|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nahl Suresi 51 – 55.ayetler |
Göklerde ve Yerde Ne
Varsa Hepsi O'nundur:
51. Allah: İki ilah
edinmeyin. O ancak tek bir ilahtır. Onun için yalnız benden korkun, buyurdu.
52. Göklerde ve yerde ne
varsa hepsi O'nundur. Din de daima ve yalnız O'nadır. Buna rağmen hala
Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
53. Sahip olduğunuz
her bir nimet Allah'tandır. Sonra size herhangi bir sıkıntı gelip çattığında
O'na yalvarıp yakarırsınız.
54. Nihayet O, sizden
sıkıntıyı giderdiğinde ise içinizden bir gurup Rablerine şirk koşuverirler.
55. Kendilerine
verdiğimizde nankörlük etmeleri için (böyle yapıyorlar). Öyle ise faydalanın
bakalım, yakında bileceksiniz.
Tefsiri:
Yüce Allah kendisinden
başka hiçbir ilah olmadığını, O'na ortak koşmaksızın bir ve tek olarak yalnızca
O'na ibadet etmek gerektiğini bildirmektedir. Çünkü her şeyin maliki,
yaratıcısı ve Rabbi O'dur.
"Din de daima ve
yalnız O'nadır. " İbn Abbas, Mücahid, İkrime, Meymun b. Mihran, Süddi, Katade
ve başkaları "vasiba" kelimesini "daima" diye
açıklamışlardır. İbn Abbas'tan yine vadben (vadb olarak), Mücahid de halis
olarak diye açıklamıştır. Yani göklerde ve yerde bulunanlar arasında ibadet
yalnızca O'nadır. Yüce Allah'ın: "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı
arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O'na teslim
olmuştur." (Al-i İmran, 83) buyruğuna benzemektedir. Bu da İbn Abbas ve
İkrime'nin görüşlerinin lehine bir delildir. O takdirde ifade haber vermek
anlamındadır.
Mücahid'in görüşüne göre
ise bu talep (istek ve emir) anlamındadır. Yanİ bana herhangi bir şeyi ortak
koşmaktan korkun, çekinin ve yalnızca bana (ihlasla) itaat edin demek olur.
Yüce Allah'ın: "Dikkat edin halis din yalnız Allah'ındır." (Zümer, 3)
buyruğunda olduğu gibi.
Daha sonra fayda ve
zararın mutlak sahibinin kendisinin olduğunu, kulların sahip oldukları her bir
nimet, rızık, afiyet, zafer ve yardımın O'nun onlar üzerindeki lütfunun bir
tecellisi, onlara ihsanı olduğunu haber vermektedir.
"Sonra size
herhangi bir sıkıntı gelip çattığında O'na yalvarıp yakarırsınız." Çünkü o
sıkıntıyı O'ndan başkasının giderebilme gücüne sahip olmadığını biliyorsunuz.
Sizler sıkıntılı ve zorunlu hallerinizde yalnız O'na sığınır. O'ndan yardım
diler ve O'nun imdadınıza yetişmesi arzusuyla ısrarla O'na yalvarırsınız. Yüce
Allah'ın şu buyruğunda da dile getirdiği gibi: "Denizde size bir sıkıntı
dokunduğu zaman O'ndan başka taptığınız herkes kaybolur, fakat O sizi kurtarıp
karaya çıkarınca (yine) yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür."
(İsra, 67) Burada da Yüce Allah: "Nihayet O sizden sıkıntıyı giderdiğinde
ise içinizden bir gurup Rablerine şirk koşuverirler. Kendilerine verdiğimize
nankörlük etmeleri için" diye buyurmaktadır. Buradaki lam (için
anlamındaki edatın) akıbet lam'ı olduğu söylendiği gibi, ta'lillam'ı olduğu da
söylenmiştir. Yani biz küfre sapsınlar diye onlara bu imkanı sağladık. Allah'ın
üzerlerindeki nimetini onlara sağnak sağnak yağdıranın, zorluk ve sıkıntılan da
giderip açanın O olduğunu inkar edip (bu gerçekleri) gizlesinler diye,
demektir.
Bundan sonra Yüce Allah
da onları: "Öyle ise faydalanın bakalım" dilediğinizi yapın ve içinde
bulunduğunuz bu halden kısa bir süre yararlanın. "Yakında" bunun
akıbetini "bileceksiniz" diye tehdit etmektedir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |