İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nahl Suresi

77 – 83.ayetler

 

Göklerin ve Yerin Gaybı: 

 

77. Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. Saat hadisesi ise ancak bir göz kırpma gibidir. Yahut o daha da yakındır. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.

78. Allah sizi analarınızın karınlarından kendiniz hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı. Şükredesiniz diye de size kulaklar, gözler, gönüller verdi.

79. Gök boşluğunda musahhar kılınmış kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Allah’tan başkası tutmuyor. Şüphe yok ki bunda iman edecek bir topluluk için ayetler vardır.

 

Tefsiri:

 

Şanı Yüce Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilmesi ve bu hususiyetin yalnızca kendisine ait olması suretiyle her şeye en kamil manada muktedir olduğunu haber vermektedir. Yüce Allah'ın, o gaybdan dilediği kadarına bir kimseyi haberdar etmeyi dilemesi hali dışında kimsenin göklerin ve yerin gaybını bilmesi, o gaybden haberdar olması mümkün değildir.

 

Kendisine muhalefet olunamayan ve karşı durulamayan eksiksiz kudretini de haber vermektedir. O bir şeyi murad etti mi, ona sadece ol der, o da derhaloluverir. Yüce Allah'ın: "Emrimiz ancak birdir ve bir göz kırpması gibidir." (Kamer, 50) buyruğunda olduğu gibi. Yani O'nun dilediği, göz açıp kırpmak gibi (kısa bir sürede) gerçekleşir. İşte burada da Yüce Allah: "Saat hadisesi ise ancak bir göz kırpma gibidir. Yahut o daha da yakındır. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir" diye buyurmaktadır. Bu da Allah'ın: "Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra diriltilmeniz ancak bir can gibidir" (Lokman, 28) buyruğuna benzemektedir.

 

Daha sonra Yüce Allah kullarına şu şekilde lütuflarını hatırlatmaktadır:

Onları annelerinin karınlarından hiçbir şey bilmedikleri halde çıkartır. Bundan sonra Allah onlara sesleri idrak ettikleri araç olan işitmeyi, görülen şeyleri kendisi ile hissettikleri' görmeyi, sahih olan kanaate göre merkezi kalp ve akıl olan, kalpleri (fuad'ın çoğulu: ef'ide'yi) verdiğini belirtmektedir. Bir diğer görüşe göre ise burada "gönüller"den kasıt dimağ (beyin)dır. Akıl da, onun vasıtası ile faydalısı ile zararlısı ile eşyaları birbirinden ayırtedebilmektedir.

 

İşte bu güç ve duyuları insan azar azar, tedrici bir şekilde elde eder. Yaşı büyüdükçe işitme ve görmesi daha artar, en ileri derecesine ulaşıncaya kadar aklı da güç kazanır. Yüce Allah bu duyuları insanda, insan bunlarla Yüce Rabbine ibadet etme imkanını bulsun, her bir organ ve her bir gücünü mevlasına itaat yolunda yardımcı ve destek olarak kullansın diye vermiştir. Nitekim Sahih-i Buhari' de Ebu Hureyre’den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

 

 

[4101] "Yüce Allah buyuruyor ki: Kim benim bir veli me (dostuma) düşmanlık ederse bana savaş açmış olur. Kulum da kendisine farz kıldığım şeyleri eda etmekten daha üstün hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum (farzlardan ayrı) nafilelerle bana yaklaşıp durur ve nihayet ben onu severim. Ben onu sevdim mi artık kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle yakaladığı eli, kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir dilekte bulunacak olursa mutlaka ona veririm. Bana dua ederse mutlaka duasını kabul ederim, bana sığınırsa mutlaka onu himayeme alırım. Ölümden hoşlanmadığı halde benim de kendisini üzmek istemediğim mü'min bir kulumun -ki kendisi için kaçınılmaz bir hal olan- nefsini kabzetmekte (canını almakta) tereddüt ettiğim kadar yapmak istediğim hiçbir şeyde asla tereddüt etmem. "

 

Hadisin manası şudur: Kul eğer ihlaslı bir şekilde Allah'a itaat edecek olursa onun bütün fiilleri yalnız ve yalnız aziz ve celil olan Allah için olur. Ancak Allah için duyar, ancak Allah için görür. Yani Allah'ın kendisi için meşru kıldıklarını işler. Ancak aziz ve celil olan Allah'a itaat yolunda yürür ve bütün bu hususlarda da Allah'ın yardımını ister. Bu sebeple bu hadisin Sahih'in dışındaki bazı rivayetlerinde "kendisi ile yürüdüğü ayağı olurum" buyruğundan sonra: "Artık benimle işitir, benimle görür, benimle yakalar ve benimle yürür" ibaresi de yer almaktadır Bundan dolayı Yüce Allah: "Şükredesiniz diye de size kulaklar, gözler, gönüller verdi" buyurmaktadır. Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "De ki: Sizi yaratan, size işitme (kulaklar), gözler ve kalpler

l veren O'dur. Ne kadar az şükredersiniz! De ki: O sizi yeryüzüne dağıtıp, yayandır. Yalnız O'nun huzuruna toplanıp götürüleceksiniz. " (Mülk, 23-24)

 

Daha sonra Yüce Allah, gök ile yer arasında musahhar kılınmış olan kuşlara ibretle bakmaya dikkat çekmektedir. Kuşun gökle yer arasında, sema boşluğunda kanatlarıyla nasıl uçtuğuna, orada bu kuşlara bunu yapabilecek gücü veren Allah'ın kudretinden başka bir şeyin onu tutmadığına, havayı da kuşları taşıyacak şekilde musahhar kılıp, uçmaya elverişli bir halde kıldığına dikkat çekmektedir. Nitekim Yüce Allah Mülk suresinde de: "Üstleri nde sıra sıra dizilip, kanatlarını açıp kapayan kuşları görmediler mi? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Muhakkak ki o her şeyi çok iyi görendir" (Mülk, 19) buyururken burada ise: "Şüphe yok ki bunda iman edecek bir topluluk için ayetler vardır" buyurmaktadır.

 

 

 

80. Allah evlerinizi size huzur bulacağınız meskenler kıldı. Size davar derilerinden gerek göçtüğünüz günde ve gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız evler ve (bazısının) yünlerinden (bazısının) tüylerinden ve (diğerlerinin) kıllarından bir süreye kadar giyecek, döşenecek ve ticareti yapılacak bir meta verdi.

81. Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaydı. Dağlarda sığınıp, barınacağınız yerler yarattı. Sizi sıcaktan (ve soğuktan) koruyacak elbiseler ve (savaşta) kendi "kuvvetinizden (düşmanınızdan) koruyacak zırhlar bağışladı. İşte O, teslimiyetle itaat edesiniz diye üzerinizdeki nimetini böylece tamamlamıştır.

82. Eğer yüz çevirirlerse sana düşen ancak açıkça bir tebliğden ibarettir.

83. Onlar Allah'ın nimet(ler)ini itiraf ederler sonra da o nimeti inkar ederler. Onların çoğu kafir kimselerdir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kullarının üzerindeki eksiksiz nimetlerini hatırlatmaktadır:

Çünkü onlara kendileri için mesken olarak kullanacakları, barınacakları, yerleşip huzur bulacakları ve daha başka çeşitli şekillerde kendilerinden yararlanacakları evler yaratmıştır. Yine onlar için "davar derilerinden de" yolculuklarında kolaylıkla taşıyabilecekleri gerek yolculuk halinde gerek ikamet ettikleri vakit kolaylıkla kurabilecekleri evler yaratmıştır. Bundan dolayı da Yüce Allah: "Gerek göçtüğünüz günde ve gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız evler" buyurmaktadır "ve" bazısının yani koyunların "yünlerinden" bazısının yani develerin "tüylerinden ve" bazısının yani keçi türünün "kıllarından" yararlanıldığına dikkat çekmektedir. (Yünlerinden, tüylerinden, kıllarından ifadelerindeki) zamir en'ama (yani davarlara) aittir.

 

"Döşenecek" siz bunlardan birtakım döşenecek eşyalar edinirsiniz ki bu da maldır. Bunun meta olduğu söylendiği gibi, elbiseler olduğu da söylenmiştir, ama doğrusu bütün bunlardan daha genel bir anlam taşıdığıdır. Çünkü bunlardan hem döşenecek eşyalar, hem yaygı, hem elbiseler, hem de başka şeyler edinildiği gibi mal ve ticaret metaı da elde edilir.

 

İbn Abbas: "Esas" (mealde: döşenecek eşya), meta (kendisiyle yararlanılan şeyler) demektir. Mücahid, İkrime, Said b. Cubeyr, Hasen, Atiyye el-Avfi, Ata el-Horasanı, Dahhak ve Katade de böyle demiştir.

 

"Bir süreye kadar" buyruğu ise vadesi belli ve zamanı bilinen bir süreye kadar demektir.

 

"Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı. " Katade ağaçları kastetmektedir, demiştir. "Dağlarda sığınıp" barınacağınız "yerler" yani kaleler ve savunma kuleleri "yarattı."

 

Aynı zamanda "sizi sıcaktan koruyacak" pamuk, keten ve yünden yapılmış "elbiseler ve" parça ve halka halindeki demirden ve başka şeylerden yapılmış zırhlar gibi savaşta "kendi kuvvetinizden koruyacak zırhlar bağışladı. İşte o teslimiyetle itaat edesiniz diye üzerinizdeki nimetini böylece tamamlamıştır." Yani O'na itaat ve ibadet hususunda size yardımcı olsun diye işlerinizde size yardımcı olacak ve gerek duyacağınız şeyleri sizin için böylece yaratmıştır.

Cumhur bunu "o, teslimiyetle itaat edesiniz diye" anlamındaki buyruğu bu şekilde lam harfini kesreli olarak okumuşlardır. Bu okuyuşa göre bu lafız "İslam" kökünden gelmektedir ama Katade Yüce Allah'ın: "İşte O teslimiyetle itaat edesiniz diye üzerinizdeki nimetini böylece tamamlamıştır" buyruğu hakkında şöyle demektedir: Bu sure "suretu'n-niam: nimetlerin sayılıp döküldüğü" sure diye adlandırılır.

 

Abdullah b. el-Mubarek ve Abbad b. el-Avvam, Hanzala es-Sedusi'den, ikisi Şehr b. Havşeb'den, o İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas bu kelimeyi ("tuslimlin: teslimiyetle itaat") kelimesini lam harfi fethalı olarak "teslemline" şeklinde okumuştur ki bu da yaralardan (kurtulasınız diye) anlamına gelir. Bunu Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam, Abbad'dan rivayet etmiş, İbn Cerir de bu rivayeti her iki yoldan da tahriç etmiş, ancak bu kıraati doğru bulmamıştır.

Ata el-Horasanı de şöyle demektedir: Kur'an-ı Kerim Arapların ilmi genişliğine uygun olarak inmiştir. Yüce Allah: "Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaydı. Dağlarda sığınıp barınacağınız yerler yarattı" buyurmaktadır. Halbuki sizin için düz ovalarda yarattıkları daha büyük ve daha çoktur, ama onlar etrafları dağlarla çevrili bir toplum idiler. Nitekim Yüce Allah: "Onların yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreye kadar giyecek ... verdi" buyurmaktadır. Halbuki bunların dışındakilerden onlar için yaratmış oldukları bunlardan daha büyük ve daha çoktur, ama onlar tüyleri olan develere ve kılları olan keçilere sahiptiler. Nitekim Allah bir başka yerde: "Ve gökten içinde dolu bulunan bazı dağlardan (dolu) indirir." (Nur, 43) buyurmaktadır. O bu ifadeleri ile buna hayret ettiklerini belirtmektedir. Halbuki Yüce Allah'ın yağdırdığı kar daha büyük ve daha çoktur, ama onlar karı bilmiyorlardı. Yine Allah: "Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler" buyurduğu halde soğuktan koruyacak elbiseler daha çok ve daha büyüktür, ama onlar sıcak bölgede yaşayan insanlardı.

 

"Eğer" bunca açıklamadan ve lütufların hatırlatılmasından sonra "yüz çevirirlerse" artık onlardan sana ne? "Sana düşen ancak açıkça bir tebliğden ibarettir. " Bunu da onlara karşı eksiksiz yerine getirmiş bulunuyorsun.

,

"Onlar Allah'ın nimetlerini itiraf ederler, sonra da onu inkar ederler."

Yani onlar kendilerine bunca nimetleri ihsan edenin, kendilerine bunları lutfedenin O olduğunu biliyorlar. Bununla beraber bunları inkar ediyor, Allah'la beraber başkalarına ibadet ediyor, rızkın ve yardımın başkasından geldiğine inanıyorlar. "Onların çoğu kafir kimselerdir." Nitekim İbn Ebi Hatim şöyle demektedir:

 

 

[4102] Bize İbn Ebi Zur'a'nın tahdis ettiğine göre Mücahid şöyle demiştir: Bir bedevi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek ona bazı sorular sordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine: ''Allah evlerinizi size huzur bulacağınız meskenler kıldı" buyruğunu okudu. Bedevi, evet öyledir, dedi. Allah Rasulü: "Size davar derilerinden gerek göçtüğünüz günde ve gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız evler yarattı" buyruğunu okudu. Bedevi yine: Evet, dedi. Sonra Allah Rasulü ona (ayetlerin) devamını da okudu. Bedevi her seferinde: Evet diyordu. Nihayet: "İşte o teslimiyetle itaat edesiniz diye üzerinizdeki nimetini böylece tamamlamıştır" buyruğuna varınca bedevi arkasını dönüp gitti. Bunun üzerine Yüce Allah: "Onlar Allah'ın nimetlerini itiraf ederler, sonra da onu inkar ederler. Onların çoğu kafir kimselerdir" buyruğunu indirdi. 

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

84 – 89. ayetler