|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
İbrahim Suresi 42 – 52.ayetler |
Allah Zalimlerle işini
Öyle Bir Güne Erteledi ki:
42. Sakın, Allah'ı
zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Şu kadar var ki Allah onları gözlerin
şaşkınlıktan dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
43. O gün onlar
başlarını dikerek koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönüp bakamaz. Kalpleri
ise bomboştur.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey Muhammed! Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma. Yani, onlara
mühlet verdiğinde ve müdahale etmediğinde onlardan habersiz olduğunu ve onları
tamamen terk etmiş olup yaptıklarının cezasını vermeyeceğini sanma. Bilakis
Allah (c.c.) onları aleyhlerinde teker teker
saymakta, kaydetmektedir. "Şu kadar var ki Allah onları" kıyamet
günündeki korkunç olayların dehşetinden "gözlerin şaşkınlıktan dışarı
fırlayacağı bir güne erteliyor. "
Sonra Yüce Allah onların
kabirlerinden çıkıp mahşer yerine gelişlerini tasvir ederek şöyle buyuruyor:
"O gün onlar başlarını dikerek (.....) koşarlar
(.....)"
İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve daha
başkaları "(...... ifadesini
"başlarını dikerek, kaldırarak" diye tefsir etmişlerdir. "....." kelimesi ise" ... davetçiye koşarak (.....) kabirlerden çıkarlar. " (Kamer, 8) buyruğunda da
olduğu gibi, hızla ve koşarak manasına gelir. Allah (c.c.) bu sahneyi başka bir
yerde şöyle anlatır: "O gün insanlar, davetçiye (İsrafil'e) uyacaklar. Ona
karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler
kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin ....
Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun
bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur." (Taha,
108-111) Allah (c.c.) bir ayette de "O gün onlar, sanki dikili bir şeye
koşuyorlar gibi, kabirlerinden fırlaya fırlaya
çıkarlar." (Mearic, 43) buyurur.
"Gözleri
kendilerine bile dönüp bakamaz." Yani, gözleri dışarı fırlamış halde
dönmekte ve sürekli bakmaktadır. Başlarına gelenlerden dolayı hissettikleri
korku, kendilerini saran düşünce ve kapıldıkları dehşet sebebiyle, içinde
bulundukları bu halin yoğunluğunda gözlerini bir an olsun kapamadan hep bir
yere bakarlar. Allah (c.c.) bizi bundan korusun. Bu yüzden ardından şöyle
buyuruyor: "Kalpleri ise bomboştur." Yani, korkunun şiddetinden
dolayı kalpleri bomboştur, onda hiçbir şey yoktur. Katade
ve bir topluluk şöyle demiştir: Yani, onların kalpleri yerlerinden fırlayıp
hançerlerine dayanmıştır. Bazıları bu kelimeyi "Allah'ın anlattığı içinde
bulundukları durumun şiddetinden dolayı kalpleri harabedir, hiçbir şeyi idrak
etmez (akılları başlarından tamamen gitmiştir)" diye tefsir etmişlerdir.
44. Kendilerine azabın
geleceği, bu yüzden zalimlerin; "Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize
süre ver de Senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım"
diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilif
ki) "Daha önce, sizin için bir zeval olmadığına, yemin etmemiş
miydiniz?"
45. Sizden önce kendilerine
zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl işlem yaptığımız size apaçık
belli oldu. Ve size misaller de verdik.
46. Onlar tuzaklar
kurdular, ama Allah nezdinde de onlara tuzak var, isterse onların tuzakları
dağları yerinden oynatacak olsun!
Tefsiri:
Yüce Allah nefislerine
zulmedenlerin azabı gördüklerinde söyleyeceklerini haber vererek şöyle
buyuruyor: "Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin; "Ey
Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de Senin davetine uyalım ve peygamberlere
tabi olalım" diyecekleri gün hakkında insanları uyar." Nitekim Allah
(c.c.) başka bir ayette "Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip
çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada
iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan
ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir
berzah vardır" (Mü'minun, 99-100) buyurur. Yine
"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan
alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi
birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de
sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın." (Münafikun,
9-10) buyurur. Yüce Allah onların mahşerdeki hallerini şöyle anlatır: "O
günahkarların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, 'Rabbimiz! Gördük
duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin
olarak inandık' diyecekleri zamanı bir görsen!" (Secde, 12) Yüce Allah
yine: "Onların, ateşin karşısında durdurulup ''Ah keşke dünyaya geri
gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan
olsak!' dediklerini bir görsen! .. " (En'am, 27)
buyurur. Yine "Onlar orada:
Rabbimiz! Bizi çıkar,
(önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryat ederler. Size
düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da
gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı
yoktur. " (Fatır, 37) buyurur.
Yüce Allah onların bu
sözlerine cevaben şöyle buyuruyor: "(Onlara denilir ki) Daha önce, sizin
için bir zeval olmadığına, yemin etmemiş miydiniz?" Yani, siz şu
halinizden önce içinde bulunduğunuz durumun hiç son bulmayacağını, tekrar
diriltilmenin de mükafat ve cezanın da olmayacağını yemin ederek söylemiyor
muydunuz? Nitekim Allah (c.c.) haklarında şöyle buyurur:
"Onlar: "Allah
ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek
bir vadidir. Fakat insanların çoğu bilmez. " (Nahl,
38)
Allah (c.c.) devamla
şöyle buyuruyor: "Sizden önce kendilerine zulmedenlerin yurtlarında
oturdunuz. Onlara nasıl işlem yaptığımız size apaçık belli oldu. Ve size
misaller de verdik. " Yani, sizden önceki yalanlayıcı milletlerin
başlarına gelenleri gördünüz ve onların bilgileri sizlere ulaştı. Buna rağmen
onlardan hiçbir öğüt almadınız, onlara verdiğimiz azap sizi yaptıklarınızdan
alıkoymadı. "Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda
verir!" (Kamer, 5)
Şu'be ... Ali (r.a.)'tan, onun "isterse onların tuzakları
dağları yerinden oynatacak olsun!" buyruğu hakkında şöyle dediğini
aktarır: Rabbi hakkında İbrahim (a.s) ile tartışan adam, iki yavru doğan alıp
büyütmüş ve yetiştirmişti. Yavru doğanlar büyüyüp semirleştiklerinde
bir gün onlardan her birinin ayağını bir kazıkla bir sandığa bağladı ve aç
bıraktı. Kendisi ve başka bir adam da sandukaya oturdular. Sandukanın ucunda et
olan bir değneği yukarıda tutunca sanki havada kuş uçuyor gibi oldu.
Arkadaşına: Bak, ne görüyorsun? diye sormaya başladı. O da "Şöyle şöyle görüyorum" dedi. Sonunda da "Bütün dünyayı
bir sinek gibi görüyorum" dedi. Sonra "Değneği baş aşağı tut",
dedi. Arkadaşı da öyle yaptı ve indiler. İşte Yüce Allah'ın "isterse onların
tuzakları neredeyse dağları yerinden oynatacak olsun!" ayeti budur. Ebu İshak der ki: İbn Mes'ud (r.a.)'ta ayeti ...... ile değil, Ali (r.a.)'ın bu rivayetinde olduğu gibi) "......''' (neredeyse)
diye okudu. Ben derim ki: Übeyy b. Ka'b (r.a.) ile Ömer (r.a.)'tan da ayeti Ali (r.a.) gibi
okudukları rivayet edilmiştir. Süfyan-ı Sevri de senediyle Ali (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. İkrime'den de bu kıssanın Kenan ülkesi hükümdarı Nemrut
hakkında olduğu rivayet edilmiştir. Nemrut bu hilesi ile göklere çıkmak
istemiştir. Nitekim Nemrud'dan sonra eski
Mısırlıların kralı Firavun da aynı amaçla yüksek bir kule yaptırmak istemişti.
Fakat ikisi de bundan
aciz kalmışlardı. Zira bunu yapamayacak kadar küçük,
basit ve zelildiler. Mücahid bunu Buhtansır'ın kıssası
olarak zikrederek şöyle demiştir: Gözleri yeryüzünden ve yeryüzü halkından
ayrılırken ona: "Ey azgın, nereye gidiyorsun?" 8iye nida edildi, o da
korktu. Sonra bu sesi yukarısında işitti. Sonra mızrağın ucunu aşağı doğru
eğdi, (sandukayı yukarı doğru uçurmakta olan) doğanlar da baş aşağı döndüler,
dağlar bu sesin şiddetinden ürktüler ve adeta yerinden oynadılar. İşte Yüce
Allah'ın "isterse onların tuzakları neredeyse dağları yerinden oynatacak
olsun!" ayeti budur. İbn Cüreyc'in
Mücahid'den rivayetine göre o bu ayeti
"....." (oynatacaktı) diye okumuştur. Afvi'nin
İbn Abbas'tan rivayetine göre ise o ayeti (elimizdeki
Mushaf'taki gibi ) "....." okumuştur. Yani, "onların tuzakları
dağları yerinden oynatacak değildi!" Hasan-ı Basri
de böyle okumuştur. İmam Taberi bu kıraati şöyle
açıklar:
Onların Allah'ı inkar ve
red ile ortak koşmak suretiyle kendilerine yaptıkları
ne dağlara, ne başka şeylere bir zarar verdi. Onun vebali sadece kendilerine
oldu. Ben derim ki: O durumda Allah'ın "Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma.
Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk
yarışına girebilirsin. " (İsra, 37) buyruğu buna
benzemektedir.
Ayetin tefsirinde ikinci
görüşü Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan nakleder: ''onların tuzakları" yani şirkleri
"dağları yerinden oynatacak değildi!" O durumda ayet, Allah'ın şu
buyruğuna benzemektedir: "Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer
yarılacak, dağlar yıkılıp düşecekti! Rahman'a çocuk isnadında bulunmaları
yüzünden." (Meryem, 90-91) Ayrıca Dahhak ve Katade de böyle demişlerdir.
47. O halde, sakın
Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah,
mutlak üstündür, intikam sahibidir.
48. Yer başka bir yer,
gökler de başka gökler haline getirildiği ve insanlar bir ve her şeye gücü
yeten Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerden intikam
alacaktır).
Tefsiri:
Allah (c.c.) vaadine
vurgu yaparak ve tekit ederek "O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine
verdiği sözden" hem dünyada hem şahitlerin dikileceği günde onlara yardım
edeceğine dair vaadinden "cayacağını sanma!" Yüce Allah sonra
kendisinin izzet sahibi olduğunu, istediği hiçbir şeyin kendisine imkansız
olmayacağını ve O'na karşı üstün gelinemeyeceğini, kendisini inkar ve red edenlerden intikam alıcı olduğunu bildiriyor:
"Şüphesiz Allah, mutlak üstündür, intikam sahibidir." Nitekim Allah
bir ayetle "Vay işte o gün yalanlayıcılara!" (Tur, ll) buyurur.
Bu yüzden Allah (c.c.)
ardından şöyle buyuruyor: "Yer başka bir yer, gökler de başka gökler
haline getirildiği ve insanlar bir ve her şeye gücü yeten Allah'ın huzuruna
çıktıkları gün" yani, Allah'ın vaadi, yerlerin başka bir yer haline
getirileceği günde gerçekleşecektir. Bu bilinenin ve alışılmışın dışında bir
şekilde olacaktır.
[4022] Nitekim Buharive Müslim'in Sahih'lerinde Sehl
b. Sa'd'dan nakletliklerine
göre Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü
insanlar, kepekten arınmış beyaz undan yapılan somun ekmek gibi beyaz bir saha
üzerinde toplanırlar. "O sahada bir kimseye yol gösterecek (dağ taş gibi)
hiçbir alamet yoktur. "
[4023] İmam Ahmed b. Hanbel Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: "Yer başka bir yer,
gökler de başka gökler haline getirildiği" buyruğu hakkında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ilk soru soran benim. O'na: "Ya Rasulallah! İnsanlar o gün nerede olacaklar?" diye
sordum. "Sırat üzerinde" buyurdu. Bunu Buhari
dışında Müslim, Tirmizi, İbn
Mace ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir. Tirmizi:
Hasen ve sahihtir, demiştir. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha)'dan rivayet eden Mesruk'un
adını zikretmediği başka bir senedle daha rivayet
etmiştir.
[4024] Katade'nin ... Aişe (r.anha)'dan
şöyle nakletliğine göre o Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
"Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği. ..
gün" buyruğu hakkında "O gün insanlar nerede olacaklar?" diye
sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Vallahi bana, ümmetimden senden başka hiç
kimsenin sormadığı bir soru sordun. İnsanlar cehennem köprüsü üzerinde
olacaklar." buyurdu.
[4025] Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Aişe
(r.anha) bana şöyle dedi: "Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun
tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır." (Zümer, 67) buyruğu hakkında "Ya Resulallah!
O gün insanlar nerede olacaklar?" diye sordum. "Onlar cehennemin
üstünde (sıratta) olacaklar" buyurdu.
[4026] İmam Taberi, Hasan-ı Basri (r.a.)'tan
şöyle nakleder:
Aişe (r.anha) "Ya Resulallah!
"Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği. ..
gün" İnsanlar o gün nerede olacaklar?" diye sordu. Allah RasUlü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu, hiç kimsenin sormadığı bir sorudur.
" buyurdu. Sonra "Ey Aişe, sırat üzerinde
olacaklar!" buyurdu. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de Affan'ın Kasım b. Fadl'dan,
onun da Hasan-ı Basri'den nakliyle rivayet etmiştir.
[4027] İmam Müslim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in kölesi Sevban
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
yanında ayakta dururken Yahudi din adamlarından biri gelerek "Esselamu aleyke ey
Muhammed!" dedi. Onu öylesine ittim ki neredeyse düşecekti. "Beni
neden itiyorsun?" dedi. "Ey Allah'ın elçisi! demek yok mu?"
dedim. "Biz ona ancak ailesinin verdiği isimle hitap ederiz." dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ailemin bana verdiği isim Muhammed'dir"
buyurdu. Yahudi: "Sana bir şey sormak için geldim" dedi. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Sana bir şey söylediğimde o bir fayda verecek mi?" buyurdu. Yahudi:
"Kulağımla duyarım" dedi. RasUlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
elindeki çubukla yere bir şeyler çiziyordu ve "Sor" dedi. Yahudi
"Yer ve gökler başka yer ve göklerle değiştirildiğinde insanlar nerede
olacaklar?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): ‘‘Karanlıkta Sırat önünde olacaklar"
buyurdu. "Sıratı geçişlerine ilk izin verilecekler kimlerdir?" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fakir muhacirlerdir" buyurdu. Yahudi:
"Cennete girerlerken hediyeleri ne olacak?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Balık ciğerinin uç tarafı" buyurdu.
"Ardından gıdaları nedir?" dedi. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Onlara cennetin kenarında otlanan cennet-öküzleri kesilecek"
buyurdu. "Onun üzerine ne yiyecekler?" dedi. "Seisebil denen bir kaynaktan içecekler" buyurdu.
Yahudi: "Doğru söyledin" dedi. Ardından "Sana, yeryüzünde
peygamber veya bir-iki kişiden başka kimsenin bilmediği bir şeyi sormak için
geldim" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Sana bir şey söylediğimde o
bir fayda verecek mi?" buyurdu. Yahudi: "Kulağımla duyarım"
dedi. "Sana bebeğin durumunu sormak için geldim" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Erkeğin suyu (menisi) beyaz, kadınınki
sarıdır. Bunlar bir araya geldiklerinde erkeğin menisi kadının menisine üstün
gelirse çocuk Allah'ın izniyle erkek olur. Kadının menisi erkeğin menisine
üstün gelirse Allah'ın izniyle kız olur." buyurdu. Bunun üzerine Yahudi:
"Gerçekten doğru söyledin. Sen gerçekten peygambersin." dedi. Sonra
oradan ayrıldı. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Bana sormuş olduğu
hususlarda, Allah'tan bana bilgi gelinceye kadar hiçbir bilgim yoktu."
buyurdu.
[4028] İmam Taberi, Ebu Eyyub
el-Ensari’den şöyle nakleder: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
Yahudi din adamlarından biri geldi ve "Allah'ın, Kitabı'ndaki "Yer
başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği. .. gün" buyruğu
hakkında ne dersin? O vakit insanlar nerede olacaklar?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Allah'ın misafirleridirler. Onlar Allah'ın
konuklarıdırlar. O'nun katındakiler onları hiçbir zaman geri bırakmaz,
engelleyemezler." buyurdu. Bunu İbn Ebi Hatim de, Ebu Bekir b.
Abdullah'ın nakliyle böyle rivayet etmiştir. Şu'be
der ki: Ebu İshak bize şöyle haber verdi;
Amr b. Ebu Meymun'dan
işittim. Amr bazen: "Abdullah dedi ki" der,
bazen böyle demezdi. Ona: "Abdullah'tan mı?" diye sordum, şöyle dedi:
Amr b. Meymun'un "Yer başka bir
yer, gökler de başka gökler haline getirildiği..... gün" ayeti hakkında
şöyle dediğini işittim: Orası gümüş beyazıdır, tertemizdir. Hiçbir kan
dökülmemiş ve hiçbir günah işlenmemiştir. Göz her şeyi görür, çağıran kişi
sesini herkese işittirir. Onlar yaratıldıkları gibi yalınayak ve çıplaktırlar.
-Ravı der ki: Öyle sanıyorum ki şöyle de dedi: Ter
boğazlarına dayanana kadar orada ayakta dururlar." Hadıs
başka bir vecihle Şu'be ve İsrail'in Ebu İshak'tan nakliyle ... İbn Mes'ud'dan (r.a.) benzer bir lafızla rivayet edilmiştir.
Aynı şekilde Asım da hadısi Zirr'den,
o da İbn Mes'ud (r.a.)'tan
rivayet etmiştir. Süfyan-ı Sevri
ise Ebu İshak'tan o Amir b. Meymun'dan
rivayet etmiş ve bu rivayetinde "bize haber verdi" ifadesini
kullanmamıştır. Bütün bunları Taberi zikretmiştir.
[4029] Bezzar, İbn Mes'ud
(r.a.)'tan, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Yer başka bir yer, gökler de başka gökler
haline getirildiği. .. gün" ayeti hakkında "Orası üzerine hiç kan
düşmemiş ve üzerinde hiçbir hata işlenmemiş bir yeryüzüdür." buyurduğunu
rivayet etmiştir. Bezzar sonra: "Bunu Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
nispet eden sadece Cerir b. Eyyub'u
biliyoruz. O ise kuvvetli değildir" demiştir.
[4030] Taberi daha sonra Zeyd’den şöyle
nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gelmeleri için Yahudiler’e
haber gönderdi. Sonra "Onlara ne haberi gönderdiğimi biliyor
musunuz?" buyurdu. Sahabiler: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. "Onlara Allah'ın
"Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği. ..
gün" ayetini sormak için gönderdim. Yer o gün gümüş gibi beyaz
olacak." buyurdu. Yahudiler gelince onlara sordu. Onlar da:
Yer tertemiz kar gibi
beyaz olacak, dediler. Ali (r.a.), İbn Abbas (r.a.),
Enes b. Malik (r.a.), Mücahid b. Cebr'den
de aynı şekilde yeryüzünün kıyamet gününde gümüşten bir yeryüzü ile
değiştirileceği rivayet editmiştir. Ali (r.a.)'tan
yapılan rivayete göre: Yeryüzü gümüş, gökler ise altın olacak, demiştir. Rebi, Ebu Aliye'den, Übeyy b. Ka'b'ın:
Gökler Cennetlere
dönüşecek, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ma'şer, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'den veya Muhammed b. Kays'tan
Allah'ın "Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği. ..
gün" buyruğu hakkında şöyle dediklerini rivayet etmiştir: O ekmektir ve mü'minler ayakları altından alıp yiyecekler. Aynı şekilde Veki de, Ömer b. Bişr el-Hemdani'den, Said b. Cübeyr'in "Yer başka bir yer, gökler de başka gökler
haline getirildiği. .. gün" buyruğu hakkında: Yer, mü'minlerin
ayaklarının altından yedikleri beyaz bir ekmeğe dönüştürülür, dediğini rivayet
etmişlerdir.
A'meş, Hayseme'den şöyle nakleder:
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle dedi: Kıyamet günü
yeryüzünün tamamı ateş olacak. Cennet hemen arkasında olup hurileri ve kapları
görülecek. Daha hesaba çekilmeden insanların terleri burunlarına kadar
ulaşacak. Yine A'meş ... Kays
b. Seken'den şöyle nakleder: Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle dedi: Kıyamet günü yeryüzünün tamamı
ateş, arkası da Cennet olacak. Cennet'in hurileri ve kapları görülecek.
Abdullah'ın canı elinde bulunan Allah'a yemin ederim, kişiden öyle bir ter
boşanır ki ayağı yere saplanır. Üstelik, henüz hesaba çekilmemiştir. "Ey Ebu Abdurrahman! Bu
nedendir?" dediler. "İnsanların gördükleri ve karşılaştıkları
şeylerden dolayıdır" dedi. Ebu Cafer er-Razi, Rebi’ b. Enes -ten şöyle
nakleder: Ka'b b. Malik "Yer başka bir yer,
gökler de başka gökler haline getirildiği. .. gün" buyruğu hakkında şöyle
dedi: Gökler Cennetlere, denizin olduğu yer cehenneme dönüştürülür. Yeryüzü
başka bir yeryüzü ile değiştirilir.
[4031] Ebu Davild'un rivayet ettiği bir
hadiste Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Savaşçı, hacı veya umreci
dışında kimse deniz yolculuğu yapmasın. Çünkü denizin altında ateş vardır -veya
"ateşin altında deniz vardır-" buyurdu.
[4032] Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet
edilen meşhur Sur hadisinde Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yer başka
bir yerle, gök de başka bir gökle değiştirilir. Allah (c.c.) yeryüzünü Ukkaz derisinin çekilip uzatıldığı gibi uzatır. Onda ne bir
iniş, ne de bir yokuş görürsün. Sonra Allah (c.c.) kulları öyle bir iter ki
birden kendilerini bu değiştirilmiş yerde bulurlar. "
"İnsanlar bir olan
ve herşeye gücü yeten Allah'ın huzuruna çıktıkları
gün. " Yani, bütün kullar kabirlerinden tek ve kahhar olan, yani her şey
üzerinde hakim ve galip olan, önünde boyunların ve kalplerin eğildiği Allah'ın
huzuruna çıktıkları gün.
49. O gün,
günahkarların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
50. Onların gömlekleri
katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir.
51. Allah herkese
kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir). Kuşkusuz Allah'ın
hesabı çabuktur.
Tefsiri:
Allah (c.c.) buyuruyor
ki: Ey Muhammed! Göklerin başka bir gökle, yerin başka bir yerle değiştirildiği
ve kulların Rablerinin huzuruna çıktığı günde, "mücrimleri", yani
küfür ve fesad suçlarını işleyenleri birbirlerine
bağlanıp zincire vurulmuş halde görürsün. Allah (c.c.) onlardan birbirlerine
benzer durum ve konumda olanları bir araya toplamış, her bir sınıfı diğeriyle yanyana getirmiştir. Nitekim Allah başka ayetlerde şöyle
buyurur: "Zalimleri ve eşlerini toplayın ... " (Saffat,
22) "Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde," (Tekvir,
7) "Elleri boyunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine
atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler." (Furkan, 13) Başka
bir ayette "bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla
bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik." (Sad,
37-38) buyurur.
"....."
(mealde: zincirler) bağlar demektir. İbn Abbas
(r.a.), Said b. Cübeyr, A'meş ve Abdurrahman b. Zeyd böyle demişlerdir. Bu, arapçada
meşhurdur. Amr b. Külsüm de şöyle der:
Onlar yaptıkları
talanlar ve esirlerle döndüler. Bizlerse kralları zincirlere bağlanmış olarak
döndük.
"Onların gömlekleri
katrandandır" yani, üzerlerine giydikleri elbiseleri katrandandır. Katran,
develerin boyandığı, yani onunla sıvandığı maddeye denir. Katade:
Bu ateşe en çok yapışan maddedir, demiştir. Kelimenin farklı lehçelerde "katiran", "katran", "kıtran" şeklinde telaffuzları vardır. Sonuncusuna
örnek Ebu Necm'in şu
şiiridir:
"Sanki kıtran izinden gitse, Rüzgar onu akıntısına atar. "
İbn Abbas (r.a.) "Katiran
eritilmiş bakırdır." Derdi. Onun ayeti "....." şeklinde okuduğu
olmuştur ki manası; "Onların gömlekleri sıcaklıkta son dereceye ulaşmış
kızgın bakırdandır" şeklindedir. Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basrı ve Katade'den böyle rivayet edilmiştir.
Allah (c.c.) sonra şöyle
buyuruyor: "yüzlerini de ateş bürümektedir." Bunun benzeri şu
ayettir: ''Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde
bulunurlar. " (Mü'min('m, 104)
[4033] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Malik el-Eş'ari'den şöyle
nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cahiliyet
işlerinden olan dört şey hiç terk edilmez: soy sopla
övünmek, kişiyi nesebinden dolayı yermek, yıldızlardan yağmur istemek ve ölü
üzerine feryad-ı figan etmek. Cenazede feryad-ı figan eden kimse tevbe
etmeden ölürse, kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzluk
gömleğiyle gelir. " Bunu sadece İmam Müslim rivayet etmiştir.
[4034] Kasım'ın, Ebu Ümame (r.a.)'tan yaptığı
rivayette Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cenaze üzerine
feryad-ı figan eden kimse tevbe
etmemişse cennet ile cehennem arasındaki yolda durur. Onun elbisesi
katrandandır ve yüzünü ateş bürür. "
"Allah" kıyamet
günü "herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları
diriltecektir)." Nitekim Allah (c.c.) başka bir ayette "Bu, Allah'ın,
kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha
güzeliyle mükafatlandırması içindir. " (Necm,
31) buyurur.
Allah (c.c.) ardından
şöyle buyuruyor: "KuşkusuzAllah'ın hesabı
çabuktur. " Bu ayetin manası "İnsanların hesaba çekilecekleri (gün)
yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler." (Enbiya, 1)
ayetindeki gibi de olabilir. Allah'ın kulunu hesaba çekerken onu hızla yapıp
bitirmesi de olabilir. Çünkü Allah (c.c.) her şeyi bilir. Hiçbir şey O'na gizli
kalmaz. Kudretinin yanında bütün mahlukatla onlardan tek biri farksızdır.
Nitekim Allah (c.c.) bir ayette "(İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve
diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir."
(Lokman, 28) buyurur. Mücahid'in ''Allah'ın hesabı
çabuktur. " buyruğunu "sayması çabuktur" şeklindeki tefsirinin
manası da budur. Ayette her iki mananın kastedilmiş olması da mümkündür.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
52. İşte bu,
uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri
iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
Tefsiri:
"İşte bu" Kur'an "uyarılsınlar" yani öğüt alsınlar
''Allah'ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler" yani içindeki hüccet ve
delillerden yola çıkarak Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığı sonucuna
varsınlar "ve akıl sahipleri" yani, idrak eden ve düşünen kimseler
"iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir." Yani, bu
bütün insanları ve cinleriyle bütün kullara yapılmış bir tebliğ ve bildirgedir.
Nitekim Allah (c.c.) bu surenin ilk ayetinde şöyle buyurmuştur: "Elif Lam.
Ra. (Bu Kur'an), Rablerinin
izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye
layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. "
(İbrahim, 1)
İbrahim suresinin sonu.
Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |