İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nahl Suresi

35 – 37.ayetler

 

Müşriklerin Boş iddiaları:

 

35. (Allah'a) ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi biz de, babalarımız da kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmez, onun emrine aykırı olarak hiçbir şeyi haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberler üzerinde apaçık tebliğden başka bir görev var mı?"

36. Andolsun ki biz her ümmet arasında: "Allah'a" ibadet edin ve tağuttan kaçının" diye bir peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonu nasıloldu görün.

37. Onların hidayete ermeleri için (ne kadar) hırs göstersen de şüphesiz Allah dalalette bırakmayı dilediği kimseye hidayet vermez. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, müşriklerin içinde bulundukları şirke aldanışlarını ve: "Eğer Allah dileseydi biz de, babalarımız da kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmez, O'nun emrine aykırı olarak hiçbir şeyi haram kılmazdık" sözleri ile kaderi gerekçe göstererek mazeret beyan edişlerini haber vermektedir. Burada "O'nun emrine aykırı olarak hiçbir şeyi haram kılmazdık" sözleri, Bahire, Saibe, Vasile ve bunun dışında kendiliklerinden uydurup, Allah'ın hakkında hiçbir delil indirmemiş olduğu asılsız hükümleri ile alakalıdır. Onların sözlerinin muhtevası ise şudur: Yüce Allah bizim yaptıklarımızdan hoşlanmasaydı, bizi cezalandırarak bunu kabul etmediğini ortaya koyar ve bize bunları yapma imkanını vermezdi.

 

Ancak Allah onların bu husustaki şüphelerini reddederek: "Peygamberler üzerinde apaçık tebliğden başka bir görev var mı?" buyurmaktadır.

 

Yani -durum sizin ileri sürdüğünüz gibi olmayıp- sizin bu halinizi ayıplamamış, onu reddetmemiş değildir. Aksine bu yaptıklarınıza karşı en ileri derecede tepki göstermiş ve en kesin ifadelerle sizlere bunu yasaklamıştır. Her bir ümmet arasında yani her bir insan nesli (karn) ve bir insan kesimi arasında bir rasul göndermiş, hepsi de Allah'a ibadet etmeye davet etmiş, O'ndan başkasına ibadet etmeyi yasaklamışlardır: "Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının" diye davette bulunmuşlardır. Yüce Allah, Ademoğulları arasında kendilerine Nuh (a.s)'ı peygamber olarak gönderdiği Nuh kavmi arasında şirkin ortaya çıktığından bu yana, hep Resullede bu mesajı gönderip durmuştur. Nuh (a.s) yeryüzündekilere Allah'ın göndermiş olduğu ilk Resuldür ve bu risaletlere daveti, yeryüzünün doğularında ve batılarında bulunan bütün insan ve cinleri kuşatan Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’i son Resul olarak gönderinceye kadar devam etmiştir. Hepsi de Yüce Allah'ın: "Senden önce gönderdiğimiz her bir peygambere mutlaka şunu vahyederdik: Benden başka ilah yoktur. O halde yalnız Bana ibadet edin. " (Enbiya, 25) buyruğunda belirttiği gibi davette bulunmuşlardır. Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:

 

"Senden önce göndermiş olduğumuz peygamberlerimize sor. Rahmandan başka ibadet edilecek ilahlar kılmış mıyız?" (Zuhruf, 45) Yüce Allah bu ayet-i kerimede de: "Andolsun ki biz her ümmet arasında: 'Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının' diyen bir rasul göndermişizdir" buyurmaktadır.

 

Durum bu iken, nasılolur da müşriklerden herhangi birisi kalkıp: "Eğer Allah dileseydi biz de, babalarımız da kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmezdik" diyebilir? Bu durumda Yüce Allah'ın şer'i meşieti (dileği) onların bu yaptıklarını reddetmektedir. Çünkü Allah, Resulleri aracılığıyla onlara bu işi yapmalarını yasaklamıştır. Kevni meşietine gelince -ki bu da kader gereği onlara bunu yapmalarına imkan vermesi demektir- bunda onların lehine delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü Yüce Allah, cehennem ateşini ve oraya girecek olan şeytanlada kafirleri yaratmış olmakla birlikte, kullarının küfrü seçmelerine razı değildir. Bu hususta O'nun en ileri derecede bir delili ve kesin bir hikmeti bulunmaktadır.

Daha sonra Allah, rasullerin (şirke karşı kendilerini) uyarmasından sonra dünyada cezalandırmak suretiyle onların yaptıklarını reddetmektedir. Bu sebeple de: ''Allah içlerinden kimine hidayet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezinin de yalanlayanların" buyurmaktadır. Yani Resullere muhalefet eden ve hakkı yalanlayan kimselerin durumlarının "sonunun nasılolduğunu görün."

 

''Allah onları toptan helak etmiştir, kafirlere de onların (akıbetlerinin) benzerleri vardır." (Muhammed, 10); ''Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. (Onlara) benim azabım nasıloldu." (Mülk, 18) buyruklarında dile getirilen cezaların nasılolduğuna dair soru sorun (öğrenin).

 

Daha sonra Yüce Allah, Rasulü'ne onları hidayete iletmek için aşırı düşkünlüğünün onlara -eğer Allah kendilerini saptırmayı murad etmişse- bir fayda sağlamayacağını haber vermektedir. Nitekim Allah, başka yerde şöyle buyurmaktadır: ''Allah'ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah'a karşı bir şey yapamazsın." (Maide, 41) Nuh (a.s) da kendi kavmine şöyle demişti:

"Eğer Allah sizi saptırmak isterse ben size öğüt vermek istesem bile bu öğüdüm size fayda vermez. " (Hud, 34)

 

Bu ayet-i kerimede de Yüce Allah: "Onların hidayete ermeleri için (ne kadar) hırs göstersen de şüphesiz Allah dalalette bırakmayı dilediği kimseye hidayet vermez" buyurmaktadır. Yüce Allah'ın başka yerdeki şu buyrukları da bunun gibidir: ''Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek olmaz ve O bunları taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakıverdi. " (A'raf, 186); "Doğrusu üzerlerine Rabbinin sözü hak olmuş bulunanlar, kendilerine her türlü ayet gelse bile, acıklı azabı görecekleri ana kadar iman etmezler." (Yunus, 96-97)

"Şüphesiz Allah", O'nun dilediği ve emrettiği olur, dilemediği olmaz.

 

Bundan dolayı: "Dalalette bırakmayı dilediği kimseye hidayet vermez. " Yani Allah’ın dalalette bıraktığı kimseye Allah'tan başka kim hidayet verebilir? Hiçbir kimse, demektir. "Onların" Allah'ın azabından ve onlara kurduğu zincirlerden kendilerini kurtaracak "hiçbir yardımcıları da yoktur." Çünkü "iyi bilin ki yaratma da, emretme de yalnız O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı ne yücedir." (A'raf, 54)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

38 – 47. ayetler