İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Hicr Suresi

78 – 88.ayetler

 

Ashab-ı Eyke:

 

78. Ashab-ı Eyke de gerçekten zalim kimseler idi.

79. Bu sebeple onlardan intikam aldık. Her ikisi de hala görülüp, tanınan bir yol üzerindedirler.

 

Tefsiri:

 

Eyke ashabı Şuayb'in kavmidir. Dahhak, Katade ve başkaları: Eyke birbirine sarmaş dolaş olmuş ağaçlık demektir. Onların zulümleri ise Allah'a ortak koşmak, yol kesmek, ölçü ve tartıları eksik yapmaktı. Allah onlardan çığlık, sarsıntı ve zulle (gölge yapan bulut) günü azabı ile intikam aldı. Lut kavmine yakın idiler. Zaman itibariyle onlardan sonra, mekanları itibariyle de onlarla aynı bölgede yaşamışlardı. Bundan ötürü Yüce Allah: "Her ikisi de hala görülüp tanınan bir yol üzerindedirler" buyurmaktadır ki apaçık, besbelli yol üzerindedirler, demektedir.

 

İbn Abbas, Mücahid ve Dahhak, görülen yol, diye açıklamışlardır. Bundan dolayı Şuayb kavmini uyarıp, korkuttuğu vakit uyarıları arasında: "Lut kavmi de sizden uzak değildir" (Hud, 89) demişti.

 

 

 

80. Andolsun ki Ashab-ı Hicr de peygamberi yalanlamışlardı.

81. Biz onlara ayetlerimizi vermiştik de bunlardan yüz çevirmişlerdi.

82. Onlar güven içinde dağlardan evler yontup ayarlardı.

83. Derken sabaha girdiklerinde onları da o çrğlık yakalayıverdi.

84. Kazandıkları kendilerine hiçbir fayda vermedi.

 

Tefsiri:

 

Hicr ashabı, nebileri Salih'i yalanlayan Semud kavmidir. Bir Resulü yalanlayan ise bütün rasulleri yalanlamış olur. Bundan dolayı onlar hakkında rasulleri (peygamberleri) yalanlamaları mutlak olarak kullanılmış bulunmaktadır. Şanı Yüce Allah kendilerine Salih'in getirdiklerinin doğru olduğuna delil olacak şekilde -Salih'in duası ile kör bir kayadan Allah'ın kendileri için çıkartmış olduğu dişi deve gibi- birtakım belgeler (ayetler) verdiğini söz konusu etmektedir. Bu dişi deve onların topraklarında yayılıyordu. Devenin ve kendilerinin su içecekleri belli günleri vardı. Onlar isyan edip, deveyi kestiklerinde Salih (a.s) kendilerine: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu yalanı olmayan bir tehdittir" (Hud, 65) demişti. Yüce Allah da: "Semud kavmine gelince, biz onlara hidayet verdik ama onlar körlüğü hidayetten daha sevimli buldular" (Fussilet, 17) buyurmaktadır. Yüce Allah onların: "Güven içinde dağlardan evler yontup oyan" kimseler olduklarını zikretmektedir. Yani onların herhangi bir korkuları ve bunlara ihtiyaçları da yoktu. Bilakis onlar boş yere ve haddi aşıp, şımararak dağları yontmuşlardı. Nitekim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Tebuk'e giderken yanından geçtiği Hicr vadisinde yaptıkları görülen evleri bunu göstermektedir. Allah Resulü başını örterek, bineğini hızlandırarak geçmiş ve ashabına şöyle demişti:

 

 

[4059] ''Azaba uğratılmışların evlerine ancak ağlayanlar olarak giriniz. Eğer ağlayamıyor iseniz ağlar gibi yapınız. Onların başına gelen musibetin bir benzerinin size gelip çatması korkusuyla böyle davranınız. "

 

"Derken sabaha girdiklerinde" yani dördüncü günün sabah vaktinde "onları da o çığlık yakalayıverdi, kazandıkları kendilerine hiçbir fayda vermedi." Yani dişi deveden suyunu esirgeyerek ziraat ve mahsulleriyle uğraşıp. onlardan elde ettikleri gelirlerin onlara faydası olmadı. Ziraat ve mahsulleriyle uğraştıkları için sulama hususunda kendilerine sıkıntı çıkarmasın diye dişi deveyi kestiler. O mahsulleri kendilerinden azabı uzaklaştırmadığı gibi, Rabbinin emri gelince onlara bir fayda da sağlayamadı.

 

 

 

85. Biz gökleri, yeri ve aralarındakini ancak hak ile yarattık. Şüphesiz o saat gelicidir. O halde (şimdilik) sen onlara güzellikle davran.

86. Şüphesiz senin Rabbin her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.

 

Tefsiri:

 

"Biz gökleri, yeri ve aralarındakini ancak hak ile" adalet ile "yarattık." Çünkü "kötülük edenleri yaptıkları karşılığında cezalandırması, güzel amelde bulunanları da daha güzeli ile mükafatlandırması içindir." (Necm, 31) Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Biz göğü, yeri ve onların aralarında olanları boşuna yaratmadık. Bu kafirlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vayakafirlerin haline." (Sad, 27); ''Acaba siz Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve sizin Bize gerçekten döndürülmeyeceğimizi mi zannettiniz. Melik ve hak olan Allah’ın şanı yücedir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Şanı Yüce arşın Rabbi O'dur." (Mü'minun, 115-116)

 

Sonra Yüce Allah, nebisine kıyametin kopacağını ve onun kaçınılmaz

olarak gerçekleşeceğini haber vermekte, arkasından kendisine yaptıkları eziyetleri ve kendilerine getirdiklerini yalanlamaları hususunda müşrikleri güzel bir şekilde affedip, geçmesini de emir buyurmaktadır. Yüce Allah: "Artık sen de onlardan yüz çevir ve: Selam de, yakında bilecekler" (Zuhruf, 89) buyurmaktadır. Mücahid, Katade ve başkaları da: Bu buyruk kıtal (savaş) emrinden önce idi. Durum dedikleri gibidir. Çünkü bu ayet Mekke' de inmiştir. Kıtal ise ancak hicretten sonra şer'i bir hüküm olarak indirilmiştir.

Yüce Allah'ın: "Şüphesiz senin Rabbin her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir" buyruğu da ölümden sonra dirilişi vurgulamakta, şanı Yüce Allah'ın kıyameti koparmaya muktedir olduğunu ifade etmektedir. Çünkü O dilediğini yaratmaktan asla hiçbir şeyin aciz bırakmadığı, her şeyi yaratan (el-Hallak) dır. O parçalanıp dağılmış cesetleri, yeryüzünün çeşitli bölgelerine yayılmış olanları çok iyi bilen (el-Alım) dir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Göklerle yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kadir değil midir? Evet, (kadirdir) ve O biricik yaratandır, her şeyi en iyi bilendir. O bir şeyi diledi mi ona emri sadece 'ol' demesidir. O da oluverir. Her şeyin egemenlik ve tasarrufu elinde bulunanın şanı ne yücedir. O münezzehdir, yalnız O'na döndürüleceksiniz." (Yasin, 81-83)

 

 

 

87. Andolsun ki Biz sana tekrarlanan yediyi ve şu azim Kur'an'ı verdik.

88. Sakın bazılarını faydalandırdığımız şeylere iki gözünü dikip uzatma. Onlar için tasalanma da. Mü'minlere de kanadını indir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah nebisine şöyle hitap ediyor: Biz sana Kur'an'ı verdiğimiz için sakın dünyaya, dünyanın süslerine, dünyayı isteyen kimselere bu hususta onları deneyip, sınamak için kendilerine vermiş olduğumuz fani güzelliklere göz dikerek içinde bulundukları halden ötürü onlara imrenme. Onlar seni yalanladılar, dinine muhalefet ettiler diye de üzüntü ve kedere boğularak, hasretler çekerek kendini telef etme! "Sana tabi olan mü'minlere de kanadını indir. " (Şuara, 215)

 

Yani onlara yumuşak davran. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki içinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. Size çok düşkündür, mü'minlere oldukça şefkatli ve merhametlidir. " (Tevbe, 128)

 

Tekrarlanan yedi (es-seb'u'l-mesanl)nin ne olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. İbn Mes'ud, İbn Ömer, İbn Abbas, Mücahid, Said b. Cubeyr, ed-Dahhak ve başkaları bunlar es-seb'u't-tlVal diye bilinen yedi uzun süredir. Bununla da Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En' am, A'raf ve Yunus sürelerini kastederler. Bunu İbn Abbas ve Said b. Cubeyr açıkça ifade etmiştir. Said: (Yüce Allah) bunlarda farzları, hadleri, kıssaları ve ahkamı açıklamıştır; İbn Abbas: (Bu sürelerde) meselleri, haberleri ve ibretleri açıklamıştır, demiştir.

 

İbn Ebi Hatim dedi ki: Bana babam tahdis etti, bana İbn Ebi Ömer tahdis edip dedi ki: Süfyan dedi ki: el-Mesani: "Tekrarlananlar" Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En'am, A'raf ve tek bir süre sayarak Enfal ile Berae (Tevbe) süreleridir.

İbn Abbas dedi ki: Bu süreler Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den başka hiçbir kimseye verilmemiştir. Müsa'ya bunlardan sadece iki tanesi verilmiştir. Bunu da Huşeym, el-Haccac yoluyla Said b. Cubeyr’den o İbn Abbas'tan diye rivayet etmiştir. el-A'meş ise Müslim el-Batın'den, o Said b. Cubeyr'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e tekrarlanan yedi uzun süre verildi, Müsa (a.s)'a ise altı tane verilmişti. Müsa levhaları bırakınca iki tanesi kaldırıldı, dört tanesi kaldı.

 

Mücahid dedi ki: Bunlardan maksat yedi uzun süredir. Bunlardan maksadın Kur'an-ı Azimuşşan'ın kendisi olduğu da söylenmektedir. Husayf, Ziyad b. Ebi Meryem'den Yüce Allah'ın: "Tekrarlanan yedi" buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: Ben sana (Kur'an'ı) yedi bölüm olarak verdim: Emrediyorum, yasaklıyorum, müjde veriyorum, uyarıp korkutuyorum, misaller veriyorum, nimetleri sayıp döküyorum ve Kur’an’ın verdiği haberleri sana bildiriyorum. Bunu İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

İkinci görüşe göre ise bu (tekrarlanan yedi) Fatiha suresidir. O da yedi ayet-i kerimedir. Bu görüş de Ömer, Ali, İbn Mes'ud ve İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir. İbn Abbas dedi ki: Besmele ise (Fatiha'yı yediye tamamlayan) yedinci ayettir. Allah bu sureyi özelolarak size vermiştir. İbrahim en-Nehai, Abdullah b. Ubeydullah, Umeyr ile İbn Ebi Muleyke, Şehr b. Havşeb, Hasan-ı Basri ve Mücahid de böyle demişlerdir.

 

Katade de der ki: Bize bu tekrarlanan yedinin Fatihatu'l-Kitab olduğu ve bu yedi ayetin her bir kıraatte (yani namazdaki kıraatte) tekrarlandığı zikredilmiştir. Bir rivayette de: Farz yahut nafile her bir rekatta okunur, diye nakledilmiştir. İbn Cerir de bunu tercih etmiş ve bu hususta varid olmuş hadisleri delil göstermiştir. Tefsirin başlarında Fatiha suresinin faziletleri bahsinde biz bu rivayetleri önceden kaydetmiştik. Hamd Allah'a mahsustur. Buhari de (r.h) burada iki hadis kaydetmektedir:

 

 

[4060] Birincisi: ... Ebu Said el-Mualla dedi ki: Ben namaz kılıyorken Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımdan geçti, beni çağırdı. Namazımı bitirinceye kadar yanına gitmedim. Namazımı bitirdikten sonra yanına gittim. O:

"Yanıma gelmene engelolan neydi?" buyurdu. Ben: "Namaz kılıyordum" dedim. Allah Rasulü: "Allah: 'Ey iman edenler, sizi size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'ın ve Rasulü 'nün çağrısına uyun' (Enfal, 24) buyurmuyor mu? Şimdi sana bu mescidden çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteyim mi?" buyurdu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıkmak üzere iken ben ona (söylediklerini) hatırlattım. O: "Elhamdulillahi Rabbi'l-alemin" işte o tekrarlanan yedi ve bana verilen şanı büyük Kur'an-ı Kerim'dir" buyurdu.

 

 

[4061] İkincisi: ... Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmü'l-Kur'an (Fatiha), tekrarlanan yedi ve Kur'an-ı Azimuşşan'dır. "

 

İşte bu, tekrarlanan yedinin ve Kur'an-ı Azimuşşan'ın Fatiha'nın kendisi olduğu hususunda açık bir nasdır. Ama bu durum Fatiha'nın dışında yedi uzun sureyi de böyle nitelendirmeye ters düşmez. Çünkü bu yedi surede de bu nitelik vardır. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'in tamamını bu şekilde nitelendirmeye de aykırı düşmediği gibi. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah sözün en güzelini müteşabih, tekrar edilen (mesani) O bir kitap halinde indirmiştir. " (Zümer, 23) Çünkü Kur'an bir bakıma tekrarlanıp duran, bir bakıma da müteşabih olduğu gibi aynı zamanda pek büyük Kur'an (Azimuşşan)' dır.

 

 

[4062] Nitekim Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e takva temeli üzerine kurulan mescide dair soru sorulunca kendi mescidine işaret etmişti. Halbuki ayet Kuba mescidi hakkında inmiştir. Arada bir aykırılık yoktur. Çünkü bir şeyi söz konusu edecek olursak eğer onun dışındaki bir başka şey ile aynı niteliği ortak olarak taşıyorsa onu da, o niteliği de zikretmeye aykırı değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

 

Yüce Allah'ın: "Sakın bazılarını faydalandırdığımız şeylere iki gözünü dikip uzatma" buyruğu da şu demektir: Allah'ın sana ihsan etmiş olduğu Kur'an-ı Azimuşşan sebebi ile onların içinde bulundukları fani mal mülke ve göz alıcı şeylere ihtiyaç duyma. İşte İbn Uyeyne;

 

 

[4063] "Kur'an ile teğanni etmeyen bizden değildir. " Hadisi Kur'an ile başkasına ihtiyaç duymayacak kadar kendisini varlıklı bilmek şeklinde yorumlamaya buradan hareketle varmıştır. Bu doğru bir açıklamadır, ama hadisten maksat, -surenin baş taraflarında geçtiği gibi- bu değildir.

 

 

[4064] İbn Ebi Hatim dedi ki: ... Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından olan Ebu Rafi dedi ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir misafir geldi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında da hazırlayacağı bir yiyecek yoktu. Yahudilerden bir adama birisini gönderdi: "Allah'ın Rasulü Muhammed sana Recep ayına kadar (veresiye) bana bir miktar un sat diyor." Yahudi; "rehin olmadan vermem" dedi. Ben de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e dönüp ona durumu haber verince şöyle buyurdu: ''Allah'a yemin olsun ki ben hem göktekinin eminiyim, hem yerdekilerin eminiyim. Şayet bana veresiye verseydi yahut satsaydı andolsun hakkını ona eksiksiz ödeyecektim" buyurdu. Ben onun yanından çıktıktan sonra: "Onlardan bir kısmına onlarla kendilerini imtihan edelim diye dünya hayatının süsü olarak verip faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme" (Taha, 131) ayeti sonuna kadar nazil oldu. Bununla sanki (kendisine bolca verilmemiş) dünyalıktan ötürü onu teselli ediyor gibi idi.

 

el-Avfi," İbn Abbas'tan: "İki gözünü dikip uzatma" buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: Bu bir adamın arkadaşının elindeki malı temenni etmesini yasaklamaktadır. Mücahid de: "Bazılarını faydalandırdığımız şeylere" buyruğu ile kastedilenler zenginlerdir, demiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

89 – 93. ayetler