|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Hicr Suresi 51 – 77.ayetler |
ibrahim'in Konukları:
51. Onlara İbrahim'in
konuklarından da haber ver.
52. Hani konuklar onun
yanına girip "selam" dedilerdi. O da: "(Doğrusu) biz sizden
korkuyoruz" demişti.
53. "Korkma! Biz
sana çok bilgili bir oğul müjdeliyoruz" demişlerdi.
54. Dedi ki:
"Bana ihtiyarlık gelip çatmışken mi bana gelip müjde veriyorsunuz? Artık
neyi müjdeliyorsunuz?"
55. Dediler ki:
"Biz sana gerçeği müjdeliyoruz. Onun için sakın ümit kesenlerden olma!"
56. "Rabbinin
rahmetinden sapıtmışlardan başka kim ümit kesebilir?" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: Ey Muhammed! Sen onlara "İbrahim'in konukları"na dair
kıssayı da haber ver.
"Dayf (konuk)"
hem tekil, hem çoğul hakkında kullanılır. Arapçadaki zevr (ziyaretçi / ler ve
sefr: yolcu / lar) gibi. Ayrıca onlara bu ziyaretçilerinin nasıl ''onun yanına
girip 'selam' dedilerdi. O da: '(Doğrusu) biz sizden korkuyoruz' demiş"
olduğunu da onlara haber ver.
Zikredildiğine göre onun
konuklarından korkmasının sebebi, kendilerine ikram etmiş olduğu yemeğe
ellerinin uzanmadığını görmesi idi. Onlara ikram ettiği yemek ise semiz,
kızartılmış buzağı idi. Onlar "korkma ... demişlerdi" "ve ona
oldukça bilgili bir oğul müjdesini verdiler." (Zariyat, 28) Bu oğul ise
daha önce Hud süresinde geçtiği üzere İshak (a.s)'dır. Sonra İbrahim hem
kendisinin, hem hanımının yaşının büyüklüğünden hayrete düşmüş ve kendisine
verilen bu sözü tahkik etmek amacıyla: "Bana ihtiyarlık gelip çatmışken mi
bana gelip müjde veriyorsunuz? Artık neyi müjdeliyorsunuz? demişti."
Melekler ona verdikleri müjdeyi pekiştirerek, gerçekleşeceğini belirterek ve
müjde arkasına müjde vererek şöyle cevap vermişlerdi: "Dediler ki: Biz
sana gerçeği müjdeliyoruz. Onun için sakın ümit kesenlerden olma!" O da
onlara kendisinin ümit kesmediğini ama kendisi yaşlanmış, hanımının yaşı
ilerlemiş olsa dahi yine Allah'tan kendisine bir evlat vermesini de ümit
ettiğini söyleyerek cevap verdi. Çünkü o, Allah'ın rahmet ve kudretinin bundan
çok daha ileri olduğunu da bilirdi.
57. Ey gönderilen
elçiler, başka göreviniz var mı, nedir? dedi.
58. Gerçekten biz
günahkar bir kavme gönderildik, dediler.
59. Lut ailesi
bunlardan müstesnadır. Biz onların hepsini mutlaka kurtarıcılarız.
60. Yalnız karısı
müstesnd. Onun mutlaka geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
Tefsiri:
Şanı Yüce Allah, İbrahim
(a.s)'ın korkusu geçip, ona müjdenin verilmesinden sonraki halini şöylece haber
vermektedir: O, sözü, konuklarına hangi sebeple geldiklerini sormaya getirdi,
onlar da: "Gerçekten biz günahkar bir kavme gönderildik" diye cevap
verdiler. Bununla Lut kavmini kastediyorlardı. Melekler kendisine kavminin
arasından Lut'un ailesini kurtaracaklarını. ancak Lut'un karısının bundan
müstesna olacağını, çünkü onun helak edilecekler arasında olacağını' haber
verdiler. Bundan dolayı gelen elçiler: "Yalnız karısı müstesna, onun
mutlaka geride kalanlardan olmasını takdir ettik. " Yani geride kalıp
helak edileceklerden olmasını takdir ettik, dediler.
61. Nihayet elçiler
Lut ailesine geldikleri vakit,
62. (Lut):
"Doğrusu siz tanımadığımız kimselersiniz?" dedi.
63. Dediler ki:
"Hayır, biz sana onların hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.
64. Biz sana gerçekle
geldik. Biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. "
Tefsiri:
Yüce Allah, Lut (a.s)'a
meleklerin güzel yüzlü genç kimseler suretinde geldikleri ve yanına evine
girdikleri halini haber vermektedir. Onlara: "Doğrusu siz tanımadığımız
kimselersiniz, demişti. Onlar da: Hayır, biz sana onların hakkında şüphe
ettikleri şeyi getirdik demişlerdi. " Bu sözleriyle ise onların
azaplarını, helak edilişlerini, başlarına geleceği ve yurtlarına ineceği
hususunda şüphe içinde oldukları yok edilişlerini getirdik. "Biz sana
gerçekle geldik. " Yüce Allah'ın: "Biz melekleri ancak gerçek ile
(hak ile) indiririz" (Hicr, 8) buyruğuna benzemektedir.
"Biz şüphesiz doğru
söyleyenleriz" buyruğu kendisine kendisinin kurtulup, kavminin helak
edileceğine dair vermiş oldukları haberlerini pekiştiren bir ifadedir.
65. O sebepten gecenin
bir bölümünde aileni yola çıkar. Sen de arkalarından git. Sizden kimse arkasına
dönüp bakmasın ve emrolunduğunuz yere doğru gidin.
66. Ona şu kesin emri
vahyettik: "Sabaha çıkarken onların arkası mutlaka kesilmiş olacaktır.
"
Tefsiri:
Yüce Allah, meleklerin kendisine
gecenin bir bölümü geçtikten sonra aile halkını yola koymasını ve Lut (a.s)'ın
da onları daha iyi korumak amacıyla arkalarından yürümesini emrettiklerini söz
konusu etmektedir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de gazalarda artçı
olacak şekilde yürürdü. Böylelikle güçsüz olanı yürümeye teşvik ediyor,
yürüyecek takati kalmamış olanı da (bineğine bindirerek) taşıyordu.
Yüce Allah'ın:
"Sizden kimse arkasına dönüp bakmasın" buyruğu şu demektir: Sizler o
kavmin başına kopacak Çığlığı işiteceğiniz vakit dönüp onlara bakmayınız.
Başlarına gelen azap ve ibretli cezaları içerisinde bırakınız.
"Ve emrolunduğunuz
yere doğru gidin. " Onlarla birlikte kendilerine yol göstericinin de
bulunduğu anlaşılıyor, gibidir. "Ona şu kesin emri vahyettik." Yani biz
daha önceden ona şunu bildirmiştik: "Sabaha çıkarken" yani sabah
vaktinde "mutlaka onların arkası kesilmiş olacaktır." Nitekim bir
başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak onlara vaad edilen
vakit sabahtır. Sabah da yakın değil midir?" (Hud, 81)
67. Şehir halkı
sevinerek geldiler.
68. Lut, "Bunlar
benim misafirlerimdir. Artık beni küçük düşürmeyin" dedi.
69. Allah’tan korkun
ve beni rezil etmeyin!
70. "Biz senin
başka kimselere karışmanı yasaklamadık mı?" dediler.
71. Lut, "Eğer
evlenecek iseniz işte benim kızlarım" dedi.
72. Hayatın hakkı için
onlar gerçekten sarhoşlukları içinde şaşkın bir haldedirler.
Tefsiri:
Yüce Allah, Lut
kavminin, Lut'un misafirlerinin geldiğini ve bunların yüzlerinin
güzelolduklarını öğrendiklerinde, Lut'un yanına gelişlerini ve bu
misafirlerinden ötürü oldukça sevinçli ve neşeli olarak geldiklerini haber
vermektedir.
"Lut, 'Bunlar benim
misafirlerimdir. Artık beni küçük düşürmeyin.
Allah’tan korkun ve beni
rezil etmeyin' dedi." Bu sözlerini Hud süresindeki anlatımdan anlaşıldığı
gibi, gelenlerin Allah'ın gönderdiği elçiler olduklarını bilmeden önce
söylemişti. Burada ise, onların Allah'ın elçileri oldukları daha önce söz
konusu edilmiş ve arkasından kavminin gelişini ve kavmi ile tartışmasını atıf
ile (bağlaç ile) zikretmektedir, ama "vav" bağlacı sıralamayı
gerektirmez. Özellikle de böyle bir sıralamanın söz konusu olmadığına dair
delil ortada bulunuyorsa.
Kavmi ona cevap olmak
üzere: "Biz senin başka kimselere karışmanı yasaklamadık mı?"
dediler. Yani biz sana herhangi bir kimseyi misafir etmeni yasaklamamış mıydık?
Lut onlara kendileri için hanımlarının helal olduğunu söyleyerek Rablerinin,
hanımlarından kendileri için yaratmış olduğu ve mubah kılmış olduğu ferderini
hatırlattı. -Bu hususta da daha önce tekrara gerek olmayacak şekilde
açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.-
Bütün bunlar olurken
onlar kendilerine neler yapılmak istediğinin farkında değillerdi. Kendilerini
çepeçevre kuşatmış olan belayı ve beraberlerinde bulunan azabı
farketmemişlerdi. Bundan ötürü Yüce Allah, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
hitaben: "Hayatın hakkı için onlar gerçekten sarhoşlukları içinde şaşkın
bir haldedirler" buyurmaktadır. Yüce Allah, nebisinin hayatına yemin
etmektedir. Bu ise onun için pek büyük bir şeref, pek yüksek bir makam ve pek
büyük bir mevkidir.
Amr b. Malik en-Nukri,
Ebu'l-Cevza'dan, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Allah, kendisi
nezdinde Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den daha değerli hiçbir can
yaratmadı, hiçbir şey var etmedi. Allah'ın ondan başkasının hayatına yemin
ettiğini de ben duymadım. Yüce Allah:
"Hayatın hakkı için
onlar gerçekten sarhoşlukları içinde şaşkın bir haldedirler"
buyurmaktadır. Yani senin hayatına, ömrüne, dünyada kalacağın süreye yemin
olsun ki "onlar gerçekten sarhoşlukları içinde şaşkın bir haldedirler.
" Bunu İbn Cerir rivayet etmiştir.
Katade dedi ki:
"Sarhoşlukları içinde" yani sapıklıklarında "şaşkın bir
haldedirler" yani oynayıp durmaktadırlar, demektir. Ali b. Ebi Talha da
İbn Abbas'tan: "Hayatın hakkı için" senin yaşayışın hakkı için
"gerçekten onlar sarhoşlukları içinde şaşkın bir haldedirler"
hayrettedirler, diye açıklamıştır.
73. Derken sabah güneş
doğarken çığlık onları yakalayıverdi.
74. Derhaloranın
üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
75. Elbette bunda
basiret sahibi olanlar için ibretler vardır.
76. Ve elbette o
yerler işlek bir yol üzerinde bulunuyor.
77. Elbette bunda iman
edenler için muhakkak bir ibret vardır.
Tefsiri:
"Çığlık onları
yakalayıverdi." Bu ise güneşin doğuşu esnasında onlara gelip çatan
şiddetli bir sesti. Bu ses ile birlikte şehirleri göklere kadar kaldırıldıktan
sonra ters çevrilip, üstü altına getirildi ve üzerlerine pişmiş çamurlar da
gönderildi. Hud suresinde pişmiş çamurdan taşlar (skeil) hakkında yeterli
açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.
"Elbette bunda
basiret sahibi olanlbr için ibretler vardır. " Yani bu intikamın izleri, o
ülkelerde bunu iyice düşünen ve hem gözüyle, hem basiretiyle onu anlamaya
çalışan kimseler için açıkça görülmektedir. Nitekim Mücahid Yüce Allah'ın:
"Basiret sahibi olanlar (el-mütevessimin) için" buyruğunu, feraset
sahibi olup, ferasetlerini kullananlar, diye açıklamıştır. İbn Abbas ve
ed-Dahhak'tan: İbretle bakanlar diye açıkladıkları nakledilmiştir. Katade de:
İbret alanlar içindir,
demiştir. Malik de Medinelilerden birisinden: "Basiret sahibi olanlar
için" buyruğunu iyice düşünenler için, şeklinde açıkladığını
nakletmektedir.
[4054] İbn Ebi Hatim
dedi ki: Bize el-Hasen b. A'rafe tahdis etti, bize Muhammed b. Kesir el-Abdi,
Amr b. Kays'dan tahdis etti. O Atiyye'den, o Ebu Said'den şöyle dediğini
nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mü'minin ferasetinden
(dikkatli ve isabetli bakışından) sakınınız. Çünkü o, Allah'ın nuru ile
bakar" buyurdu. Sonra Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Elbette
bunda basiret sahibi olanlar için ibretler vardır" buyruğunu okudu.
Tirmizi ve İbn Cerir,
Amr b. Kays el-Mülai'nin bu lafızla rivayet ettiği bir hadis olarak rivayet
etmişlerdir. Tirmizi: Biz bunu ancak bu yoldan biliyoruz demektedir.
[4055] Yine İbn Cerir
dedi ki: ... Bize el-furat b. es-Saib tahdis etti, bize Meymun b. Mihran, İbn
Ömer'den şöyle dediğini tahdis etti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Mü'minin ferasetinden korkunuz. Çünkü mü'min Allah'ın nuru ile
bakar" buyurdu.
[4056] Yine İbn Cerir
dedi ki: Bana Ebu Şurahbil el-Hımsi tahdis etti, bize Süleyman b. Seleme tahdis
etti, bize el-Müemmel b. Said b. Yusuf er-Rahbi tahdis etti. Bize Ebu'l-Mualla,
Esed b. Ve daa ed-Dai tahdis etti, bize Vehb b. Münebbih, Tavus b. Keysan'dan
tahdis etti. O Sevban'dan şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Mü'minin ferasetinden çekininiz. Çünkü
şüphesiz ki o, Allah'ın nuru ile bakar ve Allah'ın tevfiki ile konuşur. "
[4057] Yine İbn Cerir
dedi ki: Bize Abdula'la b. Vasıl tahdis etti. Bize Said b. Muhammed el-Cermi
tahdis etti. Bize Abdulvahid b. Vasıl tahdis etti. Bize Ebu Bişr el-Müzellik,
Sabit'ten tahdis etti. O Enes' b. Malik'ten şöyle dediğini nakletti: Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah'ın,
insanları ferasetle (basiretlerini kullanarak) tanıyan kulları vardır. "
[4058] Bunu Hafız Ebu
Bekr el-Bezzar rivayet etmiştir: ... Bize kendisine İbnu'l-Müzellik denilen Ebu
Bişr -ki sika birisi idi- Sabit'ten tahdis etti. O Enes'ten şöyle dediğini
nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Şüphesiz Yüce Allah'ın, insanları tevessüm ile (ferasetle, basiretle)
tanıyan kulları vardır. "
"Ve elbette o
yerler işlek bir yol üzerinde bulunuyor." Yani hem şekil ile hem manevi
olarak alt üst olup, taş yağmuruna tutulması musibetine uğrayan ve bu musibetin
neticesinde oldukça kötü kokan bir göle dönüşen Sedum kavminin şehri günümüze
kadar devam eden ve işlek olan, gidip gelinen bir yol üzerindedir. Nitekim Yüce
Allah: "Muhakkak siz onların (kaldıkları yerlerin) yakınındon sabahleyin
de geçip gidiyorsun uz geceleyin de, hala akıllanmayacak mısınız?"
(Saffat, 137-138) buyurmaktadır.
Mücahid ve ed-Dahhak:
"Ve elbette o yerler işlek bir yol üzerinde bulunuyor" buyruğunu,
bilinen bir yol diye açıklamışlardır. Katade açık seçik, besbelli bir yol diye
açıklamıştır. Yine Katade belli ve belirgin yerlerde diye açıklamıştır.
es-Süddi de: Apaçık, besbelli bir yazı ile, diye açıklamıştır. Bununla:
"Biz her şeyi önder bir Kitap'ta tespit etmişizdir" (Yasin, 12)
buyruğu gibi olduğunu kastetmektedir. Ancak burada mana onun dediği gibi
değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
"Elbette bunda iman
edenler için muhakkak bir ibret vardır." Yani bizim Lut kavmini helak
edip, mahvetmemiz ve Lut ile onun aile halkını kurtarışımızda Allah'a ve
Resullerine iman edenler için oldukça açık bir delalet vardır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |