |
Sana Düşen Tebliğdir:
40. Biz, onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de veya seni
öldürsek de sana ancak tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız bize aittir.
41. Bizim, yeryüzünü uçlarından
gitgide eksiltmekte olduğumuzu görmediler mi? Allah hükmeder, O'nun hükmünü
bozacak kimse yoktur. Ve O hesabı çabuk görendir.
Tefsiri:
Yüce Allah, peygamberine
şöyle buyuruyor: Ey Muhammed! "Biz, onlara vaad
ettiğimizin bir kısmını" senin düşmanlarını tehdit etmiş olduğumuz dünyada
rüsvaylık ve azabın bir kısmını "sana göstersek
de veya seni" bundan önce "öldürsek de sana ancak tebliğ etmek
düşer." Yani, biz seni sadece, Allah'ın mesajını onlara tebliğ etmen için
gönderdik. Sen de emrolunduğun görevi yerine
getirdin. "Hesap yalnız bize aittir. " Yani, onları hesaba çekmek
ve cezalandırmak bize kalmış bir iştir. Nitekim Allah (c.c.)
başka bir yerde "O halde (Rasulüm), öğüt ver.
Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz
çevirir inkar ederse, işte öylesini Allah en
büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece
bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir." (Gaşiye, 21-26) buyurur. "Bizim, yeryüzünü uçlarından gitgide eksiltmekte olduğumuzu
görmediler mi?" İbn Abbas (r.a.) şöyle der:
Yani, Bizim Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ardı ardında fetihler verdiğimizi görmediler mi?
Başka bir rivayette şöyle demiştir: Yanı başında başka evler ve yurtlar
dikilmek üzere kasabaların harap olduğunu görmediler mi? Mücahid
ve İkrime: Yani, (küfür topraklarının) harap oluşunu
görmüyorlar mı? diye tefsir etmiştir. Hasan-ı Basri
ve Dahhak: Bu müslümanların
müşriklere karşı galib ve güçlü olmalarıdır,
demişlerdir. Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan: Halkının, hayır ve bereketinin azalmasıdır, dediğini rivayet
etmiştir. Mücahid: İnsanlarla mahsulün azalması ve
yeryüzünün harap olması kastedilmektedir, demiştir. Şa'bi:
Yeryüzü eksiltilseydi sana bağ bahçen dahi dar gelirdi. Bilakis eksilen
insanlar ve ürünlerdir, demiştir. İkrime de aynı
manada şöyle demiştir: Yeryüzü daraltılsaydı oturacak yer bulamazdın. Fakat o
ölümdür. Başka bir rivayette İbn Abbas (r.a.):
Yeryüzünün harabı fakihlerinin, alimlerinin ve
iyiliksever insanlarının ölümüyledir, demiştir. Mücahid
de onun gibi: O alimlerin ölümüdür, demiştir. Bu
manada Hafız İbn Asakir, Ahmed b. Abdulaziz'in
biyografisinde Ahmed b. Gazal'in şu şiirini rivayet
etmiştir: "Bir belde, alimi yaşadıkça hayattadır.
Bir alim
ölünce oranın bir tarafı da ölür.
Toprak gibi; oraya
yağmur yağdığında dirilir. Yağmadığında ise etrafında yeniden telef başlar.
"
Bunlardan en isabetlisi
birinci görüştür ki o da İslam'ın şirki yenilgiye uğratıp onları kasaba kasaba ele geçirmeleridir. Şu ayet-i kerimede ifade
edildiği gibi: "Andolsun biz, çevrenizdeki
memleketleri de yok ettik. " (Ahkaf, 27) Bu Taberi'nin de tercihidir.
42. Onlardan öncekiler
de tuzak kurmuşlardı; halbuki bütün tuzaklar Allah'a aittir.
O, herkesin ne kazanacağını bilir. Bu yurdun sonunun kimin olduğunu yakında kafirler bileceklerdir!
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Onlardan öncekiler de" peygambelerine
"tuzak kurmuşlardı" ve onları beldelerinden çıkarmak istemişlerdi. Allah
da onlara tuzak kurmuş ve güzel sonucu Allah'tan sakınanlara kılmıştı. Nitekim
Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Hatırla ki kafirler
seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için
sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak
kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir. " (Enfal, 30) Yine şöyle buyurur: "Onlar böyle bir tuzak
kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını alt üst ettik.
Bak işte, tuzaklarının akıbeti nice oldu: Onları da, (kendilerine uyan)
kavimlerini de (nasıl) toptan helak ettik! İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş
evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır. " (Nemi, 50-52)
"O, herkesin ne
kazanacağını bilir." Yani, Allah (c.c.) gönüllerde ve kalplerde olanların
hepsini bilir ve kim ne yaparsa karşılığını verir. "Kafirler" bir
kıraatte "......" (kafirler), bir kıraatte
ise "......" (kafir)
olarak geçmektedir "bu yurdun sonunun kimin olduğunu yakında
bileceklerdir!" Yani, zafer ve güzel sonun kimin, onların mı peygamberler
mi olacağını bileceklerdir. Asla! Allah'a hamd-ü
senalar olsun ki o dünya ve ahirette, peygamberlere
tabi olanların olacaktır.
43. Kafir
olanlar, "Sen rasul olarak gönderilmiş bir kimse
değilsin" derler. De ki: "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah ve
yanında Kitab'ın bilgisi olan yeter."
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Bu kafirler seni yalanlar ve "Sen Rasul olarak gönderilmiş bir kimse değilsin" yani
Allah (c.c.) seni peygamber olarak göndermedi "derler. De ki:
"Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter."
Yani, Allah (c.c.) bana
yeter. O hem benim hem sizin şahidinizdir. Ey yalanlayıcılar! Risaleti size tebliğ ettiğime dair benim, uydurduğunuz
iftiraya dair de sizin şahidinizdir. "yanında Kitab'ın
bilgisi olan da yeter." Bunun Abdullah b. Selam hakkında nazil olduğu
söylenmiştir. Mücahid böyle demiştir. Fakat bu görüş
gariptir. Çünkü bu Mekke'de inen ayetlerdendir. Abdullah b. Selam ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye gelmesiyle müslüman
olmuştur. Bu hususta en kuvvetli görüş Avf!'nin İbn Abbas (r.a.)'tan
naklettiği "Onlar Yahudiler ve Hristiyanlardır."
Görüşüdür. Katade: Abdullah b. Selam, Selman-ı Farisi
ve Temim-i Dar! onlardan bazılarıdır, demiştir. Başka
bir rivayette Mücahid: O Allah'tır, demiştir. Said b. Cübeyr ayette
kastedilenin Abdullah b. Selam olmasını kabul etmeyip "Bu Mekki bir ayettir" derdi. Ayeti'de
(......" yerine) ...... (Kitabın bilgisi Allah
katındandır) şeklinde okuyup "Kitabın bilgisi Allah katındandır" derdi.
Ayeti Mücahid ile Hasan-ı Basrı
de böyle okumuşlardır.
[3978] Taberi de Harun b. A'ver'den, o Zühri'den, o Salim'den o da İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bu ayeti "....."
(Kitab'ın bilgisi yalnız O'nun katındadır) şeklinde
okurdu." Taberi sonra: Sika ravilere
göre Zühri'nin böyle bir rivayeti yoktur. Bunu Ebu Ya'la da Müsned'inde
buradaki Harun b. Süleyman (el-A'var)'ın Süleyman b. Erkam'dan -ki bu
zayıftır-, onun Zühri'den, onun Salim'den, onun da
babası İbn Ömer (r.a.)'tan nakliyle Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
böyle rivayet etmiştir. Fakat bunun aslı yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Burada doğru kıraat (mealdeki manaya da uyan) " ....."
kıraatidir ve "yanında Kitab'ın bilgisi
olan" ifadesi ism-i cins olup önceki kitaplarda
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sıfatlarını, niteliklerini ve peygamberlerin onu müjdelemelerini bulan bütün
Kitap Ehli alimlerini kapsamaktadır. Nitekim Allah (c.c.) bir yerde şöyle
buyurur: " ... rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.
Onu, sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize
inananlara yazacağım. Yanlarındaki Tevrat ve İncil' de yazılı buldukları o
elçiye, o üm mı Peygambere uyanlar (var ya), işte o
Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz
şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar." (A'raf,
156-157) Yine "Beni İsrail bilginlerinin onu
bilmesi, onlar için bir delil değil midir?" (Şuara, 197) buyurur. İsrailOğulları alimlerinin,
bunları kendilerine indirilenlerden bildiklerini haber veren daha başka ayetler
de vardır. Abdullah b. Selam'ın Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Medine'ye hicret etmeden önce müslüman olduğunu bildiren bazı rivayetler vardır.
[3979] Nitekim Hafız Ebu Nuaym'ın Delailu'n-Nubuvve adlı değerli eserinde; Muhammed b. Hamza b.
Yusuf'tan, o da babasından şöyle nakleder: Abdullah b. Selam Yahudi din
adamlarına "Ben atamız İbrahim ve İsmail'e ahdimizi yenilemek
istiyorum" dedi ve Mekke'de bulunan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
yanına geldi. Mekke'ye geldiğinde insanlar haccı bitirmişlerdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, etrafında bazı insanlarla birlikte buldu. Gelip
insanlarla birlikte durdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona
bakınca "Sen Abdullah b. Selam mısın?" diye sordu. Abdullah der ki:
Ben de "Evet" dedim. "Bana yaklaş" buyurdu. Yaklaştım.
"Allah aşkına soruyorum ey Abdullah b. Selam, sen beni Tevrat'ta Allah'ın
elçisi olarak görmüyor musun?" dedi. Ona: "Bize Rabbimizin
sıfatlarını söyle" dedim. O sırada Cebrail (a.s) geldi ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in önünde durup şöyle dedi: "De ki: O, Allah
birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır.
O'nun hiçbir dengi yoktur." (İhlas, 1-4) Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
de onu bize okudu. Bunun üzerine Abdullah b. Selam "Ben şahitlik ederim ki
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve sen Allah'ın elçisisin. " dedi.
Abdullah b. Selam sonra Medine'ye döndü ve müslümanlığını
gizledi. (Abdullah der ki) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Medine'ye hicret edip geldiği esnada ben bana ait bir hurma ağacının başında
hurma topluyordum. Hemen kendimi aşağıya attım. Annem: "Allah aşkına böyle
mi yaptın? İmran oğlu Musa olsa kendini hurma ağacının başından atmazdın"
dedi. Ona "Vallahi ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
gelmesine Musa b. İmran (a.s)'ın diriltilmiş
olmasından daha fazla sevindim." dedim. Bu çok garip bir rivayettir.
Ra'd suresinin sonuna gelindi.
Allah'a hamd-ü senalar olsun.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |