|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Hicr Suresi 26 – 44.ayetler |
İnsan ve Cin'in
Yaratılışı:
26. Andolsun ki Biz
insanı kuru bir çamurdan değişmiş, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
27. Cinni de daha önceden
(deri gözeneklerinden) içeriye nüfuz eden yakıcı ateşten yarattık.
Tefsiri:
İbn Abbas, Mücahid ve
Katade dedi ki: Burada "salsal" dan maksat, kuru topraktır. Göründüğü
kadarıyla bu buyruk Yüce Allah'ın: "İnsanı testi gibi ses veren kupkuru
çamurdan yarattı. Cinni de dumansız ateşten yarattı" (Rahman, 14-15)
buyruğuna benzemektedir. Yine Mücahid'den: Salsal, kokuşmuş çamurdur diye
açıkladığı da nakledilmiştir ama ayetin ayet ile tefsir edilmesi daha uygundur.
Yüce Allah'ın:
"Hamei mesnundan" buyruğuna gelince: Yani salsal hame'dendir, hame
ise çamurun kendisidir. Mesnun da düz ve pürüzsüz anlamındadır. Şairin dediği
gibi:
"Sonra elinden
tutup yeşil kubbeye götürdüm onu,
MesnCm (dümdüz,
pürüzsüz) bir mermer üzerinde yürüyordu."
Burada (mesnun) pürüzsüz
ve dümdüz edilmiş anlamındadır. Bundan dolayı İbn Abbas'tan: O nemli topraktır
dediği rivayet edilmiştir. İbn Abbas, Mücahid ve ed-Dahhak'tan ayrıca: Hame-i
mesnun kokuşmuş olan çamur demektir, dedikleri de nakledilmiştir. Mesnundan
-burada- maksadın dökülmüş olduğu da söylenmiştir.
"Cinni de daha
önceden" yani insandan önce "içeriye nüfuz eden yakıcı ateşten
yarattık." İbn Abbas dedi ki: Yakıcı ateş (naru's-semum) öldürücü ateş
demektir. Bazıları da semum gece ve gündüz vakitlerinde (esen aşırı sıcak) bir
rüzgardır derken, kimileri semum denilen rüzgar geceleyin, el-harur (çok sıcak
rüzgar) da gündüzün eser, demişlerdir.
Ebu Davud et-Tayalisi
dedi ki: Bize Şu'be, Ebu İshak'tan şöyle dediğini tahdis etti: Hasta iken Amr b.
el-As'am'ı ziyaret etmek üzere yanına girdim. Bana: Sana Abdullah b. Mes'ud'dan
dinlemiş olduğum bir hadis nakledeyim mi, dedi. O şöyle diyordu: Bu semum
(sıcak rüzgar), cannını cinlerin kendisinden yaratılmış oldukları semumun
yetmiş parçasından bir parçadır. Sonra da (Abdullah): "Cinni de daha
önceden içeriye nüfuz eden yakıcı ateşten (naru's-semum) yarattık"
buyruğunu okudu. İbn Abbas'tan gelen rivayete göre de el-cann ateşin alevinden
yaratılmıştır. Bir rivayette ateşin en iyisinden dediği nakledildiği gibi, Amr
b. Dinar'dan güneşin ateşinden dediği rivayet edilmektedir.
[4044] Sahih'te şu hadis
yer almaktadır: "Melekler nurdan yaratıldı. Cinler de dumansız ateşten
yaratıldı. Ademoğulları da size anlatılan şekilde yaratıldı. " Ayetten
maksat, Adem (a.s)'ın şerefine, onun yaratılış unsuruna, asıl ve özünün temiz
oluşuna dikkat çekmektir.
28. Hani Rabbin
meleklere şöyle demişti: "Ben kuru bir çamurdan değişmiş ve şekillenmiş
bir balçıktan bir beşer yaratacağım. "
29. O halde onun yaratılışını
tamamlayıp da ona ruhumdan üflediğim zaman siz de derhalonun için secdeye
kapanın.
30. Bunun üzerine
meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
31. İblis müstesna. O
secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.
32. "Ey İblis!
Sen ne diye secde edenlerle beraber olmadın" buyurdu.
33. "Ben, kuru
bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde
edecek değilim" dedi.
Tefsiri:
Şanı Yüce Allah, Adem'i
yaratmadan önce melekler arasında onun şanını yücelttiğini, meleklere ona secde
etmelerini emretmekle onu şereflendirdiğini söz konusu etmektedir. Onun düşmanı
olan İblis'in de sair melekler arasında kıskançlık, küfür, inat, büyüklenmek ve
haksız ve batıl yere böbürlenmek gibi sebeplerle ona secde etmekten geri
kaldığını da zikretmektedir. Bundan ötürü İblis: "Ben kuru bir çamurdan,
değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek
değilim" demişti. Nitekim bir başka ayette onun şöyle dediği
bildirilmiştir: "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu da
çamurdan yarattın." (A'raf, 12) "Benden şerefli kıldığın şu kişi var
ya eğer beni kıyamet gününe kadar geciktirirsen onun soyunu pek azı müstesna
olmak üzere mutlaka emrim altına alı rı m. " (İsra, 62)
Burada İbn Cerir oldukça
garip ve hayret verici bir rivayet nakletmektedir. Bu rivayeti Şebib b. Bişr,
İkrime'den, o İbn Abbas'tan şöyle dedi, diye nakletmektedir: Allah melekleri
yaratınca: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım. Onu yarattıktan sonra siz
de ona secde edin" buyurdu. Melekler: "Hayır, bunu yapmayız"
dediler. Onların üzerine bir ateş saldı ve o ateş onları yaktı. Daha sonra
başka melekler yarattı, onlara da aynı şeyleri söyleyince onlar da, "hayır
yapmayız" dediler. Onların üzerine bir ateş saldı, o ateş onları yaktı.
Sonra başka melekler yarattı. "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım, ben onu
yarattıktan sonra siz de ona secde edin" buyurdu. Onlar bunu kabul
etmeyince üzerlerine bir ateş gönderdi ve o ateş onları yaktı. Sonra yine
melekler yarattı: "Ve ben çamurdan bir beşer yaratacağım. Onu yarattıktan
sonra siz de ona secde edin" buyurdu. "Onlar, dinledik, itaat
ettik" dediler. Ancak İblis, ilk kafirlerden idi.
Bu rivayetin İbn
Abbas'tan sabit olması uzak bir ihtimaldir. Görüldüğü kadarıyla bu haber
İsrailiyattandır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
34. "O halde çık
buradan! Çünkü sen artık kovulmuş birisin" buyurdu.
35. Hiç şüphesiz
kıyamet gününe kadar lanet senin üzerinedir.
36. "Rabbim,
öyleyse bana tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.
37. "Sen mühlet verilenlerdensin"
buyurdu.
38. Bilinen zamanın
günü gelene kadar.
Tefsiri:
Şanı Yüce Allah, İblise
asla muhalefet olunmaması ve karşı durulmaması gereken bir kevni emir verdiğini
zikretmektedir. Onun bulunduğu mele-i a'la makamından çıkması suretiyle o bu
emre karşı durmamalı, itaatsizlik etmemeliydi. Yine Yüce Allah onun
"racim" yani kovulmuş olduğunu da ayrıca kıyamet gününe kadar onun
arkasını bırakmayan, ona erişen kesintisiz bir laneti de peşine takmış olduğunu
bildirmektedir.
Said b. Cubeyr'den şöyle
dediği nakledilmiştir: Allah, İblise lanet edince onun sureti meleklerin
suretinden başka bir şekle değişti. Bundan ötürü de şiddetli bir şekilde
inleyip, sarsıldı. İşte kıyamet gününe kadar dünyadaki bütün inlemeler
ondandır. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
Geri çevrilmesi imkansız
olan ilahi gazap (onun hakkında) gerçekleşince, Adem'e ve onun soyundan gelecek
olanlara son derece beslediği kinden ötürü ölümden sonra diriliş (ba's) günü
olan kıyamet gününe kadar kendisine süre verilmesini ve onun için mühlet olmak
ve istidrac olmak üzere bu istediğinin kabul edildiğini de görüyoruz. Lanet
olasıca bu mühleti kesin olarak alınca:
39. Rabbim dedi, beni
azdırdığından dolayı yemin ederim ki ben de yeryüzünde onlara (sana isyan
etmeyi) süslü göstereceğim, onları toptan azdıracağım.
40. Ancak onlardan
ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.
41. Buyurdu ki:
"Benim uymayı taahhüt ettiğim yol da şu ki:"
42. Muhakkak benim
(has) kullarım üzerinde senin hiçbir tasallutun olmaz. Azgınlardan sana uyanlar
müstesna.
43. Şüphesiz ki
onların hepsine vaad olunan yer cehennemdir.
44. Onun yedi kapısı
vardır. Her kapıya onlardan ayrılmış belli bir pay vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah, İblisten
onun isyan edip, baş kaldırışından Yüce Rabbe:
"Beni azdırdığından
dolayı.." diye cevap verdiğinden haber vermektedir.
Bazıları: İblis onunla
Allah'ın kendisini azdırmış olduğuna yemin etmektedir, demiştir. Derim ki:
Bunun, sen beni azdırdığın ve saptırdığın için "ben de onlara süslü
göstereceğim" anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani Adem (a.s)'ın
soyundan gelenlere "yeryüzünde" masiyetleri sevdirecek ve onlara
rağbet etmelerini sağlayacağım, onları o masiyetleri işlemeye iteceğim ve
alabildiğine tahrik edeceğim.
"Onları toptan
azdıracağım" yani sen beni azdırdığın ve bu hali benim aleyhime takdir
ettiğin için ben de onlara bunu yapacağım.
''Ancak onlardan ihlasa
erdirilmiş kulların müstesna." Bu da şu buyruğa benzemektedir:
"Benden şerefli kıldığın şu kişi var ya eğer beni kıyamet gününe kadar
geciktirirsen onun soyunu pek azı müstesna olmak üzere mutlaka emrim altına
alırım." (İsra, 62) Yüce Allah da onu tehdit ederek, onu korkutarak:
"Benim uymayı taahhüt ettiğim dosdoğru yol şudur" buyurdu. Yani
hepinizin dönüşü bana olacaktır, ben de amellerinizin karşılığını size
vereceğim. Yaptıklarınız hayırsa hayır ile mükafatlandırılacak, şer ise şer ile
karşılığını göreceksiniz. Nitekim Yüce Allah: "Çünkü Rabbin
gözetlemektedir" (Fecr, 14) buyurmuştur.
Şöyle de açıklanmıştır:
Hak yolun dönüş yeri Yüce Allah'adır ve O'na varır. Bunu Mücahid, el-Hasen ve
Katade söylemiştir. Bu (açıklama) Yüce Allah'ın: "Doğru yolu göstermek
Allah'a aittir" (Nahi, 9) buyruğuna benzemektedir. Kays b. Ubad, Muhammed
b. Sirin ve Katade: "(.....): Bu pek yüce ve dosdoğru bir yoldur"
diye okumuşlardır ki bu anlamı ile: "Muhakkak o katımızdaki Ana Kitap'ta
çok yücedir, çok muhkemdir" (Zuhruf, 4) buyruğunu andırmaktadır. Pek üstün
ve yücedir, anlamına gelir. Ancak meşhur olan birinci kıraattir.
"Muhakkak benim
(has) kullarım üzerinde senin hiçbir tasallutun olmaz. " Yani kendileri
için hidayeti takdir etmiş olduğum kullarımın aleyhine senin hiçbir yolun olmaz
ve sen onlar üzerine baskın düzenleyemezsin.
"Azgınlardan sana
uyanlar müstesna." Bu, munkatı' bir istisnadır. İbn Cerir burada Abdullah
b. Mübarek'in, Abdullah b. Mevheb'den rivayet ettiği bir hadisi kaydetmektedir:
Bize Yezid b. Kusayt tahdis edip dedi ki:
Nebilerin kendi
yaşadıkları şehirlerinin dışında mescidleri olurdu. Nebi, Rabbinden herhangi
bir hususa dair bir vahiy gelmesini istediği vakit mescidine çıkar, Allah'ın
kendisi için takdir ettiği kadar namaz kılar sonra da dilediğini O'ndan
isterdi. Bir nebi bir gün mescidinde iken Allah'ın düşmanı -yani İblis- ona geldi
ve onun ile kıble arasına oturdu. Nebi: "Kovulmuş şeytandan Allah'a
sığınırım" dedi. Allah'ın düşmanı: "Ne dersin kendisinden sığındığın
kişi bizzat O mudur?" dedi. Nebi: "Kovulmuş şeytandan Allah'a
sığınırım" dedi. (Yezid) dedi ki: Bunu üç defa tekrar etti. Sonra Allah'ın
düşmanı şöyle dedi: "Sen hangi yolla benden kurtuluyorsun, bana haber
ver" dedi. Nebi:
"Hayır, sen bana ne
ile Ademoğlunu yenik düşürdüğünü haber ver" diye iki defa tekrarladı.
Sonra onların her biri diğerinden söz aldı. Bunun üzerine Nebi şöyle dedi:
"Şüphe yok ki Yüce Allah: "Muhakkak benim (has) kullarım üzerinde
senin hiçbir tasallutun olmaz. Azgınlardan sana uyanlar müstesna"
buyurmaktadır." Allah'ın düşmanı: "Sen daha doğmadan ben bunu
duymuştum" dedi. Nebi devamla dedi ki: "Yine Yüce Allah: 'Sana
şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah'a sığın. Çünkü o her şeyi işitendir,
en iyi bilendir. ' (tÜM, 200) buyurmaktadır. Ben de Yüce Allah'a yemin ederim
ki senin bana yaklaştığını ne kadar hissettimse mutlaka senden Allah'a sığınmışımdır."
dedi. Allah'ın düşmanı: "Doğru söyledin, bu yolla sen benden
kurtuluyorsun" dedi. Bu sefer Nebi: "Sen de Ademoğlunu ne ile yenik
düşürdüğünü bana haber ver" dedi. İblis: "Ben onu kızgın olduğu ve
hevasının peşinden gittiği zaman yakalarım" dedi.
"Şüphesiz ki
onların hepsine vaat olunan yer cehennemdir." Yani İblis'in izinden
gidenlerin hepsine vaad olunan yer cehennemdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim hakkında
da: "Artık bu guruplardan kim onu inkar ederse bilsin ki ona vaad edilen
yer ateştir" (Hud, 17) diye buyurmuştur. Daha sonra Yüce Allah'ın
cehennemin yedi kapısının bulunduğunu haber vermekte: "Her kapıya onlardan
ayrılmış belli bir pay vardır" da buyurmaktadır. Yani cehennemin her bir
kapısı için İblis'in izleyicilerinden bir bölüm ayrılmış olup, onlar kaçınılmaz
olarak o kapıdan (cehenneme) gireceklerdir. -Allah bizi ondan korusun- Onların
her bir gurubu kendi ameline göre bir kapıdan girecek ve kendi fiiline göre
amellerine uygun aşağı bir yerinde karar kılacaktır.
İsmail b. Uleyye ve
Şu'be, Ebu Harun el-Ganevi'den nakletti. Ebu Harun da Hittan b. Abdullah'ın
şöyle dediğini rivayet etti: Ali b. Ebi Talib'i hutbe verirken şöyle dediğini
dinledim: "Şüphesiz cehennemin kapıları bu şekildedir." Ebu Harun
dedi ki: Yani üst üste tabakalar halindedir. İsrail de Ebu İshak'tan, o Hubeyre
b. Yerim?den, o Ali (r.a.)'tan şöyle dediğini nakletti: "Cehennemin
kapıları biri diğerinin üstünde olmak üzere yedi kapıdır. Önce birincisi dolar,
sonra ikincisi, sonra üçüncüsü ta ki tamamı doluncaya kadar. "
İkrime de: "Yedi
kapısı" yedi tabaka halindedir, demiştir. İbn Cureyc, "yedi
kapısı" buyruğu hakkında şöyle demektedir: Bunların birincisi cehennemdir,
sonra Laza, sonra el-Hutama, sonra Sa'ir, sonra Sekar, sonra Cahim, sonra
el-Haviye gelir.
ed-Dahhak da İbn Abbas'tan
buna yakın bir rivayet nakletmiştir. elA'meş'ten de yine buna yakın rivayet
nakledilmiştir. Katade dedi ki: "Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya
onlardan ayrılmış belli bir pay vardır." Allah'a yemin olsun ki o
(cehennem) onların amellerine göre konaklanılacak bir yerdir.
Bütün bu rivayetleri İbn
Cerir nakletmiştir.
Cuveybir de
ed-Dahhak'tan: "Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya onlardan ayrılmış
belli bir pay vardır" buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir:
Yahudilere bir kapı, Hristiyanlara bir kapı, Sabilere bir kapı, Mecusilere bir
kapı, şirk koşan kimselere -ki bunlar Arapların kafirleridir- bir kapı,
münafıklara bir kapı ve tevhid ehline de bir kapı. Tevhid ehlinin (cehennemden)
çıkmaları ümit edilir ama öbürlerinin lehine asla böyle bir ümit beslenemez.
[4045] Tirmizi dedi ki
... İbn Ömer'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den şöyle buyurduğunu
nakletti: "Cehennem(in) birçok kapısı vardır. Bu kapılardan biri ümmetime
karşı -yahut da Muhammed ümmetine karşı dedi- kılıç çeken kimseler içindir.
" Sonra da: Biz bunu ancak Malik b. Miğvel'in rivayet ettiği bir hadis
olarak biliyoruz, demektedir.
[4046] İbn Ebi Hatim de
dedi ki: ... Semure b. Cündeb Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den Yüce
Allah'ın: "Her kapıya onlardan ayrılmış belli bir pay vardır" buyruğu
hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: "Şüphesiz ki cehennemlikler
arasından ateş kimisinin topuklarına kadar varacak, kimisinin de beline kadar
ulaşacaktır, kimisinin de gırtlağına kadar varacaktır. Bu onların amellerinin
konumları(na göre)dir. İşte Yüce Allah'ın: "Her kapıya onlardan ayrılmış
belli bir pay vardır" buyruğu bunu anlatmaktadır. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |